e-Posta :
Şifre :

Etiket: Kanser

Bu yayında kahve tüketiminin kolorektal kanser riskini azalttığı belirtiliyor.

Makaleye erişim için aşağıdaki adresi ziyaret ediniz 
cebp.aacrjournals.org/content/25/4/634.abstract 

 8 Nisan 2016 Cuma günü 11. Ulusal Kanserli Hastalar Kongresi, İnbi Sina Hastanesi Hasan Ali Yüzel Konfereans Salonunda gerçekleştirilecektir. Kongre Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü'nün himayesinde Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu tarafından düzenlenmektedir.

Kongre detaylarına ulaşmak için www.turkkanser.org.tr/haber/82/11--ulusal-kanserli-hastalar-kongresi adresini ziyaret ediniz.

 8 Nisan 2016 Cuma günü 11. Ulusal Kanserli Hastalar Kongresi, İnbi Sina Hastanesi Hasan Ali Yüzel Konfereans Salonunda gerçekleştirilecektir. Kongre Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü'nün himayesinde Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu tarafından düzenlenmektedir.

Kongre detaylarına ulaşmak için www.turkkanser.org.tr/haber/82/11--ulusal-kanserli-hastalar-kongresi adresini ziyaret ediniz.

 Dünya’daki güncel onkolojik tedavileri yakından takip etmek ve hastalara uygulayabilmek amacıyla; Türk Tıbbi Onkoloji Derneği dokuz farklı tümör grubunda Türkiye’de onaylı ilaçla ve Dünya’daki durumu değerlendiren bir rapor hazırlamıştır.

Türkiye’de Son Yıllarda Güncel Tedavilere Ulaşım Konusunda Sorunlar İle İlgili Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Tarafından Hazırlanan Rapora erişmek için Tıklayınız.

Kuruluş, uzayan yaşam süresinin daha çok insanın kanserden etkilenmesi anlamına geldiğini söyledi. Kadınlarda meme kanseri, erkeklerde ise prostat kanseri en yaygın türler arasında olmaya devam ediyor. Ama bunların yanında başka kanser türleri de yaygınlaşıyor.

Obeziteden kaynaklanan reflü nedeni ile yemek borusunda tümörlere de sık rastlanıyor. Baş ve boyun kanserleri de artışta. Bunun kaynağının da oral seks olduğu düşünülüyor.

Son verilere göre, erkeklerin neredeyse yüzde 54'ü hayatlarının bir döneminde kanserle karşılaşacakken, kadınlarda bu oran yüzde 48'in hemen altında. Kanserle karşılaşma riskini artıran ise şişmanlık, kırmızı et tüketimi ve sigara kullanımı. Akciğer kanseri kadınlar arasında hâlâ artıyor.
Ancak kanseri önlemek imkansız değil. Kuruluş kilo vermek ve sigarayı bırakmak gibi yaşam tarzı değişikliklerinin önemli bir etki yaratabileceğini söylüyor.

Her ne kadar artan rakamlar araştırmacıların artık daha ileri yöntemler kullanması nedeniyle olsa da, her iki hesaplama yöntemi de kanserle karşılaşan insan sayısında artış ortaya koyuyor. Araştırma ekibinin yöneticisi Londra Queen Mary Üniversitesi'nden Profesör Peter Sasieni, bu durumun "kaçınılmaz olmadığını" söylüyor. Ona göre yaşam tarzında değişiklik yapmak kanser riskini yüzde 50 ila 30 arasında azaltabilir.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın

Mide ve özofagus kanseri İngiltere'de en yaygın beşinci kanser türü. Ülkede hastalıktan her yıl yaklaşık 10 bin kişi hayatını kaybediyor.  Hastalık, sigara içme, obezite, yeterince sebze ve meyve tüketilmemesi ve sürekli alkol alımıyla ilişkilendiriliyor.

Erken teşhisin tedavinin başarı şansını artırdığı belirtiliyor. Mide ve özofagus kanserinin bazı belirtileri şöyle:
  • Aralıklarla üç hafta ya da daha uzun süren hazımsızlık şikayeti
  • Yutma güçlüğü
  • Nedensiz kilo kaybı
  • Gaz ve sık sık geğirme
  • Yemek yerken aniden tokluk hissetme
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Müdenin üst kısmında ağrı ya da rahatsızlık

Rum Politis gazetesinin manşetten verdiği habere göre, Cyprus Airways Güney Kıbrıs’a kanser hastalarının ihtiyaç duyduğu ilaç ve tıbbi malzemeyi taşıma izni ve donanımı bulunan tek havayolu şirketiydi. Cyprus Airways, ekonomik kriz nedeniyle geçen hafta kapatılınca her hafta havayoluyla tıbbi malzeme alan sağlık merkezleri ve tedavi olan onlarca kanser hastası zor durumda kaldı.

Londra ve Paris merkezli iki tedarikçi şirket, Rum kesimindeki ithalatçı firmalara, “Adaya sefer yapan ve hem donanım hem de izni bulunan tek havayolu şirketi THY. İlaç ve malzemeyi Ercan Havalimanı'na gönderelim, buradan Güney Kıbrıs’a geçsin” teklifinde bulundu. Rum ithalatçı şirketleri de hemen Rum yönetimine bilgi verdi ve izin istedi. Ancak Rum siyasiler bu teklifi kabul etmedi ve alternatif yollar bulacakları cevabını verdi.

Hürriyet'teki haber için tıklayın

Amerikalı bilim insanları tarafından hazırlanan çalışmada, kanser türlerinin üçte ikisinin önceden önlemez şekilde, hücre bölümü sırasında tesadüfi mutasyonlar sonucu oluştuğu öne sürüldü. Science dergisinde yayınlanan araştırmada uzmanlar kanserle mücadelede en etkili yolun erken teşhis olduğunu söyledi. Ancak araştırma insanlara sigaraları yakıp içkiye yönelmenin herhangi bir zararı olmadığını da söylemiyor.

Tüm kanser türlerinin tesadüfi ya da "kötü şans" eseri ortaya çıkmadığı vurgulanan makalede, akciğer ve cilt kanseri gibi kanser türlerinin yaşam tarzıyla doğrudan bağlantılı olduğu ifade ediliyor.
Kanserle mücadele yardım kuruluşu Cancer Research de sigara ve alkolden uzak durup sağlıklı beslenmenin kanser riskini önemli ölçüde azalttığının altını çiziyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın
 

Projede, bir erken uyarı sistemi olarak kişinin biyokimyasında hafif değişiklikler tespit edilmek isteniyor. Proje, şirketin potansiyel devrimci yenilikleri araştırma birimi olan, Google X tarafından yürütülmekte. Google ayrıca, kişisel genetik test kitleri sunan 23andMe ve yaşlanmaya karşı araştırma şirketi olan Calico'nun hisselerini de satın aldı. Proje, yaygın olarak kullanılır hale gelen ucuz HIV testini geliştiren moleküler biyoloji uzmanı Dr Andrew Conrad tarafından yürütülüyor.

Google, farklı hastalıklara işaret eden bir nanoparçacıklar paketi tasarlıyor. Bunlar, bir kanser hücresi veya kanserli bir DNA fragmanına yapıştırılabilir, ya da damar endotelinden kopacak plakalara ilişkin kanıt bulabilir. 

Başka bir set de sürekli kandaki kimyasalları izleyecek. Teknoloji şirketinin hedefi, ışık ve radyo dalgaları yoluyla, günde bir ya da daha fazla kez, nanoparçacık okuması yapacak bir bilek sensörü geliştirebilmek.

BBc türkçe'deki haber için tıklayın

Verilere göre 2012 yılında çoğu gelişmekte olan ülkelerdeki 18 milyon kişi gereksiz acılar çekerek öldü.  O kadar ki, Etiyopya'daki kanser hastalarının acıdan kurtulmak için kendilerini kamyonların önüne atarak intihar ettiğine dair haberler var.

Dünya Palyatif Tıp Birliği sorunun kısmen, bazı hükümetlerin morfin gibi ağrı kesiciler vermeyi reddetmesinden kaynaklandığını söylüyor.  Kısıtlamaların ağrı kesicilerin bağımlılık riski yaratabileceği yönündeki abartılı korkulardan kaynaklandığı vurgulanıyor.

Geçen hafta 200'e yakın ülkeden sağlık yetkilileri BM'de bir araya geldi ve Palyatif Tıp'a daha çok önem verilmesi taahhüdünde bulundu.  Böylece ilk kez palyatif tıp bir disiplin olarak tanındı.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın
 

Vet Çalışan Köpekler Merkezi'nde, dört köpek over kanseri taşıyan dokuları tanımak üzere eğitiliyor. Köpeklerin bunu %90 kesinlikle başardıkları belirtiliyor. Fakat, amaç bu köpekleri hastanelerin kanser bölümlerine yerleştirmek değil. Şimdilik amaç "yumurtalık kanserinin kendine özgü kokusunu" belirleyebilmek.

Bu saptandığında araştırmacılar "elektronik burun" ya da "e-burun" denilen bir cihazı bu kokuyu tanımak üzere programlayabilecek.

Bu cihaz her birine bir DNA dizisi iliştirilmiş yüzlerce karbon nanotüp yardımıyla insan burnunu taklit ediyor. Bu dizinler havadaki kimyasal karışımı bir elektrik sinyale dönüştürebiliyor.  Dolayısıyla tırnak ucu kadar küçük bir yongayı bir köpeğin burnu kadar hassas kılabilmek mümkün.  Bu başarıldığında hastaneler bu cihazla donatılarak hastalıkların erken teşhisi yönünde büyük bir adım atılması umuluyor.

Uzun vadede ise tansiyon aleti gibi kolayca herkesin kullanabileceği erken teşhis cihazlarının geliştirilerek evlere, hatta ceplerimize kadar girmesi hedefleniyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın

DSÖ, kanserin önlenmesine yönelik çalışmalara yoğunlaşılması ve sigara kullanımı, obezite ve alkol tüketimiyle mücadele edilmesi gerektiğini vurguluyor.

BBC Türkçe'deki Haber için tıklayın

 

2012 yılı rakamlarında 2008'deki 12,7 milyon vaka sayısına kıyasla büyük artış olduğu belirtildi.  Aynı süreçte kanserden ölenlerin sayısının da 7,6 milyondan 8,2 milyona yükseldiğine dikkat çekildi.

Kanser vakalarındaki artış, gelişmekte olan ülkelerde yaşam tarzındaki değişikliklere bağlanıyor.

DSÖ'ye göre yıllık kanser teşhisi sayısı 2025 itibariyle 19 milyona ulaşması bekleniyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın

Tütü Projesi (The Tutu Project™) 2003 yılında Bob Carey tarafından sadece eğlenmek amacıyla başlatılmış olan bir proje aslında.  Pembe bir tütü (balerinlerin kullandığı kabarık tül etek) giyerek kendisini orada burada fotoğraflayan Bob bir yandan eğlenmekte ve bir yandan da kendisini ifade etmektedir.

Aradan yıllar geçer ve Bob bu bir yanıyla sanatsal, bir yanıyla da eğlenceli fotoğrafları çekmeye devam eder. 

Ancak 2013 yılında eşinin meme kanseri tanısı almasıyla bu proje apayrı bir anlam kazanır.

Bu "komik" fotoğraflar, hem eşine hem de onunla birlikte kemoterapi almakta olan diğer meme kanserli hastalara neşe kaynağı olur.  Tütü Projesi artık meme kanseri bilincini arttırmak ve meme kanserli kadınlara yardım etmek için kullanılan bir araç haline gelmiştir...



İngiltere'deki kanser araştırmaları kuruluşu Cancer Research UK, bu tabloyu "ağır bir külfet" olarak değerlendirdi. Araştırma sonuçlarını içeren Lancet Oncology dergisindeki makalede, ilaç ve tedavi masraflarının yanı sıra, hastaların ve yakınlarının ücret ve maaş kayıpları da mercek altına alınıyor.
Hastalığın en masraflı türü akciğer kanseri. Kanser masraflarının %10'u akciğer vakalarından kaynaklanıyor çünkü daha erken yaşta görülen akciğer kanseri daha fazla üretim kaybına sebep oluyor.

Büyük dilim 'üretim kaybı'
Oxford Üniversitesi ve Kings College uzmanları bu sonuçlara, 27 AB ülkesinde 2009'da topladıkları verileri analiz ederek ulaştı. Toplam 126 milyar euro tutarındaki maliyetin 51 milyar euro'luk kısmını doktorların mesai saatini ve ilaçların bedelini içeren tedavi süreçleri oluşturuyor. Hastalık ve erken ölüm nedeniyle yaşanan üretim kaybının 52 milyar euro düzeyinde olduğu tahmin ediliyor.

Hasta yakınlarının kaybınınsa 23 milyor euro civarında olduğu hesaplanmış. Kişi başına yapılan kanser tedavisi masrafı Almanya ve Lüksemburg gibi zengin ülkelerde yüksekken, Bulgaristan ve Litvanya gibi ülkelerde daha düşük.

Demans ve kalp-damar hastalıkları daha masraflı
Demans (bunama) ve kalp-damar (kardiyovasküler) hastalıklarının maliyetinin ise kanserin çok üzerinde olduğu anlaşılıyor. Sadece 15 Batı Avrupa ülkesinde yüksek tansiyon ve felç gibi kalp-damar hastalıklarının yol açtığı masraflar senede 169 milyar euro düzeyini bulurken, demans tedavisine harcanan para ise 189 milyar euro.

Oxford Üniversitesi Sağlık Ekonomisi Araştırma Merkezi'nden Dr. Ramon Luengo-Fernandez, bu tür çalışmalar sayesinde hangi hastalıklarla ilgili araştırmalara daha fazla kamu fonu sağlanması gerektiğinin belirlenebileceğini söylüyor. King's College London'dan Prof. Richard Sullivan bu görüşü destekliyor: "Avrupa genelindeki karar mercilerinin bu bilgileri kilit önemdeki alanları belirlemede kullanması yaşamsal önemde."

Cancer Research UK yetkilisi Sara Osborne ise bu "ağır külfet" tablosunun, kanserin ortaya çıkışının daha iyi araştırılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdiğini vurguluyor.

Uzmanlar, kansere karşı geleneksel ilaçların yanında kullanıldığında, "Losartan"ın ömrü uzatabileceğine inanıyor. İnternet üzerinden yayın yapan Nature Communications, farelerde uygulanan başarılı denemenin ardından, doktorların, "Losartan"ı, tedavisi zor bir kanser türü olan pankreas kanseri hastalarına vermeyi planladıklarını yazdı.

Günümüzde pankreas kanseri hastalarının sadece % 5'i beş yıldan fazla yaşıyor. Bunun nedenlerinden biri, pankreas kanseri hastalarının sadece 10'da birinde tümör üzerinde ameliyat yapılabilmesi. ABD'deki Massachusetts Hastanesi'nden araştırmacılar, ameliyat edilemeyecek pankreas kanseri hastalarına, kemoterapinin yanı sıra Losartan'ın verilmesini öngören tedavi için, gönüllü hasta aramaya başladı.

Araştırmacılar, bu tedavinin, hastaları iyileştirmese de, ömürlerini uzatacağını umuyor. Losartan, 10 yıldan fazla süredir güvenli bir yüksek tansiyon ilacı olarak kullanılıyor. Bu ilaç, damarları gevşeterek basıncın azalmasını ve daha fazla kan taşınmasını sağlıyor. Massachusetts Hastanesi araştırma ekibi, ilacın göğüs ve pankreas kanseri olan farelerde yarar gösterdiğini ortaya koydu. İlacın, tümör etrafındaki bölgelere daha fazla kan akışı sağlayarak, kemoterapi ilaçlarının hedefe daha iyi ulaşmasına olanak verdiği görüldü.

