e-Posta :
Şifre :

Etiket: Kemoterapi

Bu eğitimde; bağışıklık sistemi lenf bezlerinde başlayan bir neoplazm türü olan Hodgkin Lenfomanın anatomisi, epidemiyoloji ve risk faktörleri, hastalığın klinik bulguları, tanısı, evrelemesi, patolojik sınıflandırması, prognostik faktörleri, tedavisi, izlemi ve yan etkilerinin neler olduğuna değinilmiştir.

Bu modülde, kolon kanseri etiyolojisi, risk faktörleri, ailevi kolorektal kanserler, tanı yöntemleri, tedavi ve tedavi sonrası takip hakkında bilgi verilmesi hedeflenmiştir.































 Japonya’ da Jikei Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen bir çalışmada Evre IIB-IV A serviks kanseri olan olgularda immünmodulatör Z-100’ ün etkinliği plasebo ile karşılaştırılmıştır.
Çalışmada; platin bazlı kemoterapiyle birlikte ya da kemoterapi almadan standart radyoterapi ile tedavi edilen Evre IIB ve IVA Skuamöz karsinomalı serviks kanseri olguları, radyoterapi esnasında haftada iki kez 0, 2 μg Z-100(Z) ve plasebo(P) alanlar olarak randomize edildi. Radyoterapi bitiminde idame tedavi olarak hastalara iki haftada bir Z veya P verildi. Tedavi progresyona kadar ya da 2011’ de ki çalışmanın sonlanım tarihine kadar sürdürüldü. Çalışmanın primer sonlanım noktası genel sağkalım, ikincil sonlanım noktaları ise rekürrensiz sağkalım (RFS), yanıt oranı (RR) ve güvenlikti.
Çalışmada, 2004 ila 2006 yıllarında tedavi edilen 249 hasta randomize edildi. 243 hasta sağkalım analizi için uygundu.
Z kolunda 29 ölüm görülürken, P kolunda 42 ölüm görüldü. 5 yıllık sağkalım oranı Z kolunda %75, 7 iken, P kolunda % 65, 8 bulundu. Z kolunda radyoterapi veya kemoradyoterapiden bağımsız sağkalım avantajı görüldü. RR, RFS ve yan etki açısından iki grup arasında fark bulunmadı. Sonuç olarak immünmodülatör Z-100, radyoterapiden sonra uygulandığında lokal ileri serviks kanserinde sağkalım avantajı sağlamaktadır. İstatistiksel anlamlılık beklenenden düşük olmasına rağmen, sağkalım avantajı umulanın üstündedir.

GOG0076-GG çalışmasında ise ileri evre, persistant ya da rekürren serviks karsinomunda sisplatin ile kombine edilen pemetreksetin etkinliği Faz II çalışmada incelendi.
Çalışmanın birincil amacı ileri evre persistant ya da rekürren serviks karsinomunda, sisplatin ve pemetreksetin objektif tümör yanıtını ve toksisite profilini tanımlamaktır, ikincil sonlanım noktası ise progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım etkisini tanımlamaktır. Primer radyoterapi ile eş zamanlı verilen sisplatin dışında daha önce hiç kemoterapi almamış hastalar, 21 günde bir 500 mg/m2 pemetrekset ve 50 mg/m2 sisplatin kemoterapisiyle progresyon ya da tedavinin kesilmesini gerektirecek toksisite görülene kadar tedavi edildi. Tümör etkinliği RECIST kriterlerine göre değerlendirildi. Beş GOG üyesi kurumda 2008 ila 2011 yılları arasında tedavi edilen 55 hasta çalışmaya alındı. 49 hasta değerlendirme için uygundu. Tedavi iyi tolere edildi. 14 hasta (%29) dokuz kür üzerinde kemoterapi alabildi. Grad 2 üzerinde yaygın görülen toksisiteler %35 nötropeni, %28 lökopeni ve %28 metabolik etkilerdir. Toplam yanıt oranı( bir tam yanıt ve 16 parsiyel yanıt) %31’ dir. Medyan yanıt süresi 7 ay ve sağkalım 12 aydır. Pemetreksetin bu grup hastalarda gösterdiği aktivitenin ilave Faz III çalışmalarla değerlendirileceği yorumu yapılmıştır.

Bu çalışmalarda sağlanan avantajlar istatistiksel olarak çok anlamlı görünmemekle birlikte; GOG( Jinekolojik Onkoloji Grubu) tarafından yapılan bir Faz III çalışmada rekürren veya metastatik serviks kanserinde tedaviye bevacizumab eklenmesinin klinik anlamlılık gösterebileceği belirtilmektedir.
Çalışmada, rekürren veya metastatik hastalıkta sisplatin+paklitaksel veya topotekan+paklitaksel tedavilerine VEGF (vasküler endotelyal büyüme faktörü) inhibitörü bevacizumab eklenmiştir. Çalışmanın ara değerlendirmesinde topotekan+paklitaksel tedavisinin sisplatin+paklitaksel’ e üstün olmadığı gösterilmiştir. 4/06/2009 ila 1/3/2012 tarihleri arasında tedavi edilen 452 hasta çalışmaya alınmıştır. Kemoterapi(KT) kolunda medyan sağkalım 13,3 ay ilen kemoterapiye, bevacizumab(B) eklenmesi ile sağkalım 17 aya çıkmıştır. KT kolundaki % 36 olan yanıt oranı, B kolunda % 48’ dir. İlk kez bir hedefe yönelik ajan, jinekolojik kanserde genel sağkalımda bir iyileşme sağlamıştır. Neredeyse 4 aylık sağkalım avantajının klinik olarak anlamlı olabileceği düşünülmektedir.

Kaynak: ASCO


 Kastrasyona dirençli, metastatik prostat kanserinde prednizon ile abiraterone asetat ilk basamak kullanımı (Janssen Biotech), prednizon ve plasebo ile karşılaştırıldığında radyografik progresyonsuz sağkalımı geliştirir.

Ancak, fark COU-AA-302 çalışma sonuçlarına göre, istatistiksel olarak anlamlı değildir.
Bu çalışmanın nihai önceden planlanmış analizi, araştırmacı Dr. Peter Mulders tarafından 28. Yıllık Avrupa Üroloji Kongresi’ nde sunuldu.

"Progresyonsuz sağkalım, daha önceki rapor sonuçları ile uyumludur," diye belirtti. "Genel sağkalım üzerinde biraz daha fazla verimiz var. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da, abiraterone ve prednizon lehine tutarlı bir çizgi görebilirsiniz. Ayrıca abiraterone artı prednizon uzun süreli kullanımı ile toksisitede artış görülmediğini bilmek önemlidir, "diye ekledi.
Polonya'da Varşova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ nden oturum Başkanı Dr. Tomasz Borkowski, ‘Bu sonuçlar zaman içinde herhangi bir dramatik değişiklik göstermeden sabit kalmıştır dedi. Bir ürolog olarak hormonal ilaçlarla, sitotoksik ilaçlara göre daha fazla deneyime sahip olduğu için bu sonuçlardan memnun olduğunu açıkladı.

Abiraterone metastatik kastrasyon dirençli prostat kanseri için birinci basamak tedavi olarak COU-AA-302 çalışmasının, önceden planlanmış ara analiz verilerine dayanarak Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da onaylanmıştır. Bu sonuçlar ilk olarak Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin 2012 Yıllık Toplantısı’nda bildirildi.

Uzun Bir Süre, Kastrasyon Dirençli Metastatik Prostat Kanseri Ölümle Anıldı

O zaman, veri ve güvenlik izleme komitesi oybirliğiyle çalışmanın erken kör olmasını önerdi. ( N Engl J Med 2013; 368:138-148)

Beklenen ölümlerin% 55’i meydana geldikten sonra, Dr. Mulders tarafından sunulan bulgular, yapılan bir önceden planlanmış analiz için bu verileri genişletti.

Faz 3, çok uluslu, randomize, çift kör, plasebo-kontrollü bir çalışmaya daha önce kemoterapi almamış prostat kanserli 1.088 erkek alındı. Hastaların tümü günde iki kez prednizon 5 mg aldı ve günlük 1000 mg abiraterone veya plasebo alanlar olmak üzere randomize edildi.

Eşlik eden primer sonlanım noktaları radyografik progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım idi.
27.1 aylık medyan takipte, radyografik progresyonsuz sağkalım plasebo grubuna göre abiraterone grubunda anlamlı ölçüde uzundu [16.5 vs 8.3 ay; risk oranı (HR)= 0.53, p <.0001]. Medyan genel sağkalım, plasebo grubuna göre abiraterone grubunda daha uzun olmasına rağmen, fark [35.3 aya karşın 30.1 ay, HR= 0.79, p = .015] istatistiksel olarak anlamlı değildi. Dr. Mulders Medscape Medikal Haberler’ e verdiği röportajda ; ‘İstatistiksel olarak önemli olmamasının nedenlerinden biri önceden planlanmış ara analiz olması ve buna bağlı p değerinin düşmesidir’ dedi.

