e-Posta :
Şifre :

Etiket: Onkoloji


















Bu yayında kahve tüketiminin kolorektal kanser riskini azalttığı belirtiliyor.

Makaleye erişim için aşağıdaki adresi ziyaret ediniz 
cebp.aacrjournals.org/content/25/4/634.abstract 

 Dünya’daki güncel onkolojik tedavileri yakından takip etmek ve hastalara uygulayabilmek amacıyla; Türk Tıbbi Onkoloji Derneği dokuz farklı tümör grubunda Türkiye’de onaylı ilaçla ve Dünya’daki durumu değerlendiren bir rapor hazırlamıştır.

Türkiye’de Son Yıllarda Güncel Tedavilere Ulaşım Konusunda Sorunlar İle İlgili Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Tarafından Hazırlanan Rapora erişmek için Tıklayınız.

Türk Kanser Araşatırma ve Savaş Kurumu her yıl düzenlediği Kanser Araştırmaları için Umut Koşusu'nu 18 Ekim 2015 tarihinde yapıyor. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kampüsü'nde yapılacak koşu için kayıtlar saat 11:00'da, koşu ise saat 12:00'da başlayacak.

Rum Politis gazetesinin manşetten verdiği habere göre, Cyprus Airways Güney Kıbrıs’a kanser hastalarının ihtiyaç duyduğu ilaç ve tıbbi malzemeyi taşıma izni ve donanımı bulunan tek havayolu şirketiydi. Cyprus Airways, ekonomik kriz nedeniyle geçen hafta kapatılınca her hafta havayoluyla tıbbi malzeme alan sağlık merkezleri ve tedavi olan onlarca kanser hastası zor durumda kaldı.

Londra ve Paris merkezli iki tedarikçi şirket, Rum kesimindeki ithalatçı firmalara, “Adaya sefer yapan ve hem donanım hem de izni bulunan tek havayolu şirketi THY. İlaç ve malzemeyi Ercan Havalimanı'na gönderelim, buradan Güney Kıbrıs’a geçsin” teklifinde bulundu. Rum ithalatçı şirketleri de hemen Rum yönetimine bilgi verdi ve izin istedi. Ancak Rum siyasiler bu teklifi kabul etmedi ve alternatif yollar bulacakları cevabını verdi.

Hürriyet'teki haber için tıklayın

 Tıp kurumları ülkenin artan kanser oranını dizginlemek için çalışırken, uluslararası işbirliği ve risk faktörleri konusunda daha fazla farkındalık oluşturmak kilit rol oynuyor. 

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun açıkladığı verilere göre, kanserle ilişkili ölümlerin sayısı son on yılda yüzde 80 artış gösterdi. Müezzinoğlu, bu gelişmeye etki yapan faktörler olarak sigara kullanımından, obeziteden ve nüfusun yaşlanmasından bahsetti. Fakat bu rakamların, kayıt sisteminin geliştirilerek daha önceden bilinmeyen kanser türlerinin tanımlanır olmasından da etkilendiğini sözlerine ekledi.

Ülke genelinde her yıl yaklaşık 175,000 kişiye kanser teşhisi konuluyor. Kanser görülme sıklığı, AB üye ülkeleri ortalamasının (281.6) altında ve 100,000 kişide 226 düzeyinde. Eylül ayı itibarıyla Türkiye, 2012 yılı boyunca kanser tedavileri için 3.525 milyar TL harcadı. Kayıtlı kanser ilaçlarının, onkoloji taramalarının ve kanser ameliyatlarının çoğunluğu kamu idaresindeki Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanırken, 124 tarama merkeziyle vatandaşlara göğüs, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanserleri konusunda ücretsiz tarama hizmeti veriliyor. Ayrıca 2015 sonuna kadar 156 tarama merkezinin açılması planlanıyor. Kanser vakaları, ülke genelindeki 15 merkez üzerinden kayıt altına alınıyor; fakat veriler eksik çünkü bu merkezler sadece ülkenin yarısına hizmet verebiliyor.

Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı'na 2011 yılında üye oldu. Bu grup bünyesinde Türkiye'nin ev içindeki radon düzeylerini kontrol çalışmalarında da ilerleme kaydedildi. Radon gazı, sigara içenler arasında akciğer kanserinin en önde gelen nedenlerinden biri ve sigara içmeyenler arasında da en önemli neden. DSÖ, ülkelere, evlerdeki radon gazı seviyelerinin binaların havalandırılması ve hava kalitesi eşikleri belirlenmesi yoluyla kontrol altında tutulması amacıyla stratejiler ve programlar geliştirmek üzere işbirliğini artırmaları için çağrıda bulunuyor.

Sağlık Bakanlığı, DSÖ tarafından kaydedilen bilimsel ilerlemeyi yakından takip ediyor; öyle ki uzmanlık paylaşımı ile bilgi düzeyindeki artış, Bakanlığı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ile birlikte ulusal radon kontrol programı başlatmaya yöneltti.  

Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden kanser tedavisi ve araştırmaları uzmanı onkolog Şuayip Yalçın, ülke genelinde kanserin tedavisi ve tedavi fırsatları sağlanması için ekonomik araçlara bakılmaksızın yeni modellerin uygulamaya geçirildiğini ifade etti.  Yalçın, kanserin önlenmesi ve tarama faaliyetleri için halk arasında daha fazla bilinçlenmeye ihtiyaç olduğunu vurguladı. Yalçın, devlet desteği artmaya devam ettikçe önlenebilir vakaları erken aşamalarda durdurmak için önemli bir şans olacağını düşünüyor. Yalçın, SES Türkiye'ye yaptığı açıklamada "Çocuklara kendi sağlıklarını ilgilendiren sağlıklı beslenme veya sigara içmeme gibi temel konuları öğretebilmek için, kanser önleme stratejilerinin çocukluk çağlarından itibaren uygulamaya konulması ve ayrıca eğitim müfredatı kapsamına alınması gerekir." dedi.

Bakanlığın Kanserle Savaş Daire Başkanı Murat Gültekin, yürüttükleri çalışmaların, temel sebeplerin önlenmesine dayandığını vurguladı. SES Türkiye'nin konu hakkındaki sorularını cevaplayan Gültekin, ülkenin, tütün kullanımını kontrol altında tutmaya yönelik çabaları artırarak birçok kanser tipinin temelinde yatan kapalı alanlarda sigara yasağı gibi uygulamalar getirdiğine işaret etti. Bakanlık aynı zamanda kırsal kesimlerde seyyar mamografi üniteleri açmayı da planlıyor. Gültekin, Türkiye'nin, pratisyen aile hekimliği sisteminin kanser riski taşıyan kişiler için önleyici tedbirler alınmasında ve hastalara ücretsiz bilgi ve tavsiye sunmak üzere bilgisayarlaştırılmış takip sistemlerinin kullanılmasında büyük ölçüde başarılı olduğunu da belirtti. 


Eskiden gazetelerde C vitamini alın, vücut direnciniz artar, gribe bire bir tarzında gayet iyi, yararlı bilgiler verilirdi. Şimdi ise sosyal medya, internet nedeniyle iş çığırından çıkmış vaziyettedir.
İşi çığırından çıkaranlar ise medyada bu haberleri yapan bazı dikkatsiz kişiler ve çok saygın değerli meslektaşlarımızdır.

Son bir ay içerisinde yayınlanan iki haber başlığını sizinle paylaşmak istiyorum:
‘Tiroid hormonu akciğer kanseri sıklığını artırıyor’
‘Hipertansiyon ilacı meme kanserini artırıyor’


Bunu okuyan ve bu ilaçları kullanan değerli hastalarımızın nasıl bir psikolojiye girdiğini lütfen bir düşünün. Bu haberi duyan bir hasta aynen şu düşünceler içerisine giriyor:

‘Ben de tiroid ilacı alıyorum, akciğerimde kanser mi olacak?’
‘Doktor bana bu ilacı başladı ama bak kanser yapıyormuş, niye verdi ki bunu bana’
‘İlaçta içmeyi sevmiyorum, bak kanser de yapıyormuş, bıraksam mı acaba’

Bu yazıyı okuyan bazı kişiler şunu diyebilir; ‘Bana ne efendim, ben inanmam böyle şeylere’ Evet, sen inanmıyorsun, bilinçlisin ama bu yazılara artık ulaşmak çok kolay ve okuyan birçok kişi bunları bir hekim söylediği için güveniyor maalesef.

Sen inanmıyorsun ama inanan bir hasta tiroid ilacını kesip komaya girebilme riskiyle karşı kayşıya kalıyor veya tansiyon ilacını almayı bırakan bir hasta beyin kanamasıyla bir hekimin karşısına gelebiliyor.

Bu haberleri okuduğumda hemen içeriğini ve hatta bilimsel açıdan literatürlerini indirdim ve okudum. Bilimsel açıdan herhangi bir şekilde tutarlılığı olmayan, bilimsel açıdan pozitif ve önemli bir sonuç diyemeyeceğimiz yayınlar olduğunu görmüş oldum. Peki kaç kişi bunu yapar ki, hastalarımız literatürü mü okuyacak?

Bu haberi okuduktan sonra hemen bir köşe yazısı yazdım, kaç hasta bu yüzden ilacını kesecek başlığını attım ve sosyal medyada paylaştım. Hemen özel mesaj gönderenler, yazımın altına yazanlar oldu. ‘Hocam benim kardeşim tiroid ilacı kullanıyor, şimdi ne yapsak ki, ilacı kesmek lazım mı?’

Öncelikle hekim arkadaşlarımın ve daha sonra sağlık haberleri yapan kişilerin, bu konuda çok hassas olmalarını, popüler yaklaşım yerine hastalarımıza ve sağlıklı bireylerimize yararlı bilgiler sunmalarını önemle rica ediyorum.

Bu haberleri yapıp internet ortamında daha fazla tıklanma alma çabasında olurken bir kişinin sağlığı sizin yüzünüzden tehlikeye girebilir, ölümler bile olabilir. Ne kadar ciddi bir işle uğraşıldığına dikkat ediniz.

Ayrıca bu haberler mercek altına alınmalı, bilimsel kurullar tarafından kontrol edilmeli ve bu kontrol sonrasında yayınlanmalıdır. Halkın sağlığını olumsuz etkileyecek haberler yapan, yaklaşımlarda bulunan kişiler de cezasız kalmamalıdır.

Her şeyin başı sağlık ise, sağlıkla ilgili her konuda duyarlı ve dikkatli olmalıyız.
Sevgi ve saygılarımla
Uzm .Dr. Erdinç Nayır


 Müezzinoğlu, “Devlet yatırımları kapsamında, ilaç yatırımlarında da çeşitli teşvik uygulamaları yapılmaktadır. Bu kapsamda asgari 20 milyon lira tutarındaki, biyoteknolojik ilaç, onkoloji ilaçları ve kan üretimine yönelik yatırımlar, öncelikli yatırımlar konuları başlığı altında değerlendirilmektedir” dedi. Müezzinoğlu, bu teşvikten faydalanmak isteyen firmaların Sağlık Bakanlığı’ndan proje onayı alması gerektiği uyarısında bulundu.

Ar-Ge Çalışmaları Özel Sektörün Denetiminde
İlaç üretimine yönelik, Arge çalışmalarının kendileri tarafından yapılmadığını söyleyen Müezzinoğlu, “ARGE çalışmaları ilaç firmaları düzeyinde yürütülmektedir. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı’nca aşı ve serum çalışmaları yapılıyor” dedi. Müezzinoğlu, kanser ilaçlarına, 2010 yılında 1 milyon 396 bin lira, 2011 yılında 1 milyon 312 bin lira, 2012 yılında da 1 milyon 477 bin lira ücret ödendiğini kaydetti.


Hassas bir dengesi olan bağışıklık sistemi, yabancı maddelere saldırırken, vücudun kendi dokularına dokunmuyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, bu dengeyi değiştirmenin kanser tedavisinde yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğine işaret ediyor.

Philadelphia Çocuk Hastanesi'nde yapılan araştırmanın sonuçları Nature adlı tıp dergisinde yayımlandı. Bağışıklık sisteminin vücudun kendi dokularına saldırmasının neden olduğu, Tip 1 diyabet ve MS gibi birçok hastalık var. Oto-immün hastalıkları ve kanser araştırmalarında kapsamında T hücreleri (Treg) üzerinde şimdiye kadar birçok çalışma yapıldı.


'Fren kaldırıldı'
T hücreleri, bağışıklık sisteminin bir parçası. Bu hücreler, bağışıklık sistemini vücuda saldırmaması için frenliyor. ABD'de yapılan yeni araştırma kapsamında Treg'e müdahale edildi. Bir anlamda kanserli hücrelere saldırması için bağışıklık sisteminin freni devre dışı bırakıldı. Araştırma ekibinden Dr. Wayne Hancock, "Treg hücrelerin fonksiyonunu, oto-immün reaksiyonuna izin vermeden tümörlere saldıracak şekilde azaltacak bir yol bulmamız gerekiyordu" dedi.

