e-Posta :
Şifre :

Etiket: Obesite

Bu eğitimde hipertansiyon tanımı, tipleri, tanı ve tedavi yaklaşımları hakkında temel bir bilgi verilmesi hedeflenmiştir.
İmplantlar omurilik zedelenmelerinde umut verici bir araştırma alanı. Ancak sert ve esnek olmayan implant tasarımları omuriliği çevreleyen dokulara zarar veriyor ve sonuç başarısızlık oluyor. İsviçre'deki Ecole Polytechnique Federale de Lausanne Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, aylarca işlev görebilen esnek implantlar geliştirdi. Uzmanlar esnek implantları ' teknolojide çığır aşan bir başarı' olarak niteliyor.

Science dergisinin tarif ettiği gibi, yeni geliştirilen bu implant vücutla birlikte hareket edebiliyor ve omuriliğin sorunsuz çalışabilmesi için gerekli olan uyaranları iletebiliyor. Araştırmaya katılan uzmanlardan Prof. Stephanie Lacour, “Bu implant sinir sistemi hareketlerine uyum sağlayabilmesi için tamamen esnek ve yumuşak yapıldı. Beyin pompalanan kanla nabız gibi attığı için çok hareket eder. Omurilik gün boyunca birçok kez genişler ve geri çekilir, ayakkabılarınızı bağlamak için eğildiğiniz zamanları düşünün. İmplantın insanlarda kullanılması konusuna gelince bunun hemen yarın gerçekleşeceğini söyleyemeyiz. Geliştirdiğimiz özel materyallerin onaylanması için zamana ihtiyaç var. Ancak biz bunun insanlar için somut ve sağlam bir teknoloji olacağına inanıyoruz” dedi.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın
 

Uluslararası Kalkınma Enstitüsü (Overseas Development Institute) şu anda dünya çapında her üç kişiden birinin "aşırı şişman" olduğunu söylüyor ve hükümetleri sigara tiryakiliğine karşı yürütülen kampanyaların benzerlerini başlatarak, beslenme alışkanlıklarına müdahale etmeye çağırıyor.

İngiltere'ye bakıldığında yetişkinlerin yüzde 64'ünün aşırı şişman ya da obez kategorisine girdiği görülüyor.  Hazırlanan raporda önümüzdeki yıllarda kalp krizleri, inme ve diyabet hastalıkları sayısında büyük artış olacağı tahmin ediliyor.

Dünya çapında aşırı şişman ya da obez diye sınıflandırılan -beden kitle endeksi 25'ten fazla olan- yetişkinlerin, toplam yetişkin nüfusuna oranı 1980'de %23 iken, 2008'de %34'e çıktı.  Bu artışın büyük kısmı gelişmekte olan ülkelerde, özellikle de ortalama gelirde artış yaşanan Mısır ve Meksika gibi ülkelerde meydana geldi.

BBC Türkçe'deki haberin devamı için tıklayın

 Amerikan Tıp Derneği Dergisi’nin araştırması, 2010 yılı verilerine dayandırılıyor. Buna göre, Çin’de yaklaşık 140 milyon yetişkin diyabet hastası. Bu rakam, yetişkin nüfusunun yaklaşık yüzde 11.6’sına denk geliyor. 

Araştırma sonuçları, Çin’deki diyabet hastalarının sayısı, yetişkin nüfusunun yüzde 11.3’ünün diyabet hastası olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nden daha fazla. Uzmanlara göre rakamların bu kadar yüksek olmasının sebebi Çin’de değişen beslenme alışkanlıkları ve hayat tarzı.
Verilerin ‘alarm seviyesinde’ olduğunu belirten raporda, “Gelecekte Çin’de ulusal bir önlem alınmazsa, diyabete bağlı kalp ve damar rahatsızlıkları, kalp krizi ve böbrek hastalıkları artacaktır” dendi. 

Araştırmaya göre, Çinli diyabet hastalarının yalnızca yüzde 30’u hastalıklarının farkında. Ülkede ekonomik büyümenin başladığı 1980 yılından sonra diyabet hastalarının sayısı da arttı. Tüm dünya çapında, diyabet hastalarının sayısının 371 milyon olduğu tahmin ediliyor. Bu rakam da dünya nüfusunun yüzde 8.3’üne denk geliyor. Araştırmaya göre, diyabet hastalığı kentlerde yaşayan aşırı kilolu veya obez olan genç ve orta yaşlılarda daha sık görülüyor.

