e-Posta :
Şifre :

Etiket: Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahisi

Turgut Özal Üniversitesi'nin 2013-2014 eğitim-öğretim akademik yılı için düzenlenen törende, açılış dersini kol ve yüz nakline imzasını atan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan verdi.

Kompozit doku nakilleri üzerine bir sunum yapan ve kalp, pankreas, akciğer ve karaciğer nakillerinin hayat kurtaran operasyonlar olduğunu anlatan Özkan, kol, bacak, yüz gibi kişinin yaşam kalitesini artıran operasyonların da kompozit doku nakilleri olarak tanımlandığını bildirdi.
Yaptığı başarılı kol ve yüz nakilleri hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Özkan, şunları söyledi: “Hayat kurtarıcı kalp, karaciğer, pankreas ve akciğer nakilleri var. Hayat kurtarıcı sayılabilecek böbrek nakilleri çok başarılı şekilde yapılıyor. Başlangıçta zorlukları oldu, bunların reddedilmemesi için birçok ilaçlar kullanıldı. Bu ilaçlar yüzünden cilt kanserleri, farklı enfeksiyonlarla karşılaşıldı. Son dönemlerde hem teknik alt yapı gelişti hem de 2000 yılından sonra bulunan ilaçların katkısıyla bu ameliyatlar çok daha verimli bir şekilde yapılmaya başlandı. Kol ya da yüzde yapılan operasyonlar hayati değil. Ancak, yüzü tandıra düştüğü için maske kullananlar, iki kolu dirsekten itibaren olmayan ve başkasına muhtaç olanlar var.”

“Kadavradan Nakillerin En Fazla Olduğu Üniversite Unvanını Kazandık”
Özkan, organ nakillerinin sayısının artırılabilmesi için beyin ölümü bildirimlerinin önemine değinerek, beyin ölümünün yanlış anlaşıldığına dikkat çekti. Özkan, “Tam donanımlı hastaneler imkanlarını sonuna kadar kullanıyor ve beyin ölümü olanları 2 gün daha yaşatarak organları bir insana daha umut olsun diye çalışıyor. Kadavradan nakiller olduğu için yoğun bakımın çok iyi olması gerekiyor. Kadavradan nakillerin en fazla olduğu üniversite unvanını kazandık” diye konuştu.

Kapsamlı Tek Mevzuat Düzenlemesi Türkiye'de
Dünya genelinde yapılan ilk nakillerinden örnekler veren Özkan, artık Türkiye'de de çok başarılı operasyonlara imza atıldığını vurguladı. Dünyanın ilk el nakli operasyonun Fransa’da gerçekleştirildiğini hatırlatan Özkan, Amerika'da da dünyanın ikinci el nakli operasyonu yapıldığını söyledi.


 
“Dünya Çapında Bu Zamana Kadar 70 Kol Nakli, 10 Merkezde Yapıldı”
1998 yılından sonra gelişmelerin çok hızlı olduğunu dile getiren Özkan, “Çin’de de birçok çalışma yapılıyor ancak biz bunları bilimsel anlamda takip edemiyoruz. Hiç yapılmaması gereken parmak nakilleri bile yapılmış olduğunu duyuyoruz. Çin’deki hastaların dahil edilmediği; Avrupa, Amerika ve Türkiye’deki tüm hastaların internet üzerinden kayıtları takip ediliyor. Dünya çapında 70 kol nakli, 10 merkezde yapıldı. Kompozit doku merkezleri arasında Fransa, İspanya, Amerika ve biz önde gidiyoruz” dedi.

Kol Nakli Yapılan Hasta Normal Hayata Döndü
Kol naklini yaptığı ve normal hayatına dönen hastasının, kollarını kullandığını gösteren videoları izleten Özkan, Türkiye'de gerçekleşen kol, bacak, yüz ve rahim nakilleri operasyonlarının, dünyada takdirle karşılandığına söyledi. Daha birçok başarılı operasyonlara Türk bilim insanlarının imza atacağına inandığını sözlerine ekledi.

“Dünyada Böyle Bir Mevzuat Yok”
Kendisine başvuran hastalarının yaşadıklarını anlatan Özkan, böbrek ve karaciğer gibi organların nakillerinin mevzuatlara bağlı olduğunu belirtti. Özkan, kol, bacak ve yüz nakillerinin mevzuatının olmadığını ve başvuruda bulunduğunu iznini almak için beklediğini kaydetti. Türkiye'nin "Kompozit Doku Nakli Merkezleri Yönergesi" ile dünyaya da örnek olduğunu belirten Özkan, bu konudaki kapsamlı tek mevzuat düzenlemesinin Türkiye'de olduğunu ifade etti.


“5 Bin Kadından Birinin Doğuştan Rahmi Yok”
5 bin kadından birinin doğuştan rahminin olmadığını kaydeden Özkan, “Bu kişiler evlendikten sonra çocuk sahibi olmak istiyorlar. İlk ameliyatında çocukla birlikte rahmini de kaybedenler oluyor. 2006 yılından bu yana rahim naklinin yapılması üzerine çalışıyoruz. Böbrek nakilleri olanlar da çok başarılı şekilde çocuk sahibi oluyor. Mevzuata, “çocuk sahibi olur” diye eklerseniz, rutin olmuş olur ve kötü amaçlı kullanılabilir. Ancak iyi bir örnek gerekir. Bu örnekten sonra mevzuatı da hazır. Sadece bu hastanın sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmesi gerekiyor. Eğer bu başarılı olursa kimlere ve hangi durumlarda yapılacağı mevzuatı hazır olacak. Hastalarımızdan birine rahim naklini yaptık, rahmi olmayan yere koyuyorsunuz. Yumurtalar tamamen anneye ait, hiçbir genetik değişim yok. Çocuk olduğunda o anne ve babaya ait olacak. İşlem bitince de rahmi çıkartıyorsunuz. Sonrasında da ilaç almasına gerek kalmıyor. İki denememizden bir tanesi çok başarılı şekilde devam etti. Hatta 8. haftaya kadar da büyüdü ve kalp atışlarını izledik. Maalesef düşük oldu. Ancak rahmin gebe kaldığını, çocuğun canlandırılabildiğini burada gördük. Bundan sonraki denemelerimizde başarılı oluruz diye umuyoruz” şeklinde konuştu.

Cenazenin Vücut Bütünlüğü Korunuyor
Dünyada yapılan yüz nakilleri hakkında bilgi veren Özkan, organlar alındıktan sonra cenazenin vücut bütünlüğünün korunduğunun göz önünde tutulduğu için bu konuda endişe duyulmaması gerektiğine dikkat çekti. Özkan, son dönemlerde yaptığı yüz nakillerinin sonuçlarını anlattı.


“Artık Gelişme Dönemindeyiz.”
Yeni öğretim yılında kuruluşunun 4. yılını kutlayan üniversitenin açılışında konuşan Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Oral, artık kuruluş aşamasını geride bırakarak gelişme dönemine başladıklarını ifade etti. Prof. Dr. Oral, nicelik ve nitelik bakımından kuruluş dönemi hedeflerinin fazlasını yakaladıklarının altını çizdi. Oral, üniversitelerinde çok sayıda ülkeden gelen öğrencilerin de bulunduğunu ifade ederek, her geçen gün geliştiklerini ve büyüdüklerini dile getirdi.