Araştırmacılar, T hücrelerinin etkin bir şekilde çalışmasını sağlayacak kimyasalları olmayan fareler yetiştirdiler. Sonra normal farelerde aynı etkiyi yaratan bir ilaç kullandılar. İki deneyde de bağışıklık sistemi, bir tür akciğer kanserinin büyümesini sınırladı. Uzmanlar, bu yöntemin kanser hastalarında kullanılması için ileri testlere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Ancak ABD'de mentollü sigaraların satışına henüz herhangi bir kısıtlama getirmeyen FDA, olası kısıtlamalar için görüş alacağını bildirdi. FDA, mentollü sigaraların normal sigaralar kadar zararlı vermelerine ek olarak, bu tür sigaralarla tiryaki olmanın daha kolay, bırakmanınsa daha zor olduğunu vurguladı.

Mentollü sigara, tütün endüstrisinin büyüyen birkaç alanından biri. Konuyla ilgil daha çok araştırma yaptıracağını söyleyen FDA, sağlık görevlileri, tütün endüstrisi temsilcileri ve halkı tartışmaya katılmaya davet etti. Mentollü sigaralarla ilgili araştırmasının ilk sonuçlarını açıklayan FDA 'Mentöllü sigaralar, normal sigaralara kıyasla kamu sağlığı açısından daha riskli' dedi.

Kuruluş ayrıca, mentölün serinletici ve ağrı kesici özelliklerinin sigarayı daha hafif ve tiryakiler için daha çekici hale getirdiğini belirtti. 2011'de yapılan benzer bir araştırmada da mentollü sigaraların yasaklanmasının kamu sağlığı açısından yararlı olacağı söylenmişti. Tütün endüstrisiyse, mentollü sigaralar için normal sigaralardan farklı bir düzenleme gerekmediğini savunuyordu. ABD Sağlık Bakanlığı'nın daha önceki bir araştırmasına göre, ABD'de beyaz sigara tiryakilerinin sadece dörtte biri mentollü sigara tercih ediyor. Siyah Amerikaların ise yüzde 70'den fazlası mentollü sigara içiyor.

Oysa bu yöntem, erken teşhisi ve 'asgari invazif' müdahale ile kanser tedavisini mümkün kılıyor. Radyoloji (tıbbi görüntüleme) alanındaki gelişmeler, kanser teşhis ve tedavisinde son yılların en önemli ilerlemesi olarak kabul ediliyor. CT (bilgisayarlı tomografi), MRI (emar, manyaetik rezonanslı görüntüleme) ya da PET (nükleer tıbbi görüntüleme) gibi görüntüleme yöntemleri, küçük tümörlerin tespit ve teşhisini mümkün kılıyor. Kanser tedavisinde uzun süre cerrahi, ilaç, radyasyon gibi bazı temel yöntemlerini uygulandı; fakat küçük çaplı kanserlerin radyolojik görüntüleme yöntemiyle teşhisi, başka yöntemlerin de kullanılması gerektiğini gösteriyor. Küçük tümörleri olduğu yerde ve aynı sonucu alacak şekilde, geleneksel cerrahinin maliyet ve komplikasyonlarına yol açmadan tedavi etmek mümkün mü?

Büyük ilaç firmalarının hastaya özgü ve özel hedef gözeten ilaçlarla ilgili başarılı reklam kampanyalarında, en az müdahaleyi gerektiren tedavi yöntemlerindeki gelişmelere ne kadar az yer verildiğini görmek çok çarpıcı. Müdahale içeren radyoloji kapsamında gelişen bu alan, bir zamanlar yapılan açık ameliyatlardan, daha sonra ufak bir yarık yoluyla (laproskopik) ameliyata, bugün ise "iğne deliği" ya da görüntü eşliğinde ameliyata evrilmiş bulunuyor. Bugün kanser radyolojik görüntüleme ile teşhis ediliyor ve tedavi açısından da en az müdahale gerektiren yöntemlerin uygulanması bakımından en iyi yöntem bu. Böylece, en azından küçük tümörler için hastanın vücudunu kesmek ya da tüm vücudu gereksiz yere kemoterapiye tabi tutmak gerekmiyor. Müdahaleci onkolojide son 20 yılda kaydedilen gelişmeler arasında, kanserli tümörleri yerinde tahrip eden doku eritme teknolojisi önemli yer tutuyor. Bu işlem, radyo frekanslı eritme (ısı yoluyla kanser hücrelerini öldürme), mikrodalga eritme (elektromanyetik dalgalar yoluyla) ya da doku dondurma yoluyla yapılıyor.

Az masraf, az komplikasyon
Bu yöntemin küçük çaptaki akciğer, karaciğer ve böbrek kanserlerindeki artan etkisine ilişkin epeyce yazı yayımlandı. Küçük böbrek kanseri vakalarında görüntü eşliğinde doku dondurma yöntemine ilişkin yeni bir araştırma yayımladık. Ortalama 20 ay boyunca takip edilen 147 hastanın sadece birinde kanserin yeniden ortaya çıktığı görüldü. Yani bu yöntemle elde edilen sonuç, geleneksel cerrahi yöntemleri kadar etkili olabiliyor. Üstelik bu sonuca çok daha az masraf, daha kısa hastanede yatma süresi ve daha az komplikasyonla ulaşılıyor. Daha sonra ise karaciğer tümörlerine, damar tıkama yoluyla madde enjekte etme anlamına gelen kemo-embolizasyon yoluyla hedef gözeten ilaç tedavileri ya da görüntü yardımlı radyo-embolizasyon tedavisi uygulanabiliyor. Embolizasyon, bütün vücuda uygulandığında kaldırılamayacak yoğunlukta olan ilaç ya da radyasyonun hedef bölgeye uygulanmasını mümkün kılıyor. Bu tekniklerin kullanılması radyolojik görüntüleme sayesinde oluyor ve bu yolla küçük kanserlerin tespiti yönünde önemli adımlar atılıyor. Fakat bütün bunlar hem kamuyounun dikkati hem de ulusal kanser araştırmaları açısından, büyük ilaç şirketlerinin finanse ettiği ilaç deneylerinin gölgesinde kalıyor. Oysa gelecek vaad eden bu alana daha fazla yatırım yapılmasını talep etme zamanı geldi.

  Bir Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Hayat Önyüksel, 20 yıllık çalışma sonucunda kanserin tedavisinde yeni bir yöntem geliştirdi. Prof. Önyüksel, geliştirdiği yöntemi, “Kanser ilacını kanserli dokuya özel olarak gönderiyorum. Ve diğer dokuların bu ilaçtan zarar görmemesini sağlıyorum. Bunu yapmak için ilacı bir taşıyıcının içine saklıyoruz. Taşıyıcı kanser dokusuna gidiyor ve ilacı orada açığa bırakıyor ve kanserli hücreyi öldürüyor. Böylece yan dokulara zarar vermemek yöntemiyle istediğimiz kadar kanser hücresini öldürecek kadar dozu kullanma olasılığımız oluyor” sözleriyle özetledi.

Geliştirdiği yöntemde, kanser tedavisinde nanoteknoloji kullanıldığını belirten Önyüksel, “İlaç moleküllerini nano taşıyıcı dediğimiz 15 nanometre boyutundaki çok ufak taşıyıcı sistemlerin içine koyuyoruz. Taşıyıcının içinde dolaştığı için kan hücrelerine zarar vermiyor. Taşıyıcıya kansere çok özel bir protein koyuyoruz. Böylece o bölgedeki kanser hücrelerinin hepsini öldürmemesi imkansız duruma geliyor” dedi.

İlaç sadece kanserli hücreye verildiği için ağır ilaçların yarattığı yan etkiler de ortadan kalkmış oluyor.

Kanser ilaçları insanı ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. Aşırı derecede halsizlik yapan ilaçlar bağışıklık siteminin çökmesine neden olabiliyor. Buldukları tedaviyle bu olumsuz etkileri engellemeye çalıştıklarını belirten Prof. Önyüksel, “Çünkü bu tarz yan etkiler çok ciddi. Bizim ilacımız saklı bir şekilde kanda dolaştığı için o kimyasal madde kandaki hücrelere saldıramıyor, öldüremiyor. Dolayısıyla halsizlik ve kusma gibi yan etkiler olmuyor” diye konuştu.

Yöntemi, belli bir bölgede yoğunlaşan meme, prostat, bağırsak gibi birçok kanser türünde kullanmak mümkün ancak kan kanserlerinde kullanılamıyor. Prof. Önyüksel çalışmanın patentini aldı. Hayvanlar üzerinde başarılı olan yöntemin insanlar tarafından kullanılması için ise en az 5 yıl gerekiyor.

    
          Çalışmanın yazarları 1996 – 2005 yılları arasında ABD’de 5 yaş altındaki çocuklarda BT çekilme oranının 2 kat, 5 – 14 yaş grubunda ise 3 kat arttığını belirttiler. Bu durumdan hem hekimleri hem de hasta yakınlarının sorumlu olduğunun altını çizen yazarlar “tanıların garantilenmesi” veya “iç-rahatı” için gereksiz BT istemlerinden kaçınılması gerektiğiniz savunuyorlar. “Radyasyon içermeyen” tanı araçlarına, özellikle de fizik muayeneye güvenilmesini öneriyorlar.

Haber için tıklayınız.
 






Açılışta  konuşma yapan Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hastane Yöneticisi Prof. Dr. Nurullah Zengin, bir hastane idarecisi ve aynı zamanda bir Onkoloji Uzmanı olarak böyle bir etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Onkoloji tedavilerinin bizzat içinde bulunan bir hekim olarak gerçekten mutluluk duyduğum, duygulandığım bir an. Burada hep beraber bir resim sergisi açacağız ama bu resim sergisi hastalarımızın yapmış olduğu resimler ve belki daha da anlamlısı hastalarımızın kemoterapi alırken yapmış olduğu resimlerden oluşan bir sergi” dedi. 

Güzel bir örnek
Tedavisi sürmekte olan hastaların böyle bir organizasyona bizzat katılarak, içinde yer alarak güzel bir örnek oluşturduklarını anlatan Prof. Dr. Nurullah Zengin, “Tabii çalışma arkadaşlarıma özellikle teşekkür etmek istiyorum. Böyle bir düşünce geliştiğinde hep beraber bunun peşinde olduk ve bunu gerçekleştirdik” diye konuştu.

En büyük hayalim 
Ressam – Hemşire Sema Efe ise, 7 yıl önce en büyük hayalinin kemoterapi gören hastalara resim yaptırmak, onlara yaşam sevinci kazandırmak, pozitif enerji verebilmek olduğunu ifade ederek, geçen süre zarfında bunu gerçekleştirdiği için duyduğu sevinci konuklarla paylaştı.

Sıkıntılı süreci bitirdi
Ressam hastalar adına konuşan Naciye Dağlar da, yaşadıkları sıkıntılı sürecin resim yapmaya başladıktan sonra eğlenceli bir hal aldığını belirterek, ruhunun ve bedeninin dinlendiğini hissettiğini söyledi ve bu uygulamadan dolayı yetkililere teşekkür etti.
Naciye Dağlar daha sonra kendi yaptığı bir tabloyu Ak Parti Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu’na armağan etti. Kurdele kesiminin ardından konuklar sergiyi gezdiler.

 BAŞVURU YAPACAK OLAN ADAYLARIN DİKKATİNE
Başvuru yapmadan önce aşağıda yer alan metni, ilanda belirtilen başvuru koşullarının ve kontenjanlarının yer aldığı PDF dosyasını mutlaka okuyunuz. Eğer başvuru koşullarını taşıyorsanız başvurunuzu yapınız. Başvuru yaptığı programın istemiş olduğu kabul koşullarını taşımadığı tespit edilen adayların, programa kayıt yaptırmış olsalar bile kayıtları iptal edilecek ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden ilişikleri kesilecektir.
Başvuru ücretinin hiçbir durumda iadesi yapılmayacaktır.
Önce Online başvurunuzu yapınız daha sonra başvuru evraklarınızı PDF dosyasında belirtilen şekliyle hazırlayıp Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenci işleri Daire Başkanlığı Çankırı Caddesi Çiçek Sokak No:3 Dışkapı / Ulus / ANKARA adresine şahsen teslim ederek başvurunuzu tamamlayınız.

Online başvurunuzun geçerli olabilmesi için;

1) Açılan pencerede yer alan bütün alanları büyük harfle doldurunuz. ( E- posta alanı hariç )
2) Sınav Bilgileri kısmında yer alan, ALES puanınızı yazacağınız alana başvurduğunuz programın kabul ettiği puan türünü (SAY, SÖZ, EA) yazınız. Puan türündeki (SAY,SÖZ, EA) ondalık ifadeyi yazarken virgül (,) kullanınız.
3) Sınav Bilgileri kısmında yer alan TUS, GRE, GMAT, KPDS, ÜDS, YDS, TOEFL, IELTS, FCE puanı alanına başvurduğunuz programın kabul ettiği puan türündeki puanınızı yazınız. Puan türündeki ondalık ifadeyi yazarken virgül (,) kullanınız
4) Vesikalık fotoğrafınızı yükleyiniz.
5) Başvuru evraklarınıza Online Başvurunuzun çıktısını ekleyiniz.
6) Online başvurunuzu yaptıktan sonra başvurunuzun geçerli olabilmesi için başvuru evraklarınızı PDF dosyasında belirtilen şekliyle hazırlayıp Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenci işleri Daire Başkanlığı Çankırı Caddesi Çiçek Sokak No:3 Dışkapı / Ulus / ANKARA adresine şahsen teslim ederek başvurunuzu tamamlayınız.
Başvurunuzu mutlaka şahsen yapmanız gerekmektedir. Posta yoluyla veya kargoyla gönderilen başvurular kabul edilmeyecektir.