Genel kemoterapi yerine bu tedavinin uygulandığı farelerde yaşam süresinin uzadığı tespit edildi. İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı'ndan Dr Emma Smith, "Fareler üzerindeki bu ilginç araştırma, yüksek tansiyon ilacının kemoterapiyi nasıl daha etkili kıldığını gösteriyor; fakat insanlarda da aynı sonucun alınıp alınmayacağını henüz bilmiyoruz." dedi.
Smith, ilacın tüm hastalar açısından ya da diğer kemoterapi ilaçları ile karıştırılması durumunda güvenli olup olmadığını tespit etmek için klinik denemelerin sonuçlarını beklemek gerektiğini belirtti.

 İtalya ve İsviçre’de 23 bin kişide yapılan araştırma 13 kanser türünün her birine yakın akrabaların yakalanma riski arttırdığını gösterdi. Fakat yeni bulgular, aile fertlerinden birinin kanser olmasının diğer fertlerin farklı kanser türlerine de yakalanabildiğini kanıtlıyor. Uzmanlar, kanser riskinin genlere, hayat tarzına ve çevreye göre de değişkenlik gösterebildiğini söylüyor.

‘Annals of Oncology’ adlı dergide yayımlanan araştırma, 12 bin kanser hastasıyla, kanser olmayan 11 bin kişiyi kıyasladı. Araştırmacılar, başta genlerin yüzde 50’sinin geçtiği birinci göbek akrabalar olmak üzere ailelerdeki kanser geçmişine ilişkin bilgiler topladı.

Araştırma sonunda, birinci göbek akrabaları gırtlak kanseri olanlarda, yine gırtlak ve ağız kanserine yakalanma riskinin normale göre üç kat arttığı ortaya çıktı. Ağız ve gırtlak kanseri olanlara akraba olanlarda da, yemek borusu kanseri artarken, ailenin kadın fertlerinde de yumurtalık kanseri riski de ikiye katlandı. Erkeklerde de birinci göbek akrabaları mesane kanseri olanlarda, prostat kanseri görüldü.

Araştırma sonunda, ailelerinde bağırsak kanseri olan kadınlarda göğüs kanseri görüldüğü bilgisini de doğrulayan kanıtlara ulaşıldı. İtalya’nın Milano kentindeki Mario Negri Farmakolojik Araştırma Enstitüsü’nden kanser araştırmalarının başındaki Dr. Eva Negri, “Eğer akrabalarınızdan birinde bir tip kanser varsa, siz de farklı bir türde kansere yakalanma riskiyle karşı karşıyasınız” dedi.
İngiltere Kanser Araştırmaları üst düzey yetkilisi Jessica Harris, kanser riskinin aileden miras kalan genler, hayat tarzları ve çevrenin bileşkesiyle tetiklendiğini söyledi.

Harris, “Sigarayı bırakmak, alkolü kesmek, formda kalmak ve dengeli dengeli beslenerek aktif olmak, yapabilecekleriniz arasında” dedi.

GE Healthcare, zararlı alışkanlıklar ve yaşam tarzı tercihlerinin kanserle ilgili harcamaları her yıl yaklaşık 33,9 milyar dolar artırdığını ortaya koyan ikinci araştırma bulgularını yayınladı. Araştırma ayrıca, zararlı alışkanlıkların azaltılmasının, küresel sağlık sistemlerinin her yıl 25 milyar dolar tasarruf etmesini sağlayabileceğini de ortaya çıkarttı.

2013 yılının Mayıs ve Haziran aylarında GFK Bridgehead’in GE Healthcare için gerçekleştirdiği araştırma, dört zararlı alışkanlık olan sigara, alkol, kötü beslenme ve fiziksel faaliyet eksikliğine ve bu alışkanlıkların göğüs, akciğer ve kolon kanseriyle olan ilişkisine odaklandı. Araştırma, 10 gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede zararlı alışkanlıkların kanser sebebiyle oluşan maliyetler üstündeki etkisini hesapladı. (bkz. notlar)

GE Healthcare CCO’su Jeff DeMarrais, konuyla ilgili olarak, “Bu araştırmanın ortaya çıkardığı zararlı alışkanlıkların toplam küresel maliyeti çok etkileyici. Her birimizin yaşamımızda yapabileceği birkaç küçük değişiklik ve rutin kontrollerin sağladığı tasarrufun boyutları ise bize umut veriyor. Bu veriler aynı zamanda yıllık #GetFit kampanyamızın sağlıklı seçimler, erken teşhis ve olası kanser riski arasındaki bağlantıyla ilgili olarak toplumdaki farkındalığı artırmak açısından ne kadar önemli olduğunu da tekrar ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.

Araştırma, 33,9 milyar dolarlık yıllık küresel maliyeti 10 ülkeye bölüyor ve hem kanser tedavisi için yapılan yıllık harcamayı hem de hesaplanan olası yıllık tasarrufu kapsıyor.

ABD, 18.41 milyar dolar harcama ile yıllık küresel harcamaların yüzde 54’ünü gerçekleştirerek birinci sırada yer alırken, onu 8,57 milyar dolar (yüzde 25,3) ile Çin, 1,5 milyar dolar (yüzde 4,4) harcama ile Fransa, Almanya ve Türkiye izliyor. Brezilya (378 milyon dolar - yüzde 1,1) ve Suudi Arabistan (107 milyon dolar - yüzde 0,3) gibi gelişmekte olan ülkelerin ise bu aşamada yıllık kanser harcamalarının oldukça düşük olduğu görülüyor (bkz. Tablo 2).

Tütün kullanımının akciğer kanserinin gelişimiyle bağlantılı olduğu uzun süredir bilinen bir gerçek olsa da, veriler hareketsizlik ve yanlış beslenme gibi diğer zararlı alışkanlıkların da kanser riskini etkilediğini gösteriyor. Örneğin, hareketsizlik ve kötü beslenme genellikle kilo almakla ilişkilendirilse de, bu araştırma hareketsiz bir yaşam süren erkeklerin kolon kanserine yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor (görece risk puanı = 1,61; yani kansere yakalanma riski aktif bir yaşam süren bir bireye göre yüzde 61 daha fazla). Sonuç olarak hareketsizliğin kolon kanserine olan etkisini, hastalığın yıllık yaklaşık 160 milyon doları bulan zararıyla ilişkilendirmek mümkün.
Kanserden kaynaklanan ölümlerin neredeyse yarısı, sağlıklı bir kiloda kalmak, sigara içmemek, sağlıklı beslenmek, fiziksel olarak aktif olmak ve tavsiye edilen tarama testlerinden geçmek gibi sağlıklı seçimler yapılarak önlenebiliyor. Ancak, hem bu araştırma, hem de Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verileri, zararlı alışkanlıkların tüm ülkelere hâkim olmaya devam ettiğini gösteriyor (bkz. Tablo 3).

On ülkenin yedisinde, nüfusun yüzde 25’inden fazlası hala düzenli olarak sigara içiyor. Sigara alışkanlığı, en çok 15 yaş üstü yetişkinlerin yüzde 31’inin sigara içtiği Fransa ve Türkiye’de görülüyor.
Fransız kadınlar ve Türk erkekleri, sırasıyla yüzde 31 ve yüzde 47 oranlarıyla en çok sigara içen gruplar olarak öne çıktı.

Fiziksel faaliyet eksikliğinde ise Suudi Arabistan ve İngiltere son sırada yer alıyor. 18 yaşın üzerindeki Suudi vatandaşlarının yüzde 68,8’i ve İngiliz vatandaşlarının da yüzde 63,3’ü hareketsiz bir yaşam sürüyor; bu oran Hindistan’da yalnızca yüzde 15,6 iken, Almanya’da da yüzde 28.

GE Healthcare’in ödüllü #GetFit toplumsal farkındalık kampanyasının bir parçası olarak gerçekleştirilen araştırmanın bilgilerine bu bağlantıyı kullanarak ulaşabilirsiniz.







GfK Bridgehead, zararlı alışkanlıkların küresel kanser tedavisi harcamalarına olan etkisini belirlemek için her ülkedeki klinik kanıtları ve araştırmaları ve Dünya Sağlık Örgütü’nün nüfus verilerini kullanmıştır. Hesaplama, her ülkede zararlı alışkanlıklara sahip olan yetişkin sayısının, bu alışkanlıklara bağlı göğüs, akciğer ve kolon kanseri vakalarının sayısının ve son olarak da zararlı alışkanlıklar dâhil ve hariç tutularak hesaplananan kanser tedavi maliyetlerinin belirlenmesi yoluyla yapılmıştır.

GfK Bridgehead, ayrıca zararlı alışkanlıklardan kaynaklanan kanser tedavi masraflarından sağlanabilecek potansiyel tasarrufu belirlemek için bu alışkanlıklara sahip kişilerde kanser riskinin artışına ilişkin yayınlanmış olan klinik kanıtları da kullanmıştır. Tasarruf hesaplaması, zararlı alışkanlıklarını ve yaşam tarzlarını değiştiren kişilerin kansere yakalanma riskinin azalacağını varsaymaktadır; potansiyel tasarruf hesaplamaları, bu durum sonucunda tedavi maliyetlerinde oluşacak farktan türetilmiştir.

GE Healthcare’in Temmuz ayında sona eren #GetFit 2013 kampanyası (www.ge-getfit.com), kanser riskini azaltabilecek sağlıklı alışkanlıkları teşvik etmek amacıyla küresel bir hedef kitle üzerinde katılım, etkileşim ve bağlılık yaratmak için Instagram, Twitter gibi sosyal medya kanallarından faydalanıyor.

Notları: 
(1) Bu araştırma kapsamında incelenen zararlı alışkanlıklar, hareketsizlik,kötü beslenme, alkol ve tütün kullanımıdır. Klinik testlerde, hareketsizlik, haftada 3-4 kez yerine ayda 1-3 kez egzersiz yapmak ve günde 6 saatten fazla oturulan bir işte çalışmak olarak tanımlanmıştır. Kötü beslenme, yüksek miktarda kırmızı/işlenmiş et tüketimi ve düşük lif tüketimi şeklinde tanımlanmıştır. Alkol kullanımı, haftada en az bir kez en az 60 gram saf alkol alan düzenli içicileri kapsamaktadır. Tütün kullanımı ise, daha önce tütün kullanmış kişilere oranla her türlü tütün ürününün kullanımını içermektedir.

(2) İkinci araştırmaya dâhil edilen ülkeler: Brezilya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Japonya, Suudi Arabistan, Türkiye, İngiltere ve ABD.


Sosyalist Bakan Marisol Touraine, Journal du Dimanche gazetesine verdiği demeçte, çocukların sağlığını korumak için daha çok 'dumansız bölge' görmek istediğini söyledi. Touraine, okulların dışında ve üniversite kampüslerinde de sigaranın yasaklanmasını umduğunu ifade etti. Fransa'da son yıllarda sigara içilmeyen plajlar ortaya çıkmaya başladı. 

Akdeniz sahilinde Marsilya yakınındaki La Ciotat kasabası, 2011 yılında plajlarda sigara yasağı uygulayan ilk yerlerden birisi oldu. Bu kasabada yasağa uymayanlara 38 Euro para cezası uygulanıyor. Başta New York olmak üzere dünyanın bazı başka kentlerinde de 2011 yılında park ve plajlara sigara yasağı getirilmişti. Sağlık Bakanı Marisol Touraine, "Annelerin, babaların, bakıcıların, çocukların oynadıkları parklarda sigara içmeleri normal mi? Hiç sanmıyorum. Sigara öldürür" dedi. 

Touraine'in Journal du Dimanche'e verdiği demeç diğer gazeteler tarafından da yayınlanınca ülkede bir tartışma başladı. Pek çok kişi Bakan Touraine'in görüşüne destek verirken, hükümeti, 'kişisel özgürlükleri kısıtlamaya çalışmakla' suçlayanlar da oldu. Le Figaro gazetesinin bir okuru, gazetedeki habere yazdığı yorumda Bakan Touraine'e, şaka yollu, 'ülkedeki ölüm oranını dikkate alarak, bilim sonsuz yaşamın sırrını bulana kadar doğumları yasaklamasını' önerdi.

La Croix gazetesinin bir muhabiri, La Ciotat kasabasının sigara içilmeyen Lumiere Plajı'nda hem sigara tiryakilerinin hem de sigara içmeyen kişilerin yasağı desteklediğini yazdı. Sigara bağımlılığı, Fransa'da önlenebilir ölümlerin başlıca sebebi. Ulusal Sağlık Enstitüsü verilerine göre akciğer kanseri vakalarının yüzde 90'ının sorumlusu olarak tutulan sigara kullanımı, Fransa'da her yıl 73 bin erken ölüme neden oluyor.

Santralı işleten Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi (TEPCO) buharın nereden geldiğini ve sebebini henüz belirleyemediklerini açıkladı. TEPCO, dün de ilk kez, santraldan denize radyoaktif su sızıntısının devam ettiğini kabul etti. Japonya hükümeti bu açıklamaların ardından gereken önlemlerin geciktirilmeden alındığını duyurdu. 

Yetkililer, santraldan yükselen buharın endişe yarattığını, tamamen soğutulmuş olması gereken hasarlı reaktörün içinde bir yerde hâlâ su kaynadığının işareti olduğunu belirtiyorlar. Reaktörü soğutmak için işçiler hâlâ reaktöre su pompalıyorlar ve yetkililer kullanılan suyun, kaynama noktasının çok altında olması gerektiğini vurguluyor. BBC Tokyo muhabiri Rupert Wingfield-Hayes, son gelişmelerin TEPCO'nun reaktörün hasar durumu ve sızıntılar konusunda tam bir bilgiye sahip olmadığını gösterdiğini belirtiyor. Bundan önce en son 18 Temmuz'da reaktörden buhar çıktığı belirlenmişti.

2011 yılında meydana gelen deprem ve onu takip eden tsunamide zarar gören Fukuşima nükleer santralında geçtiğimiz aylarda beş elektrik arızası belirlenmişti. TEPCO yetkilileri, dün yaptıkları açıklamada, nükleer santralın büyük olasılıkla, denize radyoaktif su sızdırdığını söylemişlerdi. Nükleer uzmanlar, uzun süredir bu tür bir sızıntıdan şüpheleniyordu ancak TEPCO yetkilileri bugüne kadar bu iddiaları reddetmişlerdi. TEPCO geçen ay reaktörün su tanklarında yeni bir radyoaktif sızıntı belirlediklerini açıklamışlardı.

Sanofi Grubu ile Curie Kanser Enstitüsü, imza attıkları işbirliği kapsamında yumurtalık kanserinin pek çok türünü niteleyen moleküler değişimleri daha iyi anlamak ve etkin yeni ilaçların tasarlanmasına olanak tanımak amacıyla çalışmalara başladı.

Sanofi ile Curie Kanser Estitüsü işbirliği ile, yumurtalık kanserinin temel biyolojisinin çevirisel araştırma (bilgileri birbirine okutmak) yaklaşımıyla yeniden ele alınması amaçlanıyor. Curie Enstitüsü’nde klinik, doku ve biyolojik olarak iyi tanımlanmış, dondurularak korunmakta olan büyük bir koleksiyon bulunuyor. Bunlar bazı tür kanserlerin etkin tedavisine yönelik biyolojik hedeflerin belirlenmesi amacıyla incelenebilecek.

Yumurtalık kanseri tedavisinde yeni umut ışığı
Bu uzun dönemli işbirliğinin, yumurtalık kanserine yakalanan kadınlara yeni tedavi seçenekleri sunacak bakış açıları sağlayacağını söyleyen Sanofi Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Onkoloji Başkanı Dr. Debasish Roychowdhury sözlerine şöyle devam etti: “Curie Enstitüsü’nde onkologlarla biyologların yıllar boyunca yumurtalık kanseri konusunda elde ettikleri birikim, Sanofi araştırma ve ürün geliştirme takımlarındaki araştırmacıların uzmanlığıyla birleşecektir. Avieasan ortaklığı çerçevesinde kurulan bu araştırma anlaşması, Fransız bilimsel mükemmeliyetinin rol oynadığı çevrimsel araştırmalara iyi bir örnek oluşturmaktadır.”