“Diğer Üniversitelerle Yarışacak Seviyeye Geldik.”
Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanı eski Başbakan Yıldırım Akbulut, üniversite’nin artık diğer üniversitelerle boy ölçüşebilecek bir noktaya geldiğini vurguladı. Dönemin rekabet dönemi olduğunu belirten Akbulut, “Rekabetin anlamı yarışın içinde olmaktır. Yarışın içinde olmamız için çalışma isteği taşıyan öğrencilere ihtiyacımız var. Bu isteği hisseden öğrencilere sahip olduğumuza inanıyorum.” şeklinde konuştu.

Estetik cerrahi uygulamaları, yaşam kurtaran değil, yaşam kalitesini artıran girişimlerdir. Estetik cerrahi uygulamalarının iki ana nedeni vardır: Birincisi, estetik cerrahi talep eden hastanın arzusunu yerine getirmek ve hastayı tatmin etmek; ikincisi de hastaların psikolojik ihtiyaçlarına çözüm bulmaktır... Bir estetik ameliyat gerçekleştirirken hastaların gerekçeleri, arzuları ve talepleri göz önüne alınmalıdır. Unutulmamalı ki, ameliyat sonrasında mutlu bir hasta elde etmenin en temel koşulu doğru hasta seçimidir.

Günümüzde estetik cerrahi, bir kimlik krizi ve etik ikilemler yaşıyor. Bu ikilemlerden biri şu: Acaba estetik cerrahi, pazar kurallarına göre yönlendirilen ve birincil amacı kazanç elde etmek olan bir dal mıdır, yoksa hastalara yararlı olma niyeti taşıyan ve sağlık sisteminin önemli bir yapıtaşı mıdır? Anlamsız ve gereksiz bir alt dal mıdır, yoksa geniş bir hasta grubuna gerçek ve ihtiyaç duyulan bir hizmet gerçekleştiren bir ana dal mıdır?

Aslında birçok ülkede, sokaktaki insanlar arasında da, diğer dal hekimleri arasında da, estetik cerrahinin boş, gereksiz, anlamsız işler ürettiğini, bu işlerle inanılmaz paralar kazandıklarını, hastaları için en iyi seçeneği arayacak gerçek bir hekim gibi davranmadıklarını ve yerleşmiş kurumlar tarafından kontrol edilmediklerini düşünen insanlar var. Halbuki, bugünkü tam adıyla Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi, kapatılamayan yaralara, çıkarılamayan tümörlere, doğuştan gelen veya sonradan olan şekil ve işlev bozukluklarına, insanların görünümlerinde takılıp kaldığı, bu nedenle gerek özel, gerek iş yaşantısında mutsuz olduğu sorunlarına çözüm bulan, yaratıcılıkta sınır tanımayan çok önemli bir bilim dalı... Plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanlığı, tıp fakültesi eğitimini izleyen ve 5-6 yıllık bir eğitim ile elde edilen bir uzmanlık dalı ve bugün ülkemizde 800 civarında plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanı görev yapıyor. Bu hekimler, deri tümörlerini çıkarıyorlar, meme kanseri hastalarında yeniden meme yapıyorlar, el yaralanmalarını mikrocerrahi yöntemlerle onarıyorlar, çene ve yüz kemiklerini plak vidalarla yeniden inşa ediyorlar, yanan hastalara günlerce pansuman yapıyorlar, doğuştan anomalili organları yeniden yapıyorlar ve tabii ki estetik girişimlerle insanların özgüvenlerini yerine getiriyorlar.

Günümüzde, hem özel hekimlikte, hem de akademik ortamda, estetik uygulamalarda cerrahi olmayan estetik uygulamalara doğru bir kayma var. Bugünkü uluslararası verilere baktığımızda tüm estetik işlemlerin % 65’ini cerrahi olmayan uygulamalar oluşturuyor. Hastaların estetik uygulamalara talebinin artması, dolgu, botulinum toksini, lazer gibi cerrahi olmayan uygulamalar için piyasada nakit akışının katlanarak artmasına sebep oldu. Bu da hekimlere genişlemiş bir iş ortamı sunuyor. Bu nispeten basit ve hizmet karşılığı ücret ödenen bir iş olması nedeniyle estetik işlemler, tıbbın altın yumurtlayan tavuğu olarak değerlendirilebilir. Tabii ki söz konusu sıcak para olunca etik sorunlar karşımıza çıkıyor. Son zamanlarda, toplumumuzda bir kavram kargaşası yaratılmaya çalışılarak estetikçi, kozmetik cerrah, saç ekim uzmanı, medikal estetik uzmanı, fasiyal plastik cerrahi uzmanı gibi Türkiye’deki yasalara uymayan uzmanlık dalları tanımlanmaya ve alanımıza ait işlemlerin başkalarınca yapılmasına imkan yaratılmaya çalışılıyor. Yetkinliği olmayan hekimler tarafından yapılan uygulamalar ciddi sorunlar ve beraberinde tartışmalar yaratıyor. Tıbbi uygulamaları düzenleyen yasaların çok net olmaması, denetim mekanizmalarının işlememesi, cezaların caydırıcı olmaması ve tıbbi uygulamalar ile güzellik amaçlı uygulamaların sınırlarının çok net olmaması, ne yazık ki, toplum sağlığını tehdit eden sonuçlara gebe... Bunun örneklerini sıklıkla yazılı ve görsel basında izliyoruz.

Yukarıda anılan uzmanlık sıfatlarının hiçbiri Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve YÖK tarafından tanımlanmış uzmanlık alanları değildir. Hastaların, estetik ameliyat olma talebiyle başvurduğu hekimin Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik cerrahi alanındaki uygulamalar için yetkin olduğunu gösterecek en doğru belge, Sağlık Bakanlığı tarafından verilen uzmanlık belgesidir ve bu belgeyi görmek istemek hastaların en doğal hakkıdır. Bunun yanı sıra, uzmanlık derneklerinin yeterlik kurulları tarafından her yıl yapılan sınavlarla yetkinliğini kanıtlayan uzmanlara belli bir süre için verilen Yeterlik Belgelerinin de hastalar tarafından sorgulanması da ayrı bir önem taşımaktadır. Günümüzde araştıran, daha çok soru soran, birden fazla plastik cerrahla görüşen ve sonuçta içine sinen ve en çok güven veren plastik cerraha ameliyat olan hasta sayısı giderek artıyor.

Estetik cerrahi ve etik
Estetik cerrahinin yaygınlaşması ile etik ilkelerin istismar edilmeye başlaması, son yıllarda belirgin olarak artmaya başladı. 1979 yılında Beauchamp ve Childress’in yayınladığı “Biyomedikal Etiğin İlkeleri”nde, sonradan çağdaş tıp uygulamalarının etik temelini oluşturan 4 ana ilkeden söz ediliyor: Bunlar, hastanın özerkliğine saygı, yararlılık, zarar vermeme ve hakkaniyet olarak sıralanabilir.

Hastanın özerkliğine saygı - aydınlatma
Normal şartlarda, yetişkin bir insan, ameliyat olup olmama konusunda karar verme hakkına sahiptir. Hastalara yeterli bilgi verilmiş olması şartıyla, bu hastaların arzularına saygı gösterilmelidir. Yeterli bilgi verilmesi, hekimin bilgilendirme ve aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesiyle olur. Burada bilgilendirme veya aydınlatmadan kastedilen, hekimin ameliyat sürecini, ameliyattan elde edilecek yararları, ameliyatın risklerini ve alternatif cerrahi ve cerrahi olmayan seçenekleri hastaya ayrıntılarıyla açıklamasıdır. Herhangi bir hastalığı olmayan estetik cerrahi hastaları için bu daha da önemlidir. Estetik amaçlı tıbbi ve cerrahi girişimler, insan sağlığı üzerinde çözümü zor veya uzun sürebilen istenmeyen etkilere yol açma riski olan, sağlıklı bir bireyin kendi kararı ve seçimi ile uygulanan ve bu nedenle ciddi etik sorunları barındıran tedavi yöntemleridir. Böyle durumlarda, hastanın özerklik hakkı ile hekimin önce zarar vermeme ilkesi çelişir. Cerrahlar hastaların beklentilerinin gerçekçi olup olmadığını anlamak durumundadırlar.