Araştırmacılar, abiraterone tedavisiyle yeni güvenlik endişelerinin tanımlanmadığını rapor ettiler.
Dr Mulders; ‘ Bu analizden alınacak ana bulgu radyografik progresyonsuz sağkalım verisindeki tutarlılıktır’, dedi. Ayrıca, genel sağkalım verileri de iyi görünmektedir ve uzun süreli kullanımda toksisite artmamaktadır.

Dr. Borkowski Medscape, Medical News’ a;  ‘Uzun bir süre kastrasyon dirençli prostat kanserinin ölüm kelimesini anımsattığını’ söyledi. Şimdi yaşamı uzatan en az 5 ilaca sahibiz. Şimdi biz tedavinin en iyi zamanlaması ve en iyi sıralamasını bulmaya çalışıyoruz, hangi hasta grubunda daha fazla sitotoksik ilaca başlanmalı, hangi hasta grubunda daha az agressif tedaviye başlanmalı ve hormonal tedavi uzatılmalı.

Bu çalışma, Janssen Araştırma ve Geliştirme tarafından finanse edildi. Dr. Mulders ve Dr. Borkowski herhangi bir finansal ilişkileri olmadığını ifşa ettiler.

Çalışma Avrupa Üroloji Derneği’nin (EAU) 28. Yıllık Kongresi’ nde, 97 nolu özet olarak 16 Mart 2013’ te sunuldu.

 FOLFIRINOX olarak bilinen kemoterapi rejimi yeni bir küçük retrospektif kohort çalışmanın yazarlarına göre, lokal ilerlemiş pankreatik duktal adenokarsinomda etkileyici klinik yanıt sağlar.
Pensilvanya Pittsburgh Üniversitesi'nden araştırmacılar, 'Bu kemoterapi rejiminin metastatik hastalığı olan hastalarda ki Faz 3 çalışmalarda sağ kalımı arttırdığı gösterilmiştir ancak görece olarak hastalığın bu erken aşamasında önceden test edilmemiştir' dedi.
Dr. Boone Cerrahi Onkoloji Derneği (SSO) 66. Yıllık Kanser Sempozyumu' nda 7 Mart 2013 tarihinde lokal ileri hastalığı olan hastalarda FOLFIRINOX neoadjuvan kullanımı hakkında bir çalışma sundu.
FOLFIRINOX (5-fluorourasil, lökovorin, irinotekan ve oksaliplatin kombinasyonu) Şubat 2011 ve Eylül 2012 tarihleri arasında, Pittsburgh Pankreas Kanseri Özel Bakım Merkezi'nde 25 hastada uygulandı. Onların lokal ileri hastalığı hastaların 13( % 52)' ünde unrezektabl ve 12 (% 48)' sinde sınırlı unrezektabl idi.
Sonuçta, 25 hastanın 4'üne tedavi uygulanmadı ve 21 hastada (% 84) 5 kür preoperatif kemoterapi uygulandı.
Dr. Boone, çalışmanın birincil sonuçlarıyla ilgili olarak, FOLFIRINOX tedavisinin etkileyici olduğunu söyledi.
İlk olarak, tedavi edilen 21 hastanın 13 (% 62)' ünde pankreas kanserinde tedaviye yanıtı değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan bir tümör markeri Ca 19-9 yanıtı görüldü. İkinci olarak , hastaların 8 (% 38)' inde ("unrezektabl" grubundan 2 hasta da dahil olmak üzere) , R0 rezeksiyon uygulandı. Bu oran, lokal ileri hastalıkta neoadjuvant kemoterapi diğer tek merkez çalışmalarıyla tutarlıdır.
Son olarak, hastaların 2 (% 18)' sinde tam patolojik yanıt vardı. Dr. Boone, 'Bu oran daha büyük, prospektif klinik çalışmalarda artacak olursa bu çok dramatik olacaktır, çünkü pankreas kanserli hastaların tedavisinde standart olan gemsitabinle yapılmış tarihsel çalışmalarda tam yanıt oranı sadece %2-3 olmuştur' dedi.
Çoklu ilaç tedavisi iyi tolere edildi. Hastaların üçte birinde doz azaltımı gerekti ve üçte birinden biraz daha azında tedavinin gecikmesi görüldü. Dört hastada (% 19) tedavi sırasında advers olaylar nedeniyle hastaneye yatış gerekti. Grad 4 sadece bir kaç olay vardı; hastaların % 5 ' inde nötropeni % 5' inde lökopeni vardı.
Ayrıca, cerrahi eksplorasyon öncesi 15 hasta ilave kemoterapi ve / veya radyoterapi almıştı ki bu çalışmanın sonuçlarını biraz bulanık hale getirmiştir.
13 hastada cerrahi eksplorasyon uygulandı. 2 pankreatikoduodenektomi (% 18), yedi (% 64) distal pankreatektomi ve 2(% 18) hastada total pankreatektomi uygulandı. 2 hastada (%8), ameliyat esnasında yaygın periton metastazları görüldü.
Yazarlar sonuç olarak, "Tek başına veya modaliteli yaklaşımın bir parçası olarak FOLFIRINOX, lokal ileri evre pankreas duktal adenokarsinomunda biyolojik olarak aktif bir rejimdir," dedi.
Toksisite Daha Fazla
Metastatik pankreas duktal adenokarsinomunda FOLFIRINOX çalışmalarıyla sağlanan dramatik sonuçlar , yazarlara lokal ileri hastalıkta çalışma yapmak için ilham kaynağı olmuştur.
2011 yılında yayınlanan bir dönüm çalışmada, FOLFIRINOX çalışmasıyla metastatik pankreas kanserinde hiç bildirilmemiş en iyi sağkalım süresi verilmiştir. Toplam sağkalım(OS) gemsitabinle 6, 8 ayken FOLFIRINOX' la 11, 1 ay (P <.0001 ), önemli ölçüde daha iyi oldu.
'Ancak, FOLFIRINOX' la olan belirgin toksisite önemli bir sorun olabilir', dediler.
Dr. Boone, Medscape Medical News' a yaptığı açıklamada ilaca bağlı toksisiteyi olduğundan az tahmin etmiş olabileceklerini , çünkü çalışmanın retrospektif olarak değerlendirildiğini söyledi.
Ayrıca çalışmada, 25 hastanın medyan yaşının 59 yıl olduğuna işaret etti. 'FOLFIRINOX genelde sadece iyi bir performans durumu olan pankreas kanserli genç hastalara uygulanır' dedi.
Son zamanlarda, başka bir klinisyenin, 2013 Gastrointestinal Kanserler Sempozyumu öncesinde bir basın toplantısı sırasında yaptığı yorumu yankılanmaktadır.
New York Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi'nden Dr. Kenneth Yu, 'FOLFIRINOX, merkezimizde nispeten uygun performans statuslu pankreas kanseri hastaları için tercih edilen tedavi olmaya devam etmektedir' dedi. Ancak, rejimin " sağgörülü dozaj ayarı" gereğini de kabul etti. ' Ayrıca hastaların çoğu daha az sağlamdır ve bu nedenle çoklu ilaç tedavisine aday değildir' diye açıkladı.
Dr. Boone herhangi bir finansal ilişki bildirmemiştir.
Cerrahi Onkoloji Derneği (SSO) 66. Yıllık Kanser Sempozyumu, 7 Mart 2013' te sunulan 75. Bildiri

Kaynak: Medscape Medikal Haberler

Bevacizumab zaten metastatik kolorektal kanser için ilk basamak tedavi olarak kemoterapi ile birlikte kullanım için onaylanmıştır, ancak ilacın endikasyonu artık genişletilmiştir. FDA( ABD Gıda ve İlaç İdaresi) bevacizumab kullanımına hastalık progresyonundan sonra devam edilmesini sağlayan yeni etiketlemeyi, onayladı. Avrupa' da ürün etiketlemesini güncellendi.
 
Genentech  medikal direktörü Dr. Hal Barron  'Metastatik kolorektal kanser tanısı konulan kişilerin çoğunun başlangıç tedavisi olarak [Bevacizumab] artı kemoterapi aldığını,'  bir basın açıklamasında belirtti. 'Bu insanlar artık kanserleri progresyon gösterdikten sonra da[Bevacizumab] artı kemoterapi ye devam etme seçeneğine sahip ki bu yalnız yeni kemoterapi rejimine geçilmesinden daha uzun süre yaşamalarına yardımcı olabilir ' diye açıkladı.
 