Başvuru koşulları ve Kontenjanlar Hakkında Ayrıntılı Bilgi İçin:
Başvuru formu: http://obs.ybu.edu.tr/eoibs/ogrsis/basvuru_enstitu_login.aspx 

İLETİŞİM: dr.endersimsek@yahoo.com

 Amerika’da yaşayan iki Türk okul arkadaşı Esra Ürkmez Bayraklı ve Ebru Tontaş’ın günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisi olan kanserle mücadelede de yolları kesişti. Esra Ürkmez Bayraklı; 2011 Eylül'ünde babasına konulan pankreas kanseri teşhisi ile Ebru Tontaş ise annesine konulan meme kanseri ve babasına konulan prostat kanseri teşhisi ile hastalığın ciddiyetini birebir yaşamış iki isim. En yakınlarına kanserle mücadelelerinde hep destek olmaya çalışan Esra Ürkmez Bayraklı ve Ebru Tontaş, hastalıkla ilgili araştırmaları, çıkan yeni tedavi bilgilerini, klinik araştırmaları paylaşmak ve kanserle ilgili bilinirliği artırmak için 2012 yılının Mayıs ayında, “kanserle-dans.blogspot.com” isimli bir blog/internet sitesi kurdular. Kurdukları blog/internet sitesinde kanserle mücadeleyi adeta bir dansa benzeterek, sürekli doğru adımlarla yürütülmesi gereken bir süreç olduğunun altını çizen ikili, kısa sürede kendilerine yüz binlerce okuyucu ve takipçi kazandılar. 8 bini aşan Facebook takipçisi ve 110 binden fazla okuyucusuyla blog/internet sitesi, yabancı kaynaklı akademik çevirilerden oluşuyor ve yalın bir dille, sağlıklı beslenmeden, spor yapmanın öneminden, tedavi sürecine, doktorlar tarafından kullanılan terimlerin ne anlama geldiğine kadar birçok bilgiyi takipçilerine aktarıyor.

http://www.facebook.com/pages/Kanserle-Dans/233987260042551

http://kanserle-dans.blogspot.com

Esra Ürkmez Bayraklı ve Ebru Tontaş “Kanserle Dans’ın var oluş sebeplerini kısaca şu sözlerle özetliyorlar; “Sloganimiz en buyuk cikis sebebimiz zaten; ‘Ya Sen, Ya Ben, Ya da Sevdigimiz Kanserle Dans Ettik, Ediyoruz, Edecegiz…’
Şu anda gerçekleşmiş iki projemiz var; bağış amaçlı satışını yapacağımız Kanserle Dans T-shirt’leri, ve Türkiye’de bir ilk; Meme kanserini anlatan çocuk kitabımız, Breast Cancer UK’ den Çoğaltma iznini aldığımız kitap, ücretsiz olarak bastırılıp kanser hastalarına yine ücretsiz olarak dağıtılacaktır.
Amerika’daki dernek anlayışı ile, Türkiye’de gönüllülerimiz sayesinde bağışlarının tamamının yardım için kullanılacağı bir dernek olmayı hedefliyoruz.
Bizim için insan önemli... Nereden geldiği, nereye gittiği değil… Psikolojik yardıma, bilgiye ihtiyacı olan, kendini anlayan birilerine ulaşmaya çalışan, Kanserle Dans eden veya bu dans pistinde bulunan herkese açığız.
Blog ve Facebook sayfasının gelişmesine yardım eden gönüllüler listesi hem Akademik, hem de ya kendisi ya da bir yakını Kanserle Dans etmiş hastalardan oluşuyor. Bize destek veren herkese ve her kuruma sonsuz teşekkürlerimizle…”

http://kanserle-dans.blogspot.com/p/gonullulerimiz.html

“KANSERLE DANS” Global Adımlarla Yoluna Devam Ediyor

2013 Ocak tarihi itibariyle resmi olarak New York'da dernekleşen “Kanserle Dans” kısa sürede başarılı etkinliklere imza attı. Şubat ayında dört büyük spor kulübü olan Galatasaray USA, Fenerbahçe USA,
Beşiktaş USA ve Trabzonspor USA’nın katılımıyla Izmir USA'nin ev sahipligi ile Kanserle Dans, ilk bağış yemeğini New York'da gerçekleştirdi. Bağış yapanların arasında Türk Kulüplerinin Amerika ayaklarından, Amerikalı şirketlerine, Hindistanlı kurum ve kuruluşlarına kadar geniş bir kitle mevcut.


AstraZeneca ve BIND Terapötik, AstraZeneca'nın geliştirmiş ve haklarına sahip olduğu moleküler hedefli bir kinaz inhibitörüne dayanan ve BIND Tıbbi Nanomühendislik platformunda yer alan, hedefli ve programlanabilir bir kanser nano-ilacı AccurinTM’in geliştirilmesi ve pazarlanması konusunda stratejik bir işbirliği içine girdiklerini duyurdu.

Söz konusu işbirliği, AccurinTM’ler gibi nano-ilaçların, hastalıklı doku ve hücrelerde seçici olarak birikerek, tümör bölgesinde daha yüksek ilaç konsantrasyonları sağladığı ve sağlıklı dokularda daha az zarara yol açtığı yönündeki yeni verilere dayanmaktadır.

Anlaşmaya göre, firmalar önceden tamamlanmış olan bir fizibilite programında tanımlanan ve birinci sırada yer alan AccurinTM ile ilgili araştırma aşamasındaki Yeni İlaç çalışmalarının tamamlanmasında birlikte çalışacak. Daha sonra AstraZeneca özel geliştirme ve pazarlama haklarına sahip olurken, BIND ise geliştirme fazı sırasında üretime öncülük edecek. BIND toplam 69 milyon Dolar tutarında ön ödeme ve onay öncesi aşama ödemesi alabilecek; ruhsatlandırma ve satış aşamaları ile diğer ödemelerin yanı sıra bir ile iki basamaklı üretim payları için 130 milyon Dolardan fazla ödeme söz konusu olacak.

BIND CEO’su Scott Minick, "Hastalar için yenilikçi ilaçları geliştirmeye odaklanmış ve global bir biyo-farmasötik ilaç şirketi olan AstraZeneca ile böyle bir işbirliği içine giriyor olmaktan heyecan duyuyoruz. Bir yıl önce, BIND büyük farmasötik firmalar ile birçok fizibilite projesine başladı. AstraZeneca ile yaptığımız işbirliği tamamlanmış olup son derece başarılı sonuçlar aldığımız ilk projedir. Programın gelişmiş doğası sayesinde şimdi optimize terapötik özelliklere sahip olan bir AccurinTM'i hızla ürün geliştirme aşamasına ilerletmek istiyoruz” dedi.

AstraZeneca Onkoloji’de Yenilikçi İlaçlar Birimi Başkanı Susan Galbraith ise "AstraZeneca olarak özellikle hastalığın altında yatan mekanizmaları hedef alan tedavilerin ve kişiselleştirilmiş kanser tedavisinin geleceği olduğuna inanıyoruz. Onkoloji ekiplerimizin hedefli tedavilerin sağlanması için geniş bir yelpazeye yayılan platformlarda yapmakta oldukları aktif araştırmaların stratejik odak noktası, kanser tedavisinde nanopartiküllerle ilgili önemli potansiyelin belirlenmesidir. BIND'in terapötik nano-ilaçlarının bu alanda önde gelen bir teknoloji olduğu görüşündeyiz" dedi.

 2012’de 80 bin hastaya kanser tanısı konulduğunu belirten uzmanlar “Diğerleri ya hastalığını bilmiyor ya da tedavi olmuyor” dedi.

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı Prof.Dr. Sedat Koca, kanser hakkında dikkat çekici bir tespitte bulundu.

Antalya’da bu yıl 20’ncisi düzenlenenUlusal Kanser Kongresi’nde konuşan Koca, Türkiye’de her yıl yaklaşık 200 bin kişinin kansere yakalandığını belirtti.

Koca “Buna rağmen 2012’de sadece 80 bin hastaya kanser tanısı kondu. Bu hastaları tedaviye aldık. Ancak geri kalan 120 bin hasta kayıp” diye konuştu.

ORAN ÇOK YÜKSEK
Bu rakamlara göre kanser hastalarının her yıl sadece yüzde 40’ını tespit edebildiklerini ifade eden Koca, “Geri kalanlara tanı koyamıyoruz. Bu çok yüksek bir oran” dedi.

Prof. Dr. Koca şöyle devametti: “Sadece biz radyoterapiyle 80 bin hastanın yüzde 20’sini tedavi edebildik. Söz konusu hastalıkların teşhisi geç yapıldığı için ister istemez bu tedavi oranına yansıyor.

Sonuçta bu hastalara erken dönemde tanı koyulsaydı yüzde 20’lik radyoterapiyle iyileşme oranı daha yüksek olurdu.”

Nedeni tanı ve eğitim eksikliği
Prof. Dr. Sedat Koca, birçok hastayı tedaviye alamamalarının nedenini tanıeksikliğine ve yetersiz eğitime bağladı. İlk yapılması gerekenin halkı bilgilendirmek olduğunu söyleyen Koca “Devamında düzenli testler yapılmalı.

Alkol ve sigara kullanılmamalı, güneşte fazla kalınmamalı ve az yemek yiyip bol spor yapılmalı” diye konuştu.

Hazır yiyecekler mideyi bitiriyor
Hazır gıda tüketiminin artmasının mide kanserinin yerini değiştirdiği belirtildi. İzmir Kent Hastanesi’nden Prof. Dr. Sinan Ersin,“Eskiden daha çokmidenin altında yerleşen kanser, artık üst bölümde görülüyor. Bu nedenle çoğunlukla midenin tümünü almak zorunda kalıyoruz” dedi.

  “Kemoterapinin öncüsü sayılan Paul Ehrlich, ‘Hücrenin içindeki reseptöre yönelik bir molekül bulsak, ucuna da hücrenin içine gidecek ve ona zarar verecek bir toksin bağlasak. Bu şekilde kanser hücresini veya zararlı bakteriyi yok etsek’ diye bir düş kurmuş ve 1911 yılında bunu yayınlamış. Ehrilch’in bu düşü, yaklaşık 100 sene sonra gerçek oldu. Gerçekten de kanserin içine kemoterapiyi vermeyi sağlayan bir yöntem geliştirildi, yani hücre içi kemoterapi.”

Bu sözler, İstanbul Bilim Üniversitesi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir’e ait. Prof. Demir’in sözünü ettiği yöntem; trastuzumab etken maddeli bir monoklonal antikora kemoterapi ilacının da bağlanmış formu. Monoklonal antikor, yani biyolojik tedavi ajanı gidip tümöre bağlanıyor, ucuna takılı kemoterapi ilacı da kanserin içine giriyor ve kanser hücresini orada etkisiz kılıyor.

ETKİNLİĞİ ARTIRIYOR, YAN ETKİYİ AZALTIYOR
TDM-1, yani Emtansine adlı ilacın çalışmaları bir süredir devam ediyordu, geçen yıl Amerikan İlaç Dairesi FDA tarafından onaylanan ilaç artık piyasaya çıktı, eczane raflarındaki yerini aldı. İlacın özellikle meme kanseri açısından çok büyük bir gelişme olduğunu belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, yöntemin önemli avantaj sağladığını söyledi: “HER 2 pozitif olan meme kanseri hastalarında bu reseptöre bağlanan, arkasında da kemoterapiyi taşıyan bir araç vasıtasıyla direkt hücre içine kemoterapi verebiliyoruz. Bu, çok büyük bir gelişme çünkü daha önce hem monoklonal antikoru hem de kemoterapiyi kullanan hastalarımızda bu kombinasyon çok işe yarıyor. Direkt hücre içine kemoterapi vermenin iki önemli avantajı var; birincisi etkinliği artırıyorsunuz, ikincisi yan etkiyi azaltıyorsunuz.”

Emtansine’de yan etkiler, sistemik kemoterapiden çok daha az, diğer organlara verdiği zarar da minimum düzeyde. Ayrıca ilaç, kemoterapi sırasında saçlarını kaybetmek istemeyen hastaların da yüzünü güldürüyor.