Bulaşıcı Hastalıklar Denetim ve Önleme Merkezi (CDC), diyabetin körlüğe, böbreklerin iflasına ve bacak veya ayakların kesilmesine neden olabileceğini söylüyor. Kurum, diyabet hastalığının 2007 yılında ölüm sebepleri arasında yedinci sırada yer aldığını belirtiyor.

Amerikalı araştırmacılar, aşırı kilolu bazı insanların kemikleri içinde yağ saklı olabileceğini ve bunun kemikleri zayıflatarak kırılmayı kolaylaştırabileceğini gördü. Boston'daki Harvard Tıp Fakültesi ekibi, obez olup da herhangi bir sağlık sorunu bulunmayan 106 kadın ve erkeğin vücudunda tarama yaptı.
Araştırmanın sonuçları Radiology dergisinde yayımlandı. Tarama sonucunda, bazı insanların karın ve kalça bölgeleri dışında karaciğer, kaslar ve kemik iliğinde de gizlenmiş bir şekilde yağ bulunduğu görüldü. Çalışmayı yürüten Dr Miriam Bredella, yağları vücudun üst kısmında toplanan elma vücutlu insanların en riskli grubu oluşturduğunu belirtti.

Yağlı kemikler
Yeni kemik oluşumundan sorumlu hücreler kemik iliğinde bulunuyor. Dr Bradella, iliğin büyük bölümü yağ hücreleri ile dolduğunda kemiklerin zayıflayacağını belirtiyor. Bradella, "Obezitenin bir zamanlar kemik kaybına karşı koruyucu olduğu sanılıyordu. Ama bunun doğru olmadığını gördük." diyor. Uzmanlar, kilo alacağımız bölgeyi belirlemek mümkün olmadığına göre tek çözümün zayıf kalmakta olduğunu vurguluyor. Kemik erimesi sorunu olan kişilerde kemik iliği yağının normalden fazla olduğu görüldü.

 Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2008 yılından bu yana yaptığı Türkiye Sağlık Araştırması 2012 sonuçları açıklandı. 15 yaş üstü kadınların yüzde 20.9’u obez ve yüzde 30.4’ünün fazla kilolu çıkarken, erkeklerde ise bu oranlar sırasıyla yüzde 13.7 ve yüzde 39.0 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tarafından ilk defa 2008 yılında gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Araştırması’nın üçüncüsü Türkiye genelinde yapıldı. Buna göre, 0-6 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 27.9 ile ishal en sık görülen hastalık oldu.

Mayıs-Haziran 2012 öncesindeki 6 ay içinde, 0-6 yaş grubundaki çocuklarda ishalden sonra sırasıyla yüzde 27.6 ile üst solunum yolu enfeksiyonu, yüzde 11.7 ile bulaşıcı hastalıklar, yüzde 9.2 ile kansızlık ve yüzde 8.7 ile ağız ve diş sağlığı sorunları, en çok görülen hastalık türleri arasında yer aldı.

Ağız ve diş sağlığı, 7-14 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 24.5 ile en çokve sık görülen sorun olurken, bunu yüzde 11.5 ile göz sağlığı ile ilgili rahatsızlıklar ve enfeksiyon hastalıkları, yüzde 4.7 ile cilt hastalıkları ve yüzde 4.1 ile beslenme sorunlarına ile ilişkili hastalıklar takip etti.

Hipertansiyon problemi

Araştırmada 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 13.2’sinin hipertansiyon problemi yaşadığı ortaya çıktı. Bu yaş grubunda hastalık/sağlık sorunu yaşadıklarını belirten bireylerin verdikleri yanıtlardan hipertansiyondan sonra en yüksek oranlar sırasıyla yüzde 12.8 ile bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri, yüzde 9.1 ile romatizmal eklem hastalığı, yüzde 7.7 ile mide ülseri ve yüzde 6.8 ile şeker hastalığı olarak tespit edildi.

En çok tansiyon ölçüyoruz

Araştırmada, 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 48.4’ü son 12 ayda tansiyon, yüzde 33’ü kan şekeri, yüzde 30.4’ü de kolestrol ölçümü yaptırdığı belirlendi.

Obezlerin oranı yüzde 17.2

15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun yüzde 17.2’sinin ise obez olduğu belirlendi. Vücut kitle indeks değerleri incelendiğinde, bireylerin yüzde 34.8’inin fazla kilolu, yüzde 44.2’sinin normal kilolu, yüzde 3.9’unun ise düşük kilolu olduğu tespit edildi.

Cinsiyet ayrımında bakıldığında ise kadınların yüzde 20.9’unun obez ve yüzde 30.4’ünün fazla kilolu olduğu görüldü. Erkeklerde ise bu oranlar sırasıyla yüzde 13.7 ve yüzde 39.0 oldu.