Günümüz tıbbının merkezinde, artık hastanın sözlü ve yazılı olarak bilgilendirilmesi, aydınlatılması ve bunların yapıldığına dair imza alınması var. Buna aydınlatılmış onam diyoruz. Estetik cerrahi, tıbbi uygulama hatalarında yüksek risk taşıyan dallardan biridir. Özellikle A.B.D ve Avrupa ülkelerinde yıllardır yaşanan tıbbi uygulama hatalarına bağlı davaların son yıllarda ülkemizde de giderek arttığını görüyoruz. Genellikle tıbbi uygulama hatasına bağlı davaların büyük kısmı teknik hatalar nedeniyle değil, yanlış hasta seçimi ve hekim-hasta arasındaki yetersiz iletişimden veya iletişim kopmalarından dolayı açılıyor. Bu nedenle hastanın yazılı onamı, hekim-hasta arasındaki ilişkinin en temel yapıtaşını oluşturduğu ve mesleki korunmayı sağladığı için çok büyük önem taşıyor.

Yararlılık
Sağlık çalışanlarının, hastaların yararını gözetecek şekilde davranması ilkesidir. Bilimsel kanıtlara dayanarak tedavi uygulama bunun temel dayanak noktasıdır. Birçok hasta, görünümlerinde gerçekten var olan şekil bozukluklarının bilincinde olup, ağrı, sosyal içe çekilme ve çeşitli rahatsızlıklar duyabilirler. Bu hastaları, hastanın özsaygısını ve benlik imgesini düzeltmek için ameliyat etmek, yararlılık ilkesi açısından kabul edilebilir bir davranıştır ve bu grup hastalar estetik cerrahiden fayda görürler.

Bazı hastalar ise, gerçek psikolojik sorunları olan hastalardır, cerrahi girişimle tedavi edilmeleri söz konusu değildir. Bunların başında gelen Beden Algı Bozukluğu insanların var olmayan ya da çok hafif olan kusurları ile sürekli uğraşmaları ve ısrarla cerrahi olarak düzeltilmesini talep etme girişimleri ile kendini belli eden psikiyatrik bir sendromdur. Dismorfofobi ve aşırı narsizmde benzer sağlık sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hastaların beklentileri gerçekçi ve ulaşılabilir değildir. Sonuca bağlı olmaksızın, mutlu olma şansları yoktur; dolaysıyla hastaya yararlı olma şansı da olmadığı için yararlılık ilkesi ile çelişir.

Zarar vermeme
Bir hekim, hasta yararının tersine veya hastaya zarar verecek bir davranış veya harekette bulunamaz. Bir cerrah, hastaya yarar sağlamayacağına inanıyorsa, gerçekçi beklentileri olmayan ve ciddi sağlık sorunları olan hastalarda ameliyatın ve anestezinin olası riskleri, işlemin yararına ağır basıyor ise, cerrahi girişimde bulunmayı reddedebilir. Hiçbir cerrah sadece kişisel maddi çıkarları için ameliyat kararı vermemelidir. Cerrahi girişimler, sadece tam donanımlı, ileri yaşam desteği imkanı bulunan ve sağlık otoriteleri tarafından ruhsatlandırılmış merkezlerde yapılmalıdır.

Hakkaniyet
Sağlık en temel insan hakkıdır ve her bireyin tıbbi bakıma ulaşabilirliği eşit olmalıdır. Estetik girişimler açısından da tıbbi bakım herkes için eşit olmalıdır, zira estetik cerrahi ihtiyacı ve talebi artık toplumun tüm sınıflarında olabilmektedir. Ancak, dünyanın hiçbir yerinde estetik cerrahi uygulamalarının geri ödeme sistemleri tarafından karşılanması söz konusu olmadığı için, toplumun her kesiminin estetik girişimlere ulaşabilmesi mümkün değildir... Kamu hastanelerinde klinik ihtiyaçlara göre istisnalar olabilir, ancak özel sektörde sadece parası olanlar ameliyat olabilmektedir.

Ergen hasta
Estetik cerrahide diğer bir etik ikilem, ergenlik dönemindeki bireyleri ameliyat edip etmeme konusunda yaşanmaktadır. Ergen bireylerin de estetik ameliyata ihtiyacı olabilir. Ancak soru şu: Henüz fiziksel gelişmesi ve psikolojik olgunlaşması tamamlanmamış bir bireye, estetik ameliyat uygulanmalı mıdır? Herhangi bir karar vermeden önce, ergen hastanın deformitesinin ağırlığı, psikolojik ve duygusal olgunluğunun derecesi ve sonuçla ilgili beklentilerinin ne olduğu çok dikkatli değerlendirilmelidir. Damgalayıcı özelliği olan, çocuğun psikolojik durumunu olumsuz etkileyen, derslerine, özel yaşantısına odaklanmasını engelleyen deformitelerde ameliyat kararı verilebilir.

Estetik cerrahinin ekonomik yönü
Estetik cerrahi ve tıbbi estetik girişimler, sağlık endüstrisinde önemli bir kazanç kapısı haline geldi. Çünkü bu tedaviler karşılığında parayı ödeyen, tüketicinin kendisi, yani hastadır. Burada da standart ekonomik kurallar geçerli, yani her kar amaçlı kuruluş gibi ekonomik baskılara duyarlı bir sistem yürümekte... Bu da sadece estetik cerrahi ve tıbbi estetik girişimler yapan hekimlerin bazı çıkış yolları aramasına yol açabiliyor. Bunlardan biri reklam kullanımının artması... Öte yandan, rekonstrüktif işlemler için geri ödeme miktarlarının azalması, bu ameliyatları yapan cerrahların gelirlerine katkısının az olması, piyasada katı bir rekabete ve fiyatlandırma baskısına yol açıyor. Buna ek olarak, estetik işlem yapan, ancak plastik cerrah olmayan hekimlerin, hatta hekim olmayan kişilerin sayısının artması da büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bugün ne yazık ki, artık bu işi sadece plastik cerrahlar yapmıyor, sahibi hekim olsun olmasın, her gün yeni estetik merkezleri açılıyor. Öte yandan, yararlılık ve dürüstlük zorunluluğu göz önüne alındığında, bir hekimin klinik olarak yararı kanıtlanmamış bir ürünü tavsiye etmesi, ticaret yapması, pazarlama aracı olarak hekimlik unvanını kullanması etik olarak kuşkulu bir durum yaratıyor.

Bu rekabetçi ortamda, tıbbi ve cerrahi estetik uygulamaları yapan hekimlerin ayakta kalabilmek için üç strateji seçeneği bulunuyor. Bunlardan birincisi ve belki de en çok uygulananı indirim yapma, bir diğeri farklılık yaratma ve sonuncusu da belli bir konuya odaklanmadır. İndirim yapma konusu çok tartışmalı bir konu; etik açıdan bakıldığında farklılık yaratan ve belli bir konuya odaklanan hekimin o konuda derinleştiği ve deneyimini artırdığı, hastayı daha çok tatmin eden bir hizmet sunduğu, meslektaşlarından daha çok hasta yönlendirildiği ve dolayısıyla daha çok hastaya ulaşabildiği göz önüne alındığında, daha doğru bir yaklaşım olarak görülüyor.