HÜCRE İÇİ KEMOTERAPİ DÖNEMİ BAŞLADI
Demir’e göre, Emtansine ile bir teori kanıtlanmış, kanser tedavisinde de paradigma değişmiş oldu. Çünkü hücre içine kemoterapi yakında diğer kanser türlerinde de kullanılacak, kanserle savaşta yeni ve etkili bir cephe açacak: “Tıpta bazı gelişmeler vardır ki yaklaşım değiştirir. Bundan sonra eminim ki diğer kanser türleri için de benzer ilaçlar ve benzer ajanlar geliştirilecek. Yani TDM-1, bir teorinin kanıtlanması gibi oldu. Çünkü buna benzer çalışmalar lenfomada, akciğer, kalınbağırsak ve mide kanserlerinde de devam ediyor. İlacın mide kanserinde kullanımıyla ilgili çalışmalar da sürüyor. Çünkü mide kanserinde de aynı reseptör %20 oranında pozitif olabiliyor. O nedenle bu, paradigma değiştirici bir tedavi.”

KANSER HASTALARI İLACA ERİŞİM SORUNU YAŞIYOR
Amerika’da piyasaya çıkan ilacın, Avrupa İlaç Kurumu EMA’dan henüz onaylı olmadığını söyleyen Prof. Demir, “Ancak bir kaç hafta içerisinde EMA da onaylayacaktır ve çok kısa bir süre sonra Türkiye’de de bu ilaca ulaşma imkanımız olacaktır” diyor.

DİLEK ÖZÇELİK GİBİ BİNLERCE HASTA VAR
Kanserle mücadelede tıbbın elini, hastalıkla yaşayanların ise “direnme gücünü” artıracak gelişmeler oluyor, yeni ilaçlar piyasaya çıkıyor. Ancak Türkiye’deki kanser hastalarının, hastalıklarının yanı sıra aylardır uğraştıkları başka ve önemli bir sorunları daha var; ilaçlara erişim. İlaçlarının temini için yardım istediği Bakan Erdoğan Bayraktar'ın cebine koyduğu parayı 'ben dilenci değilim' diyerek iade eden kanser hastası Dilek Özçelik, ilaçta yaşanan sıkıntının son örneği. Sözün özü; gelişmeler yaşanıyor, yeni ilaçlar çıkıyor, Türkiye’deki doktorlar de eski veya yeni ilaçları reçete ediyor ancak birçok kanser hastası ilaca erişim konusunda ciddi sorun yaşıyor. Zaten zor ve zahmetli bir süreçten geçen kanser hastaları ve yakınlarının, ayrıca ilaç temini için bu kadar enerji harcayıp stres yaşamamaları için nasıl bir yol izlenmeli? Prof. Demir’in görüşleri:

POLİTİKACILAR DEĞİL, DOKTORLAR KARAR VERMELİ
“Yeni ilaçlar hızla piyasa çıkıyor ancak maliyetleri yüksek oluyor. Bu konuda devletlerin de duruma hazırlıklı olarak yeni politikalar geliştirmeleri gerekiyor. Ancak Türkiye’deki durumun birçok ülkeden iyi olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de mesela İngiltere’de olduğundan daha fazla yeni ilaca ulaşabiliyoruz. İngiltere’nin yeni ilaçlara erişim konusundaki tutumu çok daha katı. Özetle; ulusal sağlık politikaları belirlenirken sadece politikacıların değil, hekimlerin ve konuyla uğraşan derneklerin de işin içinde olması gerekir. Çünkü en dramatik etkiyi sağlayan ya da yeni çıkan ve etkisi kanıtlanan ilaçları hastalarımızın kullanımına sunmalıyız.

DEVLETLER MALİYETLERE HAZIRLIK OLMALI
Bugün Türkiye’de çok sayıda insan sosyal güvenlik şemsiyesi altında, bu bir ayrıcalık. Mesela geçtiğimiz günlerde kongre için gittiğimiz Çin’de 4-5 büyük kanser merkezi gezdik. 500 yataklı, yani sinema salonu gibi kemoterapi üniteleri var ama nüfusun sadece 1/3’ü sosyal güvence altında. O nedenle biz nüfusumuzun çoğunluğunun sosyal güvence altında olması bakımından şanslıyız. Ancak kanser ilaçlarına erişim konusunda daha etkili ulusal sağlık politikaları geliştirmek şart. Artan ve artacak olan maliyetlere karşı hazırlıklı olunmalı. Kanser gibi bir hastalıkta öncelikleri, politikacıların değil, hastayı tedavi eden hekimlerin de içinde bulunduğu komisyonların belirlemesi lazım, bizdeki en önemli eksiklik bu.”

YÜKSEK İLAÇ MALİYETLERİNİ DÜŞÜRMEK MÜMKÜN MÜ?
Prof. Gökhan Demir, ilaca erişim konusunda dünyada da benzer sorunların yaşandığını söylüyor. Nedeni ise yeni ilaçların yüksek maliyetlerle üretiliyor olması. Peki, her geçen gün daha çok insanı etkileyen kanser karşısında, “çaresizlik” yaratan bu duruma nasıl bir çözüm bulunabilir, düşük maliyetli ama etkin ilaçlar üretmek mümkün olabilir mi? Yeni bir araştırma dizaynından bahseden Prof. Demir, maliyetleri yükselten klinik araştırmaları işaret ediyor:

KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ ÇÖZÜM OLABİLİR
“Yeni bir ilacın maliyetini artıran en önemli neden; çok büyük ölçekli klinik çalışmalar yapılmasının zorunluluğu. Bugün FDA, EMA gibi otoriteler, ‘büyük hasta sayılı faz 3 çalışma yapın, pozitif gelirse ben ilacınızı onaylarım’ diyor. Çok büyük ölçekli faz 3 çalışmalar yapmak, firmalara milyar dolarlık maliyetler getiriyor. Artık, ‘yeni bir araştırma dizaynı yapılabilir mi’ diye düşünülüyor. ‘Bir ilacın faydalı olup olmayacağını anlamak için 1000 hasta üzerinde değil de doğru seçilmiş 50 hasta üzerinde bu araştırmayı yapsak, büyük ölçekli klinik çalışmalara ihtiyaç duymadan ilacın etkinliğini kanıtlasak’ diye düşünülüyor. Yani, kişiye özel tedavinin geliştirilmesi yönünde düşünceler var. Eğer bu şekilde klinik çalışmaların maliyetleri azaltılabilirse yeni ilaçların maliyetleri de paralel olarak tüm dünyada düşecek, ilaca erişim de kolaylaşacaktır.”

 Medyada Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’ne atfen, “iyileşebilir özelliği olan, meme, testis ve lenfoma kanserlilerin, bulunamayan ilaçlar yüzünden öldüğü, ilaç olmadığı için hekimlerin çaresiz kaldığı” şeklindeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.

Ülkemizde ruhsatlı olmayan veya ruhsatlı olup temininde güçlük çekilen ilaçlar yurtdışından, “Bilimsel Danışma Komisyonu”nun uygun görüşü ve bakanlığımızın onayı ile Türk Eczacıları Birliği (TEB) tarafından ithal edilmektedir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumumuzun web sitesinde “Yurtdışı İlaç Listesi” yayınlanmaktadır. Bu listedeki ilaçlar için, tanımlanan endikasyonlarda bakanlığımızın ek onayı olmaksızın başvurular doğrudan TEB’e yapılabilmektedir.

Habere konu olan Dakarbazin etkin maddeli Deticene isimli ilaç Yurtdışı İlaç Listesi”nde bulunmakta olup, doğrudan TEB’den tedarik edilebilmektedir.

Daha önce TEB tarafından getirtilen Bleomicin etkin maddeli ilacın ise bakanlığımızın yoğun çabaları sonucunda ülkemizde üretimine başlanmıştır. Halihazırda Blemisin ilacına tüm eczanelerden ulaşmak mümkündür.

 Özçelik'in tavrı kanser hastaları adına "İlaç bulamıyoruz yardım edin" çığlığı gibiydi. Yaşanan olay sonrası Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Dilek Özçelik'in ilaçlarının bakanlık tarafından temin edileceğini açıkladı. Peki ya diğer kanser hastalarının yaşadıkları ilaç sorununu nasıl çözülecek?
Diğer kanser hastaları da "Moralimizi yüksek tutarak bu hastalığı yenmeye çalışıyoruz ama ilaç sorunu yaşıyoruz. İlaç bulamadığımız için tedai sürecimiz aksıyor. Kimsenin yaşama umudunu yitirmesine izin vermeyin." diyerek yardım çağrısında bulundu.
İşte ilaç krizi yaşayan kanser hastalarının şikayetleri ve yardım çağrıları:

Ramis A.: "2 senedir kanser hastalığıyla mücadele ediyorum. 4 farklı tedavide başarısız olduktan sonra doktorum yeni bir tedavi önerdi. 12 seanslık ilaç talebinde bulundu doktorum. Evrakları gönderdik sonrasında bekleme. İlaçlar geldi fakat iki seanslık. İki seans ilacı aldıktan sonra. Tekrar ilaç istemi yaptık. Cep telefonuna gelen mesajda ilaç stokta yoktur diyordu. İlaç 21 günde 1 alınması gerekiyor. 25. 02. 2013 te ilacın ikinci seansını aldım. 18. 03. 2013 te 3. seansımı almam lazım. Tedavi tarihleri değiştirilemez. Bu ilaçları gönderen birimlerin tedavinin şeklinden haberi yok mu. Yada kanserin tedavi olunmadığında sonuçlarını biliyorlar mı?"

Ahmet Ö: "Kanser tedavisi görüyorum yurt dışından ilaç bekliyorum altı hafta olmasına rağmen henüz ilacım ulaşmadı gereğinin yapılmasını arz ederim."

Dilek D.: "Ben kanser tedavisi görmekteyim. Zorlu bir süreci moralimi yüksek tutarak geçirmeye ve bu hastalığı yenmeye çalışıyorum ama karşılaştığım sorunlar o kadar trajikomik ki artık dayanamadım. Böyle önemli bir tedavide nasıl olur da ilaç bulunmaz ve bu ilaç olmayınca bugüne kadar olan tedavinin de anlamı olmadığı gibi bundan sonraki tedaviyi nasıl tamamlayacağımı da bilmiyorum. İnsana ve sağlığa verilen önem bu kadar mı olmalıydı. Çaresiz beklemek zorunda kalıyorum. Peki bunun sorumlusu kimdir? Bu sorunumu kim çözecek? İlaçları sıkıntı çekmeden nasıl temin edebileceğim? Tedavimin gecikmesindeki sorumlu olan kişiye nasıl ulaşmalıyım ki yapılan haksızlığı sorabileyim?"

Mine T.: "Dedem kanser ve tedavisi için hiç bir yerden ilaç temin edemiyoruz. Aradığımız Bu sorunu çözmenizi rica ediyorum. Kimsenin yaşama umudunu yitirmesine izin vermeyin ve yardımcı olun."

Çiğdem K. "Sağlık Bakanı benim kardeşim kanser tedavisi görüyor. Bir yıl kullandığı ilacı şimdi Türkiye üretmiyor bir yıl daha kullanması gerekiyor. Eğer ilacı bulamasak ve tekrarlarsa hastalığı bunun sorumlusu kim?"

Emine Hatun U: "Kanser tedavisi görmekteyim. Tedavi süresince kullanmakta olduğum ilaçları bulmak zor . Böyle önemli bir hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçları nasıl olurda Türkiye'nin başkenti Ankara'da bulamıyoruz. Benim gibi birçok hasta bu sıkıntıyı çekiyor. tedavi süreci aksıyor, belki de hayatını kaybediyor. Sizler de bunu izliyorsunuz ve hiçbir şey yapmıyorsunuz . Dış ülkelere yardım ettiğiniz kadar kendi halkınıza da yardımcı olmanızı rica ediyorum. İnşallah bu maili dikkate alırsınız ve bu sorunu çözmeye çalışırsınız."

Vahap E. "Annem kanser hastası 2001 den bugüne kadar tedavi görüyor. İlacı bugüne kadar sigorta karşılamaktaydı. Bugün annemin kontrolde yazılan ilaçlarını eczaneden alamadık. Nedeni ise ilaca gelen katkı payı. Anlaşılan devlet hasta insanları gözden çıkarıp işi ticarete dökmüş. Parası olmayanın yaşaması da caiz değil anlaşılan. Ama çok yanlış . Bu işe en yakın zamanda inşallah bir çözüm bulunur"

Turan T. " Ben kanser nedeni ile ameliyat oldum. Hastanenin 3 ayda bir 3 hafta alması uygundur raporuna istinaden BCG ilacını zor da olsa bularak bu tarihe kadar yapıldım. Ancak Ancak ilaçları Mersin ve civarındaki eczanelerde ve ecza depolarında bulamıyoruz. Sağlık Bakanlığı ile ecza depoları veya eczaneler arasıdaki bir sorun ise lütfen insan sağlığı açısından sorunun acilen giderilmesini; değil ise mağduriyetimizin önlenmesini arz ederim."
sikayetvar.com

İngiliz Kanser Araştırmaları Vakfı'nın (The Cancer Research UK) araştırmasına göre aynı dönemde kadınlarda görülen artış ise yüzde altı civarında.
Bu farkın nereden kaynaklandığı bilinmiyor.
Bununla birlikte hastaların hayatta kalma sürelerinin artmaya başladığı belirtiliyor.
Hastaların yarıya yakınının kalın bağırsak kanseri teşhisi konulmasından sonra en az 10 yıl daha yaşadıkları kaydediliyor.
Kalın bağırsak kanseri vakalarının artışı, obezite ile işlenmiş kırmızı et ve düşük lifli yiyecek tüketiminin artmasına ve nüfusun yaşlanmasına bağlanıyor.
İngiltere'de bu hastalık kanserden ölümlerde ikinci sırada. Birinci sırada ise akciğer kanseri bulunuyor.
Vakfın araştırmasına göre İngiltere'de 1975-77 yılları arasında her 100 bin erkekten 45'inde kalın bağırsak kanseri görülürken 2008-2010 yılları arasında bu sayı 58'e çıktı.
Bu, yüzde 29'luk bir artışa karşılık geliyor.
Aynı dönemde her 100 bin kadından 35'inde kalın bağırsak görülürken, bu sayı 37'ye çıktı.
Hastalığın en çok 60-70 yaşları arasında görüldüğü, bu grupta her yıl 23 bin yeni vakanın ortaya çıktığı belirtiliyor.