Curie Kanser Direktörü Damien Salauze ise işbirliğini şöyle değerlendirdi: “Halen elde pek az ilaç bulunduğu için yumurtalık kanseriyle mücadele zordur. Hastalarımıza potansiyel ek tedavi çözümleri sunabilmek için Sanofi ile işbirliği yapmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Sanofi’nin tedavi ajanları seçmekteki uzmanlığı Curie Enstitüsü’nün birikimini ve geliştirdiği teknoloji platformlarını tamamlayacaktır.”

Yumurtalık kanserinin tedavisi hâlâ zor
Bilim dünyasında yaşanan son gelişmelere rağmen, yumurtalık kanserinin tedavisi hâlâ zor. Başlıca risk unsurları arasında, ilerleyen yaş ve olguların yüzde 5-10’unda rastlanan kalıtımsal faktörler yer alıyor. Bunlar çoğu zaman geç teşhis edilmektedir. Ameliyatla kemoterapiyi birleştiren güncel tedavi stratejisi etkili olmakla beraber, hastalığın nüksetmesi sıkça görülmekte ve durum yavaş yavaş medikal tedaviye dirençli hale dönüşmektedir.

Sanofi Grubu ile Curie Kanser Enstitüsü işbirliği kapsamında teknoloji platformları kullanılacak, bu da tümör genomunun eksprese ettiği molekülleri dizilemeye, aynı hastalardan alınan tümörsüz dokuların dizileriyle karşılaştırmaya ve tanımlanan moleküler değişimlerin yapısını açıklayıp doğrulamaya olanak sağlayacaktır. Daha sonra Sanofi’nin tedavi hedefleri seçmedeki uzmanlığı tümörün ilaçlar tarafından baskılanma ya da uyarılma olanağının değerlendirilmesinde yol gösterecektir.

KANSERİ ‘NANO’ İLAÇLA ALT EDEN TÜRK PROFESÖR
Nanoteknolojiyi kullanarak kanser ilaçlarının tedavi sürecinde gösterdiği yan etkileri ve kanseri tamamen ortadan kaldıran bir ilaç geliştiren ABD’deki Illinois Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ilk kadın profesörü Hayat Önyüksel “Amerika’ya gittiğim dönemde Türkiye’de bugünkü şartlar olsaydı Türkiye’yi bırakmazdım. Çalışmamı ülkemde yapardım.” dedi. 1970’li yıllarda gittiği Amerika’da 2003’te Illinois Üniversitesi tarafından kanser ilaçları alanında yaptığı buluş ve araştırmalar nedeniyle ‘Yılın Mucidi’ ve ayrıca aynı yıl ‘Yılın Kadını’ seçilen Prof. Dr. Önyüksel geliştirdiği formülü STAR’a anlattı:

Kanserli hücreye nokta atışı
“Nanoteknolojiyle kanser ilaçlarının yan etkileri ortadan kaldırıyoruz. Bunu da sağlıklı dokulara dokunmadan yalnızca kanserden etkilenmiş dokuya ilacı göndererek yapıyoruz. İlaçları bir taşıyıcı sistem içine alarak damardan iğne yoluyla kana veriyoruz. İlaç taşıyıcı sistem sayesinde sadece kan içinde dolaşıyor ve kandan dışarı çıkamıyor. Bunun yanında bir de taşıyıcı sistemimizin üzerine protein bağlıyoruz. Tıpkı navigasyon gibi, sistem kanserli dokuyu yayılmadan buluyor ve etkiliyor.’’

Artık saçlar dökülmeyecek
“Yöntemin yan etkisiz olması da çok önemli. Mesela saçlar dökülmeyecek, daha da önemlisi mevcut kanser ilaçları kan alyuvar ve akyuvarlarını öldürebiliyor, bu yüzden tedavi durduruluyor. Bekleme sürecinde kanser yayılıyor. Bu ilaçla kemoterapinin yan etkilerini ortadan kaldırdık. Yöntemi bir hayvan grubunda denedik. Taşıyıcı sistemli olan hayvanlarda tedavinin 10 misli etkili olduğunu, hiçbir yan etki göstermediğini rapor ettik. Kanser yok oldu. Bu çalışmamızı insanlar üzerinde henüz denemedik. Elbette çalışmalarımız sonlandığında bu denemeler yapılacak.”

Kısa sürede uzun mesafe
Türkiye’de son yıllarda bilim adına çok güzel başlangıçlar yapıldığını belirten Prof. Dr. Önyüksel şunları söyledi: ‘’Çıkıp kimse diyemez Türkiye’deki bilim neden Amerika’daki gibi değil. Amerika bu noktaya 70 yılda ulaştı. Bir on senede Türkiye’den bu seviyeye gelmesini beklemek mantık dışı. Önemli olan bilim, araştırma adına adımların atılıyor olması ve bilim insanlarının önünün açılması. Bilim için önce insanın kafası rahat olacak, refah seviyesi yükselecek. Biz bu seviyeye şu an ulaştık. Bunu takdir etmek gerek. Bugünkü şartlar olsaydı ben Türkiye’yi bırakmazdım. Çünkü artık Türkiye’de de bilim adına çok güzel işler yapılabilir, bu ortam var. .

Laboratuvar çalışmalarında tüysüz köstebek faresinin deri hücrelerinde tümörlerin gelişmesini önleyen şekerli bir doğal maddeden yüksek miktarda bulunduğu saptandı. Nature bilim dergisinde yayımlanan araştırmada elde edilen bulguların uzun vadede yeni kanser tedavisi yöntemlerini beraberinde getirebileceği belirtiliyor. Benzer bir kimyasal şu anda romatizma tedavisinde ve göz çevresindeki kırışıklıkların giderilmesinde kullanılıyor. New York eyaletindeki Rochester Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, tüysüz köstebek farelerinin kanser tedavisinde oynayabileceği rol incelendi. Tüysüz köstebek fareleri, fare ve sıçan gibi diğer kemirgenlerin tersine ileri yaşlarda kansere yakalanmıyor.
Uzmanlar hayvanın dokusunda HMW-HA adlı yapışkan şekerli maddeden bol miktarda bulunduğunu ve bu maddenin doku tamirinde rol oynadığını saptadı. HMW-HA adlı maddenin hayvanın hücrelerinden çıkartılması durumunda da, kansere bağışıklığını kaybettiği görüldü.

'Tedaviye daha çok var'
Uzmanlar bu durumun, HMW-HA'nın çıplak köstebek farelerinin kansere yakalanmamasındaki rolünü gösterdiğini söylüyor. Araştırmacılar, bu madde sayesinde köstebek farelerinin yeraltındaki dar tünellerde rahatça dolaşabilmesini sağlayan elastik deriye sahip olduğunu belirtiyor. Aynı maddenin çıplak köstebek farelerine, büyük olasılıkla kanserli hücrelerin bölünmesini engelleyerek kansere karşı koruma sağladığı kaydediliyor. Uzmanlar bir sonraki adımın, önce fare hücrelerinde, sonra da insan hücrelerinde testler yapmak olduğunu söylüyor. Araştırmayı yorumlayan İngiliz Kanser Araştırmaları Kurumu'ndan Oliver Childs, bu çalışmadan yeni bir kanser tedavisi çıkmasının çok uzun sürebileceğini belirtti.




Dünyanın en prestijli kanser kongrelerinden olan ASCO’nun (American Society of Clinical Oncology) bu yılki toplantısına 35 bin onkoloji uzmanı katıldı. Kongrede öne çıkan en önemli konu, rahim ağzı yani serviks kanserindeki gelişmeler oldu. Bu kanserin özellikle az gelişmiş ülkelerde görülme oranı da, ölüme neden olma oranı da hayli yüksek. Erken evrede yakalandığında tam şifa sağlanabilen hastalığın erken teşhis edilmesi için kullanılan yöntem ise pap smear testi. Bu testte doktor, rahim ağzından bir parça alıyor ve patologların incelemesi için laboratuvara gönderiyor. Fakat özellikle yoksul ülkelerde her kadının pap smear testinden yararlanması mümkün olmuyor. Bu ülkelerin nitelikli laboratuvarlardan yoksun olması da olayın bir başka boyutu. Dolayısıyla yoksul ülkelerin kadınlarında kanser öncesi lezyonların yakalanması ciddi bir sorun ve birçok kadın bu yüzden hayatını kaybediyor.

İşte Hindistanlı Doktor Surendra Sirinivas Shastri de ülkesindeki kadınların rahim ağzı kanserinden ölmelerini engellemek için pahalı pap smear testinden daha basit ve daha ucuz bir yöntem kullandı; asetik asit, yani bildiğimiz sirke.

Yöntem gerçekten çok basit; rahim ağzına sirke sürülüyor ve renk değişimi gözleniyor. Öncü kanser lezyonları varsa bölgenin rengi beyazlaşıyor, yoksa pembe oluyor.

"YILIN ONKOLOJİK GELİŞMESİ OLARAK AÇIKLANDI"
1990’lı yıllarda geliştirilen ve 2010’da Dünya Sağlık Örgütü'nün onayladığı yöntemle ilgili çalışmalar bir süredir devam ediyordu. Ancak büyük çaplı hasta grubu çalışma sonuçları ilk kez açıklandı ve ASCO’nun en dikkat çeken başlığı oldu. ASCO’da diğer toplantıların dışında yılın en önemli onkolojik gelişmesinin açıklandığı özel ve büyük bir toplantı yapıldığını söyleyen kongre katılımcılarından İstanbul Bilim Üniversitesi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir, “2013’ün en önemli onkolojik gelişmesi olarak rahim ağzı kanserinin sirke ile teşhis edilmesi gösterildi. Büyük toplantıya damgasını vuran olay bu oldu” dedi.

SİRKEYLE KANSERİ YAKALADI, HASTANIN HAYATINI KURTARDI
Tayland ve bazı Afrika ülkelerinde de uygulanan yöntem, Hindistan için büyük önem taşıyor. Zira dünyada yılda 76 bin kadın rahim ağzı kanserinden ölürken Hindistan’da bu rakam yılda 22 bin. Bu nedenle çok ucuz olan bu yöntemin Hintli kadınlar için daha farklı bir anlam ifade ettiğini belirten Prof. Demir’in anlattıkları: “Hindistan çok fakir bir ülke, Hintli kadınların düzenli jinekolojik kontrol ve pap smear yaptırma imkanı yok. Bu nedenle sirke ile serviks kanseri tanısı önemli bir gelişme. Bir hemşire, jinekolojik muayene sırasında Dr. Surendra Sirinivas Shastri’nin bir hastasının rahim ağzına sirke sürmüş. Tümöral başlangıç olduğu için sirke o bölgede renk değişikliğine yol açmış. Böylece gerekli tedavi yapılmış ve hastanın hayatı kurtulmuş. Yani pap smearın yaptığı işi sirke yapmış.”

YOKSUL ÜLKE KADINLARININ UMUDU OLDU
Dr. Surendra Sirinivas Shastri’nin, 7500 kadın üzerinde sirke testini uyguladığını, erken dönemde tespit ettiği vakalarla Hindistan’da rahim ağzı kanserinden ölümleri % 7 oranında düşürdüğünü belirten Prof. Demir, kongrenin sonuç bildirgesinde, “Bu basit yöntem, serviks kanserinden ölümleri önemli ölçüde azaltabilir” ibaresinin yer aldığını söyledi.

Peki, sirke, pap smear testinin yerine geçer mi? Prof. Demir’in cevabı: “Gelişmiş ülkelerde hala pap smearın yapılması öneriliyor ancak fakir ülkelerde sirke testi tarama amaçlı kullanılıyor.”

"AKILLI MOLEKÜLLER SERVİKS KANSERİNDE DE ETKİLİ"
ASCO’da konuşulan ikinci önemli gelişmenin rahim ağzı kanserinde kullanılan akıllı moleküller olduğunu belirten Demir, “İleri evre serviks kanserinde bugüne kadar sadece kemoterapi yapılabiliyordu. Halbuki metastatik ve ileri evre rahim ağzı kanserlerinde kemoterapinin yanına bevacuzimab isimli akıllı molekülü eklemenin tedaviye yanıtı ortalama % 30 artırdığı gösterildi” bilgisini verdi.

Demir, kongrede HER 2 pozitif meme kanserleri ile ilgili gelişmelerin de paylaşıldığını söyledi. Geçen yıl trastuzumab ve pertuzumab etken maddeli ilaçların onaylanarak tedavi protokolüne girdiğini hatırlatan Demir, “Anti HER2 kombinasyonların ve erken evre meme kanseri tedavisindeki tamoksifenin 5 yıl yerine 10 yıl kullanılmasının daha etkin sonuçlar doğurduğu vurgulandı” değerlendirmesini yaptı.

ASCO 2013' te sunulan bildiri özeti için tıklayınız.



 Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2011 Kasım’da aldığı ilaçta indirim kararından sonra kanser ilaçlarında başlayan sıkıntı, Türk Eczacıları Birliği’nin (TEB) ithalatıyla aşılmaya çalışılsa da zaman zaman hastalar karaborsacıların eline düşmekten kurtulamadı. Bleomycin, Purinethol, Deticene, Mitoymcin gibi yaklaşık 10 temel kanser ilacı, Türkiye geneline yayılmış eczanelerde satılamadığından, TEB aracılığıyla yurtdışından Türkiye’ye getirildi.

30 BİN KUTU ECZANELERDE
Purinethol’de ithalatçı firmanın SGK ile yaşadığı fiyat sorununun bitmesinin ardından 30 bin kutunun dün itibariyle eczanelere gönderildiği öğrenildi. Bunun Türkiye’deki 1 yıllık ihtiyaca yetecek miktar olduğunu belirten yetkililer, “Ancak bir sorun var ki o da paralel ticaret” uyarısı yaptılar.

PARALEL TİCARET
Türkiye’de kanser ilaçları 1.5 liradan 35 lira arası fiyatlarda satılırken; Rusya, Türki Cumhuriyetler ve bazı Avrupa ülkelerinde 50 ila 100 Euro’dan satılıyor. Dolayısıyla ‘paralel ticaret’ ile yurtdışından firmalar bu ilaçları düşük fiyatla Türkiye’den alıyor. Durum böyle olunca ya iç piyasada ilaç bulunamıyor. Purinethol’de de bu risk var.
Deticene’deki sorun firmadan
TEB Genel Sekreteri Harun Kızılay Deticene’de üretici firmadan kaynaklı küresel bir sorun yaşandığına dikkat çekti. Muadilinin daha pahalı olduğunu belirten Kızılay, “Deticen’in kutusu 77 Euro’dan gelirken; ABD’li Dacarbazin 144 Euro. SGK, Dacarbazin’i geri ödeme listesine alsın” dedi.

    
          Çalışmanın yazarları 1996 – 2005 yılları arasında ABD’de 5 yaş altındaki çocuklarda BT çekilme oranının 2 kat, 5 – 14 yaş grubunda ise 3 kat arttığını belirttiler. Bu durumdan hem hekimleri hem de hasta yakınlarının sorumlu olduğunun altını çizen yazarlar “tanıların garantilenmesi” veya “iç-rahatı” için gereksiz BT istemlerinden kaçınılması gerektiğiniz savunuyorlar. “Radyasyon içermeyen” tanı araçlarına, özellikle de fizik muayeneye güvenilmesini öneriyorlar.

Haber için tıklayınız.
 