Pazarlama-Reklam-Medya
Peki, bir hekim sunduğu hizmeti hastalarına nasıl anlatmalı, onlara nasıl ulaşmalı? Hekimlerin reklam yapması yasak ama kural tanımayan bazı hekimler, bazı özel hastaneler, medikal firmalar ve cihaz üreticileri, ürünlerini doğrudan son kullanıcıya pazarlamanın dayanılmaz cazibesini keşfettiler. Son yıllarda, estetik cerrahinin pazarlama stratejileri çok yaratıcı hale geldi. Estetik cerrahi büyüyen bir iş kolu ve hekimlerin kendilerini kabul ettirebilmek için reklam yapma ihtiyacı da büyüyor. Olası hasta grubundan pay alma kaygısı ve güdüsü, tüketim toplumlarında beden imgesinin giderek daha fazla önem kazanması ve yazılı ve görsel basın tarafından pompalanması, estetik cerrahları etik çelişkilere itiyor.

Reklam verme mi? Toplumu bilgilendirme mi?
Estetik cerrahide reklamlar, genellikle girişimlerle ilgili riskleri vurgulamıyor, küçük gösteriyor, hatta gizliyor. Halbuki, özellikle estetik cerrahide tıbbi hata riskini artıran bir çok durum sıklıkla karşımıza çıkabiliyor. Hastanın gerçekçi olmayan beklentileri, hastanın ameliyat öncesi fiziksel ve duygusal sağlık durumunun iyi olmaması, sigara, ilaç ve diğer maddelerin kullanımı, ameliyatın yeterlik sahibi olmayan ya da deneyimsiz cerrahlar tarafından yapılması, uzun süren cerrahi girişimler veya birden fazla girişimin aynı anda yapılması gibi durumlarda ameliyat sonrası ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Günümüzde çok değişik reklam araçları ile karşılaşıyoruz. Gazete, dergi veya broşürlere ilan vermek artık demode oldu. Onun yerine gazete veya magazin dergilerinde boy göstermek, ünlü bir kişiyi ameliyat etmek veya ismini kullanmak, dolaylı olarak ismini kullandırmak, para karşılığında televizyon şovlarına çıkmak, yazılı ve görsel basında öne çıkan taktikler... Günümüzde internet çok daha önemli bir araç haline geldi. İnterneti kullanmayan hekimin ayakta kalması çok zor görünüyor. Bugün hekim arayışında olan insanlar mutlaka internetten araştırma yapıyorlar, hekimlerin veb sayfalarını inceliyorlar, forum sayfalarından soru soruyorlar. Bu yüzden internet arama motorlarında öne çıkmak için para ödeme, forum gruplarında övgülü ya da örtülü reklam yapma ve internet siteleri üzerinden yapılan promosyonlar da internet üzerinden hasta payını artırmaya yönelik olarak uygulanan bir strateji haline geldi. Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım ağlarını etkin kullanmak, toplumu bilgilendirmek için de, reklam için de sık başvurulan bir yöntem... Tüm bunların estetik cerrahinin popülaritesini artırdığı da bir gerçek...

Şu da bir gerçek ki, web sayfalarından doğru bilgilendirme yapılması hem hastalar için bir ihtiyaç, hem de hekimin toplumsal görevi... Bunu yaparken bilimsel verilere dayalı bilgilerin, tedavi sürecinin, tedavi ile ilgili risklerin doğru aktarılması gerekiyor. Özellikle estetik cerrahide önemli bir bilgi kaynağı olan ameliyat öncesi ve sonrası fotoğrafların web sayfasına yerleştirilmesi, bir yandan hastaya karar aşamasında önemli bir katkı sağlarken, diğer yandan hekimin reklamı gibi algılanmaktadır. Aslında ülkemizde yasalar böyle bir uygulamaya izin vermiyor. Ancak, bu konudaki sorun, yurtdışı kaynaklı benzer sitelerde bunlara kolaylıkla ulaşılabilirken; ülkemizdeki kısıtlamalar nedeniyle, plastik cerrahların bunu yapamaması, ama plastik cerrah olmayanların kural tanımaz bir şekilde yapmaya devam etmesidir. Rekabet ve Reklam kurullarına, Tabip Odalarına, İl Sağlık Müdürlüklerine yapılan şikayetlere verilen basit ve yıldırıcı olmayan cezalar nedeniyle bu konuda bir türlü sonuç alınamıyor ve karmaşa sürüp gidiyor.

SON SÖZ
Estetik ve rekonstrüktif işlemler arasında keskin bir sınır yok. Karmaşık rekonstrüktif işlemler, estetik amaçla uygulanabileceği gibi, aksine estetik teknikler de rekonstrüktif bir işlemin sonucunu daha da iyileştirmek için kullanılabilir.İyi estetik cerrahlar, aynı zamanda rekonstrüktif işlemleri de iyi yapabilen cerrahlardır. Estetik yeteneklerini iyi kullanan cerrahlar, rekonstrüktif ameliyatlarda da en iyi sonuçları alırlar.Gerçekte, estetik cerrahi olarak adlandırılan işlemler, yıllar boyunca mükemmellik arayışı içinde gerçekleştirilen karmaşık rekonstrüktif işlemlerin uzantısıdır. Dolayısıyla, plastik cerrahinin üzerindeki “sadece iyi para kazanan ve ıvır-zıvır işlerle uğraşan naylon cerrahlar” imajını, uzmanlık alanımızı etik ve ahlaki değerlerle donatarak yok etmemiz gerekiyor.

Öte yandan, bu ilkelere bağlı kalarak, estetik alanında pazarlama ve reklam kampanyaları yapan rakiplerle baş etmek nasıl mümkün olabilir? Bunun için, öncelikle bunun bir kısa mesafe koşusu değil bir maraton olduğunu kabul etmek gerekir. Sadece hastalara karşı değil, mesleğimize ve meslektaşlarımıza karşı da kendimizi temsil ederken dürüst ve ahlaklı olmak, önce insan olmak en önemli erdem... Hipokrat’ı hatırlamalı, “hekim” olmalı, hasta güvenliği değerlerini en önde tutmalı... Bunu yaptığınızda, uzun vadede ne kadar iyi, yetenekli ve ahlaklı bir hekim olduğunuzu, reklam ve pazarlama stratejisi ile ulaşabileceğinizden daha fazla insan duyacaktır.

Bırakalım, bizi hastalarımız konuşsun...






Son yıllarda yaptığı nakillerle Türkiye'nin adını dünyaya duyuran Prof. Dr. Ömer Özkan, hakkında çıkan soruşturma iddialarına gece yarısı düzenlediği basın toplantısı ile cevap verdi. Özkan konuşması sırasında gözyaşlarını tutmadı. Yargısız infaz yapıldığını belirten Özkan, "Kahraman yaptığınız insan üçkağıtçı gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu haberlerin tek nedeni Üniversitede olmalıdır. Soruşturma ancak Rektörlük izni ile olur. Ortada böyle birşey yok. Ben ameliyatlarını özel izinle yapıyorum. Üniversitede üst düzey kişilerin ricasıyla sadece ameliyat yapıyorum" dedi.