 Bu alanda bugüne dek yapılan en büyük araştırma diye nitelenen çalışmada 200 bin kişinin DNA'sı incelendi.
Bunlardan yarısı kanser hastası, yarısı ise sağlıklıydı. İki grubun genlerini karşılaştıran bilim adamları, DNA'daki kalıtsal kanser riski noktalarını belirledi. Araştırma ekibine liderlik yapan İngiliz bilim adamları, bu bulgular sayesinde beş yıla kadar yeni DNA taraması testleri geliştirebileceklerini söylüyor. Ayrıca farklı kanser türlerin gelişimine de ışık tutabilecekleri görüşündeler. Çalışmada meme, prostat ve yumurtalık kanserine yakalanan hastalarda sık rastlanan genetik farklılıklar incelendi. Tek nükleotit polimorfizm (Snps) adı verilen bu farklılıklardan her biri, kanser riskini çok az miktarda artırıyor. Ancak bu belirleyici genlerden (marker), çok sayıda taşıyan bir grup erkekte prostat kanseri riskinin dört katına, kadınlarda ise meme kanseri riskinin üç katına çıktığı görüldü.


Prostat kanseri için tarama umudu
Meme kanseri için bazı tarama yöntemleri var -- ancak bugüne dek prostat kanseri için tarama yapılamıyordu. PSA testi kanda bazı protein belirleyicilere bakarak riski tahmin etmeye çalışsa da güvenli bir yöntem olarak kabul edilmiyor. Bu yüzden hayatı kurtulan her prostat kanseri hastasına karşılık, 12-48 erkeğin gereksiz yere tedavi gördüğü düşünülüyor..

Bu son araştırmada bulunan prostat kanseri belirleyicisi 23 genden 16'sının, hastalığın ölümcül türlerinin habercisi olabileceği, dolayısıyla da en iyi tedavi yöntemi konusunda karar vermekte hastalara ve doktorlara yardımcı olacağı kaydediliyor. Kanser Araştırma Enstitüsü'nden Profesör Ros Eeeles "Bu sonuçlar, prostat kanserinin genetik sebeplerini bulma konusunda bugüne dek attığımız en büyük adım." diye konuştu.

Londra merkezli Kanser Araştırma Enstitüsü (IRC) ile Cambridge Üniversitesi'nden bilim adamlarının ortaklaşa yürüttüğü çalışmaya, İngiltere Kanser Araştırma kuruluşu ile Wellcome Vakfı maddi destek sağladı. Ana bulgular, tıklayın Doğa Genetiği adlı bir dergide yayımlanan beş makalede bilim dünyasına sunuldu.




 Kötü beslenme, sedanter yaşam, tütün kullanımı, alkol kullanımı, güneş ışığının zararlı etkilerine maruz kalma gibi çevresel etkenler kanser oluşumunun % 90-95’inden sorumludur. Bu çevresel etkenlerin kontrol altına alınması ile kanser görülme sıklığı azaltılabilir.

Kanserle mücadelenin önemli konularından biri de veri toplamaktır. Kanser verilerinin toplanması kanser hastalıkları arasında önceliklerin belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Ülkemizde, aktif kanser kayıtçılığı Sağlıkta Dönüşüm Programı öncesinde sadece iki ilimizde yürütülmekte iken, son yıllarda yapılan çalışmalar ile 28 ilimizde aktif kanser kayıtçılığı başlatılmıştır. Dünya genelinde, nüfusun %8’i aktif kanser kayıtçılığı ile takip edilirken, bu oran ülkemizde bu yıl %70’e ulaşmış olacaktır. Dünya Sağlık Örgütü, kurmayı planladığı 5 uluslararası eğitim merkezinden birisini İzmir’e kurmaya karar vermiştir.

Bakanlık olarak kanseri önleme çalışmalarımız arasında tütün ve obezite ile mücadelemiz başı çekmektedir. Ayrıca bu yıl Türkiye Radon Haritalandırma ve Eylem Planı ile Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Eylem Planları da hayata geçirilecektir.
Kanser tarama programlarımızla, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerinde (KETEM), “Erken teşhis hayat kurtarır!” prensibiyle meme, kolorektal ve serviks kanserlerine karşı tarama hizmetleri ücretsiz olarak verilmektedir. Vatandaşlarımızın kanser taramalarına daha kolay ulaşabilmeleri için Mobil KETEM araçlarımızla mahallere kadar giderek verdiğimiz tarama hizmetleri ülke genelinde yaygınlaştırılacaktır.

Ülkemizde, meme kanserinin daha erken yaşlarda görülmesi nedeniyle meme kanseri tarama yaşı 40’a indirilmiştir. Rahim ağzı kanserlerinin erken teşhisi için 30-65 yaşlarda devam eden smear (sürüntü) programına HPV testleri de eklenmiştir. Ayrıca bağırsak kanserlerine yönelik olarak ülke genelinde 50-70 yaş arası bütün vatandaşlarımıza gaytada gizli kan testi taraması yapılacaktır.

Bütün bu çalışmalarımızla birlikte kanser tedavisi gören hastalarımızın ağrı kontrolünde kullanılan ilaçlara ulaşabilmeleri için yerli ağrı kesici ilaç üretim çalışmaları başlatılmıştır. Benzer şekilde ilk defa ulusal ilaç firmalarımızca yerli kemoterapiler üretilmeye ve hatta ihraç edilmeye başlanmıştır. Robotik kemoterapi hazırlama ünitelerimizi ve radyoterapi merkezlerimizi 2023 planlamamıza göre yaygınlaştırma çalışmalarımız devam etmektedir. Türkiye’de uluslararası standartlara göre uygulanan tedavilere bütün vatandaşımız kolayca ve ücret ödemeden ulaşabilmektedir.
Yine, kanserle mücadele eden ve hayatının son günlerini yaşayan hastalarımızı rahat ettirebilmek, her türlü ihtiyacını karşılayabilmek, fiziksel, ruhsal ve psikososyal yönden destekleyebilmek için geçen yıl pilot olarak uygulamaya koyduğumuz Palyatif Bakım Ünitelerini yurt genelinde yaygınlaştırmayı hedeflemekteyiz.

Bu "izler" kanserin olası varlığına işaret ediyor. Çalışma, kanser hastalarından alınan DNA örneklerinin görünümleri ile sağlıklı kişilerden alınan örneklerin karşıştırılmasıyla yapıldı.
Biliminsanları, prostat, rahim ya da meme kanseri olan 100 bin kanser hastasının DNA'larını inceledi. İncelenen "hastalıklı" DNA görünümleri ile hasta olmayan başka bir gruptan alınan DNA görünümleri ile karşılaştırıldı. İngiltere merkezli Kanser Araştırmaları merkezinden Profesör Ros Eeles, bu sayede tedavi yöntemlerinin köklü bir değişime uğrayabileceğini söylüyor.

"Hastaya göre tedavi"
Eeles, "Hastaya göre tedavi dönemine gireceğimizi söylemek hayalcilik olmaz. Bu kişilerin taşığı riske göre izleme ve tedavi programları uygulanabilecek." diyor.
Yapılan bir analiz göre, aile geçmişlerine bakılarak yüzde 20 oranında risk taşıdığı düşünülen kişilerin DNA görünümleri "gerçekten" kanser olup olmayacaklarını yüzde 60 isabetlilikle belirliyor.
Çalışma ile bağlantısı olmayan kimi uzmanlar varılan sonuçların cesaret verici olduğunu ancak verilerin hastaların bakımına nasıl kılavuzluk edeceğini görmek istediklerini söylüyor.
Prostat ve meme kanseri riskini belirlemenin daha olasılıklı olduğu söyleniyor.
Meme kanseri kadınların en çok zarar gördüğü kanser cinsi olarak öne çıkıyor; her yıl bir milyon kişi bu kanser cinsine yakalanıyor.
Erkeklerde ise en yaygın görülen kanser cinsi akciğer kanseri, sonra prostat kanseri geliyor; her yıl 900 bin erkek akciğer kanserine yakalanıyor.
Çalışmaya Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve diğer ülkelerden 130 kadar kuruluş katıldı.
Araştırmanın maliyetini İngiltere merkezli Kanser Araştırmaları üstlendi.

Hiçbir zaman tek bir kişinin ‘Ben kanseri yendim’ diyerek ortaya çıkmayacağını savunan dergi, aralarında Türk bilim adamı Mehmet Toner’in de bulunduğu birçok uzmanın ortak çabasıyla kanserin yenilebileceğini kaydetti.

Kanser, birçok kişi tarafından tek bir hastalık olarak bilinir. Oysa ki akciğer kanseriyle pankreas kanseri ya da karaciğer kanseri arasında nezleyle suçiçeği hastalığı kadar büyük fark var. Her bir kanser türü ayrı bir hastalıktır. MIT Uzmanı Philip Sharp, ‘Kanser karmaşık bir hastalık’ diyerek buradaki zorluğun altını çiziyor.

Uzmanlar bu yüzyılın hastalığını tanımlarken ilginç bir benzetme kullanıyor: Kanser bir hırsızdır. Ya da biyolojik bir dolandırıcı. Hücreyi kendi istediği şekilde çoğalması konusunda kandırır. İşte dünyanın dört bir yanındaki uzmanların verdiği mücadelede bu hırsızlık ya da kandırma durumunu ortadan kaldırmaya çalışmak. Bu alanda her yıl milyarlarca dolar bütçeyle yapılan araştırmalarda en öne çıkan bilim adamları topluluğu ‘Kansere karşı ayağa kalk’ (Stand up to cancer-SU2C) hareketi.

HEDEF İLAÇLAR
Gen mutasyonlarını önlemek için şimdiye dek 800’den fazla ilaç geliştirildi. Bu alanda biraraya gelen enstitüler mutasyonlara karşı daha hızlı ilaç geliştirebiliyor.

Mehmet Toner’in geliştirdiği çipin üzerinde 78 bin mikroskobik levha bulunuyor. Kanda kanseri yayan hücreye rastlandığında levhalar o hücreyi ayırıyor.

Kanserli hücrenin gelişimini durdurmak için bazı genlerin ‘kapatılması’ işe yaradı. Bazı ilaçlarla da ‘kapatılan’ kanserli hücredeki faydalı genler yeniden işliyor.

Kanser türleri hakkında araştırma yapan uzmanların gen mutasyonları sonuçları havuzda toplanıyor. Böylece hangi yöntemin etkili olduğu görülebiliyor.

Uzmanlar araştırmada kendisini öne çıkarmak için çalışmaları paylaşmıyor. Grup halinde finansman olanağı bilim adamlarını takım çalışmasına yöneltiyor.

GEN HARİTASI
Genom projesiyle bir insanın gen haritası 2.7 milyar dolara çıkarılmıştı. Şimdi birkaç bin dolara çıkarılabilen haritayla kişiye özel ilaç üretilebiliyor.

Sigara tiryakileri her yıl tomografi çektirse akciğer kanserinden ölümler yüzde 20 azalırdı. Bu yüzden kanserle mücadelede daha ucuz testler geliştirmek önemli.

Sıradan bir erkeğin ömründe kansere yakalanma riski yüzde 50, kadınlar içinse bu oran yüzde 33.

MIT’de 1989 yılında doktorasını tamamlayan Mehmet Toner, 1997 yılında biyomühendislik araştırmaları ve eğitim alanındaki katkılarından dolayı John F. ve Virginia B. Taplin Faculty Fellow Ödülü’ne layık görüldü. Toner, 2000 yılında Tıp ve Biyoloji Mühendisliği Amerikan Enstitüsü’ne kabul edildi.




Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Timur Yılmaz; Novartis Onkoloji, Pazar Erişim ve Resmi İlişkiler Direktörü olarak yeni görevine başladı. Yılmaz, 1995-2003 yılları arasında Pharmacia İlaç Firması’nda Klinik Araştırmalar ve Medikal Müdürlük, 2003-2012 yılları arasında Merck Serono İlaç firmasında Pazar Erişim ve Sağlık Politikaları Direktörlüğü görevlerini yürüttü.