 Hırvatistan'ın Krapina bölgesindeki bir mağarada bulunan fosilleşmiş bir Neandertal kaburgasında kemik tümörü izlerine rastlandı. Amerikalı bilim insanları, bunun insansı fosillerinde kaydedilen en eski tümör vakası olduğunu söylüyor.
PLOS One adlı dergide yayımlanan bulgular, insansılarda kanserin tarihine ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Daha önceki ilk kemik kanseri belirtileri 1000-4000 yıl öncesine ait antik Mısır kalıntılarında görülmüştü. Bunun "insan fosilinde bulunan en eski tümör" olduğunu ifade eden Kansas Üniversitesi'nden Dr David Frayer, "120 bin yıl önce, kirlenmemiş bir ortamda yaşamış bir Neandertal olmanın bile kansere karşı koruyucu bir yanının olmadığını" söyledi.
Kanserli kaburga kemiği, insansılara ait 900 parça kemiğin ve taş aletlerin bulunduğu önemli bir arkeolojik alandan geliyor. Kaburganın iskelet bütünlüğü olmadığı için tümörün insan sağlığı üzerindeki genel etkisine dair fazla bir yorum yapılamıyor. Kaburgadaki tümör, röntgen filmi ve Bilgisayarlı tomografi taraması sonucu tespit edildi. Neandertal fosilin DNA'sını çıkarma çabası sonuçsuz kalsa da, araştırmacılar, tarih öncesi insansılarda kansere ışık tutacak başka fosiller bulunacağını ümit ediyor.

 Lösemi hastası Dilek Özçelik’in 15 Nisan’da Edirne gezisi sırasında Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan Türkiye ’de bulamadığı ilaçların getirtilmesi için yardım istemesi kanser hastalarının ilaç bulma sıkıntılarını gündeme getirmiş, Türkiye’nin ilaç sisteminin bir kez daha sorgulanmasına neden olmuştu.

Her yıl ortalama 200 bin insanın kansere yakalandığı Türkiye’de, bir ayda ortalama 30 bin kanser hastası tedavi için kullanmaları gereken ilaçların yurtdışından getirilmesi için Türk Eczacılar Birliği’ne (TEB)başvuruyor. Ancak ilaçların eczanelerde bulunmaması ve yalnızca TEB aracılığıyla iki ile 30 gün arasında yurtdışından getirilmesi kanser hastalarının ilaç karaborsacılarının eline düşmesine neden oldu. Hastanelerin onkoloji servisini mesken tutan ilaç karaborsacıları, piyasa değeri 52 lira olan ‘Deticene’ adlı ilacı yurtdışından kaçak yollarla getirerek 900 liraya satıyor. Karaborsada fahiş fiyata satılan ilaçların nasıl satıldığını öğrenmek için Radikal gazetesi olarak piyasada bulunamayan kanser ilaçlarından oluşan bir reçeteyle Türkiye’nin en büyük tıp fakültelerinden biri olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Onkoloji servisinin yolunu tutuyoruz. İşte ilaç bulamadıkları için karaborsacıların eline düşen kanser hastalarının hikâyesi…

20 katına satılan ilaçlar
Kanser tedavisi için en çok kullanılan ilaçlardan olan Bleomycin, Deticene ve Purinethol’dan oluşan reçetemizle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi çevresindeki eczaneleri tek tek geziyorum. Yasal yollardan bulamadığımız ilaçları karaborsada bulmak için reçetemizi yanımıza alarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Onkoloji bölümüne gidiyorum. Kemoterapi hastalarının tedavi gördüğü ‘Gorbon’ servisi ağzına kadar kanser hastalarıyla dolu. Eczane simsarları ile ilaç karaborsacılarını bulmaya çalıştığım sırada kemoterapi gördüğü için saçları dökülmüş bir kanser hastası yanıma gelerek, “Siz eczacı mısınız?” diye soruyor. Ben de kendisine eczacı olmadığımı ancak bir yakınım için kanser ilacı aradığımı söylüyorum. Kendisine ilaç getirmesi için tanımadığı birisine reçete verdiğini ve birazdan simsarın kendisine ilaç getireceğini belirten kanser hastası, “Burada istediğiniz ilacı bir şekilde bulabilirsiniz. Zaten bu ilaçları eczanelerde bulamazsınız” diyerek yanımdan ayrılıyor.
Hemen ardından onkoloji servisi bilgi işlem memurunun yanına gidip reçetede yazılı olan ilaçları nereden bulabileceğimi soruyorum. İlaçların ancak TEB aracılığıyla yurtdışından getirilebileceğini ancak hastane içinde dolaşan birtakım insanların bir şekilde bu ilaçlara ulaştığını söyleyen memur, koridorda bulunan 20’li yaşlarda bir genci işaret ederek, “Bu da onlardan biri. Hastaneye gelen hastaların reçetelerini alıp dışarıdan ilaç getirerek hastalara teslim ediyorlar. Hastanenin güvenlik personelleri bu insanları gördükleri anda kapı dışarı ediyor. Ancak burası hastane ve herkes bir şekilde içeri girmeyi başarıyor maalesef” diyor.
Konuşmadan hemen sonra ilaç simsarının yanına giderek elimdeki reçeteyi gösteriyorum. Reçeteye bakan ilaç simsarı Bleomycin adlı ilacın piyasada tek tük kaldığını ancak Deticene ve Purinethol’u bulmamın çok zor olduğunu söyledikten sonra telefonla birilerini arayıp ilaçların ismini söylüyor. Karşı taraf ilaçların kendisinde olduğunu söyledikten sonra simsar bizi Cerrahpaşa yakınında bulunan bir eczaneye yönlendiriyor. Eczaneye gittiğimizde reçeteyi eczacıya uzatıyoruz. Eczacı uzun uzun reçeteye baktıktan sonra TEB’e başvurmam gerektiğini söylüyor. Şehir dışından geldiğimi, ilaçları ne pahasına olursa olsun bir an önce temin etmem gerektiğini söylüyorum. Bunun üzerine eczacı cep telefonunda kayıtlı olan K. Yaşar adlı karaborsacıyı arayıp ilaçların adını verdikten sonra fiyatlarını soruyor. Karaborsacı etiket fiyatı 9 lira olan Purinethol için 120 lira isterken, fiyatı 52 lira olan Deticene için ise tam 900 lira para istiyor.

Kanser ilaçları neden bulunamıyor?
Türk Eczacılar Birliği’ne göre ilaçların eczanelerde bulunamamasının en büyük nedeni Sağlık Bakanlığı’nın ilaç fiyatları konusunda uyguladığı politikadan kaynaklanıyor. Bakanlığın ucuz fiyata ilaç temin etmeye çalışması zarar görmek istemeyen birçok firmanın hayati öneme sahip ilaçları yurtdışından getirmemesine neden oluyor. Örneğin bakanlık bir ilaç almak istediğinde ilk aşamada Avrupa’da aynı ilacın satıldığı 5 ülke içerisinde ilacın en düşük fiyata satıldığı iki ülkeyi seçiyor. Bu durumda ilaç fiyatının en düşük olduğu ülke İspanya olduğu için fiyatlama sisteminde İspanya baz alınıyor. Buraya kadar her şey normal, asıl sıkıntı ikinci ve üçüncü aşamada başlıyor.
İkinci aşamada bakanlık İspanya’da satılan bir ilaca yüzde 40 daha az para ödeyeceğini belirtiyor. Bu durumda 100 euroluk ilaç 60 euroya düşüyor. Üçüncü aşamada ise getirilen ilacın SGK tarafından karşılanması için bakanlık kalan paraya yüzde 20 ıskonto uygulayacağını belirtiyor. Bu durumda 100 euroluk ilacın fiyatı 48 euroya düşüyor. Bu durumda zarar göreceklerini düşünen ilaç firmaları da kanser ilaçlarını yurtdışından getirmiyor. Hal böyle olunca tedavi olmak zorunda kalan kanser hastaları da karaborsacıların eline düşüyor.
Sağlık Bakanlığı’nın ilaç fiyatları politikasının bir an önce revize edilmesi gerektiğini söyleyen Türk Eczacılar Birliği Genel Sekreteri Harun Kızılay, “Sağlık Bakanlığı’nın ilaçlarla ilgili uyguladığı fiyat politikası yanlış olduğu için birçok ilaç piyasada bulunamıyor. TEB olarak reçeteleriyle bize başvuran hastaların ilaçlarını getiriyoruz. Ancak ilaçların piyasada bulunmaması ve hastaların da bilinçsiz olması maalesef karaborsanın oluşmasına neden oldu. Bu durumun aşılması için bakanlığın fiyatlandırma sistemini yeniden düzenlemesi lazım. Gerekli şartlar yerine getirilirse ve gerekli teşvikler yapılırsa TEB öncülüğünde bu ilaçlar Türkiye’de rahatlıkla üretilebilir. Hastaların karaborsacıların sattığı ilaçlara yönelmemesini, ilaçlarını TEB kanalıyla temin etmelerini tavsiye ediyoruz” dedi.

‘İlaç olmayınca hastalar moral yönünden çöküyor’
Hasta Hakları Derneği Başkanı Orhan Demir, Türkiye’de yaklaşık 400 bin kanser hastası olduğunu ve kanser hastalarının ilaçlara ulaşmakta sıkıntı çektikleri için moral yönünden çöktüğünü söyledi: “Sosyal güvenlik kurumu ilaç fiyatlarında istismar var diyerek zorunlu indirimler yapmakta. Bu yüzden bir çok firma ülkemize ilaç göndermemekte. İşte tam bu noktada karaborsacı ve simsarlar devreye giriyor. 450’ye yakın kanser ilacı olmasına rağmen Türkiye de kanser ilacı üretimi sadece 13 ilaçla sınırlı. Parası olsun veya olmasın hastaların ilaca ulaşmakta sıkıntı çekmesi hasta hakları ihlali anlamına gelmektedir.”

Türkiye’de ruhsatı olduğu halde piyasada bulunmadığı için TEB tarafından yurtdışından getirilen ilaçlar şunlar:
-Deticene 100 mg/200 mg flakon
-Verapamil 5 mg ampul
-Flutamid 250 mg 84 tablet
-Daunomycin 20 mg flakon
-Naloxan 0,4 mg ampul
-Uro-Vaxom 6 mg kapsül
-Purinethol 50 mg tablet
-Lanvis 40 mg tablet
-Ara-Cell (cytarabin) 100 mg/40 mg ampul
-Nalorex 50 Mg tablet

Angelina Jolie'den Ankaralı Şengül Bel'e, kansere genetik yatkınlık nedeniyle ağır ameliyatlar olan kadınları konuşuyoruz. Ama kanser sözkonusu olunca, ameliyat tek tedavi değil. İlaçla tedavide de büyük adımlar atılıyor. CNN TÜRK'ten Emine Munyar, Türkiye'den bir grup gazeteciyle birlikte, kanser araştırmalarında sınırları zorlayan Genentech şirketinin konuğu oldu.
Kansere karşı geliştirilen ilaçların temelinde artık genetik DNA'ların deşifresi ve kişiye özel tedaviler var. ABD'nin San Francisco kentindeki Genentech şirketi, araştırma ve ilaç geliştirmede bir dünya devi. Şirketin beyin takımı, özellikle kanserle mücadelede kullanılan gen teknolojisi ve biyoteknoloji dünyasının sırlarını anlattı.

Genentech Başkan Yardımcısı Stuart Lutzker, "Bağışıklık sistemini hedefleyen terapiler üzerine odaklanıyoruz. Yeni geliştirdiğimiz tedavi yöntemi böbrek, akciğer ve cilt kanseri gibi hastalıklarda bağışık sistemini güçlendirerek kanserli hücrelerin yok edilmesini sağlıyor. Bu çok yeni olan gelişme bizi çok heyecanlandırıyor" dedi.

37 yıl önce kurulduğunda, dönemin ilk biyoteknoloji şirketi olan Genentech, bugün yaklaşık 100 milyar dolarlık bir ilaç araştırma devi. İnsan proteinini ilk üreten, DNA teknolojisini kullanarak insülini klonlayan şirket. Şu anda, klinik geliştirme aşamasında, yani yeni ilaç olmaya aday 30 yeni moleküler madde üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Stuart Lutzker, "Yeni geliştirdiğimiz tedavide kanser ilacını direkt kanser hücresine taşıyoruz. Böylece sadece kanserli hücreler öldürülüyor. Normal hücreler zarar görmüyor" diye konuştu.

Şirket kampüsünde Nobel ödülüne aday olmuş, "rock-star" muamelesi gören bilim insanları var. Kanser tümörlerinin şifresini çözmek için ilginç yöntemler deneniyor. Örneğin, "Çin hamsterı" gibi memeliler ile bazı böceklerden alınan hücreler biraya getiriliyor. Kanser hücrelerini frenleyebilecek ya da öldürebilecek protein geliştiriliyor.

Genentech'in geliştirdiği ve deneme aşamasındaki yeni ilaç adayları arasında, kanser hücresini intihar ettiren moleküller de var.

Bu yeni moleküllerden ikisi, kronik lenfosit lösemi ile akciğer kanserinin tedavisine yönelik potansiyel ilaçlar olarak dikkat çekiyor ve Genentech yöneticileri gelecek için umutlu konuşuyor. Lutzker, "Örneğin meme kanseri. Her iki memede de kanser türü çok agresif bir kanser türüydü. Standart kemoterapi tedavisi işe yaramıyordu. Yeni geliştirdiğimiz ilaçla büyük başarı sağladık. Umudumuz diğer kanser türlerinde de aynı başarıyı göstermek" dedi.


Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.


 27 yıl önce Çernobil faciasından sonran Dönemin sanayi Bakanı Cahit Aral Karadeniz çayına radyasyon bulaşmadığını böyle kanıtlamaya çalışmıştı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Kızılırmak suyunda arsenikli olduğu tezini yalanladı. Suyun sağlığa zararlı olmadığını kanıtlamak için bir sürahi musluk suyu içti.

Eğirdir Belediye Başkanı Osman Nuri Özmeral, Eğirdir Gölü'nün kenarına dökülen çöplerle kirletildiği iddiası üzerine gölün temiz olduğunu göstermek için avuç avuç su içti.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de, sütte kanser iddialarına sıklıkla başvurulan bir yöntemle yanıt verdi. Kameralar karşısına geçti süt içti.

Yıl 2013.. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, GDO'lu pirinç iddialarının asılsız olduğunu pilav yiyerek gösterdi.