'Bu endikasyonu destekleyecek klinik veriler,  Amerikan Klinik Onkoloji Derneği yıllık toplantısında geçen yıl sunulan faz 3 ML18147 çalışmasından geldi' diye Medscape Medical News' a röportaj esnasında bildirdi.
 
Missouri Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde onkoloji bölümü profesörü Dr. Bruce J. Roth , 'Amerika Birleşik Devletleri'nde pek çok onkolog zaten bu çalışmanın verdiği kanıtla birinci progresyon sonrasında bevacizumab tedavisini uzatıyor,' diye söyledi. 
 
Geçen yılki toplantıda, Dr. Roth, 'Bu çalışma iyi tasarlanmıştı ve tedavi devamında yarar olduğunu gösterdi,' diye açıkladı, ancak yararının büyüklüğünü ele vermedi. Bu bireysel hekimler ve hastalarının karar vermeleri içindir,' diye ekledi.
 
Dr. Roth, 'Tek sorun ilacın yüksek maliyeti ve soru "bu ikinci basamak tedavinin bu aylara değer olup olmadığı,' dedi. Tedaviyi nerede kesmek gerektiğini bilmek zor, ama bu çalışma, strateji için bilimsel bir fayda sağlar. 
 
Sağkalımda İyileşme 
 
ML18147 çalısmasına, bevasizumab artı standart ilk basamak kemoterapi (fluoropirimidin artı irinotekan veya oksaliplatin) sonrası hastalığı progrese olan  820 metastatik kolorektal kanserli hasta alındı. Tüm hastalarda tedaviye daha sonra ilk basamak rejiminden farklı bir kemoterapi ile ve yarısında yeni kemoterapi ve bevasizumab ile devam edildi. 
Bu ikinci-basamak tedavinin başlangıcından itibaren hesaplanan sonuçlar, tek başına kemoterapi ile  karşılaştırıldığında bevacizumab devamı ile anlamlı ölçüde daha iyi medyan toplam sağkalım (9,8 aya karşın 11,2 ay  risk oranı  [HR], 0.81; P = .0057) ve daha iyi medyan progresyonsuz sağkalım (4,1 aya karşın 5,7 ay HR, 0.68; P < .0001) gösterdi. 
 
Kaynak: Medscape Medikal Haberler
 

Tedavisi oldukça zor olan ileri evre pankreatik kanser için San Francisco, Kaliforniya'da yapılan 2013 Gastrointestinal Kanserler Sempozyumu'nda yeni bir tedavi seçeneği sunuldu.

Paklitaksele bağlanmış nanopartikülalbüminin(Abraxane, Celgene), gemsitabine eklenmesiyle, metastatik pankreatik kanserde tek başına gemsitabinle karşılaştırıldığında sağkalım oranlarında önemli ölçüde iyileşme sağlandı. 
861 hastayı kapsayan, Faz III Metastatik Pankreatik Adenokarsinoma Klinik Çalışması(MPACT) 'nda toplam sağkalım kombine kemoterapi kolunda tek başına gemsitabine kıyaslandığında iki ay daha iyi bulundu. (sırasıyla medyan sağkalım kombine kolda 8.5 ay, gemsitabin kolunda  6.7 ay; risk oranı [HR], 0.72; P = .000015).
 
Bu önemli bir iyileşme

New York, Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi'nden Dr. Kenneth Yu, 'İki aylık hafif bir düzelme gibi görünsede bu pankreatik kanserde önemli bir gelişmedir'diye belirtti.

1 yıllık sağkalım kombine kolda % 35 iken gemsitabin kolunda %22, (P = .0002), iki yıllık sağkalım ise sırasıyla 9% ve 4% (P = .02) idi.
Celgen bu verilerle pankeatik kanserde endikasyon onayı için 2013 'ün ilk yarısında ABD ve Avrupa Birliği'ne , bu yılın daha geç dönemlerinde de diğer ülkelere başvuruda bulunacak. Nab-paklitaksel halen metastatik meme kanseri tedavisinde kullanım için pazarlanmaktadır.
Nab-paklitaksel'in gemsitabin ile kombine kullanımı onaylanırsa bu bir bakıma, ilerlemiş hastalıkta statükonun bir tür korunması olacaktır. Gemsitabin, tek başına veya diğer ilaçlarla kombinasyon halinde ileri evre pankreatik kanser tedavisinde , 5-fluorourasil, lökovorin, irinotekan ve oksaliplatin(FOLFIRINOX) kombinasyonuyla gemsitabini karşılaştıran bir çalışmanın yazarlarına göre uzun bir süre için ileri evre pankreas kanseri için 'referans rejimi'olmuştur (N Engl J Med. 2011;364:1817-1825).

Bu çalışmada metastatik pankreatik kanserde en iyi sağkalım rapor edildi. FOLFIRINOX'la sağkalım, gemsitabinden daha iyi bulundu(11.1 aya karşın 6.8 ay; P < .0001).

Çeşitli faktörler klinisyenlerin gelecekte hangi ilaç kombinasyonunu seçeceğini etkileyecek.

New York Times, nab-paklitaksel kemoterapisinin ayda 6000 ila 8000 dolara malolduğunu, FOLFIRINOX'tan biraz daha pahalı olduğunu rapor etti.

Ancak, toksisite 4-ilaç kombinasyonu ile bir endişe kaynağı olmuştur, ve uzmanlar açıkça FOLFIRINOX nedeniyle advers etkilerin metastatik pankreas kanseri için uluslararası bir bakım standartı gerektirdiği şüphelerini ifade ettiler.
Araştırmacılar performans durumu iyi 76 yaşından genç hastalarda FOLFIRINOX'un kullanılabileceğini belirtti. 

Dr. Yu bu açıklamayla aynı fikirde ''FOLFIRINOX  genel durumu nispeten daha iyi pankreatik kanserli hastaların tedavisinde seçenek olarak kalmaktadır'dedi. Ancak bu rejimin sağ görülü bir dozaj ayarlaması gerektirdiğini kabul etti. 
'Ancak hastaların çoğu kanser nedeniyle güçsüzleşmiştir ve bu hastaların tedavisinde gemsitabin, nab-paklitaksel komibansyonunu yeni ve etkili bir rejim olarak tercih etmekteyiz'dedi.  

Farklı tedavi rejimlerinin faydası, diğer durumlarla dengelenmeyi gerektirmektedir.

Toplam sağkalım gemsitabin, nab-paklitaksel komibansyonuyla FOLFIRINOX'la tedavi edilen hastaların seviyesine ulaşamazken, toksisite profili daha iyi görünmektedir, yalnızca orta şiddetde bir nötropeni ve güçsüzlük görünmüştür.

MPACT Çalışma Detayları

MPACT çalışmasında,  hastalar iki tedavi koluna randomize edildi. Birinci tedavi kolunda  nab-paklitaksel 125 mg/m² 'yi takiben 3 haftada bir  1000 mg/m² gemsitabin aldı, diğer gruba 7 hafta için haftalık 1000 mg/m² gemsitabin verildi ve sonra bir hafta ara, takiben her üç haftada bir gemsitabin ve 1 hafta ara verilerek tedavi edildi. 
Kombine kolda sekonder sonlanım noktalarında gemsitabinle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gösterildi.
Kombine kolda , tek başına gemsitabinle karşılaştırıldığında progresyon veya ölüm riskinde %31 azalma ( medyan progresyonsuz sağkalım sırasıyla 5,5 aya karşı 3,7 ay ; HR, 0.69; P = 0.000024), ve daha iyi toplam yanıt oranı (23% 'e karşın 7%) elde edildi. Tedavi başarısızlığı medyan zamanı da kombine kolda daha iyi bulundu (5.1 aya karşın 3.6 ay; HR, 0.70; P < 0.0001).
Tedavi ile ilişkili Grad 3/4 toksisite kombine kolda daha yüksekti . En sık görülen yan etkiler nötropeni (38% e karşın 27%), güçsüzlük (17%'ye karşın 7%),  ve nöropati (17%'ye karşın 1%) idi. Nab-paklitaksel+ gemsitabin kolunda , medyan nöropati zamanı 29 günle daha iyi bulundu. Hayatı tehdit eden ciddi  toksisiteler arasında iki grub arasında fark yoktu (Her grupta 4%).

Çalışmanın sonuçları 2013 Gastrointestinal Kanser Sempozyumunda 25 Ocak 2013'te sunuldu. (GICS): Abstract LBA 148.