ABD 'de kanserden ölüm oranları azalıyor. Amerikan Kanser Derneği tarafından(ACS) yapılan basın açıklamasına göre 1991 'de ki zirveden sonra kansere bağlı ölüm oranları % 20 azalmıştır. Akciğer, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanserlerinde ölüm oranlarındaki azalma daha da büyüktür. 
Verilere göre sadece 2009 'da 1,2 milyon kanser ölümü önlenmiştir. 
ACS ofis şefi PhD John Seffrin, gerçekte daha fazla doğum günü yarattıklarını söyledi.
Ayrıca ölüm oranlarındaki bu kazanımın tüm demografik gruplarda eşit olmadığının da farkında olunması gerektiğini söyledi. 
Bu açık kapatılmalı ki, insanlar fakir doğma şansızlığı ve dezavantajları yüzünden paniğe kapılmamalılar. 
Son rakamlar ACS tarafından yayınlanan iki raporda derlenmiştir. Bu raporlardan bir tanesi ACS web sayfasında yayınlanan 2013 Kanser Figürleri&Gerçekler, diğeri 17 Ocak 2013?te ?Cancer Journal for Clinicians 'da yayınlanan raporlardır. 
Veriler Ulusal Kanser Enstitüsü, Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi ve Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi 'nden elde edilmiştir. 
Bu ABD 'de kanserden ölümün azaldığını vurgulayan son birkaç hafta içinde yayınlanan ikinci büyük rapordur. Bu ayın başlarında Kanserde Ulusal Durum Yıllık raporu kanser ölümlerinin azalmaya devam ettiğini söylüyor. Son iki dekattır süren kanser mortalitesindeki azalma sevindiricidir, ancak halen katedilmesi gereken çok yol var. İnsan papilloma virüsüne(HPV) 'ye bağlı kanser insidansı artmaktadır ve HPV aşılamasının potansiyel koruyucu etkisi vardır. 
Pankreatik kanserlere işaret eden yeni raporda pankreas kanserlerine bağlı ölüm oranlarının halen arttığı, en öldürücü kanser tiplerinden biri olduğu ve hastaların çoğunun tanıdan sonraki ilk bir yıl içinde öldüğü ACS Sağlık ve Gözetim Merkezi 'nden, Rebecca Siegel ve Ahmedin Jemal tarafından vurgulanmaktadır. Araştırmacılar, birincil korunma, erken tanı ve tedavisinde ilerleme eksikliğinin ve pankreas kanseri araştırmaları için ek çaba gereğinin altını çiziyor. 

Kanser Ölümlerinde Azalma 
 
Kansere bağlı rapor edilen ölümler 1991 'de 215,1/100.000 den, 2009 'da 173.1/100.000 'e inmiştir. Kanserden ölüm oranlarında ki en büyük azalma 4 temel kanser akciğer, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanserinde görülmektedir. Bu dört kanserden ölüm tüm kansere bağlı ölümlerin yarısıdır, ama akciğer kanseri en kötüsüdür. 2013 te tüm erkek kanserlerinde %28, kadın kanserlerinde %26 ölüm beklenmektedir. 
Son iki dekattır kolorektal kanserler, prostat kanserleri ve kadınlarda meme kanserinde ölümler %40, erkeklerde akciğer kanserine bağlı ölüm %30 azalmıştır. 
Ölüm oranlarında ki bu büyük azalma akciğer kanserinde sigara içiminin azaltılmasına, kolorektal kanserler, prostat kanserleri ve meme kanserinde erken tarama ve tedavideki gelişmelere bağlıdır. 
 

Kaynak: Medscape Medikal Haberler
 
 

 
Kanser Epidemiyoloji ve Önleme Dergisi' nde , 27 Aralıkta yayınlanan ABD anketinin sonuçlarına göre, son on yılda kolorektal kanser dışında ki taramalar Healthy People 2010 (HP2010) kanseri taraması hedeflerini karşılamadı. Ancak, serviks kanseri dışında ki tüm kanser türleri için kanserden kurtulanlar hedefleri karşıladı.

ABD'de artmış kanser önleme çabalarına büyük bir ihtiyaç vardır, özellikle tarama en önemli önleyici davranışlardan biridir ve yaşam kalitesi açısından toplumdaki hastalık yükünü, kayıpları ve sigorta masraflarını azaltmaya yardımcıdır.
 
 
Dr Clarke, 'Ama buna rağmen, bizim araştırmamız kanseri taramaları için uyum oranlarının, toplumun sağlık görünümü açısından ciddi etkileri olacak biçimde azaldığını göstermiştir,' dedi.
 
Erken tanı ve sağkalımı uzatan daha etkili tedavilere rağmen, kanser halen ölümcül ve oldukça yaygın bir kronik hastalığın önde gelen nedenidir. 2011 yılında, Amerika Birleşik Devletleri kansere bağlı ölümlerin sayısı 570.000' i aşmıştır.
Bu çalışmanın amacı, bir bağlılık önlem olarak HP2010 hedeflerini kullanarak, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen bölgeye özgü kanserler için taramaya uyumun 10 yıllık eğilimlerini analiz etmektir. Katılımcılar 1997 ve 2010 arasında detaylı kanser tarama bilgileri bulunan en az 18 yaşında 174.393 yetişkinde, Ulusal Sağlık Araştırması tamamlandı. 
 
Araştırmacılar ayrıca 3.8 milyon ABD işçisini temsil eden 7528 kanserden kurtulan yanı sıra kanser öyküsü olmayan 100 milyondan fazla çalışan Amerikalılar 'ı temsil eden 119.374 yetişkinin verilerini analiz etti. 
ABD nüfusunun % 54.6 sı, % 50 olan HP2010 hedefi ile karşılaştırıldığında kolorektal tarama için HP2010 hedefi aştı. Ancak, genel ABD nüfusu meme, serviks ve prostat kanseri taraması için önerilen HP2010 hedeflerinize ulaşmakta başarısızdı. 
 
Serviks kanseri tarama oranı insan papilloma virüsü aşısındaki artmanın Papanicolaou'nun testlerindeki azalmaya katkıda olabileceğini düşündüren, 21 yaş ve üstü kadınlarda, 18 yaşında ve daha büyük olanlardan daha yüksek bulundu. Prostat spesifik antijen (PSA) taraması yaptıran , 50 yaş üstü erkeklerin oranı 1999' dan 2010' a yaklaşık% 20 oranında azalmıştır, araştırmacılar bunun PSA taramasının etkinliği hakkında artan soruların bir yansıması olabileceğini önermektedir. 
 
Genel nüfus aksine, serviks kanseri dışında kanserden kurtulan hastaların hepsi HP2010 hedefini karşılamıştır, ancak yaşayan serviks kanseri hastalarında kanser taramaları son on yılda% 78 oranında düşmüştür. Genel nüfus ile karşılaştırıldığında, kanser hastalarında yüksek tarama oranları vardı, ama son 3 yıldır kanser taramalarına katılan kanseri tanılı hastalarda da bir düşüş oldu. Kanser tanılı hastalarda tarama oranları beyaz yakalı ve servis mesleklerinde çalışanlar da , mavi yakalı mesleklerde çalışanlardan daha yüksek bulunmuştur.
 
Çalışma Sınırlamalar ve Etkileri
 
Kanser hastalarında, genel nüfusa göre daha yüksek kanser tarama oranları vardır. Bununla birlikte, ulusal tarama oranları istenilenden daha düşüktür ve kanser öyküsü ve mesleğe göre eşitsizlikler vardır. 
Bu çalışmanın sınırlamalar tarım sektöründe istihdam edilen kanser hastası örneklem büyüklüğünün analiz için çok küçük olduğu, serviks kanseri için yapılan taramanın Papanicolaou testinin ne türde (sıvı tabanlı veya cam smear) yapıldığına dair bir veri eksikliğidir. 
Taramalardaki bu düşüş eğilimi gelecekte meme kanserleri ve serviks kanserleri mortalitesi üzerine negatif etkisi yanı sıra prostat kanseri geç teşhisi ve buna bağlı artmış morbiditeyle ilişkili olabilir. Çalışmanın yazarlarına göre, ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü ile Amerikan Kanser Derneği ve diğer tavsiye organları arasındaki anlaşmazlıklar on yıl boyunca kanser taramalarındaki düşüşe katkıda bulunmuş olabilir. On yılda işçi sigorta oranlarındaki düşüşte ayrıca, bir faktör olabilir.
 
Çalışmanın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.
 
Kaynak: Medscape
 

35. Yıllık San Antonio Meme Kanseri Sempozyum'' un da sunulan faz II çalışma sonuçlarına göre deneysel hücre siklusu inhibitörü ile birlikte aromataz inhibitörü letrozol( Femara) alan ileri evre meme kanserli hastalarda progresyonsuz sağkalım dramatik olarak daha iyidir. 

Los Angeles, Kaliforniya Üniversitesi' nden doktor Richard S. Finn, estrojen reseptörü (ER)-pozitif / HER2-negatif ileri evre meme kanserli PD 0332991 (PD 991, Pfizer Onkoloji) + letrozol ile tedavi edilen kadınlarda medyan progresyonsuz sağkalım 26,1 ayken, sadece letrozolle 7,5 ay olduğunu söyledi.

Dr. Finn , 'PD 991, letrozole eklendiğinde hasta popülasyonunda dramatik ve eşi görülmemiş bir düzelme sağladığını açıkladı. Gözlemlerimizden elde edilen sonuçlar, PD 991' in ER+ meme kanserinde etkili olduğunu gösteren preklinik verileri doğruladı. Hastalar kombine tedaviyi iyi şekilde tolere etti. Grad 1 ve 3 nötropeni en yaygın advers etkiydi, ama hiçbiri klinik olarak önemli değildi ve hiç febril nötropeni görülmedi. Saç kaybı değil ancak saç incelmesine bağlı Grad 1 alopeside görüldü. 

Biyomarkerlar Etkili Değil 

PD 991, oral selektif CDK4/6 kinaz inhibitörüdür. İlaç, hücre siklusunda G1 fazından S fazına geçişini engelleyerek DNA sentezini yarıda keser. Çalışmaya dahil olmayan diğer meme kanseri uzmanları, Medscape Medikal Haberler' e yaptığı açıklamalarda sonuçların etkileyici olduğunu söyledi. 

Boston, Massachusetts Hastanesi Meme Kanseri bölümünden Aditya Bardia; Kombine tedavinin sadece hormonoterapi ile karşılaştırıldığında progresyonsuz sağkalımı önemli ölçüde düzelttiğini söyledi. Ancak, Faz II çalışmada ki etkileyici sonuçların her zaman başarıya ulaşamayabileceği konusunda uyardı. Dr. Bardia, çalışmanın biyomarkerlar üzerine dayandığına işaret etti. Tümörleri siklin D 1 amplifikasyonu ve / veya p16 kaybı taşıyanlar, yeni ajanın teorik hedefidir, ancak biyomarkerı olmayan hastalarda umulduğu kadar büyük katkı göstermemektedir. 

Pfizer Onkoloji Klinik geliştirme ve Tıbbi işler Başkan Yardımcısı, Dr. Mace Rothenberg , Medscape Medikal Haberler' e PD 991 için biyomarkerın estrojen reseptörü olabileceğini söyledi. 

Bazen laboratuvardaki etki mekanizmaları, hastalardaki etki mekanizmalarında gerekli değildir. Bu gözlemi yapmak bizler için önemlidir, onun için ER-pozitif meme kanseri olan ancak tümörlerinde bu işaret olmayan kadınların yarısını dışarıda bırakmadık, dedi. 

Araştırma Sonuçları 

Dr. Finn, iki kohortdan elde edilen verileri sundu. Başlangıç kohortu ER+/HER2 ? 66 meme kanserli hasta ve araştırma kohortu, tümörleri siklin D1 amplifikasyonu ve/veya p16 kaybı taşıyan 99 kadındı. Bu 165 kadın 2,5 mg/gün letrozol alan 81 kadın ve her dört haftanın üç gününde 125 mg/gün PD 991+ 2,5 mg/gün letrozol alan 84 kadın olarak randomize edildi. Her çalışma grubundaki kadınların yaklaşık dörtte üçü Evre IV meme kanseri idi. Kombine tedavi kolundaki kadınların % 60' ında ve letrozol tekli tedavi kolunun %51' inde başlangıç tedaviden sonraki 12 ay içinde rekürrens veya yeni hastalık görüldü. Medyan progresyonsuz sağkalım kombine tedavi kolunda önemli ölçüde uzundur( Kombine kolda 26,1 ay iken tekli tedavi kolunda 7,5 ay). Risk oranı kombine kolda 0, 37 ( % 95 güvenlik aralığı 0.21 - 0.63; P < .001).Objektif yanıt oranı( ORR) kombine kolda %34 ve tekli tedavide %26' dır. Tam yanıt kombine kolda hiçbir hastada görülmedi, tekli yanıt grubunda sadece bir hastada görüldü. Parsiyel yanıt oranı sırasıyla %29 ve % 20' dir. Ölçülebilir hastalıklı (her tedavi kolunun yaklaşık %64), hastalar arasında ORR sırasıyla %45 ve %31' dir.24 hafta veya sonrasında, kombine grupta stabil hastalık % 30 ve tekli tedavi kolunda %15' tir. Tam ve parsiyel yanıt ve stabil hastalık hepsi birlikte değerlendirildiğinde sırasıyla %59 ve %36' dır. Kombine koldaki hastaların %3' nde ve tekli tedavi kolunda %17' sinde progrese hastalık görüldü.Grad 3 nötropeni kombine kolda daha yaygındır(%46' ya karşın %1) , grad 4 nötropeni %5' e karşın %0' dır. Grad 3 lökopeni kombine kolda daha yaygındır(%14'e karşın %0) , grad 4 lökopeni hiçbir grupta görülmedi.