REKTÖRLÜĞÜN SORUŞTURMA İZNİ YOK
Haberler çıktığında ilk olarak baside aldığını kaydeden Özkan, "Çok basite alınması gerektiğini düşündüm. Çok komik gelmişti. Haberin içeriğini ve niyetini anladıkça daha çok üzüldüm. Soruşturma başlatıldı. İyi bir haber olması için araştırmak gerekir. Birisi sizin hakkınızda şikayette bulunuyor. Bununla ilgili Savcılık gerekeni yapmıştır. Rektörlüğe bildirir. Rektörlük izin verirse Savcılık gerekeni yapar. Soruşturma başlatılır."

Haberde 37 kişiden bahsedildiğini hatırlatan Ömer Özkan, "Adı geçen 37 kişi çok değerli insanlar. Önemli operasyonlar yapan hocalar. Bunlar hakkında soruşturma açılmış. Bunların başında beni çocuğumun fotoğrafını koyarak haber sunulmuş. Nitelikli dolandırıcılık ne demek hakikatten bende bilmiyorum. Üzülmemiz için yapılıyorsa çok üzüldük. Bunun tek nedeni Üniversitede bulunmam. Bu bahsedilen konu maddi boyuttan olması gerekiyor. Ben üniversitede olmasam çok daha fazla kazanırım" diye konuştu.

İNSANLARIN GEÇMİŞ OLSUN DEMESİ BİLE ÇOK ÜZÜNTÜ VERİCİ
Bir çok daveti reddettiğini belirten Özkan, "çirkin iftiralar geliyor. İftira diyorsam değilse 6 ay sonra ortaya çıkacaktır. Gereksiz şekilde buraya gelmemiz üzüntü verici. İnsanların geçmiş olsun demesi bile çok üzüntü verici. Suçluyum suçsuzum konusuna girmiyorum. Soruşturma başlatıldı diyorsunuz herkes bu haberi okuyor. Güvendiğimiz adam kahraman yaptığımız adam üçkağıtçıymış denilecek.İmajınızı zedeliyor. Ben film artisti değilim. Yurtiçinde yurt dışında çok önemli tepkiler alıyorum. Böyle bir şey varsa 37 kişi popüler bir insan var karşınızda yıllardır basının önünde çok görünüyor diye düşünüyor."

YARGISIZ İNFAZ
Akdeniz Üniversitesinin en öndeki yüzü benim diyen Özkan, "Akdeniz Üniversitesi Türkiyenin parlayan yıldızı. Üniversitede olduğum için bu haber yapıldı. Yargısız infaz yapıldı. Kanundan dolayı burada ameliyat yapamıyorsunuz. Özel izin verilen hatta devletin hükümetin en önde kişileri ricasıyla ameliyat yapan kişiyim" diye konuştu.


2 gün önce motosikletiyle kaza yapan ve dün kaldırıldığı hastanede beyin ölümü gerçekleşen 31 yaşındaki simitçi Muhittin Turan'ın organlarının ve yüzünün ailesi tarafından bağışlanmasının ardından Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Plastik ve Rekontsrüktif Cerrahi Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Ömer Özkan, Özel Medstar Antalya Hastanesi'ne geldi. Özkan, yüzü almak için dün gece 23.00'te ekibiyle operasyona başladı. Yaklaşık 8 saat süren operasyonla Turan'ın tüm saçlı derisi, göz kapakları, alt ve üst çene, burun, dilin yarısı başarıyla alındı.

TÜRKİYE'NİN 6. YÜZ NAKLİ BAŞLADI
Yüzü alan Özkan, 07.15 sıralarında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'ne geldi. Özkan, burada kendisini bekleyen gazetecilere "Herşey gayet yolunda" dedi.
Yüz nakli ameliyatı saat 07. 30 sıralarında başladı.

9 AYLIK HAMİLE ÖZLENEN ÖZKAN DA AMELİYATA GİRDİ
Bu sırada Ömer Özkan'ın 9 aylık hamile eşi Doç. Dr. Özlenen Özkan da 54 yaşındaki Salih Üslün'ün yüzünü nakil için hazırladı. 5 yıl önce samanlığında fareyi av tüfeğiyle vurmak isterken yerden seken saçmaların yüzünü parçaladığı Üslün'ün yüzü de 5 saatlik operasyon ile hazırlandı.

Öte yandan Muhittin Turan'ın kalbinin Akdeniz Üniversitesi'nde Ahmet Arı isimli bir vatandaşa nakledileceği bildirildi. Turan'ın bir böbreğinin Konya'da diğer böbreğinin Akdeniz Üniversitesi'nde, akciğerinin İstanbul'da karaciğerinin ise Malatya'daki ismi henüz belirlenmeyen hastalara nakledileceği bildirildi.

Antalya'da geçirdiği trafik kazası sonucu özel bir hastaneye kaldırılan 31 yaşındaki Muhittin Turan'ın beyin ölümü gerçekleşmiş ve ailesi iç organlarının yanı sıra yüz, kol ve bacaklarını da bağışlama kararı almış, organ bağışının kabul edilmesinin ardından naklin gerçekleştirileceği hastalara yönelik yapılan inceleme sonucu yüzün, Edirne'de yaşayan Salih Üslün'e nakledilmesine karar verilmişti.

TÜRKİYE'NİN YÜZ NAKLİ SERÜVENİ
Dünya'da Fransa'dan sonra en fazla yüz naklinin yapıldığı Türkiye'nin yüz nakli macerasi 21 Ocak 2012 tarihinde başlamıştı. Uşak'ta intihar eden Ahmet Kaya'nın yüzünün ailesi tarafından bağışlanmasının ardından Kaya'dan alınan yüz Türkiye ve dünyada ses getiren bir ameliyatla Manavgat ilçesi Gebece köyünde yaşayan ve 40 günlükken beşiğinde uyuduğu sırada evlerinde çıkan yangında alev alan battaniyenin üzerine düşmesi sonucu yüzü yanan Uğur Acar'a nakledildi. Başarılı geçen ameliyatın ardından Acar, Türk ve dünya basının ilgi odağı oldu.

Türkiye'nin ikinci yüz nakli ameliyatı Hacettepe Üniversitesinde Cengiz Gül'e, üçüncü yüz nakli ameliyatı Gazi Üniversitesinde Hatice Nergis'e, dördüncü yüz nakli ise yine Akdeniz Üniversitesinde Turan Çolak'a yapılmıştı.Türkiye'nin 5. yüz nakli ise 35 gün önce yine Akdeniz Üniversitesi'nde Recep Sert'e yapılmıştı. Sakalları çıkan Sert'in tedavisi ise Akdeniz Üniversitesi'nde sürüyor.

Gün geçtikçe ülkemizdeki estetik ve plastik cerrahlar büyük başarılara imza atıyor. Alman - Türk Plastik Cerrahi (VDTPC) Derneği ile yapılan çalışma ve araştırmaların hız kazanması hedefleniyor. Dernek yönetim kurulu üyesi Dr. Murat Dağdelen, Med-Index’in dernek hakkındaki sorularını yanıtladı. 

Derneğiniz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Aldığımız sorumluluk ile Dünya’ya iyi plastik cerrahı ve iyi insan yetiştirmede katkıda bulunmak, araştırma, sorgulama, öğrenme, öğretme, uygulama, sağlık ve eğitim ihtiyacına evrensel, bilimsel ve etik değerlerden ödün vermeden hizmet eden, plastik cerrahinin daha da gelişmesi için çalışan, dünya plastik cerrahi kurumları ile işbirliği yapan, örnek bir dernek olmak.