Kaynak: Medscape Medikal  Haberler

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), bugün Philadelphia kromozomu (Ph) pozitif yeni tanı almış pediatrik akut lenfoblastik lösemi (ALL) tedavisinde imatinib kullanımını onayladı.
FDA İlaç Değerlendirme ve Araştırma Merkezi, Hematoloji ve Onkoloji Ürünleri Dairesi müdürü 'Dr. Richard Pazdur basın açıklamasında "Biz çocuklar için kanser ilaçları sayısında artış olduğundan mutluyuz,' diye belirtti.
2011 yılında, imatinib yeni tanı almış Ph-pozitif kronik miyeloid lösemi (KML) li çocukların tedavisi için onaylanmıştır.
Ancak, FDA göre, yılda yaklaşık 2.900 çocuğu etkileyen ALL pediatrik kanserlerin en sık görülen tipidir.
Ph-pozitif ALL' li bir yaş ve üzeri pediatrik hastalar, çok yüksek riskli genç erişkin ALL(tedaviden sonraki 5 yıl içinde %45 üzerinde komplikasyon yaşama olasılığı olanlar) deki etkinliği ve güvenilirliği klinik çalışmayla gösterildi.
 
Çalışmaya kayıtlı Ph-pozitif ALL' li 92 hasta alındı, uzun bir süre için imatinib artı kemoterapi alan grup, 5 tedavi koluna ayrıldı.
 
Ph-pozitif ALL hastalarının% 50' si uzun süre imatinib aldı ve bu hastaların% 70'inde 4 yıl içinde nüks veya ölüm deneyimi gözlenmedi. Buna ek olarak, FDA' a göre, kemoterapi ile kombinasyon halinde imatinib tedavi süresi arttıkça ölüm oranı azalmıştır.
Imatinib artı kemoterapi ile tedavi edilen Ph-pozitif ALL' li çocuklarda en sık görülen yan etkiler nötrofil düzeylerinde ve kan trombosit düzeylerinde azalma, karaciğer toksisitesi ve enfeksiyondur. 
 
Imatinib kanser uyarıcı proteinleri baskılayan bir tirozin kinaz inhibitörüdür ve tüm Ph-pozitif pediatrik ALL tedavisinde kemoterapiyle kombine kullanılabilir.
Önemli bir klinik çalışma sürdüren Çocuk Onkoloji Grubu' na göre imatinib bu alandaki klinik pratiği değiştiren bir ilaç olmuştur.
İmatinib tedavisinden önce Ph-pozitif ALL için tercih edilen tedavi 3 ila 6 ay kemoterapiyi izleyen kök hücre nakliydi. Ancak, kür oranları bu yaklaşım ile % 50' den daha az idi. Kemoterapi ile birlikte İmatinib kür oranlarını ikiye katladı ve kök hücre nakli artık Ph-pozitif ALL' li çocukların tedavisinde otomatik olarak en iyi yol olarak kabul edilmeyecektir. 
 
İmatinib' e blastik kriz, akselere faz veya interferon-alfa tedavisi başarısız olmuş kronik faz Ph-pozitif KML hastalarının tedavisinde FDA tarafından 2001 yılında hızlandırılmış onay verildi. İlaç Kit (CD117) pozitif ameliyat edilmiş erişkin gastrointestinal stromal tümörlerin (GIST) tedavisi içinde 2012 yılında onaylandı.
 
Kaynak: Medscape Medikal Haberler
 

 
Reaktif oksijen türleri (ROS) üzerinde duran yeni bir hipotez, kanser hücrelerinin içindeki antioksidan seviyelerin bir sorun olduğunu ve bunun tedaviye dirençten sorumlu olduğunu önermektedir.
Araştırmacılara göre kanseri önlemede etkili olduğu düşünülen takviye antioksidan nutrisyonel elementlerin alınmasının hiçbir yararı yok.
DNA'nın yapısının çözülmesi için Nobel ödülünü paylaşan Dr Watson, bu teori  ' benim en önemli eserlerim arasında olan çifte sarmaldan beri, önem taşıyan bir teoridir şeklinde bir basın açıklaması yaptı. 
Teori Açık Biyoloji'de 8 Ocak 2013 tarihinde online olarak yayımlandı.
Dr. Watson, iyonize radyasyon,  kemoterapötik ajanlar ve bazı hedefe yönelik tedavilerin çoğunun  hücre döngüsünü  bloklayan ROS(reaktif oksijen türleri)'u doğrudan veya dolaylı  olarak kanser hücrelerini öldürmek için kullandığını açıkladı.
 ROS'un bu nesili, kanser hücrelerinin epitelyal hücrelerden mezenkimal hücrelere (EMT) dönüşümü için hipoksik ortam yaratır.
Bu, dönüştürülmüş hücreler antikanser ilaçların etkilerini bloke eden çok yüksek miktarlarda antioksidanları bulundurmaktadır. Dr. Watson, bir kanserin kemoterapiye dirençli hale geldiğinde, genellikle iyonizan radyasyona da dirençli hale geldiğine dikkat çekiyor.
Buna ek olarak, bu dönüştürülmüş EMT kanser hücreleri,   vücudun diğer bölgelerinde (beyin, karaciğer, akciğer) metastaza neden olan esnek hareket edebilen serbest yüzen mezenkimal hücreler üretir. Sadece bunların taşınması çoğu kanserde hayatı tehdit eden bir durumdur.
İlginçtir ki  yaygın olarak kullanılan antidiyabetik ilaç metforminin mezenkimal kök hücrelerini seçici olarak öldürdüğü gösterilmiştir. '3 yıl önce yayınlanan hala çok değersiz makalede,' metforminin kemoterapiye eklenmesinin fare modellerinde gerçek kür değilse de uzun süreli remisyonu indüklediği yayınlanmıştı ( Cancer Res 2009; 69:7507-7511) Klinik çalışmalarda halen kemoterapiye metformin eklenmesinin klinik faydalar sağlayıp sağlamadığı araştırılıyor, ancak düzenli olarak metformin kullanımı birçok kanser sıklığını azaltmaktadır. 
 
Kanser Hücrelerinde Antioksidanlardan Kaynaklanan Tedaviye Direnç

Watson bu antikanser tedavilerin apoptozise yol açan ROS üreterek etkili olduğunu önermektedir. Ancak kanser hücreleri katalaz glutatyon, süperoksit dismutaz, ve tiyoredoksin gibi, bu etkiyi engelleyen antioksidan proteinler üretirler.
Dr Watson, büyük ölçüde RAS ve Myc tarafından yönlendirilen kanser hücrelerinin tedavisinde ROS'u tahrip eden antioksidanların yüksek düzeyde olması nedeniyle zor tedavi edilebilen kanserler olabileceğini savunuyor. Yüksek antioksidan düzeyleri pankreas kanserinin etkili tedavisindeki çaresizliği açıklayabilir, diye ekliyor.
Bu teori doğru ise, o zaman kanser hücrelerinin içinde düşük antioksidan seviyeleri olan ilaçların terapötik olabilir.  Aslında, ROS üreten ajan arsenik trioksitin, glutation ve tiyoredoksin düzeylerini düşürdüğü gösterilmiştir. Arsenik trioksit halen promyeloblastik lösemi tedavisinde kullanılmaktadır, ancak bu teori ilacın birçok kanser türünde de yararlı olabileceğini düşündürmektedir.
 
Beslenmeyle Alınan Antioksidanlar Zararlı Olabilir

Bu teorinin bir anlamı beta-karoten, vitamin A, C ve E ve selenyum içeren besin takviyeleri gibi, antioksidanlar kanserde zararlı olabilir.
Yıllardır, bu tür antioksidanları içeren renkli meyve ve çilek gibi gıdaların tüketilmesi kanserin önlenmesi ve / veya tedavisi için tavsiye edilmiştir. 
 Bu son araştırmanın verileri antioksidanların kanseri önlemeden ziyade kansere neden olabileceğini düşündürtmektedir. 
Birçok beslenme aracılı çalışmalarda gastrointestinal kanseri önlemede veya mortalitenin  uzatılmasında hiçbir belirgin etkinliğini gösterilememiştir, aslında bu gıdaları alanların hayatları kısalıyor gibi görünüyor.
 
Çok Karmaşık Bir Süreç

Amerika, Kanser Tedavi Merkezleri tıbbi onkoloji ulusal direktörü Dr. Maurie Markman'dan Onkoloji blogda bu  teori üzerine yorum yapması istendi.
 
'Hücrelerinin normal işleyişi oksidan aktivite ve antioksidanlar arasındaki kritik ilişkinin önemi birçok araştırmacı tarafından bilinmektedir, ve bu sürecin kanserle oldukça alakalı olması şaşırtıcı değildir'dedi.  Ancak, vurgulanması gereken bunun çok karmaşık bir süreç olduğu ve hücresel düzeyde bu güçlü etkiler arasındaki denge çok dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğidir. Dahası, antioksidanların bizim normal diyetimizin bileşenleri olduğu unutulmamalıdır. Sonuçta, provakatif bir yaklaşımla bir şekilde vücuttan antioksidanları kaldırmak gibi basit bir yaklaşımın, kanser tedavisinde yararlı bir strateji olabilmesi pek mümkün değildir' diye açıkladı.
 