Bu çalışma Pfizer Onkoloji tarafından desteklenmektedir. 

35. Yıllık San Antonio Meme Kanseri Sempozyumu (SABCS): Makale Özeti S1-6. 5 Aralık 2012.

Kaynak Medscape Medikal Haberler

13 Kasım 2012 de Amerikan Klinik Onkoloji Dergisi' nde yayınlanan bir meta analize göre sisplatin tedavisi venöz tromboemboli( VTE) riskini önemli ölçüde artırmaktadır.

Metaanalize göre, sisplatin alan hastalarda VTE riski almayanlara göre önemli ölçüde artmaktadır (relativ risk [RR], 1.67; P = .01). Açıklayıcı subgrup analizlerinde VTE için en yüksek risk haftalık 30 mg/m2 ve üzerinde sisplatin alan hastalardı (RR, 2.71; P = .02) ve 2000 ila 2010 arasında çalışmaya alınan tüm hastalarda (RR, 1.72; P = .01) idi. 

 

Genelde kanser hastalarında VTE riski genel popülasyonun 4 ila 8 katıdır. Kanser hastalarında; çoklu komorbidite bulunması, ileri evre hastalık ve kötü performans statusu VTE riskini  artırmaktadır. VTE gelişen hastalarda prognoz kötüdür ve mortalite riski artmıştır.

Riski Azaltmak İçin Profilaksi Yapılmalı mı?

Vaka raporları, prospektif ve retrospektif önceki çalışma sonuçlarında da sisplatinin, VTE riskini artırdığı belirtilmişti. Ancak ileri evre gastroözofagiyal kanserlerde VTE riskini inceleyen bir faz III prospektif çalışmada oksaliplatin alan hastalarda VTE riski, sisplatin alanlara göre daha azdı. (%7.6 ya karşın % 15.1; P < .001) ( J Clin Oncol. 2009;27:3786-3793).

Kemoterapinin endotelyal disfonksiyonu indüklediği ve sisplatinin venöz ve arteriyel tromboemboliyle, kardiyovasküler yan etkileri artırdığı iyi bilinmektedir.

Bu yeni çalışmada %1,92 olarak bildirilen insidans diğer retrospektif serilerle karşılaştırıldığında daha düşüktür. Bu hastaların sadece sisplatin tedavisi alan grupla sınırlandırılmasıyla ilişkili olabilir, buna rağmen mide ve akciğer kanserlerinde insidans %8 ila 15'e kadar çıkmaktadır.

Araştırmacılara göre VTE insidansı gerçekten bu kadar düşükse profilaktik tedavi, % 10-20 olarak bilinen hemoraji riski düşünüldüğünde faydasızdır.

Bu metaanalizde sonuçlar daha düşük tahmin edilmiş olabilir, kombine tedavilerde risk artabilir.

Çalışma Detayları

Dr. Galsky ve arkadaşları sisplatin bazlı kemoterapi alan hastalarda VTE riskini araştırmak için sistematik bir derleme ve metaanaliz yürüttü.

İleri evre solid tümörlü 38 randomize çalışmadan çekilen 8216 hasta çalışmaya dahil edildi.

Sisplatin hastalarda VTE riski %0 ila %17 arasında bulundu. En yüksek VTE riski, metotreksat, vinblastin, doksorubisinle birlikte sisplatin alan 80 üretelyal kanserli hastada %17 idi.

Hastalar Tümör tiplerine göre sınıflandırıldığında VTE riski, gastrik/esofagiyal  kanserli hastalarda (%4.84),  pankreatik kanserli hastalarda (%2.10), ve küçük hücreli akciğer kanserli hastalarda (%1.36) idi.

Araştırmacılara göre yeni çalışmalarda önceki 10 yıla göre VTE riski , yüksek rezolüsyonlu BT ile pulmoner embolinin tesadüfen de tespit edilebilmesi nedeniyle daha yüksek bulunmaktadır. 1990 ila 1999 yıllarında yayınlanmış 10 çalışmada VTE insidansı %0, 69 , 2000 ila 2010 yıllarında yayınlanmış 28 çalışmada VTE insidansı % 2.67 olarak rapor edilmiştir.

28 çalışmada, sisplatinle ilişkili VTE için rölativ risk 1, 72 , 1990 ila 1999 yıllarında yayınlanmış 10 çalışmada ise rölativ risk 1,30 idi.

 VTE'li hastalarda morbidite ve mortalite riski artmaktadır, bu çalışma, sisplatin bazlı kemoterapi alan hastalarda profilaktik antikoagülan tedaviyi inceleyecek prospektif çalışmalara öncülük edecektir.

13 Kasım 2012'de  J Clin Oncol? de yayınlanan makale özetine ulaşmak için tıklayınız. 

 Kaynak: Medscape

 


Proton ile tedavi edilen prostat kanserli hastalarda tedaviden sonraki ilk birkaç ayda yaşam kalitesi skorları diğer yaygın iki tedavi modalitesi ile karşılaştırıldığında daha iyi bulundu.  
 
Ancak geçen süre içinde yaşam kalitesi skorları(QoL ) proton ışın tedavisi( PBT) ve üç boyutlu konformal radyoterapi( 3D-CRT) ve yoğunluk ayarlıklı radyoterapi(IMRT) ile tedavi edilenlerle benzerdi. Bu çalışmanın sonuçları Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği'nin(ASTRO) 54.  Yıllık Toplantısı'nda sunuldu. 
 
QoL skorlarında barsak ve üriner fonksiyonlar ölçüldü. Veriler üç farklı hasta kohortundan toplandı, çünkü aynı hasta grubunda PBT, 3D-CRT ve IMRT'yi direkt olarak karşılaştıran veri yoktu. Çalışmada 370 hastanın sonuçları değerlendirildi,  94 hasta Boston Massachusetts Hastanesi'nde PBT ile, 123 hasta Harvard Üniversitesi'nde 3D-CRT ile 153 hasta ise IMRT ile tedavi edilen hastalardı. 
 
2 ila 3 aylık izlem sonrasında , PBT ile tedavi edilen hastalarda barsak fonksiyonlarında minimal bozulma rapor edilirken, 3D-CRT ve IMRT ile tedavi edilenlerde barsak fonksiyonlarında klinik olarak anlamlı değişiklikler rapor edildi.  
2 ila 3 aylık izlem  sonrasında üriner fonksiyonlardaki  QoL skorları her üç tedavi kolunda da tedavi öncesi değerlerden düşüktü, ancak bu değişiklikler sadece IMRT kolunda klinik olarak anlamlıydı. 
12. ayda  , PBT kolunda da üriner QoL skorlarında klinik olarak anlamlı azalma izlendi.  PBT kolunda yan etkiler daha uzun zamanda görüldü. 2. Yılda her üç tedavi kolunda da  QoL skorları tedavi öncesi değerlere yakındı, hiçbir grupta anlamlı olarak farklı fonksiyon kaybı yoktu.  Toplantıda bu verilerin tam da ihtiyaç duyulan veriler olduğu belirtildi, zira PBT diğer tedavilere göre çok daha pahalıdır. iımız olan PBT grubunda medyan yaş 64,  3D-CRT grubunda 70 ve  IMRT grubunda 69 idi. PBT grubunda rölatif biyolojik etkin radyoterapi dozu 74 ila 82 Gy, 3D-CRT grubunda 66.4 ila 79.2 Gy ve IMRT grubunda  75.6 to 79.2 Gy'di. 
IMRT ve PBT ile tedavi edilen hastalar Genişletilmiş Prostat Kanser Bileşenleri İndeksi(EPIC) ile değerlendirilirken, 3D-CRT tedavi grubundaki hastalar Prostat Kanseri Semptomları İndeksi( PCSI) ile değerlendirildi, elde edilen skorlar EPIC skalasına dönüştürüldü.Bu çalışma PBT ile tedavi edilen hastalarda erken dönem yan etkilerin daha az olduğunu kanıtlayan ilk klinik çalışmadır. 
 
Radyoterapi modaliteleri arasındaki farklılıkları anlayabilmek için randomize prospektif çalışmalar yürütülmektedir. 
 
ASTRO 54. Yıllık Toplantısı Bildiri No:  LBA1. 29 Ekim 2012'de sunuldu.
 
Kaynak: Medscape
 

Araştırmanın sonuçları ACCR(Amerikan Kanser Önleme Araştırma Derneği)'nin 11. Yıllık toplantısında sunuldu. 
Araştırmacı, toplantıda beslenme anlamında prostat kanserinden korunma için pek çok farklı diyet önerilebileceğini  belirtti. Meyva ve sebzeler en güçlü koruyucu etki göstermekle birlikte kanıtlar kolorektal kanserlerden korunmada ki kadar güçlü değildir. 
Araştırma 2011 de ki flavonoid veri tabanı bilgilerine dayanmaktadır, ancak sonuçların farklı polülasyonlarda da tekrar gösterilmesi gereklidir.  
Flavonoidler gıdalarda sık miktarlarda bulunur.  Flavonoidlerin 4000' ten fazla türü vardır. Prostat kanserinde flavonoidlerin prostat kanserlerindeki kemoprevantif etkileri ile ilgili deneysel çalışmalar, bu etkinin antiinflamatuar etkisi, apopitozu indüklemeleri, antioksidan etkileri ve anjiyogenezisi azaltmalarıyla ilgili olabileceğini düşündürtmektedir.
 
Genç Erkekler ve Sigara İçicilerde Sağlanan Fayda 
 
Araştırma grubunda yeni tanı almış prostat kanserli 920 zenci ve 977 beyaz erkek vardı. 
Hastaların diyeti, Ulusal kanser Enstitüsü Diyet Öyküsü Anketinin modifiye versiyonu ile sorgulandı. 
Zenci erkeklerde prostat kanseri daha erken yaşlarda teşhis edilmekte ve daha ileri evrede ve daha öldürücü olabilmektedir.   
Gleason skoru en az 8 ve PSA(prostat spesifik antijeni) 20 ng/ml üstünde olanlar  veya Gleason skoru en az 7 ve Evre T3c -T4  hastalığı olanlar, yüksek agresif hastalık olarak kabul edildi. 
Katılımcıların yaş, ırk, sigara içim durumları gibi faktörler için düzenlemeden sonra, total flavonoid alımı ile prostat kanserinin agresifitesi arasında ters ilişki saptandı. Yüksek flavonoid alan erkeklerde daha az agresif hastalık görüldü (Risk oranı [OR], 0.75; %95 güvenlik aralığı [CI], 0.54 -1.04).
65 yaşından genç erkeklerde bu ters ilişki en güçlüydü. 
 
Sonuçlar ırklar arasında farklılık göstermemekteydi. 
 
(17 Ekim 2012
AACR 11. Yıllık Toplantısı Bildiri A103) 
 
Kaynak: Medscape
 

İdamenin sürdürülmesi, ilk basamak tedavi sonrası elde edilen yanıtın stabil hastalık olsa bile sürdürülmesi, sağkalımın uzatılması umudunu taşıyan bir tedavi stratejisidir.

Pemetrekset idame tedavisinde lokal ileri veya metastatik(EvreIIIB-Evre IV) küçük hücreli dışı nonskuamöz akciğer kanserlerinde endikedir. Pemetrekset skumaöz hücreli akciğer kanserlerinin tedavisinde endike değildir. Bu yeni rejimin onayının , toplam sağkalım süresini uzattığı gösterilmiştir. Daha önce ileri nonskuamöz küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde birinci basamak sisplatin+pemetrekset kombine tedavisi ile gösterilmiş bu sağkalım avantajı, tek ajan idame tedavisinde de gösterilmiştir.

Pemetreksetle kombine sisplatin tedavisi halen lokal ileri veya metastatik nonskuamöz küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde onaylanmıştır. Dört kür sisplatin bazlı kemoterapi sonrası progresyon göstermeyen aynı hasta grubunda, tedavi yanıtının sürdürülmesi içinde onaylanmıştır. PARAMOUNT çalışmasının final sonuçları Amerikan Klinik Onkoloji Derneği' nin Hazirandaki yıllık toplantısında sunuldu.

Çalışmada hastalar pemetrekset (n = 359) veya plasebo (n = 180) alanlar olarak randomize edildi; hastaların %58’i erkek, % 78’ i sigara içici idi, % 68'inde ECOG performans statusu 1 di ve %91' i Evre IV idi.