Ne gibi faaliyetleriniz var? Derneğinize kimler üye olabiliyor?
Alman - Türk Plastik Cerrahi (VDTPC) Derneği, adından aldığı sorumluluğu yerine getirmenin gururu ile bilimsel, sosyal ve kültürel başarısını bölgesel, ulusal ve uluslararası alanda kanıtlamış temel değerlerinden ödün vermeden çağdaş bilim, yönetim, öğrenim ve eğitim anlayışı ile dünya bilimsel dernekleri arasına girmiş, lider bir dernektir.

Alman - Türk Plastik Cerrahi (VDTPC) Derneği 2010 yılında Dr. Murat Dağdelen ve Dr. Mehmet Atila öncülüğünde kurulmuş, Plastik ve Estetik Cerrahi Derneğidir.
Üyelerimiz; Almanya ve Türkiye'den olup Plastik ve Estetik Cerrahi alanında çalışmalarını sürdüren hekimlerden oluşmaktadır.

Derneğimizin amacı Alman ve Türk Plastik Cerrahları arasında iletişim kurmak, bilgi alışverişinde olmak ve ortaklaşa bilimsel ve klinik çalışma araştırmalar düzenlemek, yenilikleri sürekli ve güncel tutabilmek için bilimsel toplantılar, sempozyumlar ve kongreler düzenlemek, her iki ülkenin Plastik ve Estetik Cerrahisinin daha da gelişmesinde katkıda bulunmak. Bu hedeflere ulaşmak için Almanya ve Türkiye arasında, estetik ve plastik cerrahların aktif olarak en uygun teorik ve pratik bilgi alışverişi teşvik edilmelidir. Derneğimiz üyelerine Almanya ve Türkiye’de ulusal ve uluslararası bilgi alışverişini desteklemek amacıyla estetik ve plastik cerrahi konularında diğer ulusal ve uluslararası derneklerle, ileri seviyede bulunan üniversite ve hastanelerle ilişki kurup bilimsel olarak eğitim ve stajlar tertip etmeyi amaçlıyoruz. Derneğimiz Alman –Türk Estetik ve Plastik Cerrahların resmi temsilcisidir.

 
Derneğimiz ayrıca Türk ve Alman kökenli hastalar için bir bilgi platformu sunuyor. Bu bağlamda, derneğimizin web sitesinden (www.vdtpc.de) üyelerimize ait veritabanından bulundukları klinik, ameliyat spektrumları ve internet bağlantılarıyla ilgili bilgi edinilebiliyor.

Yönetim:
Dr. med. Mehmet Atila (Başkan)
Dr. med. Murat Dağdelen (2. Başkan)
Dr. med. Arman Ivoghli (Sekreter)
Dr. med. Mirko Matthias Fuchs (Sayman)

Derneğinizin iletişim bilgileri nelerdir?
Web adresimiz: http://www.vdtpc.de mail adresimiz: info@vdtpc.de

Hekimlerin emeklilik sürecinde yaşadığı sorunları gündeme getirmeye devam ediyoruz. Bu süreçte ne gibi sorunlar yaşandığı ve nasıl düzenlemeler yapılması gerektiği üzerine bilgi veren Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Sühan Ayhan şunları söyledi: “Görüşebildiğimiz emekli hocalarımızın emekli maaşları konusunda genel fikirleri, maaşların yeterli olmadığı şeklinde... Başka ek gelirleri olmasa, aldıkları maaşların, bırakın dört dörtlük yaşamak,basit bir yaşam sürmek için bile yeterli olmadığını söylüyorlar. 

Emekli Bir Hekimden Yüzde 15 Maaş Kesinti Uygulaması Var
Devletten emekli olup tekrar muayenehane açarak çalışan emekli bir hekimden yüzde 15 gibi bir maaş kesintisi yapılması yanlış bir uygulama... Çalışmak, üretmek isteyen ve üzerine vergisini veren bir emeklinin maaşından kesinti yapılması aslında bir ceza, hâlbukibunun teşvik edilmesi gerekiyor.

“Emekli Hekimler Özele Gitmek Zorunda Kalıyorlar ve Yüksek Sağlık Giderleri Ödüyorlar”
Emekli hekimlerin genel görüşü; sağlık hizmetlerinden yararlanmada yaşanan sıkıntılar... Bazı emekli üyelerimiz, devlet ve üniversite hastanelerindeki yoğunluktan dolayı, emekli bir hekim olarak gerekli ilgi ve özeni görmedikleriniifade ediyorlar. Sıra beklemek veya bir tetkik için gün almak zorunda olduklarını ve yaşlı olmaları nedeniyle bunun mümkün olmadığını ve özel hastanelere giderek, daha fazla ücretlerle tetkik yaptırmak zorunda kaldıklarını belirtiyorlar.

Yine başka bir hocamız, devlet ve üniversite hastanelerine gidip muayene olamama nedeni olarak; üniversite ve devlet hastanelerindeki hizmetin hekimlik, araç ve gereç bakımından seviyesinin düşmesi olarak iletti. Üniversitelerden yetişmiş hocaların ayrılmak zorunda kalmaları ile hekimlik kalitesinin düştüğünü ve hekim olarak konuyu bilen kişilerin tatmin olmadıklarından, tedavileri için artık özele gitmek zorunda kaldıklarını ve buralarda da mecburen yüksek sağlık giderleri ödediklerini söylüyorlar.

Hekimler için Kalabilecekleri Yaşlılar Evi Kurulmalı
Emekli üyelerimizin, emekli maaşının yanında yaşam biçimleri ile de ilgili sıkıntıları var. Çocuğu olmayan, eşi olmayan yada vefat etmiş, bakacak kimsesi olmayan hekimlerin ileride kalabilecekleri yaşlılar evi olması iyi bir fikir olabilir. Bu sıkıntıyı yaşayan veya yaşayacakpek çok hekim olduğuna eminim; bakıcı tutanlarmaaşlarının büyük bir bölümünü bakıcıya ödüyorlar. Emekli Sandığı’nın yaşlılar evine girebilmek için bazı şartlarıvar, sıragelse bile maaşlarının büyük bölümünü yine vermek zorunda kalıyorlar. Somut öneri olarak sağlık mensuplarının kendilerine özel bir yerinin olması çok iyi olur. TTB, hekimler için Darüşşafaka modeli gibi bir yaşlılar evi yaptırma konusunda öncülük yapabilir.
Diğer çok önemli bir sorun da, halkımız üzerinde oluşan hekim düşmanlığı… Bunun giderilmesi ve bu anlayışın değişmesi, eğitim ve kültür seviyesinin artırılmasının gerekiyor.”


Ülkemizi tüm dünyaya tanıtan ve gururla temsil eden saygın meslek kuruluşu Estetik Plastik Cerrahi Derneği tarafından düzenlenen “5. Uluslararası Avrasya Estetik Plastik Cerrahi Kursu” dünyanın dört bir yanından hepsi alanında deneyimli isimleri Türkiye’de bir araya getirdi. Bu yıl farklı ülkelerden 500’den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşen ve "Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) Kursu" olarak da adlandırılan toplantıyı, "İstanbul İleri Rinoplasti Kursu" ve "Avrupa Rinoplasti Derneği 2. Yıllık Toplantısı" izleyecek. Toplantılar süresince sektörde yer alan pek çok firma stant açıp ve kurslar düzenliyor.