 Obesite ve fiziksel hareketsizlik giderek artan oranda kolorektal kanserle bağlantılı bulunmaktadır, ancak yeni bir çalışma bu risk faktörlerinin tüm vakaların sadece yaklaşık yarısında önemli olduğunu göstermektedir.
Cancer Research'in 26 Şubat 2013 sayısında online olarak yayınlanan makalede, artmış vücut ağırlığı ve fiziksel aktivite seviyelerinde azalma sadece biyolojik marker CTNNB1 testi negatif kolorektal kanser için bir risk artışı ile ilişkili bulundu. Bu alt tip test edilen olguların % 54'ünde tespit edildi.
CTNNB1 pozitif kolorektal kanserler, test edilen vakaların geriye kalan % 46'sını oluşturmaktadır, bunlarda böyle bir ilişki bulunmadı. Dana-Farber Kanser Enstitüsü patoloji ve Boston, Massachusetts Harvard Tıp Fakültesi Epidemiyoloji doçenti araştırma yazarı, Shuji Ogino, Medscape Medikal Haberler'e bu kanserlerin yaşam faktörlerinden bağımsız olduğu anlaşılmaktadır dedi.
Araştırmacılar, bu bulgu, tümör heterojenitesinin önemini vurgulamaktadır diye rapor etti. Tipik olarak, kolorektal kanser tek bir hastalık olarak tedavi edilir, ancak bu çalışma oldukça farklı iki alt tipi göstermektedir.
Dr Ogino, ‘Doktorlar CTNNB1 negatif kanseri geliştirmeye eğilimli kişileri tespit edebilirse, o zaman fiziksel aktivite güçlü şekilde tavsiye edilebilir ’, diye kaydetti.
Dr Ogino, ‘Ayrıca 2 alt tipi için farklı tedaviler geliştirmek mümkün olabilir’, diye açıkladı. Araştırmacılara göre, 2 alt tip enerji dengesiyle farklı şekilde tepki göstermektedir ve aşırı enerji dengesi CTNNB1-negatif hücrelerin büyümesini yönlendirebilir.
‘Bir sonraki adım, kanser riskini azaltmak ve özellikle obez bireylerde sağlık durumunu artırmak için CTNNB1 ve ilgili moleküller için hedeflenen kemoprevensiyon ve tedavi geliştirilmesidir'dedi.

İki İlişkide Önemli, Ama Sadece 1. Alt Tip İçin

Araştırmacılar 2 büyük ulusal prospektif çalışmadan gelen verileri analiz etti; 109,046 kadın ‘Nurses Health Study' çalışmasından ve 47.684 erkek ‘Health Professionals Study'çalışmasından geldi.
CTNNB1 doku ekspresyonu sonuçları, kolorektal kanser tanısı alan 2.263 vakanın 861'için kullanılabilirdi. Bu tümörlerin% 54'ünde CTNNB1 negatifti. Bu alt tipte, artan vücut ağırlığı ve fiziksel aktivite düzeylerinde azalmayla arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak önemli anlamlı olduğunu, araştırmacılar vurgulamaktadır.
Yüksek vücut kitle indeksi (BMİ), CTNNB1 negatif kolorektal kanseri için daha yüksek risk faktörü (5 kg / m² artış için çok değişkenli risk oranı (HR), 1.34 p eğilimi <.0001) ile ilişkili bulunmuştur. Fiziksel aktivite, CTNNB1 negatif kolorektal kanser için önemli ölçüde daha düşük risk (10 MET-h/hafta artışlar için çok değişkenli risk oranı(HR)= 0.93, P eğilimi = .044) ile ilişkili bulunmuştur.

Enerji Dengesiyle Farklı Tepki

Önceki bir laboratuvar çalışmasında, Dr Ogino ve arkadaşları aşırı enerji dengesini CTNNB1 negatif kolorektal kanser progresyonu üzerinde etkili , CTNNB1 pozitif kanser için etkisiz buldu (JAMA. 2011;305:1685-1694).
Önceki verilerle birlikte mevcut bulgular tümörün, CTNNB1 durumunun, obezite ve fiziksel aktivite ile hücresel duyarlılığı sadece tümör progresyonu sırasında değil, tümör gelişimin erken basamaklarında da etkilediğini düşündürmektedir'.
Obezite ve kolorektal kanser arasındaki nedensel bağlantının mekanizması, insülin ve insülin benzeri büyüme faktörleri( IGF) nin arabuluculuğunu içerebilir. Hücre kültürlerinde insülin ve IGF'nin hücre çoğalmasını ve sağkalımını teşvik ettiği, en azından CTNNB1 sinyalizasyon yolağının geçici aktivasyonu yoluyla etki gösterdiğine araştırmacılar işaret etmektedir.
Dr. Ogino Medscape Medical News'a, bu bulgunun ilk kez bu kadar detaylı olarak bildirildiğini söyledi. Önceki çalışmalar artmış BMI ve mikrosatellit istikrarlı kolorektal kanser için bir risk artışı arasında bir ilişki göstermiştir, ama bu sadece kavramsal bir bağlantıdır.