Pemetrekset alan hasta grubu, plasebo alanlarla karşılaştırıldığında progresyonsuz sağkalım süresinde önemli ölçüde iyileşme gösterildi (Risk oranı [HR], 0.62; % 95 güvenlik intervali [CI], 0.49 ila 0.79; P < .0001). Pemetrekset kolunda ortalama progresyonsuz sağkalım süresi 4.1 ay iken, plasebo grubunda 2,8 aydır. İkinci sonlanım noktası toplam sağkalımda da pemetrekset alan hasta grubunda önemli iyileşme gözlendi. (HR, 0.78; % 95 CI, 0.64 -0.96; P = .02). Ortalama sağkalım pemetrekset grubunda 13,9 ay iken, plasebo grubunda 11 aydı.

PARAMOUNT çalışmasında , ECOG performans statusu 0 veya 1 olan, 4 kür pemetrekset +sisplatin kemoterapisini tamamlayan hastalarda stabil hastalık, parsiyel yanıt veya tam yanıt vardı. Hastalar, 21 günde bir uygulanan kemoterapi kürünün 1. gününde I.V 500 mg/m² pemetrekset alanlar veya hastalık progresyonuna kadar plasebo alanlar olarak randomize edildi. Her iki tedavi kolundaki hastalarda folik asid ve vitamin B12 aldı; pemetrekset grubundaki hastalar dekzametason da aldı.

Tüm katılımcılar medyan 4 kür tedavi aldı. Pemetrekset grubundaki hastaların %25’ inde toksik etkiler nedeni ile tedavi geciktirildi veya azaltıldı.

Pemetrekset grubundaki hastalarda en yaygın advers etkiler nötropeni, anemi, yorgunluk , bulantı, kusma, stomatit ve ödemdi. En yaygın ciddi yan etki anemi ve nötropeni idi. FDA basılı yayınlarına göre hastaların % 13’ ü eritrosit transfüzyonu, % 12’ si eritropoetik stimulan ajanlar, %6’ sı granulosit koloni-stimulan faktör ve % 1.5’ u platelet aldı.
 

Yaklaşık 11 yıldan sonra günlük multivitamin kullanımı total kanser insidansında % 8 oranında orta derecede ancak istatistiksel olarak anlamlı bir azalmayla sonuçlanır. 

Verilere göre prostat kanseri diğer kanserlerden ayrılmalıdır, multivitamin kullanımının prostat kanseri üzerinde etkisi görülmemiştir, ama total kanser sayısında % 12 lik azalma istatistiksel olarak anlamlıdır.  

Araştırmanın sonuçları, yazar  John Michael Gaziano, ACCR( Amerikan Kanser Önleme Araştırma Derneği) geleneksel toplantısında sunulmuştur. Araştırma aynı zamanda JAMA( Amerikan Medikal Onkoloji Derneği  Dergisi)' da yayınlanmıştır. 

Araştırmanın İngilizce tam metnine ulaşmak için tıklayınız. 

Daha önceki çalışmalarda solid organ transplantasyonu yapılan ve HIV/AİDS nedeni ile immunsuprese hastalar veya kronik lenfositer lösemili hastalarda melanom dışı cilt kanserleri riskinin arttığı gösterilmişti.
  
Kongrede yayınlanan yeni çalışmadaki tek değişkenli analizlere göre immunsuprese hastalarda ASE(agresif subklinik yayılım)( cilt kanseri yüzeyde küçük gibi görünmekte ancak cilt altında çok daha geniş) riski immunkompetan hastalardan daha yüksektir. 
Dr. Jiang tarafından yapılan çalışmada Mohs mikrografik cerrahisi uygulanan 3411 hastadan 2018 medikal kayıt analiz edilmiştir.  
Hastalar immunsuprese olup olmamalarına göre sınıflandırılmıştır. İmmunsuprese hasta grubunda  HIV/AIDS, solid organ transplantasyonlu veya kronik lenfositer lösemili subgruplar vardı. 
Bazı hasta grubunda risk faktörü gerçekten yüksektir. Tek değişkenli analizlere göre organ transplantlı hastalardan akciğer transplantasyonu yapılan hasta grubunda  melanom dışı cilt kanserlerinde ASE gelişim riski önemli ölçüde artış göstermektedir (P = .034). Diğer immunsuprese hasta grubunda artmış bir risk trendi görülmekle birlikte bu istatistiksel olarak anlamlı değildir.  
Çok değişkenli analizlerde, diğer faktörlerin kontrolünden sonra immunsuprese hastalar, immunkompetan hastalarla karşılaştırıldığında ASE' li melanom cilt kanseri riskinin  % 44 arttığı gösterildi( Olasılık oranı :OR1.44).
Belli tümör lokasyonlarında örneğin kulakta OR: 7,30, nasolabial çukurda (OR, 7.27), ve yanakta  (OR, 6.39) dır. Kaş, boyun, gözkapağı ve dudak lezyonlarında da risk 5 kattan fazla artmış bulundu.
 20-30 mm lezyonu olan hastalar, 5 mm den küçük lezyonlu hastalarla karşılaştırıldığında risk üç kat artmaktadır. 
Risk yaşlada artmaktadır , 40 ila 60 yaşta risk %28 artmış, 60 yaşından biyük hastalarda 40 yaşındaki hastalara göre risk %40 artmıştır. 
Araştırmanın sürpriz sonuçlarından biri akciğer transplantlı subgrupta ASE li cilt kanseri riskinin önemli ölçüde artmış bulunmasıydı, literatürdeki önceki verilere göre melanom dışı cilt kanseri görülme riski immünsupresyon derecesiyle ilişkiliydi. 
Dikkat çekici noktalardan biride daha geniş olan 25 mm lik lezyonun, daha küçük olan 20 mm lik lezyondan daha az subklinik agresif olmasıydı. Ancak azalmış olan bu risk daha büyük olan lezyonların en başından beri agresif lezyon gibi tedavi edilmesine bağlı olabilir. 
Bu çalışmanın sonuçları Mohs cerrahinin uygun olmadığı hastalarda daha uygun eksizyonel marjinlerin tanımlanmasına yardımcı olabilir. 
Bu çalışma hangi transplant tiplerinde daha çok ASE görüldüğü veya hangi bölgenin daha çok etkilendiğinin gösterilmesine kılavuzluk edebilir.
Bu çalışmanın sonuçları hangi genişlikte eksizyon marjini belirleneceği gibi cerrahi tedavi seçimini de etkileyebilir. 
 
Bu çalışma Amerikan  Dermatolojik Cerrahi Derneği 12. Olağan  Toplantısı' nda 12 Ekim 2012 de 25 nolu poster olarak sunulmuştur. 

 
 

Aşılamaya karşı oluşan endişelerin başında serviks kanserine karşı koruyucu etkisi olduğuu bilinen aşılamanın cinsel ilişkiye girmeyi teşvik edebileceği yönündeydi. 

Atlanta'daki Emory Üniversitesi'nden bulaşıcı hastalıklar ve aşı araştırmacı Saad Ömer , bazı ailelerin bu endişeyi taşıdığını belirtti. 

Araştırmacı Reuters Health' e yaptığı açıklamada ailelerin en azından HPV' ye karşı aşılama yapılan genç kızlardaki bu çalışma kanıtlarına göre, bu vakalarda cinsel aktiviteye başlama ile görülen bulgu ve klinik sonuçları artmadığı konusunda emin olmasını söyledi.Halen tartışmalı olsa bile ABD' de 11-12 yaşlarında HPV' ye karşı aşılamanın başlaması önerilmektedir. Aşılamaya karşı argümanlardan biri seks söz konusu olduğunda gençlerin yanlış bir güvenlik duygusu hissetmesi olacağıdır. 
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri erkekleri de aşılama için çağırıyor.
Ömer ve arkadaşları Kaiser Permanente Georgia, Atlanta alanını kapsayan bakım organizasyon veritabanlarından alınan verileri analiz etti. 2006 ve 2007 yılında doktorlarını gören 11 veya 12 yaşındaki 1,398 kızın, 493' ünde en az bir doz HPV aşısı yapılmıştır.
Çalışmaya dahil edilen kızların birincil bakım ziyaretleri, 107 kıza 2010' a kadar hamilelik testi verildi ve bu vakaların yalnızca 55' inde Klamidya tespit edildi.

Her çalışma grubunda iki kız çalışma sırasında hamile kaldı. Pediatrics dergisinde Pazartesi günü yayınlanan bulgulara göre, üç aşılanmamış kız ile karşılaştırıldığında, aşılanmış bir kızda klamidya teşhisi kondu.Ömer ve arkadaşlarının elinde Çalışma süresince kaç kızın cinsel aktif olduğu konusunda herhangi bir veri yoktu.Divya Patel, Ann Arbor Michigan Üniversitesi'nden jinekoloji araştırmacısı, HPV aşılamasının davranışsal etkilerine araştırmayı "gerçekten iyi bir ilk bıçak" olarak nitelendirdi.Araştırmacı "Ama tam olarak resmi ifade etmediğini de hissettim," diye ekledi.Örneğin, 11 ve 12 yaşındaki kızların aşılamanın ne için olduğunu bile anlamadığını, ya da tek başına servikal kanser bağlamında çok temel bilgiye sahip olabileceklerini söyledi. duymak değildir gibi mümkün olduğu kadar küçük kızlar.
Kızlar okul sağlık kliniklerine gitmeye veya raflardan bir test, satın almaya daha yatkın olabilirler, bu nedenle sadece birincil bakım doktor ofislerine gelen hamilelik testleri bakmamız sınırlayıcı olabilir.  dedi.farklı yerlerde ve büyük kızlarda yapılacak gelecekteki bu gibi çalışmalar ne olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.
Araştırmacılar HPV aşısı popülerliğini sınırlayan diğer sorunları olduğunu kabul etti.
Patel "Bu kadar yaygın olduğu için belki de " İnsanlar gerçekten risk altında olduklarını düşünmüyor" dedi."
Araştırmacı "HPV virüsünü nasıl önleyebileceğimiz konusunda farkında olmamız gerektiğini ve aşılamanın bunun için en iyi yol" olduğunu belirtti.  

Kaynak: Pediatrics

Yeni bir çalışma ile ekstra folik asid ve diğer B vitaminleri alımının kolon poliplerine karşı koruyucu olmadığı belirtildi.

Bazı gözlemsel çalışmalarda diyetle vitamin alınımının veya kanda bu vitaminlerin yüksek düzeyde olmasının kolon kanseri rskini azalttığı düşünülmekteydi( Reuters 2 Eylül 2011). Yeni bir çalışmada Boston'daki Brigham ve Kadın Sağlığı Hastanesi' nden Dr. Yiqing Song ve arkadaşları, kadınları Vitamin B6, B12 ve folik asit alanlar ve vitamin içermeyen plasebo alanlar olarak randomize etmişler ve sonrasında kolon polibi gelişimini gözlemlemişlerdir.

Antioksidanlar ve kalp hastalıkları ile ilgili geniş bir çalışmanın bir parçası olarak başlatılan çalışmaya  başlangıç yaşı ortalama 62 olan 1,470 kadın alınmış ve kadınların 1998 ila 2005 yılları arasında günlük vitamin alması sağlanmıştır.   Aktif tedavi grubundaki kadınlar her gün 2.5 miligram folik asit (folatın sentetik formu), 50 mg vitamin B6 ve 1 mg vitamin B12 almıştır.  Katılımcıların tümünde kolon polipleri kanser gelişip çıkarılıncaya kadar kolonoskopi veya sigmoidoskopi ile 2007 ortalarına kadar kontrol edildi: Medikal kayıtlara göre 355 polip tespit edildi. Polip riski tedavi grubu ile ilişkili bulunmadı, vitamin alan kadınların %24,3' ünde, plasebo alanların %24' ünde polip tespit edildi. Araştırmacılar, kadınların kilosu, sigara ve alkol kullanımı ve egzersizin de çalışmaya bir etkiisni tespit edemediler.  

Uzmanların tahmini, İngiltere'de kanserin yol açtığı ölümlerin 2030'da yüzde 17 azalacağı yönünde. Verilere göre, 2010 yılında yüz binde 170 olan kanserden ölümlerin, 2030'da yüz binde 142'ye düşeceği tahmin edilmekte.

En yüksek düşüş de, yüzde 43 ile yumurtalık kanseri vakalarında olacak. En fazla ölüme yol açan akciğer, meme, bağırsak ve prostat kanserlerinde de düşüş bekleniyor.

Bilim insanlarına göre bu durumda, sigara kullanımının azalmasıyla hastalığın teşhis ve tedavisinde sağlanan ilerleme etkili.

19.04.2017 - 23.04.2017

15.12.2016 - 18.12.2016

11.05.2016 - 15.04.2016

21.04.2016 - 24.04.2016

27.02.2015 - 01.03.2015

22.04.2015 - 26.04.2015

13.05.2015 - 17.05.2015

16.10.2014 - 19.10.2014

06.09.2014 - 06.09.2014

06.11.2014 - 09.11.2014

06.09.2014 - 06.09.2014

17.09.2014 - 21.09.2014

11.09.2014 - 13.09.2014

19.03.2014 - 23.03.2014

22.03.2013 - 24.03.2013

02.11.2012 - 04.11.2012

31.10.2012 - 03.11.2012

17.10.2012 - 21.10.2012

28.06.2012 - 01.07.2012