19 - 21 Haziran 2013 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen "5. Uluslararası Avrasya Estetik Plastik Cerrahi Kursu (ISAPS Kursu)” bu sene estetik yüz cerrahisi, estetik meme cerrahisi ve vücut şekillendirme gibi pek çok konuyu gündemine alıyor. En son bilimsel gelişmelerin gündeme alındığı etkinliğin ilk iki gününde estetik cerrahi ile ilgili konferanslar ve ameliyatsız estetik uygulamalarına ilişkin kurslar yer alırken, 21 Haziran tarihinde ise dünyanın önde gelen Plastik Cerrahlarının yapacakları ameliyatlar canlı olarak toplantı salonuna aktarılacak.

21 - 22 Haziran tarihinde düzenlenecek olan "İstanbul İleri Rinoplasti Kursu" ise ilk günden itibaren canlı ameliyat yayınları ile dünyadaki son gelişmeleri katılımcılara aktaracak. “İstanbul İleri Rinoplasti Kursu”nun ikinci gününde ise uzman konuşmacılar geliştirdikleri tekniklerini katılımcılarla paylaşacak. 23 Haziran'da gerçekleştirilecek olan "Avrupa Rinoplasti Derneği 2. Yıllık Kongresi"nde ise farklı alanlardan uzmanlar bir araya gelerek deneyimlerini aktaracak.

Türkiye’nin ve dünyanın en ünlü plastik cerrahları bir arada…
Her yıl olduğu gibi bu yıl da toplantıya konuşmacı olarak yurtdışından önemli isimler katılıyor. ABD'den Joseph Hunstad, Michael Grant, Glenn Jelks, Timothy Marten, Rolin Daniel, Renato Saltz, Jay Calvert, Kanada'dan Elisabeth Hall-Findlay, Brezilya'dan Carlos Uebel, Fransa'dan Eric Auclair, Olivier Gerbaut, Ali Mojallal, Yves Saban, Almanya'dan Magnus Noah, Wolfgang Gubisch, Werner Heppt, Andreas Dacho, Helmut Fisher, İsviçre'den Kai Schlaudraff, İngiltere'den Charles Anthony East, Julian Row Jones, İtalya'dan Enrico Robotti, Ricardo Mazzola, Mısır'dan Hossma Foda olmak üzere 24 uzman etkinliği takip ediyor.

Türkiye'den ise Ahmet Seyhan, Akın Yücel, Barış Çakır, Cemal Şenyuva, Erhan Eryılmaz, İsmail Kuran, Mehmet Bayramiçli, Mehmet Manisalı, Nazım Çerkeş, Nuri Çelik, Onur Erol, Reha Yavuzer, Selahattin Özmen, Serdar Eren, Sühan Ayhan, Süreyya Şeneldir, Tunç Tiryaki gibi dünyaca tanınmış estetik ve plastik cerrahi uzmanlarımız etkinlikte yer alıyor.

“İlgi her yıl daha da artıyor”
Artık gelenekselleşmiş Avrasya Estetik Plastik Cerrahi Kursu’nun dünyanın en prestijli bilimsel toplantılarından birisi olarak kabul gördüğünü anlatan Estetik Plastik Cerrahi Derneği Başkanı Akın Yücel; “Canlı ameliyatlar ve kurslarla zenginleştirilmiş olan programımız, bilimsel içerik ve teknik eğitimler açısından dolu dolu geçecek. Her geçen yıl yurtdışı katılımcı sayısının arttığı bu etkinliğimiz bu sene de estetik ve plastik cerrahi dünyasını bir araya getirdi. Öyle ki, dünyanın yıldız isimlerinin katılmak istediği kurslar için artık bir bekleme listesi oluşturmak zorunda kalıyoruz. Estetik Plastik Cerrahi Derneği olarak ülkemizin dünya Plastik Cerrahi camiasında hak ettiği saygın yeri almasına büyük katkıları olduğunu inandığımız Avrasya Estetik Plastik Cerrahi Kurslarının, cerrahlarımızın mesleki seviyesini de önemli ölçüde yükselttiğini düşünüyoruz. Bu toplantılar hem ülkemizde Estetik Cerrahi ameliyatlarının kalitesini yükseltmekte hem de Türkiye'nin dünyadaki marka değerini arttırmaktadır” dedi.

Etkinlikle ilgili açıklama yapan Kurs Başkanı Doç. Dr. Nazım Çerkeş ise “Etkinliğe bu yıl 500’ün üzerinde katılım bekliyoruz. Ayrıca sektörde yer alan firmalar da toplantılar boyunca kurdukları stantlar ile kendilerini tanıtma fırsatı buluyor. Alanında uzman isimlerin yaptığı çalışmaları birebir paylaşarak katılımcıların bilgi ve deneyim kazanmasını sağladığımız kurslara ilgi çok büyük. Amacımız Estetik ve Plastik Cerrahi alanında yaşanan en son gelişmeleri herkesle paylaşmak, ulusal ve uluslararası düzeyi en üst seviyede tutmak. Bu yıl ayrıca, ülkemizde en sık yapılan estetik ameliyatlardan bir tanesi olan burun konusuna ayrı bir yer verdik. Hem İstanbul İleri Rinoplasti Kursunun ilkini düzenliyoruz, hem de yeni kurulan Avrupa Rinoplasti Derneğinin yıllık toplantısını İstanbul’da düzenliyoruz.” dedi.

Estetik Plastik Cerrahi Derneği (EPCD)’nin çalışmaları hakkında daha fazla bilgi için www.epcd.org, 5. Uluslararası Avrasya Estetik Plastik Cerrahi ve ISAPS Kursu (5th International Eurasian Aesthetic Plastic Surgery and ISAPS Course) hakkında bilgi almak için www.eurasian2013.org web adresleri ziyaret edilebilir.

 Günümüzde kadın-erkek birçok insan yüzüne güzel bir görünüm kazandıracak daha estetik bir burun için ameliyathanelerin yolunu tutuyor, bıçak altına yatıyor. Burun estetiği ameliyatlarının savaş yıllarındaki işlevinin ise çok farklı olduğunu belirten Estetik ve Plastik Cerrah Doç. Dr. Tayfun Türkaslan, modern fasiyal plastik cerrahinin babası olarak tarihte yer edinen Dr. Jacgues Joseph’in belirgin burun şekillerini estetik ameliyatla değiştirerek onlarca Museviyi Nazilerden kurtardığını söylüyor.

Dr. Jacgues Joseph’in yaptığı bu operasyonların burun estetiğindeki ilk ameliyatlar olduğunu belirten Doç. Türkaslan, burun tamiri ile başlayıp yüzle uyumlu, doğal görünüme ulaşan burun estetiğinin ilginç yolculuğunu ntvmsnbc’ye anlattı.

“Burun estetiğinin temelleri M.Ö.ye kadar uzanıyor. Bu dönemde Hindistan’da burun tamiri işlemi yapılıyordu. Bazı suçluların kesilen burnu, alından tasarlanarak alınan deri dokusuyla tamir ediliyor ve yeni bir burun yapılıyordu” diyen Türkaslan, bugün dahi geçerli olan bu yöntemin binlerce yıl önce bilinmesinin ve uygulanmasının dikkat çekici olduğunu söylüyor.

BURUN TAMİRİ HİNDİSTAN’DAN DÜNYAYA YAYILDI
İngilizlerin Hindistan’ı işgal etmesiyle burun tamiri dünyaya yayılıyor. Bir İngiliz doktoru bu uygulamayı görüyor ve İngiltere’de de başlatıyor. Ancak o ameliyatlar estetik amaçlı değil, sadece tamir amaçlı yapılıyor.