Kaynak: Medscape Medikal Haberler


AIDS' le ilişkili lenfomalı, yoğun standart infüzyonel kemoterapiyi tolere edemeyen bazı hastalarda,  kemoterapi rejiminin pegile lipozomal doksorubisin ile değiştirilmesi kabul edilebilir, ancak erken sonuçlar önceden test edilen rejimler kadar etkili olmadığını göstermektedir. 

Doksorubisin hidroklorid yerine uzun etkili pegile lipozomal doksorubisin kullanılmasıyla, sadece iyi tedavi sonuçları değil, çoklu günlük sürekli enfüzyonlardan kaçınılabilmesini de umut etmişlerdir. 

Dr. Joseph Sparano, Reuters' a gönderdiği e-mailde , 'ilacın önceden umulduğu kadar etkili olmadığı açıkça söylenmelidir ve R-EPOCH ( etoposid, prednizon, vinkristin, doksorubisin ve rituximab) kadarda etkili değildir' dedi. Ancak kabul edilebilir ve bazı hastalarda potansiyel tedavi edici rejimdir. 

Araştırmanın sonuçları Journal of Clinical Oncology' de yayınlandı. Çalışmaya alınan hastaların % 47,5'inde tam yanıt ve %20' sinde parsiyel yanıt gözlendi. 

Medyan 25,5 ay sonunda tam yanıt gösteren bir hastada yineleme görüldü.

Bir yıllık toplam sağkalım % 70, 3 ve iki yıllık toplam sağkalım %61,6' dır. 

Makalenin özeti için 
tıklayınız. 

Kaynak: Gabriel Miller, Reuters Sağlık 20 Kasım 2012 


AIDS' le ilişkili lenfomalı, yoğun standart infüzyonel kemoterapiyi tolere edemeyen bazı hastalarda,  kemoterapi rejiminin pegile lipozomal doksorubisin ile değiştirilmesi kabul edilebilir, ancak erken sonuçlar önceden test edilen rejimler kadar etkili olmadığını göstermektedir. 

Doksorubisin hidroklorid yerine uzun etkili pegile lipozomal doksorubisin kullanılmasıyla, sadece iyi tedavi sonuçları değil, çoklu günlük sürekli enfüzyonlardan kaçınılabilmesini de umut etmişlerdir. 

Dr. Joseph Sparano, Reuters' a gönderdiği e-mailde , 'ilacın önceden umulduğu kadar etkili olmadığı açıkça söylenmelidir ve R-EPOCH ( etoposid, prednizon, vinkristin, doksorubisin ve rituximab) kadarda etkili değildir' dedi. Ancak kabul edilebilir ve bazı hastalarda potansiyel tedavi edici rejimdir. 

Araştırmanın sonuçları Journal of Clinical Oncology' de yayınlandı. Çalışmaya alınan hastaların % 47,5'inde tam yanıt ve %20' sinde parsiyel yanıt gözlendi. 

Medyan 25,5 ay sonunda tam yanıt gösteren bir hastada yineleme görüldü.

Bir yıllık toplam sağkalım % 70, 3 ve iki yıllık toplam sağkalım %61,6' dır. 

Makalenin özeti için 
tıklayınız. 

Kaynak: Gabriel Miller, Reuters Sağlık 20 Kasım 2012 


AIDS' le ilişkili lenfomalı, yoğun standart infüzyonel kemoterapiyi tolere edemeyen bazı hastalarda,  kemoterapi rejiminin pegile lipozomal doksorubisin ile değiştirilmesi kabul edilebilir, ancak erken sonuçlar önceden test edilen rejimler kadar etkili olmadığını göstermektedir. 

Doksorubisin hidroklorid yerine uzun etkili pegile lipozomal doksorubisin kullanılmasıyla, sadece iyi tedavi sonuçları değil, çoklu günlük sürekli enfüzyonlardan kaçınılabilmesini de umut etmişlerdir. 

Dr. Joseph Sparano, Reuters? a gönderdiği e-mailde , 'ilacın önceden umulduğu kadar etkili olmadığı açıkça söylenmelidir ve R-EPOCH ( etoposid, prednizon, vinkristin, doksorubisin ve rituximab) kadarda etkili değildir' dedi. Ancak kabul edilebilir ve bazı hastalarda potansiyel tedavi edici rejimdir. 

Araştırmanın sonuçları Journal of Clinical Oncology' de yayınlandı. Çalışmaya alınan hastaların % 47,5?inde tam yanıt ve %20? sinde parsiyel yanıt gözlendi. 

Medyan 25,5 ay sonunda tam yanıt gösteren bir hastada yineleme görüldü.

Bir yıllık toplam sağkalım % 70, 3 ve iki yıllık toplam sağkalım %61,6' dır. 

Makalenin özeti için 
tıklayınız. 

Kaynak: Gabriel Miller, Reuters Sağlık 20 Kasım 2012 

35. Yıllık San Antonio Meme Kanseri Sempozyum'' un da sunulan faz II çalışma sonuçlarına göre deneysel hücre siklusu inhibitörü ile birlikte aromataz inhibitörü letrozol( Femara) alan ileri evre meme kanserli hastalarda progresyonsuz sağkalım dramatik olarak daha iyidir. 

Los Angeles, Kaliforniya Üniversitesi' nden doktor Richard S. Finn, estrojen reseptörü (ER)-pozitif / HER2-negatif ileri evre meme kanserli PD 0332991 (PD 991, Pfizer Onkoloji) + letrozol ile tedavi edilen kadınlarda medyan progresyonsuz sağkalım 26,1 ayken, sadece letrozolle 7,5 ay olduğunu söyledi.

Dr. Finn , 'PD 991, letrozole eklendiğinde hasta popülasyonunda dramatik ve eşi görülmemiş bir düzelme sağladığını açıkladı. Gözlemlerimizden elde edilen sonuçlar, PD 991' in ER+ meme kanserinde etkili olduğunu gösteren preklinik verileri doğruladı. Hastalar kombine tedaviyi iyi şekilde tolere etti. Grad 1 ve 3 nötropeni en yaygın advers etkiydi, ama hiçbiri klinik olarak önemli değildi ve hiç febril nötropeni görülmedi. Saç kaybı değil ancak saç incelmesine bağlı Grad 1 alopeside görüldü. 

Biyomarkerlar Etkili Değil 

PD 991, oral selektif CDK4/6 kinaz inhibitörüdür. İlaç, hücre siklusunda G1 fazından S fazına geçişini engelleyerek DNA sentezini yarıda keser. Çalışmaya dahil olmayan diğer meme kanseri uzmanları, Medscape Medikal Haberler' e yaptığı açıklamalarda sonuçların etkileyici olduğunu söyledi. 

Boston, Massachusetts Hastanesi Meme Kanseri bölümünden Aditya Bardia; Kombine tedavinin sadece hormonoterapi ile karşılaştırıldığında progresyonsuz sağkalımı önemli ölçüde düzelttiğini söyledi. Ancak, Faz II çalışmada ki etkileyici sonuçların her zaman başarıya ulaşamayabileceği konusunda uyardı. Dr. Bardia, çalışmanın biyomarkerlar üzerine dayandığına işaret etti. Tümörleri siklin D 1 amplifikasyonu ve / veya p16 kaybı taşıyanlar, yeni ajanın teorik hedefidir, ancak biyomarkerı olmayan hastalarda umulduğu kadar büyük katkı göstermemektedir. 

Pfizer Onkoloji Klinik geliştirme ve Tıbbi işler Başkan Yardımcısı, Dr. Mace Rothenberg , Medscape Medikal Haberler' e PD 991 için biyomarkerın estrojen reseptörü olabileceğini söyledi. 

Bazen laboratuvardaki etki mekanizmaları, hastalardaki etki mekanizmalarında gerekli değildir. Bu gözlemi yapmak bizler için önemlidir, onun için ER-pozitif meme kanseri olan ancak tümörlerinde bu işaret olmayan kadınların yarısını dışarıda bırakmadık, dedi. 