Onkolojide en güncel iki tedavi yaklaşımı - immünoterapi ve antikor-ilaç konjugatları - Amerikan Kanser Araştırma Derneği 104. Yıllık Toplantısı’ nde sunulan iki çalışmaya göre tedavisi oldukça zor olan ileri evre over kanserinde sonuçları iyileştiriyor. Over kanseri için immünoterapi gerçekte ilk kez yapılan iki aşamalı bir süreç, dendritik hücre aşısı ve adaptif T-hücre tedavisi birleştirilmesi olduğunu Philadelphia'daki Pennsylvania Üniversitesi'nde Tıp Fakültesi Perelman Okulu Over Kanseri Araştırma Merkezi'nden Dr. Lana Kandalaft söyledi.
Faz 1 çalışmasında, 31 evre III /IV over kanserli ilk aşamada aşı ile tedavi edilen hastaların 20’ sinde (%66) yanıt , stabil hastalık(n=17) ya da kısmi yanıt (n = 3) elde edildi. Bevacizumab (Avastin, Roche / Genentech) tedavi adımlarının her ikisi sırasında da uygulandı.
Aşı tedavisi uygulanan ama yine de rezidüel hastalığı olan 11 hasta’ da, ikinci adım tedavi immünoterapi olarak adaptif T hücre tedavisine geçildi. Bu grubun,% 73’ ünde tedaviyle fayda sağlandı, 7 hastada stabil hastalık vardı ve 1 tam hastada tam yanıt vardı.
Dr. Kandalaft, bir basın toplantısında, bu klinik çalışmanın özellikle dramatik bir sonucu olduğunu söyledi. 2 kez nüksü olan ve debulking ameliyatı geçirmiş, ilk aşama tedavi olarak tek başına aşı tedavisi alan bir hastada 45 ay progresyonsuz sağkalım sağlandı.
Dr Kandalaft, ileri evre over kanseri karşılanmamış tıbbi bir ihtiyaç alanını temsil eder dedi.
Over kanseri olan hastaların çoğu ileri bir evrede teşhis edilir; çoğunda iki yıl içinde nüks ve 5 yıl içinde ölüm görülür. Bu korkunç sonuçları göz önüne alındığında over kanserinde geniş bir karşılanmamış, alternatif tedavilere kesinlikle ihtiyaç vardır. Bu çalışmada kullanılan 2 aşamalı tedavi süreci Penn Over Kanseri Araştırma Merkezi'nde geliştirildi.
İlk olarak, debulking cerrahi sırasında toplanan her bir hastanın kanından izole edilmiş kendi tümör dokusu, dendritik hücreler olarak bilinen immün hücrelere maruz bırakılmasıyla aşı hazırlandı. Aşı, 3 aylık bir süre boyunca 5 enjeksiyon olarak uygulandı.
İkinci olarak, aşı uygulanmış hastanın kanından T-hücreleri izole edildi. Bu bağışıklık hücrelerini uyarmak ve genişletmek için kullanılan laboratuvar süreçlerinden sonra hastaya yeniden enjekte edildi.
2 aşamalı süreçte, dendritik hücreler "casuslar" olarak hareket eder ve hedef hücreler hakkında bilgi toplar. Dr. Kandalaft, ‘Casuslar lenf düğümlerine dönüp asker T-hücrelerine bilgi sağlar ve T hücreleri tümörle mücadele eder’ diye açıkladı.
Sonuç olarak, işlemin ikinci adımı, T-hücrelerinin adoptif transferi, anti-tümör immün yanıtı güçlendirir. Bu sadece ilk adım uygulanan gruba göre, iki aşama tedavi uygulanan grupta stabil hastalık / yanıt oranının daha fazla olmasını açıklayabilir (yanıt oranı sırasıyla %66, % 73)

Platin Bazlı Kemoterapiye Dirençli Hastalıkta Antikor-İlaç Konjugasyonu

Aynı basın toplantısında, başka bir araştırmacı MUC16 proteini eksprese eden over tümörünü hedef alan deneysel bir ajan için faz 1 çalışma sonuçlarını sundu.
Dana-Farber Kanser Enstitüsü ve Boston'da Harvard Tıp Fakültesi' nden araştırmanın başyazarı Dr. F. Liu, tüm over kanserlerinin yüzde sekseninin MUC16 proteini eksprese ettiğini söyledi.
DMUC5754A (Roche / Genentech) olarak bilinen yeni ajan, metastatik HER2-pozitif meme kanserinde kullanılan trastuzumab emtansine veya T-DM1 (Roche / Genentech) olarak en iyi bilinen yeni bir ilaç sınıfı olan bir antikor-ilaç bileşimidir.
Dr. Liu, ilk insan çalışmasında; ileri, tekrarlayan, platin dirençli over kanseri tanısı alan 44 hastanın % 20'den fazlasında DMUC5754A' a yanıt deneyimlendiğini bildirdi.
Çalışmaya katılanlar arasında 1 tam yanıt ve 4 kısmi yanıt (tümörde % 30 ' da daha fazla küçülme) görüldü. Bu yanıtların görüldüğü tüm hastalarda kanser hücreleri yüksek düzeyde MUC16 eksprese etti ve hastalar 2.4 mg / kg doz ile tedavi edildi.
DMUC5754A bir antikor ve güçlü bir toksin kombinasyonudur. Antikor over kanserlerinde son derece yüksek salınan bir protein olan MUC16' yı tanır böylece toksin kanser hücrelerini öldürmeyi hedefler. Antikor-ilaç konjugatı, MUC16-pozitif kanser hücrelerine seçicilikle toksini salgılar. Dr. Liu' ya göre, bu seçicilik aksi takdirde çok toksik olabilecek bu ilaçların tedavide verilmesini sağlar.
'Bu ilac etkinliği ek çalışmalarla doğrulanması halinde, tedavisi oldukça zor olan over kanseri için yeni nesil bir tedavi türünü temsil edecek,' diye kaydetti.
Platin dirençli over kanseri için mevcut tedavilerin etkinliği sınırlı ve genellikle kısa sürelidir diye belirtti.
Çalışmaya alınan hastaların çoğu öncesinde yoğun bir şekilde tedavi edilmiş ortalama yedi kemoterapi rejimi almıştı.
Dr Liu, 'Ajan, kabul edilebilir bir güvenlik profiline sahiptir', dedi.
Çalışma sırasında, 2 doz sınırlayıcı toksisite oluştu: 3.2 mg / kg maksimum dozunda tedavi alan bir hastada Grad 4 nötropeni ve bir hastada grade 4 ürik asit artışı görüldü. Grad 3 yan etkiler hastaların % 9'unda görülen yorgunluk ve hastaların % 9' unda görülen nötropeni idi.
Yorgunluk her doz seviyelerinde en yaygın görülen grad 3/4 advers olay oldu. Genel olarak, hastaların % 57' sinde yorgunluk oluştu. Diğer sık ??bildirilen yan etkiler arasında bulantı, kusma, iştah azalması, ishal ve periferik nöropati vardı.
Basın toplantısının moderatörü Washington'da Georgetown Lombardi Kapsamlı Kanser Merkezi' nden Dr. Louis Weiner, DMUC5754A ile görülen sonuçların antikor-ilaç konjugatlarının gerçek bir ilaç sınıfı olduğunu ve T-DM1 ile görülen ilaç etkisinin bir kerelik bir örnek olmadığını gösterdiğini söyledi.
'Bu önemli ve mantıklı bir tedavi kavramıdır. Tümör hücre yüzeyinde önemli bir antijeni hedefleyecek bir antikor alabilir ve böylece o hücrenin içine sitotoksik ajanı göndererek onları öldürebilir ve kanseri daha iyi tedavi edebilirsiniz', dedi.
Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR)' nin, 104. Yıllık Toplantısı' nda 10 Nisan 2013 tarihinde LB-335 nolu bildiri ve 9 Nisan 2013 tarihinde LB-290 nolu bildiri olarak sunuldu.

Kaynak: Medscape Medikal Haberler


 Özçelik'in tavrı kanser hastaları adına "İlaç bulamıyoruz yardım edin" çığlığı gibiydi. Yaşanan olay sonrası Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Dilek Özçelik'in ilaçlarının bakanlık tarafından temin edileceğini açıkladı. Peki ya diğer kanser hastalarının yaşadıkları ilaç sorununu nasıl çözülecek?
Diğer kanser hastaları da "Moralimizi yüksek tutarak bu hastalığı yenmeye çalışıyoruz ama ilaç sorunu yaşıyoruz. İlaç bulamadığımız için tedai sürecimiz aksıyor. Kimsenin yaşama umudunu yitirmesine izin vermeyin." diyerek yardım çağrısında bulundu.
İşte ilaç krizi yaşayan kanser hastalarının şikayetleri ve yardım çağrıları:

Ramis A.: "2 senedir kanser hastalığıyla mücadele ediyorum. 4 farklı tedavide başarısız olduktan sonra doktorum yeni bir tedavi önerdi. 12 seanslık ilaç talebinde bulundu doktorum. Evrakları gönderdik sonrasında bekleme. İlaçlar geldi fakat iki seanslık. İki seans ilacı aldıktan sonra. Tekrar ilaç istemi yaptık. Cep telefonuna gelen mesajda ilaç stokta yoktur diyordu. İlaç 21 günde 1 alınması gerekiyor. 25. 02. 2013 te ilacın ikinci seansını aldım. 18. 03. 2013 te 3. seansımı almam lazım. Tedavi tarihleri değiştirilemez. Bu ilaçları gönderen birimlerin tedavinin şeklinden haberi yok mu. Yada kanserin tedavi olunmadığında sonuçlarını biliyorlar mı?"

Ahmet Ö: "Kanser tedavisi görüyorum yurt dışından ilaç bekliyorum altı hafta olmasına rağmen henüz ilacım ulaşmadı gereğinin yapılmasını arz ederim."

Dilek D.: "Ben kanser tedavisi görmekteyim. Zorlu bir süreci moralimi yüksek tutarak geçirmeye ve bu hastalığı yenmeye çalışıyorum ama karşılaştığım sorunlar o kadar trajikomik ki artık dayanamadım. Böyle önemli bir tedavide nasıl olur da ilaç bulunmaz ve bu ilaç olmayınca bugüne kadar olan tedavinin de anlamı olmadığı gibi bundan sonraki tedaviyi nasıl tamamlayacağımı da bilmiyorum. İnsana ve sağlığa verilen önem bu kadar mı olmalıydı. Çaresiz beklemek zorunda kalıyorum. Peki bunun sorumlusu kimdir? Bu sorunumu kim çözecek? İlaçları sıkıntı çekmeden nasıl temin edebileceğim? Tedavimin gecikmesindeki sorumlu olan kişiye nasıl ulaşmalıyım ki yapılan haksızlığı sorabileyim?"

Mine T.: "Dedem kanser ve tedavisi için hiç bir yerden ilaç temin edemiyoruz. Aradığımız Bu sorunu çözmenizi rica ediyorum. Kimsenin yaşama umudunu yitirmesine izin vermeyin ve yardımcı olun."

Çiğdem K. "Sağlık Bakanı benim kardeşim kanser tedavisi görüyor. Bir yıl kullandığı ilacı şimdi Türkiye üretmiyor bir yıl daha kullanması gerekiyor. Eğer ilacı bulamasak ve tekrarlarsa hastalığı bunun sorumlusu kim?"

Emine Hatun U: "Kanser tedavisi görmekteyim. Tedavi süresince kullanmakta olduğum ilaçları bulmak zor . Böyle önemli bir hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçları nasıl olurda Türkiye'nin başkenti Ankara'da bulamıyoruz. Benim gibi birçok hasta bu sıkıntıyı çekiyor. tedavi süreci aksıyor, belki de hayatını kaybediyor. Sizler de bunu izliyorsunuz ve hiçbir şey yapmıyorsunuz . Dış ülkelere yardım ettiğiniz kadar kendi halkınıza da yardımcı olmanızı rica ediyorum. İnşallah bu maili dikkate alırsınız ve bu sorunu çözmeye çalışırsınız."

Vahap E. "Annem kanser hastası 2001 den bugüne kadar tedavi görüyor. İlacı bugüne kadar sigorta karşılamaktaydı. Bugün annemin kontrolde yazılan ilaçlarını eczaneden alamadık. Nedeni ise ilaca gelen katkı payı. Anlaşılan devlet hasta insanları gözden çıkarıp işi ticarete dökmüş. Parası olmayanın yaşaması da caiz değil anlaşılan. Ama çok yanlış . Bu işe en yakın zamanda inşallah bir çözüm bulunur"

Turan T. " Ben kanser nedeni ile ameliyat oldum. Hastanenin 3 ayda bir 3 hafta alması uygundur raporuna istinaden BCG ilacını zor da olsa bularak bu tarihe kadar yapıldım. Ancak Ancak ilaçları Mersin ve civarındaki eczanelerde ve ecza depolarında bulamıyoruz. Sağlık Bakanlığı ile ecza depoları veya eczaneler arasıdaki bir sorun ise lütfen insan sağlığı açısından sorunun acilen giderilmesini; değil ise mağduriyetimizin önlenmesini arz ederim."
sikayetvar.com

Çevre Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın verdiği parayı iade eden 23 yaşındaki kanser hastası Dilek Özçelik için Sağlık Bakanlığı ve Türk Eczacıları Birliği (TEB) harekete geçti.


 Bu alanda bugüne dek yapılan en büyük araştırma diye nitelenen çalışmada 200 bin kişinin DNA'sı incelendi.
Bunlardan yarısı kanser hastası, yarısı ise sağlıklıydı. İki grubun genlerini karşılaştıran bilim adamları, DNA'daki kalıtsal kanser riski noktalarını belirledi. Araştırma ekibine liderlik yapan İngiliz bilim adamları, bu bulgular sayesinde beş yıla kadar yeni DNA taraması testleri geliştirebileceklerini söylüyor. Ayrıca farklı kanser türlerin gelişimine de ışık tutabilecekleri görüşündeler. Çalışmada meme, prostat ve yumurtalık kanserine yakalanan hastalarda sık rastlanan genetik farklılıklar incelendi. Tek nükleotit polimorfizm (Snps) adı verilen bu farklılıklardan her biri, kanser riskini çok az miktarda artırıyor. Ancak bu belirleyici genlerden (marker), çok sayıda taşıyan bir grup erkekte prostat kanseri riskinin dört katına, kadınlarda ise meme kanseri riskinin üç katına çıktığı görüldü.


Prostat kanseri için tarama umudu
Meme kanseri için bazı tarama yöntemleri var -- ancak bugüne dek prostat kanseri için tarama yapılamıyordu. PSA testi kanda bazı protein belirleyicilere bakarak riski tahmin etmeye çalışsa da güvenli bir yöntem olarak kabul edilmiyor. Bu yüzden hayatı kurtulan her prostat kanseri hastasına karşılık, 12-48 erkeğin gereksiz yere tedavi gördüğü düşünülüyor..

Bu son araştırmada bulunan prostat kanseri belirleyicisi 23 genden 16'sının, hastalığın ölümcül türlerinin habercisi olabileceği, dolayısıyla da en iyi tedavi yöntemi konusunda karar vermekte hastalara ve doktorlara yardımcı olacağı kaydediliyor. Kanser Araştırma Enstitüsü'nden Profesör Ros Eeeles "Bu sonuçlar, prostat kanserinin genetik sebeplerini bulma konusunda bugüne dek attığımız en büyük adım." diye konuştu.

Londra merkezli Kanser Araştırma Enstitüsü (IRC) ile Cambridge Üniversitesi'nden bilim adamlarının ortaklaşa yürüttüğü çalışmaya, İngiltere Kanser Araştırma kuruluşu ile Wellcome Vakfı maddi destek sağladı. Ana bulgular, tıklayın Doğa Genetiği adlı bir dergide yayımlanan beş makalede bilim dünyasına sunuldu.




 Kötü beslenme, sedanter yaşam, tütün kullanımı, alkol kullanımı, güneş ışığının zararlı etkilerine maruz kalma gibi çevresel etkenler kanser oluşumunun % 90-95’inden sorumludur. Bu çevresel etkenlerin kontrol altına alınması ile kanser görülme sıklığı azaltılabilir.

Kanserle mücadelenin önemli konularından biri de veri toplamaktır. Kanser verilerinin toplanması kanser hastalıkları arasında önceliklerin belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Ülkemizde, aktif kanser kayıtçılığı Sağlıkta Dönüşüm Programı öncesinde sadece iki ilimizde yürütülmekte iken, son yıllarda yapılan çalışmalar ile 28 ilimizde aktif kanser kayıtçılığı başlatılmıştır. Dünya genelinde, nüfusun %8’i aktif kanser kayıtçılığı ile takip edilirken, bu oran ülkemizde bu yıl %70’e ulaşmış olacaktır. Dünya Sağlık Örgütü, kurmayı planladığı 5 uluslararası eğitim merkezinden birisini İzmir’e kurmaya karar vermiştir.

Bakanlık olarak kanseri önleme çalışmalarımız arasında tütün ve obezite ile mücadelemiz başı çekmektedir. Ayrıca bu yıl Türkiye Radon Haritalandırma ve Eylem Planı ile Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Eylem Planları da hayata geçirilecektir.
Kanser tarama programlarımızla, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerinde (KETEM), “Erken teşhis hayat kurtarır!” prensibiyle meme, kolorektal ve serviks kanserlerine karşı tarama hizmetleri ücretsiz olarak verilmektedir. Vatandaşlarımızın kanser taramalarına daha kolay ulaşabilmeleri için Mobil KETEM araçlarımızla mahallere kadar giderek verdiğimiz tarama hizmetleri ülke genelinde yaygınlaştırılacaktır.

Ülkemizde, meme kanserinin daha erken yaşlarda görülmesi nedeniyle meme kanseri tarama yaşı 40’a indirilmiştir. Rahim ağzı kanserlerinin erken teşhisi için 30-65 yaşlarda devam eden smear (sürüntü) programına HPV testleri de eklenmiştir. Ayrıca bağırsak kanserlerine yönelik olarak ülke genelinde 50-70 yaş arası bütün vatandaşlarımıza gaytada gizli kan testi taraması yapılacaktır.