Araştırmanın özetine ulaşmak için tıklayınız.

Kaynak: Medscape Medikal Haberler


Mutlu Çatal

            Senenin hemen başında, 8-11 Ocak tarihleri arasında Las Vegas?da düzenlenen Tüketici Elektroniği Şovu (Consumer Electronics Show 2013, CES 2012) birçok medikal yeniliğe de ev sahipliği yaptı. Amerika?da bahar aylarında piyasa çıkması beklenen ?HAPIfork? yani ?Mutlu Çatal?, bu kongrede en çok ilgi gören ürünlerdendi.

                 

 

 

            HAPIfork, adından da anlaşıldığı üzere aslında bir çatal. Ama onu diğer çatallardan ayıran özelliği, kullanıcısının yeme alışkanlığını takip etmesi.  İçine yerleşik elektronik birim sayesinde ne kadar hızlı yemek yediğinizi ölçebilen bu alet eğer hızlı yemek yediğinizi fark eder ise size titreşimli ve ışıklı uyarıda bulunuyor.  Temel olarak her lokma arasında en azından 10 saniye geçmez ise sizi uyarıyor.  Üreticileri, HAPIfork?un uzun vadeli kullanımının tüketicinin yemek yeme alışkanlığını değiştirebileceğini, hatta kilo verebileceklerini savunuyor.

            HAPIfork beraberinde gelen hem bilgisayar hem de mobil uygulamaları ile sadece öğünler sırasında kullanılan bir çatal olmanın ötesine geçiyor.  Tüm öğün bilgilerini hafızasında depolayarak USB veya Bluetooth üzerinden uygulamalara aktarabiliyor.  Böylece kullanıcının yeme alışkanlığı hakkında bilgi sahibi olmasını, zaman içindeki ilerlemesini görmesini, hatta bunu bir oyun haline getirmesini bile sağlayabiliyor.

            Tüm bu özellikleri içinde barındırdığından olsa gerek ?geleneksel? çatal çizgisinden ve boyutundan bir hayli uzaklaşıyor. Çatal toplamda 20 cm uzunluğunda ve 65 gram ağırlığında.  Asıl önemli olan ise yaklaşık 2,5 cm kalınlığında ve 1,6 cm yüksekliğinde olan sapının boyutu.  Günlük yemek yeme alışkanlığını değiştirmesi amaçlanan bu çatalın her öğünde kullanılması, yani hep yanınızda olması gerekiyor.  Günümüz koşullarında yanımızda sürekli ?bir şey daha? taşımak ister miyiz bilemiyorum.

            Unutmadan: Evet, bulaşık makinesinde yıkanabiliyor!

 

'Journal of the American Medical Association' dergisinin son sayısında yayınlanan bir derlemeye göre aşırı kilolu kişilerin erken ölüm oranları %6 daha azdır. 
Üç milyondan fazla kişiyi kapsayan önceki 100 çalışmadan yapılan derlemeye göre aşırı kilolu veya obez olan kişilerde, ölüm oranı normal kilolu olduğu düşünülen kişilere göre %6 daha az bulundu. 
Vücut kitle endeksi( BMI), 18,5 ila 24,9 olan kişiler normal kilolu, 25-29,9 olan kişiler kilolu 30 ve üstünde olanlar obez olarak sınıflandırılmaktadır.
Obezlerin alt sınıflandırmasında da BMI 30 ila 34,9 olanlar Grad I obez, 35 ve üstünde olanlar Grad
2-3 obez olarak sınıflandırılmaktadır.
Bu son derlemede araştırmacılar 97 çalışmada, araştırmaya dahil olan kişilerin kiloları ve mortalite risklerini araştırdı. 2, 9 milyon kişinin bilgileri derlendi ve 270.000 ölüm görüldü.
Genelde obezlerde mortalite riski %18 fazladır, Grad 2-3 obezlerde %29 fazladır. Ancak, sadece kilolu olanlarda normal kilolu kişilere göre mortalite riski yüzde 6 az iken,  Hafif (grade 1) obezlerde yüzde 5 daha düşük risk bulunmuştur. 
Çalışma, fazla kilolu ya da hafif obez olmayla daha düşük bir ölüm riski arasında neden bir bağlantı var gibi göründüğünü söyleyememektedir. 
Derlemeye 'Journal of the American Medical Association' dergisinden ulaşılabilir.
 