Araştırma Sonuçları 

Dr. Finn, iki kohortdan elde edilen verileri sundu. Başlangıç kohortu ER+/HER2 ? 66 meme kanserli hasta ve araştırma kohortu, tümörleri siklin D1 amplifikasyonu ve/veya p16 kaybı taşıyan 99 kadındı. Bu 165 kadın 2,5 mg/gün letrozol alan 81 kadın ve her dört haftanın üç gününde 125 mg/gün PD 991+ 2,5 mg/gün letrozol alan 84 kadın olarak randomize edildi. Her çalışma grubundaki kadınların yaklaşık dörtte üçü Evre IV meme kanseri idi. Kombine tedavi kolundaki kadınların % 60' ında ve letrozol tekli tedavi kolunun %51' inde başlangıç tedaviden sonraki 12 ay içinde rekürrens veya yeni hastalık görüldü. Medyan progresyonsuz sağkalım kombine tedavi kolunda önemli ölçüde uzundur( Kombine kolda 26,1 ay iken tekli tedavi kolunda 7,5 ay). Risk oranı kombine kolda 0, 37 ( % 95 güvenlik aralığı 0.21 - 0.63; P < .001).Objektif yanıt oranı( ORR) kombine kolda %34 ve tekli tedavide %26' dır. Tam yanıt kombine kolda hiçbir hastada görülmedi, tekli yanıt grubunda sadece bir hastada görüldü. Parsiyel yanıt oranı sırasıyla %29 ve % 20' dir. Ölçülebilir hastalıklı (her tedavi kolunun yaklaşık %64), hastalar arasında ORR sırasıyla %45 ve %31' dir.24 hafta veya sonrasında, kombine grupta stabil hastalık % 30 ve tekli tedavi kolunda %15' tir. Tam ve parsiyel yanıt ve stabil hastalık hepsi birlikte değerlendirildiğinde sırasıyla %59 ve %36' dır. Kombine koldaki hastaların %3' nde ve tekli tedavi kolunda %17' sinde progrese hastalık görüldü.Grad 3 nötropeni kombine kolda daha yaygındır(%46' ya karşın %1) , grad 4 nötropeni %5' e karşın %0' dır. Grad 3 lökopeni kombine kolda daha yaygındır(%14'e karşın %0) , grad 4 lökopeni hiçbir grupta görülmedi.

Bu çalışma Pfizer Onkoloji tarafından desteklenmektedir. 

35. Yıllık San Antonio Meme Kanseri Sempozyumu (SABCS): Makale Özeti S1-6. 5 Aralık 2012.

Kaynak Medscape Medikal Haberler

İleri evre Hodgkin lenfoma hastalarının tedavisinde Stanford V kombine modalite yaklaşımı, doksorubisin, bleomisin, vinblastin ve dakarbazin (ABVD) kombinasyonu ile sağlanan sonuçların üzerinde iyileştirme sağlamadı.
 
'Chicago Northwestern Üniversitesi'nden Dr Leo I. Gordon Reuters Sağlık' a gönderdiği e-posta da:' Son zamanlarda randomize çalışmalarda Hodgkin lenfoma için önerilen rejimler arasında önemli farklılıklar olmamıştır, bu yüzden bizim temel hücum noktamız sonucu tahmin edebilecek  moleküler veya immünolojik tahmin belirteçleri (gen ekspresyon profilleri, makrofaj belirteçler, EBV, vb) tanımlamak ve yeni ajanlar (örn., brentuximab vedotin)a giriş yapmaktır.' dedi.
Dr Gordon ve Eastern Cooperative Oncology Group, Kanser ve Lösemi Grubu B, Güneybatı Onkoloji Grubu ve Kanadalı NCIC Klinik Çalışma Grubundaki meslektaşları radyasyon tedavisi almadan veya radyasyon tedavisi alan, ileri veya lokal yaygın Hodgkin lenfoma'lı  794 hastada, 12 hafta Stanford V  tedavisi ile altı ila sekiz kür ABVD' yi karşılaştırdı.  Tüm hastalar, kemoterapinin tamamlanmasından 2 ila 3 hafta sonra, başlangıç bulky  mediastinal lenfadenopati için radyoterapi aldı. Buna ek olarak, Stanford V grubu, 5 cm'den büyük lenfadenopati ve makroskobik dalak hastalığı için 36 Gy radyoterapi aldı. Genel yanıt oranları ABVD için% 72.7 ve Stanford V için% 68,7 idi tam yanıt ve klinik remisyon oranları ile tedavi arasında fark yoktu.6.4 yıl medyan takipten sonra, ABVD ila Stanford V arasında (% 74 vs% 71) için beş yıllık yinelemesiz sağkalım veya beş yıllık genel sağkalım (her grupta% 88) açısından anlamlı fark yoktu. Lokal ileri hastalığı olan hastalar, evre III ve IV hastalığı olanlardan daha iyi sağkalım gösterdi  ve yüksek riskli hastalığı olanlarda Stanford V tedavisiyle,  ABVD' den  (% 67 ye % 57, p = 0.02) daha iyi yinelemesiz sağkalım görüldü.Toksisite iki tedavi kolunda  benzer olmasına rağmen, Stanford V olan hastalarda anlamlı olarak daha fazla grad 3 lenfopeni, grad 3 veya 4 lökositopeni, grad 3 ve 4 duyusal nöropati, ve grad 3 veya 4 motor nöropati yaşadı. İkinci kanserler ABVD (15 vaka) ve Stanford V (19 vaka) tedavisinden sonra eşit sıklıkta meydana geldi. Dr Gordon, 'İleri evre Hodgkin lenfoma tedavisi için seçenekler varken, ABVD' in standart kaldığı'sonucuna vardı.
Henüz ABVD, BEACOPP rejimlerini büyük randomize çalışmalarla  karşılaştırmadıklarını ekledi. Güncel gruplar arası bir çalışma, PET ile  erken görüntülemenin, sonucu tahmin etme değerini araştırıyor, bu çalışma PET ile erken görüntüleme konusunda bazı yararlı bilgiler sağlamaktadır.
Boston'daki Harvard Tıp Fakültesi'nden Dr Dan L. Longo bu rapor eşliğinde bir editoryal yazdı. 
Reuters Sağlık' a yaptığı açıklamada,'Standart ABVD ileri evre Hodgkin lenfoma hastalarının tedavisinde tercih edilen rejimdir' dedi. Ana karar altı kür kemoterapi sonrasında radyasyon tedavisi ilave edilmesinin gerekli olup olmadığıdır. Dr Longo, 'Radyasyon tedavisinin optimal kullanımı iyi tanımlanmamış olduğunu' belirtti. Genel olarak, başvuruda bulky mediastinal kitlesi olan hastaların çoğunda  ilave radyasyon tedavisi yararlı olabilir. Ama  radyoterapi alan hastalarda ikinci kanser ve erken koroner arter hastalığı riski vardır. 
Dr Longo, 'Brentuximab vedotin gibi, yeni aktif maddelerin, optimum kullanımı tanımlandığında tedavi sonucu daha da iyileştirebilir' sonucuna vardı. 
Bu sürede hastaların tedavisinde ABVD tercih edilebilir ve mümkünse radyoterapiden kaçınılmalıdır. 
Editoryal yazısında,  'Hodgkin lenfoma tedavisinde kür oranlarını % 85 ve% 90 ila %95 ve% 100 arasında iyileştirirken,   hastaların hayatını kısaltabilecek tedaviye bağlı geç toksisite riskini azaltmayı umuyoruz' diye yazdı. 
 
Makalenin özeti için tıklayınız.
 

Kaynak: New York (Reuters Sağlık) 26 Kasım 2012  

Yüksek doz kemoterapi ve otolog kök hücre transplantasyonundan sonra relaps gösteren CD20 pozitif diffüz büyük b hücreli lenfoma da (DLBCL) , anti CD 20 monoklonal antikorundan elde edilen rituximab idamesi olaysız sağkalımı iyileştirmemektedir. 
 
Bu uluslararası çalışma sonuçlarına göre rituximab, relapsı önlememekle birlikte yüksek toksisiteye neden olmaktadır. Bu yüzden araştırıcılar, 'Journal of Clinical Oncology' dergisinin Ekim 2012 sayısında ki makalelerinde rituximabın relaps DLBCL tedavisinde önerilmemesini ileri sürmektedir. 
 
Folliküler lenfomadaki etkinliğinin aksine, rituximabın DLBCL' deki etkinliği sınırlıdır ve daha önce kullanılması ve ilaç direncine bağlı olarak etkinliği azalabilir.  
 
Paris Saint Louis Hastanesi'nden , Dr. Gisselbrecht ve arkadaşları relaps DLBCL'de standart yaklaşımın ilk basamak kurtarıcı kemoterapi olduğunu açıkladı. Cevap veren hastalar ilk basamak kemoterapi ardından yüksek doz kemoterapi ve takiben otolog kök hücre transplantasyonu ile tedavi edilebilir.
 
Bu güncel çalışma(faz II çalışmaların ümit verici sonuçlarıyla desteklenen) da , 242 hasta transplantasyon sonrası, her iki ayda bir rituximab alanlar ve gözlem kolu olarak randomize edildi. Medyan izlem zamanı 44 aydı. 
 