Bütün bu çalışmalarımızla birlikte kanser tedavisi gören hastalarımızın ağrı kontrolünde kullanılan ilaçlara ulaşabilmeleri için yerli ağrı kesici ilaç üretim çalışmaları başlatılmıştır. Benzer şekilde ilk defa ulusal ilaç firmalarımızca yerli kemoterapiler üretilmeye ve hatta ihraç edilmeye başlanmıştır. Robotik kemoterapi hazırlama ünitelerimizi ve radyoterapi merkezlerimizi 2023 planlamamıza göre yaygınlaştırma çalışmalarımız devam etmektedir. Türkiye’de uluslararası standartlara göre uygulanan tedavilere bütün vatandaşımız kolayca ve ücret ödemeden ulaşabilmektedir.
Yine, kanserle mücadele eden ve hayatının son günlerini yaşayan hastalarımızı rahat ettirebilmek, her türlü ihtiyacını karşılayabilmek, fiziksel, ruhsal ve psikososyal yönden destekleyebilmek için geçen yıl pilot olarak uygulamaya koyduğumuz Palyatif Bakım Ünitelerini yurt genelinde yaygınlaştırmayı hedeflemekteyiz.

 Hepatosellüler Karsinoma Tedavisinde Transkateter Arteryel Kemoembolizasyon ile veya Transkateter olmadan Radyofrekans Ablasyon: Prospektif Randomize Çalışma

Peng ZW, Zhang YJ, MS Chen ve diğ

J Clin Oncol. 2013, 31:426-432

Çalışma Özeti

Hepatoselüler karsinom (HCC), bazı yaklaşımlar transkateter arteryel kemoembolizasyon (TACE), radyofrekans ablasyon (RFA) konformal radyasyon ve radioembolizasyon dahil, lokorejyonel hastalığın tedavisinde kullanılan çeşitli yaklaşımlar vardır. En iyi yaklaşım tasarlanması tartışmalıdır, randomize çalışmaların sayısı az ve aralarında uzun zaman vardır. Tipik olarak, daha küçük tümörlerde RFA büyük olanlar için TACE kullanılır.

Peng ve arkadaşları tümörleri 7 cm’ den küçük olan HCC hastalarında randomize bir çalışma sundu. Hastalar TACE’ yle birlikte RFA (n = 94) veya tek başına RFA (n = 95) alanlar almak üzere randomize edildi. Primer sonlanım noktası genel sağkalım oldu. 1 -, 3 - ve 4-yıllık genel sağkalım oranları ve rekürrenssiz sağkalım oranları TACE-RFA ve RFA grupları için Tablo ‘ da bulunmaktadır.
HCC' de Sağkalım Oranları
Tedavi Grubu Genel Sağkalım     Rekürrenssiz Sağkalım    
  1 3 4 1 3 4
TACE-RFA 92.6% 66.6% 61.8% 79.4% 60.6% 54.8%
RFA 85.3% 59% 45% 66.7% 44.2% 38.9%










TACE-RFA grubundaki hastalarda daha iyi sağkalım ve rekürrenssiz sağkalım vardı (risk oranı, 0.525,% 95 güven aralığı [CI], 0,335-0,822, p = .002) ve daha iyi rekürrenssiz sağkalım (risk oranı, 0.575 ;% 95 CI, 0,374-0,897; P = .009). RFA grubundaki hastalara göre. Tedaviye bağlı hiçbir ölüm gözlenmedi. Peng ve arkadaşları, TACE-RFA’ nın 7 cm’ den küçük HCC tümörlü hastalarda yaşam süresinin iyileştirilmesinde yalnız başına RFA’ dan üstün olduğu sonucuna vardı.

Görüşler

Peng ve arkadaşları, sonlanım noktası genel sağkalım olan bu mükemmel randomize çalışmayı yürüttükleri için değerlendirildi . Ancak, bu çalışmanın sınırları vardır. Hastaların büyük bir kısmı (2067) tarandı ve çalışma dışı bırakıldı, çalışma tek birmerkezde gerçekleştirildi, hastaların çoğunluğu Hepatit B’ li hastalardı. Sonuç olarak, daha geniş bir küresel nüfusa uygulanabilirliği sınırlı olabilir. Ayrıca, bu çalışma çapraz geçişe izin vermektedir, bu sağkalım sonuçlarını etkilemiş olabilir. Genel olarak bu bulgular, kombine TACE RFA yaklaşımının daha üstün olduğunu göstermiştir ve bu nedenle RFA ‘ ın potansiyel rolü TACE ile kombinasyon halinde daha büyük tümörler içinde genişletilebilir.

Makale özetine ulaşmak için tıklayınız.


İsrailli kadınlarda yapılan bir ABD araştırmasına göre, fertilite tedavileri alan kadınlar, invitro fertilizasyonun (IVF), meme ve jinekolojik kanserlerin riskini artırmadığına ikna edilebilir.
Maryland Ulusal Kanser Enstitüsü Hormonal ve Üreme Epidemiyoloji Şube şefi araştırma baş yazarı Louise Brinton 'Bulguların oldukça güven verici olduğunu ve hiçbir kanserin belirgin olarak yüksek olmadığını,' söyledi.
Ovulasyon uyarıcı ilaçlar veya yumurta almak için overlere müdahale edilmesi, IVF tedavilerinin bir parçası olabilir, araştırmacılar işlemlerin kadınlarda kanser riskini artırabileceğinden şüphe etmektedirler. Nitekim, önceki çalışmalarda yaşamın erken dönemindeki IVF meme kanseri ve borderline over tümörlerinin artan riskiyle ilişkili bulundu.
Ama diğer çalışmalarda fertilite tedavisi ve kanser arasında çok az bağlantı bulundu. IVF ve kanser riski arasındaki ilişkiyi çözmek zordur, IVF tedavisi sırasında farkında olunamayan bazı parametrelerin bu problemi yaşayan kadınlarda kanser riskini etkileyip etkilemediğini bilmek zordur.
Ayrıca, bugüne kadar çalışmalara dahil olan fertilite tedavisi almış kanser gelişmiş, çok sayıda kadın yoktur.
Sonuçları Fertility & Sterility  Dergisi'nde yayınlanan çalışmanın yazarı Brinton 'Herkesin cevaplar istediğini, ama kendilerinin gerçekten istediğini, özellikle ilgili olunan sayı tam olarak bilinmediğinde çalışmanın çok zor olduğunu,' Reuters Sağlık'a söyledi.
O ve arkadaşları 1994 ve 2011 yılları arasında IVF tedavisi alan 67.608 kadının ve IVF tedavisi almayan 19.795 kadının tıbbi kayıtlarını inceledi.
Araştırmacılar ulusal kanser kayıtlarıyla dosyaları ilişkilendirdi ve bunlardan 2011 ortalarına kadar kanser tanısı almış 1.509 vaka bulundu.
IVF tedavisi alanlarda meme ya da endometrial kanser teşhisi şansı açısından hiçbir fark yoktu. Araştırmacılar over kanseri riskini tedavi alanlarda biraz daha yüksek buldu ama bu bulgu şans eseri olabilir.
Çalışmanın tamamında IVF ile over kanseri arasındaki kesin ilişkinin çok küçük kaldığını söyledi ve tüm vakalarda IVF' yle ilişkili sadece 45 olgu bulundu.
Benzer bir ilişki, Lund Üniversitesi Tornblad Enstitüsü(İsveç) Müdürü Bengt Kalen başkanlığında yürütülen çalışmada bulundu, herhangi bir artmış over kanseri riskinin işlevsiz yumurtalıkların kendilerine bağlı olabileceği söylendi.
Bengt Kalen, 'İnfertil kadınların birincil sorunları yumurtalıklarındadır ve sorunun IVF' yle ilgisi yoktur,'  dedi.
Ancak yine de IVF tedavisi alan kadınların over kanseri riski açısından yakından takip edilmemesini söylemek zordur.
' St Louis Kısırlık Merkezi' nden Sherman Silber 'Bu tür bir çalışma hakkında (eğer bir şey yoksa, güven vericiyse, kanser riskinde herhangi bir reel artış görünmüyorsa) olağanüstü dikkatli olunmak zorundadır,' dedi.

Kaynak: Reuters Sağlık

Akciğer kanserine bağlı ölümlerin en son tahminlere göre, yakında Avrupa' da  kadınlarda kanser ölümlerinin en büyük nedeni olan meme kanserini geçeceği tahmin ediliyor. 
Bazı ülkelerde bu durum halen gerçekleşmiştir. Annals of Oncology'' in 12 Şubat 2013 sayısında yayınlanan bir makaleye göre İngiltere ve Polonya' da akciğer kanserinden daha fazla kadın ölmektedir. 
Bu tahminler,  Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) mortalite ve nüfus veri tabanları ve Avrupa Birliği'nin en güncel verileri (2009 ve 2010)' nden hesaplandı. 
Araştırmacılar, tüm 27 Avrupa Birliği ülkeleri verilerini analiz etti ve daha sonra  Fransa, Almanya, İtalya, Polonya, İspanya ve Birleşik Krallık' ı kapsayan 6 ülke için verileri detaylı olarak analiz etti. 
Kansere bağlı toplam mortalite Avrupa Birliği' nde azalmaktadır.  2009 dan 2013 e kadar yaşa göre düzeltilmiş tüm kanserlerden mortalitenin kadınlarda %6, erkeklerde %4 düşeceği tahmin edilmektedir.
Kadınlarda meme kanserinden ölümler giderek düşüyor; 2009 yılından bu yana% 7 düşüş olmuştur. 
Araştırma yazarlarından Carlo La Vecchia, Mario Negri Enstitüsü ve İtalya'da Milano Üniversitesi'nde tıp profesörü Epidemiyoloji Bölümü başkanı, ?"Bu önemli ve tedavideki gelişmeler yanı sıra tarama ve erken tanıyı yansıtıyor' dedi.  
Ancak, aynı zamanda bu ankete dahil tüm ülkelerde kadınlarda akciğer kanserinden ölümlerde bir artış olmuştur. 2009 yılından bu yana, akciğer kanserinden ölümler kadınlarda% 7 oranında arttı ama erkeklerde% 6 oranında azalmıştır.
Araştırmacılar, bu tam tersi eğilim devam ederse, akciğer kanserinin 2015 yılına kadınlardan kansere bağlı ölümlerin en yüksek nedeni olan meme kanserini geçeceği tahmin ediyor.
İngiltere kadınlarda akciğer kanser ölümlerinin en yüksek oranına sahip ve 2013 yılında 100.000 de 21,2 'e ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Dr La Vecchia bir açıklamada, 'Bu tahmini artış 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında sigaraya başlayan genç kadınların artan prevalansını yansıtıyor olabilir,' dedi.  "Ancak, günümüzde daha az sayıda genç kadın sigara içmektedir, bu nedenle, 2020 yılından sonra kadınlarda akciğer kanserinden ölümler 100.000 kadın başına 15 civarına inebilir,' diye öngördü.
Araştırmanın yazarlarından Fabio Levi, MD, Sosyal ve Koruyucu Hekimlik, Centre Hospitalier Universitaire Vaudois ve Lozan Üniversitesi, İsviçre Enstitüsü'nde kanser epidemiyolojisi biriminin başkanı 'Bu çalışmanın kilit mesaj tütün kontrolüdür' dedi. 
Tütün kontrolü özellikle orta yaşlı erkek ve kadın (yani, en çok sigaraya maruz kalan Avrupa nesilleri)larda önemlidir' diye açıkladı. 'Daha fazla kişiye yardımcı olunur ve sigarayı bırakmak için teşvik edilebilir ise, Avrupa'da her yıl kanserden ölümlerin yüz binlercesi önlenebilir,' diye belirtti.
 
Pankreas Kanserinde Artış
 
Kadınlarda akciğer kanseri ölümlerinde artış dışında mortalite oranı düşmeyen diğer tek kanser, pankreas kanseridir. Aslında,' 2013 yılında pankreas kanserinden ölümlerde hafif bir artış tahmin edilmektedir,' diye araştırmacılar uyarıyorlar.
Pankreas kanseri son zamanlarda her iki cinste de Avrupa Birliği'nde  dördüncü kanser mortalitesidir ve son zamanlarda mide kanserinin önüne geçmiştir. 
'Pankreas kanserini önlemenin en iyi yolu tütün kontrolü ve kilolu olmaktan kaçınmak (bu diyabetle sonuçlanabilir) tır', diye Dr La Vecchia açıkladı. 
'Başka hiçbir risk faktörü yoksa, ölüm oranlarını etkileyebilecek tanı ve tedavi değişiklikleri olmazsa Avrupa Birliği' nde pankreas kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık üçte biri önlenebilir' dedi.  
 
Araştırmanın özetine ulaşmak için tıklayınız.
 
Kaynak: Medscape 

Ocak ayında bir Amerikan Üniversitesi' nde kanser araştırma tarihi sessizce yazıldı.
İlk defa, kanser tedavisinde kalori sınırlamasını ve kanserle ilgili neticelerinin ölçüldüğü bir randomize kontrollü çalışma,  Durham, Kuzey Carolina Duke Üniversitesi Hastane Etik Kurulu tarafından onaylandı ve kliniğe doğru yola çıktı.
Duke' tan Dr. Stephen Freedland, Medscape Medical News'e yaptığı açıklamada 'Tüm kanser araştırması alanında, kanser tedavisi olarak kalori sınırlaması için az miktarda çalışma olmuştur' dedi. Fakat hiçbiri randomize klinik deneme değildi.
Duke'ten kabul edilen genel görüşe göre tek gruplu çalışmalarda kanser tedavisi olarak kalori sınırlaması planlanırken (Philadelphia, Pennsylvania Thomas Jefferson Üniversitesinde, Meme kanserinde) ya da (Ames'deki Iowa Üniversitesinden pankreatik ve akciğer kanseri) çalışması geldi.
Bir uzmanın açıklamasına göre bu tip klinik denemelerin daha geniş bir araştırma alanı içinde tutulması gerekli.
Almanya Würzburg Üniversitesi Hastanesinde Radyasyon Onkoloğu olan Dr. Rainer Klement'e göre 'Geçtiğimiz 10 sene boyunca, kanser hücreleri metabolizmasına ilgi hayli artınca besinsel girişimlere de ilgi arttı'
 
Zaman kesinlikle uygun.