Burun ameliyatlarının 1. Dünya Savaşı’nda da tamir amaçlı yapıldığını belirten Türkaslan’ın verdiği bilgiye göre, burun tamirinden burun estetiğine geçiş sürecinde 2. Dünya Savaşı ve öncesinin önemli bir yeri var. Türkaslan, “Burun estetiği ilk kez Musevileri Nazilerden korumak amacıyla yapıldı. Hitler'in Musevilere karşı düşmanlık duygusunun başlamasıyla birlikte Cerrah Jocgues Joseph, Nazilerin tanımaması için bazı Musevilerin belirgin olan burun şekillerini estetik ameliyatla değiştirdi” diyor.

YEŞİLÇAM YILDIZLARI YAPTIRIYORDU
Yani bugün sağlıklı ve güzel bir burun için tercih edilen estetik ameliyatların ilk amacı hayat kurtarmaktı. Peki, Türkiye burun estetiği ameliyatlarıyla ne zaman tanıştı? Türkaslan’ın verdiği bilgiye göre, 1960’ların sonunda yurt dışına giden doktorlarımız Türkiye’yi plastik cerrahiyle tanıştırdı. Ancak ülkemizdeki ilk burun estetiği 70’li yıllarda yapıldı. Çünkü maddi olarak herkesin kolayca yaptıramayacağı bir operasyondu. Yeşilçam yıldızları ve dönemin sosyete camiasında bu uygulama bir statü sembolü olarak görülüyordu.

TEK AMAÇ BURNU KÜÇÜLTMEKTİ
O dönemde burun estetiği, sadece burun küçültmek olarak algılanıyordu. Estetik ameliyatların tek amacı küçük ve güzel bir buruna sahip olmaktı. Her hastaya standart yöntem olan kapalı burun ameliyatı tekniğinin uygulandığını belirten Dr. Türkaslan, “Oranlar çok dikkate alınmaz, doğal görüntü talebi olmazdı. Burunlar iyice küçültülür, eğrilikler varsa bunlar genellikle düzeltilmez, nefes alma sorununa dikkat edilmezdi. Ameliyat sonrası burun deliklerinin aşırı belirgin olması ve burun ucu düşmesi görülebiliyordu. Amaç sadece burnu küçültmekti. Genç yaştaki hastalara yapılıyordu. Revizyon burun ameliyatı imkânı da yoktu” sözleriyle o zamanki ameliyat prosedürünü özetliyor.

DOĞAL BURUN ANLAYIŞININ TEMELLERİ ATILIYOR
Burun estetiğindeki bu yaklaşım 90’lı yılların ortalarından itibaren değişmeye başlıyor. Hem ameliyat tekniklerinde hem de beklentilerde köklü değişikliklerin yaşandığı o dönemi Türkaslan şöyle aktarıyor: “Operasyonu yapan estetik cerrahların sayısı arttı. Burun estetiği 90’lı yılların ortalarından itibaren daha geniş bir kesimin yaptırabileceği bir estetik operasyon haline geldi. O yıllarda bugünkü doğal burun görüntüsü anlayışının temelleri atıldı. Ameliyatlar artınca doktorların tecrübesi de arttı. Tek başına burun küçültme ameliyatı anlayışı terk edilerek, burundaki fazlalıkların veya azlıkların yüzle estetik uyumu dikkate alınarak işlemler yapılmaya başlandı. Eğriliklere müdahale edildi. Hatalı sonuçları telafi eden revizyon ameliyatları yapıldı.

2000’Lİ YILLARDA TALEP PATLAMASI YAŞANDI
Artan doktor tecrübesiyle, 2000’li yılların başında kullanılmaya başlanan açık rinoplasti tekniğinin birleşmesi, hasta açısından da arzu edilen burun şeklinin ortaya çıkmasını sağladı. Genellikle kemikli, kemerli ve yüzle uyumsuz iri burun yapısından şikâyetçi olunduğunu dikkate alırsak, doğal görünümlü ve estetik olduğu fark edilmeyen burun tasarımı, memnuniyet ve talep patlaması yarattı.”

KAYGILARI ORTADAN KALDIRAN TEKNİK
Açık burun ameliyatının, burun estetiğine önemli avantajlar sağladığını vurgulayan Türkaslan, “Bu teknikle birlikte özellikle kaza sonucu, doğuştan ya da sonradan gelişen eğrilikler, burun ucu şekil bozuklukları gibi estetik sorunlar kolayca ameliyat edilebilir hale geldi, kalıcı sonuçlar alındı” tespitinde bulunuyor.

Günümüzde tüm dünyada benimsenen yapısal burun estetiği yaklaşımı doğrultusunda operasyonlar yapılıyor. Yaklaşım; hem estetik hem de fonksiyonel açıdan bütünlük ve uzun vadede stabil sonuçlar elde edilmesi esasına dayanıyor.

Açık ameliyat tekniği ile hastaları kaygılandıran komplikasyonların ve detayların ortadan kalktığına dikkat çeken Dr. Türkaslan, bu tekniğin birçok avantajı olduğunu söylüyor: “Hastalar, sıklıkla burnun kırılmasını, estetik olduğunun fark edilip edilmeyeceğini ve tamponu sorarlar. Kırdırılarak yapılan burun estetiği ve tampon uygulaması yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Yaş sınırının esnediği, ileri yaşlarda da bu estetiğin yapılabildiği duruma geldik. Artık burnun estetik olduğu anlaşılmıyor dahi. Nefes alma kanallarını açık tutarak fonksiyonelliğini koruyoruz. Ameliyat sonrası morarma, şişme sorunu azaldı ve iyileşme süreleri kısaldı. İlerde olabilecek burun ucu düşme ihtimali ortadan kaldırıldı.”

ERKEKLER DE BURUN ESTETİĞİ YAPTIRIYOR
Estetik burun ameliyatlarını artık kadınlar kadar erkekler de tercih ediyor. Doç. Türkaslan da, “Burun estetiğinde yakaladığımız başarı, erkekleri de bu ameliyata yöneltmiştir” diyor. 20 ile 40 yaş arası erkeklerde burun estetiğinin yoğunlaştığını söyleyen Türkaslan’a göre, üniversite öğrencileri ve hizmet sektöründe çalışan erkekler burun estetiğini daha çok yaptırıyor.

ESTETİK AMELİYAT YAPTIRMADAN ÖNCE BUNLARA DİKKAT
Burnundan şikayetçi olanların, yeni bir burun için estetik cerrahların kapısını aşındırmadan önce bazı kriterleri göz önünde bulundurmalarında fayda var. Hekimin daha önce yaptığı operasyon sonuçlarını görmek, mümkünse operasyon geçiren diğer hastalarla görüşmek, hekimin yaklaşımı ve tecrübesiyle ilgili bilgi almak, operasyon öncesi bilgisayarlı burun şekillendirme hizmetine dikkat etmek, sağlık merkezinin tam donanımlı ameliyathaneye sahip olup olmadığına dikkat etmek bunların başlıcaları.

Serin havalar genellikle burun estetiğinin iyileşme sürecinin sağlıklı olması açısından tercih ediliyor ama sıcak havalar da bu ameliyata engel değil. Ancak ameliyat planlamasını çok iyi yapmak gerekiyor, çünkü iyileşme süresi 6 ay ile 1 yıl arasında değişebiliyor.