Dört yıllık olaysız sağkalım ( progresyonsuz, rölapsız, yeni tedavi almadan veya herhangi bir nedene bağlı ölüm olmaksızın) rituximab kolunda % 52 ve gözlem kolunda % 53? tür. 
 
Bunun dışında 100 gün sonunda çoğu infeksiyonlar olmak üzere rituximab kolunda % 15 oranında ciddi yan etkiler görüldü. 
 
Dr. Gisselbrecht , Reuters? e gönderdiği e-mailinde , bu çalışmanın beklenmeyen bulgularından birinin kadınlarda rituximab idamesinin fayda göstermesi olduğuna işaret etmiştir. 'Bu etki tesadüfi midir? Veya rituximabın daha az metabolize edilmesi gibi diğer mekanizmalarla ilişkili olabilir mi ?'. Bu durumda doz modifikasyonları düşünülebilir, ama daha çok araştırma gereklidir. 
 
Genel olarak, Dr. Gisselbrecht ve arkadaşları bu çalışmada olduğu gibi bu hastaların tedavisi, yenilikçi yaklaşımlar gerektirmektedir sonucuna vardı. Transplantasyondan sonra güvenle kullanılabilecek yeni ilaçlara ihtiyaç olduğu açıktır. Ne yazık ki geliştirilen yeni ilaçların çoğu bugüne kadar düşük gradlı lenfomalarda daha etkilidir. 
 
Makalenin özetine ulaşmak için tıklayınız. 
 
Kaynak: Reuters 

13 Kasım 2012 de Amerikan Klinik Onkoloji Dergisi' nde yayınlanan bir meta analize göre sisplatin tedavisi venöz tromboemboli( VTE) riskini önemli ölçüde artırmaktadır.

Metaanalize göre, sisplatin alan hastalarda VTE riski almayanlara göre önemli ölçüde artmaktadır (relativ risk [RR], 1.67; P = .01). Açıklayıcı subgrup analizlerinde VTE için en yüksek risk haftalık 30 mg/m2 ve üzerinde sisplatin alan hastalardı (RR, 2.71; P = .02) ve 2000 ila 2010 arasında çalışmaya alınan tüm hastalarda (RR, 1.72; P = .01) idi. 

 

Genelde kanser hastalarında VTE riski genel popülasyonun 4 ila 8 katıdır. Kanser hastalarında; çoklu komorbidite bulunması, ileri evre hastalık ve kötü performans statusu VTE riskini  artırmaktadır. VTE gelişen hastalarda prognoz kötüdür ve mortalite riski artmıştır.

Riski Azaltmak İçin Profilaksi Yapılmalı mı?

Vaka raporları, prospektif ve retrospektif önceki çalışma sonuçlarında da sisplatinin, VTE riskini artırdığı belirtilmişti. Ancak ileri evre gastroözofagiyal kanserlerde VTE riskini inceleyen bir faz III prospektif çalışmada oksaliplatin alan hastalarda VTE riski, sisplatin alanlara göre daha azdı. (%7.6 ya karşın % 15.1; P < .001) ( J Clin Oncol. 2009;27:3786-3793).

Kemoterapinin endotelyal disfonksiyonu indüklediği ve sisplatinin venöz ve arteriyel tromboemboliyle, kardiyovasküler yan etkileri artırdığı iyi bilinmektedir.

Bu yeni çalışmada %1,92 olarak bildirilen insidans diğer retrospektif serilerle karşılaştırıldığında daha düşüktür. Bu hastaların sadece sisplatin tedavisi alan grupla sınırlandırılmasıyla ilişkili olabilir, buna rağmen mide ve akciğer kanserlerinde insidans %8 ila 15'e kadar çıkmaktadır.

Araştırmacılara göre VTE insidansı gerçekten bu kadar düşükse profilaktik tedavi, % 10-20 olarak bilinen hemoraji riski düşünüldüğünde faydasızdır.

Bu metaanalizde sonuçlar daha düşük tahmin edilmiş olabilir, kombine tedavilerde risk artabilir.

Çalışma Detayları

Dr. Galsky ve arkadaşları sisplatin bazlı kemoterapi alan hastalarda VTE riskini araştırmak için sistematik bir derleme ve metaanaliz yürüttü.

İleri evre solid tümörlü 38 randomize çalışmadan çekilen 8216 hasta çalışmaya dahil edildi.

Sisplatin hastalarda VTE riski %0 ila %17 arasında bulundu. En yüksek VTE riski, metotreksat, vinblastin, doksorubisinle birlikte sisplatin alan 80 üretelyal kanserli hastada %17 idi.

Hastalar Tümör tiplerine göre sınıflandırıldığında VTE riski, gastrik/esofagiyal  kanserli hastalarda (%4.84),  pankreatik kanserli hastalarda (%2.10), ve küçük hücreli akciğer kanserli hastalarda (%1.36) idi.

Araştırmacılara göre yeni çalışmalarda önceki 10 yıla göre VTE riski , yüksek rezolüsyonlu BT ile pulmoner embolinin tesadüfen de tespit edilebilmesi nedeniyle daha yüksek bulunmaktadır. 1990 ila 1999 yıllarında yayınlanmış 10 çalışmada VTE insidansı %0, 69 , 2000 ila 2010 yıllarında yayınlanmış 28 çalışmada VTE insidansı % 2.67 olarak rapor edilmiştir.

28 çalışmada, sisplatinle ilişkili VTE için rölativ risk 1, 72 , 1990 ila 1999 yıllarında yayınlanmış 10 çalışmada ise rölativ risk 1,30 idi.

 VTE'li hastalarda morbidite ve mortalite riski artmaktadır, bu çalışma, sisplatin bazlı kemoterapi alan hastalarda profilaktik antikoagülan tedaviyi inceleyecek prospektif çalışmalara öncülük edecektir.

13 Kasım 2012'de  J Clin Oncol? de yayınlanan makale özetine ulaşmak için tıklayınız. 

 Kaynak: Medscape

 


Erken meme kanserli kadınlarda, tüm meme radyoterapisinden sonra uzun dönemli kardiyak toksisite riski, mastektomi ile karşılaştırıldığında, 25 yıllık verileri kapsayan çalışma sonuçlarına göre artış göstermemektedir.
  
Çalışmanın sonuçları Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı' nda sunulmuştur. İlave olarak, 25 yılda mastektomi ve lumpektomi+radyoterapiyi kapsayan meme koruyucu tedavi(MKC) alan kadınlarda sağkalım sonuçlarıda benzer bulundu.  
 
Çalışma Filedelfiya Pennsylvania Üniversitesi, Abramson Kanser Merkezi'nde yapıldı. 
 
25 yıldan sonra, farklı iki tedavi kolundaki sağ kalım eğrileri farklılaşmaya başladı ve MKC grubunda sonuçlar daha kötüydü. Ancak MKC grubundaki sağ kalımdaki hafif düşüşten kardiyak toksisite sorumlu değildi. 
Çalışma sonuçları 102 yaşayan meme kanserli hastaların  50' isinden toplandı. Çalışmanın sponsoru Ulusal Kanser Enstitüsü' dür. 50 hastanın 26' sı MKC tedavi grubunda, 24' ü modifiye radikal mastektomi(MRM) grubundaydı.  
50 hastada toksisite de mutlak fark yoktu. Çalışmada detaylı kardiyak öykü ve fizik muayene, kardiyak laboratuvar testleri, anatomik ve fonksiyonel anormalliklerin tespiti için üç boyutlu kardiyak MRI( manyetik rezonans görüntüleme,  stenotik koroner hastalık ve koroner arter kalsiyum skorunun değerlendirilmesi için BT anjiyografi verileri toplandı. 
Çalışmada herhangi bir kardiyak morbiditenin modern tedavi planlamalarıyla azalmış olabileceği belirtilmektedir.  Klinisyenler tedavide CT smülasyon ve üç boyutlu konformal radyoterapi tekniklerini kullanmışlardır. Günümüzde yürütülen yeni bir benzer çalışmada sonuçların daha iyi olabileceği belirtilmiştir, çünkü daha yeni radyoterapi tekniklerinde daha fazla kardiyak koruma mümkündür.  
Bu çalışma MRM ile MKC' yi karşılaştıran ilk çalışmadır. Kardiyak toksisitenin görülebilmesi için daha uzun dönemli veriler daha değerli olacaktır.

Orijinal Çalışma:
Bu orijinal NCI çalışmasında, 1979 ila 1986 yıllarında tedavi edilen, Evre I ve II meme kanserli 247 hasta MRM veya MKC tedavisi (tüm meme ve/veya lenf nodları 45 ila 50.4 Gy, 15 ila 20 Gy BOOST) alanlar olarak randomize edildi. 
İlave olarak, hastaların %40' ı olan nod pozitif gruba aksiller diseksiyon ve 6 ila 11 kür doksorubisin-adriyamisin kemoterapisi aldı. Hastalar 1985' ten sonra tamoksifende aldılar. 
25 yıldan sonra sağ kalım eğrilerindeki farklılık meme kanseri radyoterapisine bağlı geç dönem pulmoner toksisite ile ilişkili olabilir mi diye bakıldığında, iki tedavi grubunda pulmoner toksisite büyük ölçüde benzerdi. 