Beklendiği gibi, araştırmacılar da zorbalığa uğrayanların daha sıkıntılı ve endişeli ve yaşam kalitesi  genel olarak daha kötü olan çocuklar olduğunu buldu.
Araştırmalar ve yeni haberler zorbalığın(sataşma) - çevrimiçi "cyberbullying" da dahil olmak üzere ' depresyon ve intihar girişimleriyle bağlantılı olduğunu ortaya koyduktan sonra sataşma anne, doktor ve okul yöneticileri arasında bir endişe haline gelmiştir.
Boston Çocuk Hastanesi' nde genel pediatri başkanı ve Harvard Tıp profesör' ü Dr Mark Schuster  'Ortada bir değişim var ve insanlar bu konunun şaka yapma gibi bir şey değil, zorbalığın gerçek sonuçları olduğunun farkına vardı ', dedi ve yeni çalışmanın sonuçlarıyla ilgili bir tefsir yazdı. 
Çalışmalar bütün çocuklar ve gençler arasında her on çocuktan bir veya üçünün zorbalığa uğradığını düşündürüyor  - ama bu rakamlar konum ve demografik özelliklere göre değişebilir.
İki çalışmadan gelen  yeni bulgular Pediatrics dergisinde Pazartesi günü yayınlandı.
Çalışmalardan birinde, New York Mount Sinai Tıp Merkezi' nden Dr Eyal Shemesh ve arkadaşları bir alerji kliniğinde 251 çocuk ve ebeveynlerini gördü ve anket yaptı.  Yaşları 8 ila 17 arasında olan çocukların hepsinde gıda alerjisi tanısı vardı.
Bunlardan sadece yüzde 45' i zorbalık veya herhangi bir nedenle taciz edilmiş ve yüzde 32' si  özellikle onların alerjileri nedeni ile zorbalığa uğramıştır.
Dr. Shemesh 'gıda alerjisi çok kolay istismar edilebilir bir güvenlik açığıdır ve bu yüzden tabii ki istismar edilebilir' dedi.
Çalışmada çoğunlukla beyaz ve iyi-durumdaki çocuklardan oluşan bir grubun daha az sıklıkla hedef olacağının beklendiğini söyledi. Yani zorbalık, ayrıca gıda alerjileride var olan yoksul ve azınlık çocuklarında daha sık olabilir.
Ama alerji akranları tarafından alay ve tacizin tek nedeni değildir.
Başka bir çalışmada ise, New Haven, Connecticut, Yale Üniversitesi' nden araştırmacılar, kilo kaybı kamplarında kayıtlı 361 gencin neredeyse üçte ikisinin kendi boyutu nedeniyle zorbalığa uğradığını buldu.

Bu olasılılık ağırlık arttıkça artıyor böylece ağırlığı artmış çocuklarda zorbalık  neredeyse yüzde 100 olasılıkta  bulundu. Sözel alay zorbalığın en sık görülen formudur, ama çocukların yarıdan fazlası, çevrimiçi veya metin ve e-posta yoluyla da alaya alınmaktadır.

ÇOCULARINIZLA KONUŞUN

Shemesh ve ekibi 'yiyecek alerjili çocukların sadece yarısının ailesi onların zorbalığa uğradığını biliyordu ve aileler çocuklarının sorunun farkında iken onların daha iyi olma eğiliminde olduğunun bulunduğunu' söyledi.

Ailelerin, çocuklarına okulda veya başka bir yerde taciz edilip edilmediklerini sorarken rahat olmalarını ve sadece bir kez bile olduysa zorbalığı ihmal etmeleri gerektiğini söyledi.

Ebeveynler gerçekten gıda alerjisi olan çocukların dalga geçilmesine neden olan karakteristik bir tür olduğunun farkında olmalıdır.  Aileler okul ile işbirliği içinde olmalıdır - ve onların çocuklarınnı bu duruma alıştırıyor  olmaları gerekir.'
Bu durum kilolu ve obez çocukların aileleri içinde geçerlidir. 

Aileler çocukların kendilerini hala güçlü hissetmelerine yardımcı olabilir.

Kaynak: Reuters Sağlık

27.11.2014 - 29.11.2014