 
Medscape Medical News'e yazdığı bir e-posta'da 'Gerek beden egzersizleriyle, ketojenik beslenmeyle, gerekse perhiz ya da kalori sınırlamasıyla, kanser hastalarının metabolizmalarını değiştiren çeşitli yolları test etmek için zaman kesinlikle uygun. Bu yaşam şekli girişimlerinin birleşimi, bakım standartlarıyla beraber bana gerçekten umut verici geliyor' demiştir.
2011 yılında, Dr. Klement ve bir meslektaşı, kanser tedavisi ve önlenmesinde karbonhidrat sınırlaması hakkında bir inceleme yayınladı (Nutr Metab. 2011;8:75).
Karbonhidratların bastırılmasıyla kanser gelişiminin yavaşlatılması hipotezi birçok laboratuar bilimi tarafından desteklendi. Çiftin açıklamasına göre kompleks karbonhidratlar glukoz olarak sindirilip tümör hücrelerinin çoğalmasına yol açmakta.
'Öncelikle, normal hücrelerin tersine, çoğu habis hücre, enerji ve biokütle-yaratmak için kandaki sabit glukoz düzeyine bağlıdır ve mitokondriyal işlev bozukluğuna bağlı olarak kayda değer miktarda yağ asidi ya da ketone cisimleri metabolize edemez' demişlerdir. Başka bir deyişle, kanser hücreleri glukozda büyüyor, yağlarda ve ketonlarda aç kalıyorlar ki bunlar düşük karbonhidratlı beslenmede bol bulunan ve yiyecek vasıtasıyla alınan enerji birimleridir.
Genelde yapıldığı gibi yağdan uzak durmalarını söylemek kanser hastalarına verilecek iyi bir öneri değildir. Dr. Freedland'a göre 'Çok fazla yağ yemeli ve şekerden kaçınmalılar'
Duke çalışması, prostat kanserli erkeklerde, özellikle karbonhidratları keserek, kalori sınırlamasını içerecek. Cerrahi sonrası yükselen Prostat-Spesifik Antijen (PSA) skorunda açıklandığına göre hastalık ilerlemesi deneyimlenmiş, prostat kanseri için yapılan primer terapide "başarısız" olan hastalar çalışmaya dahil edilecek.
Duke araştırmacılarının deneme açıklamaları'nda yazdıklarına göre, "Radikal prostatektomi sonrası, prostat kanseri ilerlemesini yavaşlatan bir tedavi gösterilmemiştir. Karbonhidrat-sınırlı bir beslenmenin prostat kanseri büyümesini yavaşlatacağının hipotezini kuruyoruz".
Öngörülen 60 erkek randomize olarak ya düşük karbonhidrat diyetinde (<20 g/günlük) ya da normal bakımda tutulacaktır. Sonuç, 6 aylık bir çalışma süresinde PSA süresi iki katına mı çıkıyor ya da PSA' da değişim oluyor mu bunu ölçecektir. Prostat kanseri tanısında PSA'nın değeri belirsizdir, fakat tanı konmuş erkeklerin tedavisinde, hastalık ilerlemesi ve gelişmesinin ölçümü için iyi yapılandırılmıştır.
Henüz hasta alımını kabul etmeyen ve proje bitiş süresi 2016 olan Duke çalışması, Ulusal Kanser Enstitüsü ve ünlü Atkins beslenmesinin kurumu olan Atkins Vakfı tarafından desteklenmektedir. Dr. Freedland, çalışmanın karbonhidratların ciddi olarak limitli olduğu 'Atkinsesk' beslenmesini destekleyeceğini söylemiştir.
Standart Tedavi ile Birlikte Kalori Sınırlaması
Radyasyon Onkoloğu Dr. Nicole Simone'a göre Jefferson'daki planlanan deneme, farklı kalori-sınırlaması stratejisi sağlayacaktır.
Medscape Medical News'e attığı bir e-posta'da 'Gelecek haftalarda Thomas Jefferson Üniversitesinde açılacak olan bir klinik denemeyi tasarladım. Erken evre meme kanseri hastaları, radyasyon ile eş zamanlı olarak kalori sınırlaması altına alınacaklardır' yazmıştır.
Dr. Simone' un açıklamasına göre, bu durumda, perhizi içeren kalori sınırlamasının, yerleşik bir tedaviyle sinerjik etki sağlaması beklenmektedir.
Kendisinin ve meslektaşlarının proje önerilerinde yazdığına göre 'Kalori sınırlamasının, meme kanserinde hedeflenen, IGF-1R aracı mekanizması yoluyla radyasyon gibi, terapilerdeki sitosidal etkiyi çoğaltabileceğinin hipotezini öne sürüyoruz.'
Oncologist Ocak sayısında yayınlanan bir incelemede, meme tümörü hücrelerinde kalori sınırlamasının önemini vurgulamışlardır.
Jefferson çalışma tasarımında, tanımlanan meme-koruyucu cerrahi tedavinin 36 saat öncesinde sıvı diyetle başlayan, sonrasında radyasyon terapisiyle birlikte 25% kalori sınırlaması olan bir beslenme verilecek olan Evre 0 ve I meme kanseri hastaları aday olarak çağırılmaktadır. Kalori sınırlaması planlanan radyasyon tedavisi ile başlayacak ve toplamda 10 hafta olarak radyasyonun 6 haftası boyunca devam edecek.
CAREFOR (Onkoloji Araştırması için Kalori Sınırlaması) ismini alan bu fizibilite çalışmasının primer sonlanım noktası akut toksisite olacaktır. Sekonder sonlanım  noktası, progresyonsuz ve genel sağ kalım'ı içermekte. Eğer radyasyon artı kalori sınırlaması kombinasyonunda toksisite ilavesi olmazsa ? Dr. Simone aslında azaltacağına inanıyor ? araştırmacılar er ya da geç çok merkezli ulusal çalışmaları yöneteceklerini umuyorlar.
Jefferson çalışması,  pankreatik kanser ve akciğer kanseri denemelerinde kemoradyasyon ile aynı zamanda yürütülen kalori sınırlamasında (yüksek yağ, yeterli protein, düşük karbonhidrat içeren ketojenik bir beslenme) olduğu gibi, Iowa Üniversitesinde sürdürülen araştırmayla bazı benzerlikler göstermekte. Faz I denemelerinde, geleneksel terapide beslenme manipülasyonunun güvenliğinin ve erken etkinliğinin belirlenmesi hedefleniyor. Iowa araştırmacılarının proje açıklamalarında yazdıklarına göre 'Farelerden alınan preklinik veriler, ketojenik beslenmenin tümör hücrelerini öldürdüğünü göstermekte'.
Denemeler, Ulusal Kanser Enstitüsü, Iowa Üniversitesi ve Nutricia Kuzey Amerika tarafından desteklenmiştir ve markalaşan ketojenik diyetini, standart terapiyle kombinasyon halinde kullanacaklardır.

Diğer Kanıt

Dr. Simone ve meslektaşlarına göre, Kapsamlı araştırma gösteriyor ki kalori sınırlaması kanser sonuçlarını geliştiriyor. 100 yıldan daha da önce, lab araştırmasındaki ilk bulguya göre sınırlı kaloriyle beslenen farede tümör büyümesinin, normal beslenen farelere nazaran 'belli bir şekilde yavaş' olduğu görülmüştür diye belirtmişlerdir.
İnsan verileri de önerilmiştir. Dr. Simone ve meslektaşlarının açıklamalarına göre 'Normalden zayıf hastaların çoklu nüfus-tabanlı çalışmaları, kanser vakalarının bu hastalarda genel nüfusa göre önemli ölçüde az olduğunu göstermiştir. '
Belirttiklerine göre ayrıca, obezite kanser riskini arttırmakta ve ileriye dönük araştırmalar, çoklu alanlarda obezite ve kansere bağlı ölüm oranı arasındaki bağı göstermektedir.
İnsulin metabolizması, obezite, egzersiz ve kanser arasındaki ilişki, kanser tedavisi sırasındaki beslenme gelişimine yönlenmeyi sağlamıştır. Simone ve meslektaşlarının yazdığına göre 'Bu, erken evre meme kanseri hastalarının standart terapiyle tedavi edildiği ve çeşitli metabolik yolları etkileyerek plasebo ya da metformin verilerek randomize edildikleri Kanada Ulusal Kanser Enstitüsü MA.32 denemesi gibi yeni denemelerle kanıtlanmıştı'.
Birçok çalışma ya da çalışma planı olmasına rağmen, Dr. Simone hala kanıta dayalı tavsiyelerini meme kanseri hastalarıyla paylaşmakta.
'Tüm meme kanseri hastalarımla kiloyu düşürme üstüne tartışırım. Yakın zamandaki literatürden biliyoruz ki çoğu meme kanseri hastası kanser tedavisi sırasında kilo alıyor ve bu kötü sonuçlara yol açıyor' demiştir.

Bu araştırma NCI Kanser Merkezi Destek Fonu ile desteklenmiştir. Yazarlar finansal ilişkileri olmadığını açıklamışlardır.

Oncologist.

Kaynak: Medscape Medikal Haberler


AJM'de yayınlanan bir çalışmaya göre endokardit saptananlarda özellikle erken dönemde kanser riski (karaciğer ve hematolojik kanserler) belirgin derecede artmakta. Endokarditin tedavisi bu riski azaltmıyor. Endokardit gizili kanserin erken belirtisi olabilir.

Endokardit bakteriemi ile ilişkisi gizli kanserin belirteci olabilir. Yoğun antibiyotik tedavisinin bu riski azaltılabileceği önerilmekte. AJM' de yayınlanan bu çalışmada, bu hipotez incelenmiştir.

Bu çalışmanın sonuçlarına göre medyan 3,5 yıl boyunca izlenen 8445 endokarditli hastada 997 kanser vakası gözlenmiştir, standardize edilmiş insidans oranı (SIR) :1,61 ( %95 güvenlik intervali( CI)=1,51-1,71 dir. Kanser riski ilk üç ay boyunca daha çok artış göstermektedir, özellikle hematolojik ve karaciğer kanseri riski 15 ila 30 kat artmaktadır. 3 ay ila 5 yıllık izlem boyunca kanser insidansı halen umulanın 1,5 katı kadar yüksektir, kolorektal ve karaciğer kanseri için SIR:2 ve 4 katıdır. 5 yıllık gözlem süresi sonrasında tüm kanserler için SIR: 1.21 (95% CI, 1.10-1.34). Uzun dönemli ilişkinin prostat, mide ve meme kanseri gibi çeşitli kanserler için zayıf olması antibiyotik kullanımı ile ilişkili olabilir.

Sonuç olarak endokardit gizili kanserin erken belirtisi olabileceği ve endokarditlerde antibiyotik tedavisi ile uzun dönemli kanser riskinin azalmadığı bildirilmiştir.

Çalışmanın özetine ulaşmak için tıklayınız.

ABD 'de kanserden ölüm oranları azalıyor. Amerikan Kanser Derneği tarafından(ACS) yapılan basın açıklamasına göre 1991 'de ki zirveden sonra kansere bağlı ölüm oranları % 20 azalmıştır. Akciğer, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanserlerinde ölüm oranlarındaki azalma daha da büyüktür. 
Verilere göre sadece 2009 'da 1,2 milyon kanser ölümü önlenmiştir. 
ACS ofis şefi PhD John Seffrin, gerçekte daha fazla doğum günü yarattıklarını söyledi.
Ayrıca ölüm oranlarındaki bu kazanımın tüm demografik gruplarda eşit olmadığının da farkında olunması gerektiğini söyledi. 
Bu açık kapatılmalı ki, insanlar fakir doğma şansızlığı ve dezavantajları yüzünden paniğe kapılmamalılar. 
Son rakamlar ACS tarafından yayınlanan iki raporda derlenmiştir. Bu raporlardan bir tanesi ACS web sayfasında yayınlanan 2013 Kanser Figürleri&Gerçekler, diğeri 17 Ocak 2013?te ?Cancer Journal for Clinicians 'da yayınlanan raporlardır. 
Veriler Ulusal Kanser Enstitüsü, Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi ve Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi 'nden elde edilmiştir. 
Bu ABD 'de kanserden ölümün azaldığını vurgulayan son birkaç hafta içinde yayınlanan ikinci büyük rapordur. Bu ayın başlarında Kanserde Ulusal Durum Yıllık raporu kanser ölümlerinin azalmaya devam ettiğini söylüyor. Son iki dekattır süren kanser mortalitesindeki azalma sevindiricidir, ancak halen katedilmesi gereken çok yol var. İnsan papilloma virüsüne(HPV) 'ye bağlı kanser insidansı artmaktadır ve HPV aşılamasının potansiyel koruyucu etkisi vardır. 
Pankreatik kanserlere işaret eden yeni raporda pankreas kanserlerine bağlı ölüm oranlarının halen arttığı, en öldürücü kanser tiplerinden biri olduğu ve hastaların çoğunun tanıdan sonraki ilk bir yıl içinde öldüğü ACS Sağlık ve Gözetim Merkezi 'nden, Rebecca Siegel ve Ahmedin Jemal tarafından vurgulanmaktadır. Araştırmacılar, birincil korunma, erken tanı ve tedavisinde ilerleme eksikliğinin ve pankreas kanseri araştırmaları için ek çaba gereğinin altını çiziyor. 

Kanser Ölümlerinde Azalma 
 
Kansere bağlı rapor edilen ölümler 1991 'de 215,1/100.000 den, 2009 'da 173.1/100.000 'e inmiştir. Kanserden ölüm oranlarında ki en büyük azalma 4 temel kanser akciğer, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanserinde görülmektedir. Bu dört kanserden ölüm tüm kansere bağlı ölümlerin yarısıdır, ama akciğer kanseri en kötüsüdür. 2013 te tüm erkek kanserlerinde %28, kadın kanserlerinde %26 ölüm beklenmektedir. 
Son iki dekattır kolorektal kanserler, prostat kanserleri ve kadınlarda meme kanserinde ölümler %40, erkeklerde akciğer kanserine bağlı ölüm %30 azalmıştır. 
Ölüm oranlarında ki bu büyük azalma akciğer kanserinde sigara içiminin azaltılmasına, kolorektal kanserler, prostat kanserleri ve meme kanserinde erken tarama ve tedavideki gelişmelere bağlıdır. 
 

Kaynak: Medscape Medikal Haberler
 
 

 
Reaktif oksijen türleri (ROS) üzerinde duran yeni bir hipotez, kanser hücrelerinin içindeki antioksidan seviyelerin bir sorun olduğunu ve bunun tedaviye dirençten sorumlu olduğunu önermektedir.
Araştırmacılara göre kanseri önlemede etkili olduğu düşünülen takviye antioksidan nutrisyonel elementlerin alınmasının hiçbir yararı yok.
DNA'nın yapısının çözülmesi için Nobel ödülünü paylaşan Dr Watson, bu teori  ' benim en önemli eserlerim arasında olan çifte sarmaldan beri, önem taşıyan bir teoridir şeklinde bir basın açıklaması yaptı. 
Teori Açık Biyoloji'de 8 Ocak 2013 tarihinde online olarak yayımlandı.
Dr. Watson, iyonize radyasyon,  kemoterapötik ajanlar ve bazı hedefe yönelik tedavilerin çoğunun  hücre döngüsünü  bloklayan ROS(reaktif oksijen türleri)'u doğrudan veya dolaylı  olarak kanser hücrelerini öldürmek için kullandığını açıkladı.
 ROS'un bu nesili, kanser hücrelerinin epitelyal hücrelerden mezenkimal hücrelere (EMT) dönüşümü için hipoksik ortam yaratır.
Bu, dönüştürülmüş hücreler antikanser ilaçların etkilerini bloke eden çok yüksek miktarlarda antioksidanları bulundurmaktadır. Dr. Watson, bir kanserin kemoterapiye dirençli hale geldiğinde, genellikle iyonizan radyasyona da dirençli hale geldiğine dikkat çekiyor.
Buna ek olarak, bu dönüştürülmüş EMT kanser hücreleri,   vücudun diğer bölgelerinde (beyin, karaciğer, akciğer) metastaza neden olan esnek hareket edebilen serbest yüzen mezenkimal hücreler üretir. Sadece bunların taşınması çoğu kanserde hayatı tehdit eden bir durumdur.
İlginçtir ki  yaygın olarak kullanılan antidiyabetik ilaç metforminin mezenkimal kök hücrelerini seçici olarak öldürdüğü gösterilmiştir. '3 yıl önce yayınlanan hala çok değersiz makalede,' metforminin kemoterapiye eklenmesinin fare modellerinde gerçek kür değilse de uzun süreli remisyonu indüklediği yayınlanmıştı ( Cancer Res 2009; 69:7507-7511) Klinik çalışmalarda halen kemoterapiye metformin eklenmesinin klinik faydalar sağlayıp sağlamadığı araştırılıyor, ancak düzenli olarak metformin kullanımı birçok kanser sıklığını azaltmaktadır. 
 