Kardiyak Verilerin Detayı:

MKC grubunda sağ ya da sol meme radyoterapisi alanlarda CT anjiyogramda aterosklerozda farklılık yoktu.Zirve dolum noktası ve diastolik volümü kapsayan, diastolik fonksiyonlar iki grupta benzerdi. Medyan koroner arteriyel kalsiyum skoru da iki grupta  benzerdi. Hiçbir hastada myokardiyal fibrozis görülmedi ve her gruptan bir hastada perikardiyal kalınlaşma görüldü. MKC grubundaki hastalarda, kardiyak yapı ve fonksiyonlar sağ ve sol meme tümörlerinde benzerdi.Çalışma da herhangi bir ticari sponsorluk ilişkisi yoktur. Çalışmanın sonuçları,  Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı'nda 29 Ekim 2012 tarihinde poster olarak sunulmuştur. 
Kaynak: Medscape

İdamenin sürdürülmesi, ilk basamak tedavi sonrası elde edilen yanıtın stabil hastalık olsa bile sürdürülmesi, sağkalımın uzatılması umudunu taşıyan bir tedavi stratejisidir.

Pemetrekset idame tedavisinde lokal ileri veya metastatik(EvreIIIB-Evre IV) küçük hücreli dışı nonskuamöz akciğer kanserlerinde endikedir. Pemetrekset skumaöz hücreli akciğer kanserlerinin tedavisinde endike değildir. Bu yeni rejimin onayının , toplam sağkalım süresini uzattığı gösterilmiştir. Daha önce ileri nonskuamöz küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde birinci basamak sisplatin+pemetrekset kombine tedavisi ile gösterilmiş bu sağkalım avantajı, tek ajan idame tedavisinde de gösterilmiştir.

Pemetreksetle kombine sisplatin tedavisi halen lokal ileri veya metastatik nonskuamöz küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde onaylanmıştır. Dört kür sisplatin bazlı kemoterapi sonrası progresyon göstermeyen aynı hasta grubunda, tedavi yanıtının sürdürülmesi içinde onaylanmıştır. PARAMOUNT çalışmasının final sonuçları Amerikan Klinik Onkoloji Derneği' nin Hazirandaki yıllık toplantısında sunuldu.

Çalışmada hastalar pemetrekset (n = 359) veya plasebo (n = 180) alanlar olarak randomize edildi; hastaların %58’i erkek, % 78’ i sigara içici idi, % 68'inde ECOG performans statusu 1 di ve %91' i Evre IV idi.

Pemetrekset alan hasta grubu, plasebo alanlarla karşılaştırıldığında progresyonsuz sağkalım süresinde önemli ölçüde iyileşme gösterildi (Risk oranı [HR], 0.62; % 95 güvenlik intervali [CI], 0.49 ila 0.79; P < .0001). Pemetrekset kolunda ortalama progresyonsuz sağkalım süresi 4.1 ay iken, plasebo grubunda 2,8 aydır. İkinci sonlanım noktası toplam sağkalımda da pemetrekset alan hasta grubunda önemli iyileşme gözlendi. (HR, 0.78; % 95 CI, 0.64 -0.96; P = .02). Ortalama sağkalım pemetrekset grubunda 13,9 ay iken, plasebo grubunda 11 aydı.

PARAMOUNT çalışmasında , ECOG performans statusu 0 veya 1 olan, 4 kür pemetrekset +sisplatin kemoterapisini tamamlayan hastalarda stabil hastalık, parsiyel yanıt veya tam yanıt vardı. Hastalar, 21 günde bir uygulanan kemoterapi kürünün 1. gününde I.V 500 mg/m² pemetrekset alanlar veya hastalık progresyonuna kadar plasebo alanlar olarak randomize edildi. Her iki tedavi kolundaki hastalarda folik asid ve vitamin B12 aldı; pemetrekset grubundaki hastalar dekzametason da aldı.

Tüm katılımcılar medyan 4 kür tedavi aldı. Pemetrekset grubundaki hastaların %25’ inde toksik etkiler nedeni ile tedavi geciktirildi veya azaltıldı.

Pemetrekset grubundaki hastalarda en yaygın advers etkiler nötropeni, anemi, yorgunluk , bulantı, kusma, stomatit ve ödemdi. En yaygın ciddi yan etki anemi ve nötropeni idi. FDA basılı yayınlarına göre hastaların % 13’ ü eritrosit transfüzyonu, % 12’ si eritropoetik stimulan ajanlar, %6’ sı granulosit koloni-stimulan faktör ve % 1.5’ u platelet aldı.
 

Çalışma Sanofi' den araştırıcılar tarafından, ABD' de IMPACT sosyal güvence veri tabanından toplanan 34,114 meme ve prostat kanserli hastada yapılmıştır.
 
Prostat kanserli hastalarda kemoterapiye başlanmasından sonraki 3,5 ayda VTE(venöz tromboemboli) riski %3,6 dır. İlk 3, 5 ayda ortaya çıkan VTE' lerin % 16, 2 si pulmoner tromboemboli, %70,2 si derin ven trombozu ve %13, 6 sında ikisi birlikteydi.12 ay sonra VTE riski %8, 1 e kadar artmaktadır. Meme kanserli hastalardada VTE riski benzerdir, ilk 3, 5 ayda %3,9 ve 12 ayda %7,1 ' e kadar çıkmaktadır. Meme kanserli hastalarda olayların dağlımıda benzerdi % 12,4'ü pulmoner tromboemboli, %78,1?i derin ven trombozu ve %9, 6 sında ikisi birlikteydi.

Dr. Kuderer, 1 yıl sonra tedavi maliyetinin VTE' li hastalarda VTE olmayan hastalardan daha yüksek olduğunu bildirdi. VTE'  yle ilişkili maliyet  prostat kanserli hastalarda 8,498.60 ± 20,034 dolar ve meme kanserli hastalarda 7,744.48 ± 16,882  dolardır. Dr. Kuderer bu iki tip kanser için kemoterapiden sonraki ilk 3, 5 ayda VTE riskinin %4 , 12 aydaki kümülatif riskin ise iki katı olduğunu rapor etmektedir.Dr. Kuderer? a göre ek çalışmalar gereklidir. Kemoterapi alan hastaların VTE ' yi önlemek için profilaktik antikoagülan tedavi almalarını önermek için yeterli kanıt yoktur.

VTE için daha yüksek risk taşıyan hastaların tanımlanması için yoğun çalışmalara gerek vardır.Ulusal Sağlık Enstitüsü sponsorluğunda yürütülen benzer bir çalışmada klinik risk skoru kullanarak( Blood 2008;111:4902-4907) VTE için yüksek riskli hastaları tanımlamaya çalışıldı.  Hastalar düşük molekül ağırlıklı heparin alanlar ve kontrol grubu olarak randomize edildi, sonrasında USG ve bilgisayarlı tomografi ile VTE tanımlandı.  Dr. Kuderer, bu çalışmanın uzun zamandır süregelen en yüksek VTE riski olan ve  profilaktik antikoagülan tedaviden en çok fayda görebilecek hastaların tanımlanmasıyla ilgili önemli katkılar sağlayacağı konusunda umutluydu.

ESMO kılavuzları kemoterapi alan ambulatuar kanserli hastalarda VTE için  rutin tedavi uygulanmasına karşıdır, ancak Dr. Mandala yüksek riskli hastalarda düşünülmesini gerektiğini de söylemektedir. Amerika Göğüs Hastalıkları Uzmanları Koleji (Chest 2012;133[6 .]:381S-4ek53S)' de benzer görüştedir.

Lenalidomid ve talodomid alan multpil myelomalı hastaların belli bir grubu içinde oluşturulan iki kılavuz vardır. Hem Amerika Klinik Onkoloji Derneği hem de  Ulusal Kapsamlı Kanser ağı kılavuzları multipl myelomaları hastaların rutin profilaksi önerilmeyen grubun dışında tutulmasına dikkat çekmektedir.

Dr. Mandala rutin tromboprofilaksiden  faydalanabilecek bazı yüksek riskli hastalar olabileceği sonucuna varmaktadır. Süregelen çalışmaların risk tahminini düzeltebileceği konusunda umutludur , fakat bu süre içinde klinisyenlerin mevcut kılavuzları izlemesini söylemektedir. 
 
06.09.2014 - 06.09.2014