Kanser Hücrelerinde Antioksidanlardan Kaynaklanan Tedaviye Direnç

Watson bu antikanser tedavilerin apoptozise yol açan ROS üreterek etkili olduğunu önermektedir. Ancak kanser hücreleri katalaz glutatyon, süperoksit dismutaz, ve tiyoredoksin gibi, bu etkiyi engelleyen antioksidan proteinler üretirler.
Dr Watson, büyük ölçüde RAS ve Myc tarafından yönlendirilen kanser hücrelerinin tedavisinde ROS'u tahrip eden antioksidanların yüksek düzeyde olması nedeniyle zor tedavi edilebilen kanserler olabileceğini savunuyor. Yüksek antioksidan düzeyleri pankreas kanserinin etkili tedavisindeki çaresizliği açıklayabilir, diye ekliyor.
Bu teori doğru ise, o zaman kanser hücrelerinin içinde düşük antioksidan seviyeleri olan ilaçların terapötik olabilir.  Aslında, ROS üreten ajan arsenik trioksitin, glutation ve tiyoredoksin düzeylerini düşürdüğü gösterilmiştir. Arsenik trioksit halen promyeloblastik lösemi tedavisinde kullanılmaktadır, ancak bu teori ilacın birçok kanser türünde de yararlı olabileceğini düşündürmektedir.
 
Beslenmeyle Alınan Antioksidanlar Zararlı Olabilir

Bu teorinin bir anlamı beta-karoten, vitamin A, C ve E ve selenyum içeren besin takviyeleri gibi, antioksidanlar kanserde zararlı olabilir.
Yıllardır, bu tür antioksidanları içeren renkli meyve ve çilek gibi gıdaların tüketilmesi kanserin önlenmesi ve / veya tedavisi için tavsiye edilmiştir. 
 Bu son araştırmanın verileri antioksidanların kanseri önlemeden ziyade kansere neden olabileceğini düşündürtmektedir. 
Birçok beslenme aracılı çalışmalarda gastrointestinal kanseri önlemede veya mortalitenin  uzatılmasında hiçbir belirgin etkinliğini gösterilememiştir, aslında bu gıdaları alanların hayatları kısalıyor gibi görünüyor.
 
Çok Karmaşık Bir Süreç

Amerika, Kanser Tedavi Merkezleri tıbbi onkoloji ulusal direktörü Dr. Maurie Markman'dan Onkoloji blogda bu  teori üzerine yorum yapması istendi.
 
'Hücrelerinin normal işleyişi oksidan aktivite ve antioksidanlar arasındaki kritik ilişkinin önemi birçok araştırmacı tarafından bilinmektedir, ve bu sürecin kanserle oldukça alakalı olması şaşırtıcı değildir'dedi.  Ancak, vurgulanması gereken bunun çok karmaşık bir süreç olduğu ve hücresel düzeyde bu güçlü etkiler arasındaki denge çok dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğidir. Dahası, antioksidanların bizim normal diyetimizin bileşenleri olduğu unutulmamalıdır. Sonuçta, provakatif bir yaklaşımla bir şekilde vücuttan antioksidanları kaldırmak gibi basit bir yaklaşımın, kanser tedavisinde yararlı bir strateji olabilmesi pek mümkün değildir' diye açıkladı.
 
Kaynak: Medscape Medikal Haberler

Ulusal Kanser Enstitüsü Dergisi'nde 28 Aralık' ta yayınlanan yeni çalışmanın sonuçlarına göre, tümör kurulları onkoloji bakım kalitesini artırmıyor olabilir.
 
Tıbbi bakım performansının iyileştirilmesi için , tıbbi, cerrahi ve radyasyon onkoloğu yanı sıra patologlar, görüntüleme uzmanları, sosyal hizmet uzmanları, ve diğerlerini içeren bu multidisipliner ekip toplantıları düzenlenir. 
 
Araştırmacılar tümör kurullarının olduğu  138 Veterans Affairs (VA) tıp merkezi arasında bir evre-özgül kanser bakımında, sadece mütevazı bir ilişki bulmuştur.
 
Boston, Massachusetts Harvard Tıp Fakültesi'nden Nancy L. Keating, liderliğindeki, yazarlara göre VA merkezlerindeki kanser bakımının kalitesine, tümör kurullarının gerçekte etki etmediği anlamına gelebilir.
 
Yeni bir çalışma, bu konuda daha önceki, tek merkezli çalışmaları genişletiyor.
 
Araştırmacılar 2001-2004 yılları arasında tanı almış kanser hastalarında evreye özgü bakım ve sonucun alınmasını değerlendirmek için, 27 kalite önlemi ve bağlantılı kanser kayıt ve başvuru verileri tespit etti. Veriler kolorektal, akciğer, prostat, hematolojik ve meme kanserleri ile sınırlıydı. VA merkezlerinin % 75'inde tümör kurulları vardı ve birçoğunun çoklu kurulları vardı.
 
Titiz bir istatistiksel yöntem (çoklu karşılaştırmalar için Bonferroni düzeltmesi) kullanıldığında, 27 önlemden sadece biriyle tümör kurulları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkili bulunmuştur.
 
Daha az titiz analizle 27 önlemden 7'siyle tümör kurulları ilişkili bulunmuştur. Ancak, bu ilişkilerin bazıları beklenen veya arzu edilen değildi.
 
Örneğin, standart, tavsiye edilen bir bakım ölçüsü diffüz büyük B hücreli lenfomada siklofosfamid, doksorubisin, vinkristin ve prednizon ile beyaz kan hücresi büyüme faktörlerinin kullanımı oldu. Ama, garip bir biçimde, bu tür bir kullanım hematolojik -tümör kurulları olan merkezlerde(% 39.4), genel tümör kurullu merkezlerden (% 61.3) veya tümör kurullarının olmadığı merkezlerden(%56.4) daha düşük bulundu(p = .002)
 
Takım Toplantıları Çok Faydalı Değil

Kaliforniya'daki Stanford Kanser Enstitüsü'nden Dr. Doulgas Blayney 'Ekip toplantılarının' kalite bakım tedbirlerinin performansı artırmadığı gerçeği sürpriz olmamalı," diye yazdı.
 
Yapılması gereken nedir? Dr Blayney , farklı zamanlarda ve yerlerden katılımcıların toplantılara katılmasını sağlayacak video gibi teknolojilerde dahil olmak üzere bir takım fikirler sunmaktadır. O da bütün sorunun altında yatan bir ana nedeni vurgulamaktadır: VA ekibi, değişim tavsiye ediyor ama bireysel katılımcılarda  'hayır geribildirim döngüsü' vardır. Kısacası, Dr. Blayney, patronların terimleri / kılavuzları dikte etmesi ve çalışanların hemen hiç veya çok az konuştuğu aydınlanmadığı , hiyerarşik işyerlerini , bir sorun olarak açıklamaktadır. 
 
Dr. Blayney ve Dr Keating ve arkadaşlarının tümü tümör kurullarının gözardı edilmemesi gerektiğini kabul ediyor. 
 
Dr. Keating ve ekibi daha fazla çalışma ve tümörün kurullarının daha ince ayarlanması gereklidir diyor. "Yüksek kaliteli bakımı sağlayacak tümör kurullarının yapısını ve biçimini anlamak için ek araştırma gereklidir," diye yazıyorlar.
 
Dr. Blayney "Daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır," diyor. Ve yapı, süreç ve tümör kurullarının sonucu bir geri besleme döngüsü gerektirir, diyor.
 
Çalışmanın tam metnine ulaşmak için tıklayınız. 
 

Proton ile tedavi edilen prostat kanserli hastalarda tedaviden sonraki ilk birkaç ayda yaşam kalitesi skorları diğer yaygın iki tedavi modalitesi ile karşılaştırıldığında daha iyi bulundu.  
 
Ancak geçen süre içinde yaşam kalitesi skorları(QoL ) proton ışın tedavisi( PBT) ve üç boyutlu konformal radyoterapi( 3D-CRT) ve yoğunluk ayarlıklı radyoterapi(IMRT) ile tedavi edilenlerle benzerdi. Bu çalışmanın sonuçları Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği'nin(ASTRO) 54.  Yıllık Toplantısı'nda sunuldu. 
 
QoL skorlarında barsak ve üriner fonksiyonlar ölçüldü. Veriler üç farklı hasta kohortundan toplandı, çünkü aynı hasta grubunda PBT, 3D-CRT ve IMRT'yi direkt olarak karşılaştıran veri yoktu. Çalışmada 370 hastanın sonuçları değerlendirildi,  94 hasta Boston Massachusetts Hastanesi'nde PBT ile, 123 hasta Harvard Üniversitesi'nde 3D-CRT ile 153 hasta ise IMRT ile tedavi edilen hastalardı. 
 
2 ila 3 aylık izlem sonrasında , PBT ile tedavi edilen hastalarda barsak fonksiyonlarında minimal bozulma rapor edilirken, 3D-CRT ve IMRT ile tedavi edilenlerde barsak fonksiyonlarında klinik olarak anlamlı değişiklikler rapor edildi.  
2 ila 3 aylık izlem  sonrasında üriner fonksiyonlardaki  QoL skorları her üç tedavi kolunda da tedavi öncesi değerlerden düşüktü, ancak bu değişiklikler sadece IMRT kolunda klinik olarak anlamlıydı. 
12. ayda  , PBT kolunda da üriner QoL skorlarında klinik olarak anlamlı azalma izlendi.  PBT kolunda yan etkiler daha uzun zamanda görüldü. 2. Yılda her üç tedavi kolunda da  QoL skorları tedavi öncesi değerlere yakındı, hiçbir grupta anlamlı olarak farklı fonksiyon kaybı yoktu.  Toplantıda bu verilerin tam da ihtiyaç duyulan veriler olduğu belirtildi, zira PBT diğer tedavilere göre çok daha pahalıdır. iımız olan PBT grubunda medyan yaş 64,  3D-CRT grubunda 70 ve  IMRT grubunda 69 idi. PBT grubunda rölatif biyolojik etkin radyoterapi dozu 74 ila 82 Gy, 3D-CRT grubunda 66.4 ila 79.2 Gy ve IMRT grubunda  75.6 to 79.2 Gy'di. 
IMRT ve PBT ile tedavi edilen hastalar Genişletilmiş Prostat Kanser Bileşenleri İndeksi(EPIC) ile değerlendirilirken, 3D-CRT tedavi grubundaki hastalar Prostat Kanseri Semptomları İndeksi( PCSI) ile değerlendirildi, elde edilen skorlar EPIC skalasına dönüştürüldü.Bu çalışma PBT ile tedavi edilen hastalarda erken dönem yan etkilerin daha az olduğunu kanıtlayan ilk klinik çalışmadır. 
 
Radyoterapi modaliteleri arasındaki farklılıkları anlayabilmek için randomize prospektif çalışmalar yürütülmektedir. 
 
ASTRO 54. Yıllık Toplantısı Bildiri No:  LBA1. 29 Ekim 2012'de sunuldu.
 
Kaynak: Medscape
 

Yaklaşık 11 yıldan sonra günlük multivitamin kullanımı total kanser insidansında % 8 oranında orta derecede ancak istatistiksel olarak anlamlı bir azalmayla sonuçlanır. 

Verilere göre prostat kanseri diğer kanserlerden ayrılmalıdır, multivitamin kullanımının prostat kanseri üzerinde etkisi görülmemiştir, ama total kanser sayısında % 12 lik azalma istatistiksel olarak anlamlıdır.  

Araştırmanın sonuçları, yazar  John Michael Gaziano, ACCR( Amerikan Kanser Önleme Araştırma Derneği) geleneksel toplantısında sunulmuştur. Araştırma aynı zamanda JAMA( Amerikan Medikal Onkoloji Derneği  Dergisi)' da yayınlanmıştır. 

Araştırmanın İngilizce tam metnine ulaşmak için tıklayınız. 

Yeni bir çalışma ile ekstra folik asid ve diğer B vitaminleri alımının kolon poliplerine karşı koruyucu olmadığı belirtildi.

Bazı gözlemsel çalışmalarda diyetle vitamin alınımının veya kanda bu vitaminlerin yüksek düzeyde olmasının kolon kanseri rskini azalttığı düşünülmekteydi( Reuters 2 Eylül 2011). Yeni bir çalışmada Boston'daki Brigham ve Kadın Sağlığı Hastanesi' nden Dr. Yiqing Song ve arkadaşları, kadınları Vitamin B6, B12 ve folik asit alanlar ve vitamin içermeyen plasebo alanlar olarak randomize etmişler ve sonrasında kolon polibi gelişimini gözlemlemişlerdir.

Antioksidanlar ve kalp hastalıkları ile ilgili geniş bir çalışmanın bir parçası olarak başlatılan çalışmaya  başlangıç yaşı ortalama 62 olan 1,470 kadın alınmış ve kadınların 1998 ila 2005 yılları arasında günlük vitamin alması sağlanmıştır.   Aktif tedavi grubundaki kadınlar her gün 2.5 miligram folik asit (folatın sentetik formu), 50 mg vitamin B6 ve 1 mg vitamin B12 almıştır.  Katılımcıların tümünde kolon polipleri kanser gelişip çıkarılıncaya kadar kolonoskopi veya sigmoidoskopi ile 2007 ortalarına kadar kontrol edildi: Medikal kayıtlara göre 355 polip tespit edildi. Polip riski tedavi grubu ile ilişkili bulunmadı, vitamin alan kadınların %24,3' ünde, plasebo alanların %24' ünde polip tespit edildi. Araştırmacılar, kadınların kilosu, sigara ve alkol kullanımı ve egzersizin de çalışmaya bir etkiisni tespit edemediler.  

FDA (Food & Drug Administration) 12.10.2012 tarihinde, akciğer kanserinin en yaygın biçimi olan küçük hücreli dışı akciğer kanseri de dahil olmak üzere akciğer kanseri tedavisinde Celgene ilaç şirketinin  meme kanseri ilacı olan Abraxane' ı onayladı.  
Abraxane halen diğer tedavilerle başarısız olmuş metastatik meme kanseri hastalarının tedavisinde kullanılmaktadır. Celgene ilaç şirketi, pankreas kanseri ve melanom dahil olmak üzere çeşitli kanser türleri için de onay almayı umuyor. Bir Abraxane çalışması, standart karboplatin paklitaksel alan hastalarda yüzde 25 olan tümör küçülmesinin,  karboplatin ile birlikte ilacı kullanan hastalarda yüzde 33 olduğunu gösterdi.
Geçtiğimiz hafta yayınlanan Barclays' in bir araştırma notuna göre Abraxane'ın  akciğer kanseri satışı yıllık 110 milyon dolara ulaşabilir.
Şirket ayrıca Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda'da düzenleyici onay başvurusunda bulunduğunu ve kararın 2013 yılında beklendiğini söyledi.  

Kaynak: Reuters

Uzmanların tahmini, İngiltere'de kanserin yol açtığı ölümlerin 2030'da yüzde 17 azalacağı yönünde. Verilere göre, 2010 yılında yüz binde 170 olan kanserden ölümlerin, 2030'da yüz binde 142'ye düşeceği tahmin edilmekte.

En yüksek düşüş de, yüzde 43 ile yumurtalık kanseri vakalarında olacak. En fazla ölüme yol açan akciğer, meme, bağırsak ve prostat kanserlerinde de düşüş bekleniyor.

Bilim insanlarına göre bu durumda, sigara kullanımının azalmasıyla hastalığın teşhis ve tedavisinde sağlanan ilerleme etkili.


İki yıldan beri Dünya Kanser Kontrol Örgütünün yönetim kurulu üyeliğini sürdürmekte olan, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk bu örgütün Üyelik Komitesi Başkanlığına seçildi.
125 ülkeden 402 kanser örgütünün üye olduğu UICC, Dünya'nın en büyük kanser örgütü. Hacettepe Umut Evi, Dünya Kanser Günü Etkinlikleri, Kanserli Hasta Kongreleri, Kapasite Geliştirme Projeleri, Avrupa Kanser Ligleri Başkanlığı ve uluslararası projelerdeki deneyimleri ile tanınan Genel Başkanımız Prof. Kutluk, bu görevde UICC'nin, Uluslararası örgütlerle işbirliğini geliştirmek için çalışacağını söyledi. Prof. Kutluk, Dünyanın ve Ülkemizin en öncelikli sorunlarından olan kanserle savaşta kaybedilecek zaman olmadığını belirtti.