e-Posta :
Şifre :

Etiket: Serviks kanseri

Bu modülde serviks kanseri tanımı, insidansı, Türkiye'deki durumu ve tarama programları konusunda genel bilgi verilmesi hedeflenmiştir. 









 Japonya’ da Jikei Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen bir çalışmada Evre IIB-IV A serviks kanseri olan olgularda immünmodulatör Z-100’ ün etkinliği plasebo ile karşılaştırılmıştır.
Çalışmada; platin bazlı kemoterapiyle birlikte ya da kemoterapi almadan standart radyoterapi ile tedavi edilen Evre IIB ve IVA Skuamöz karsinomalı serviks kanseri olguları, radyoterapi esnasında haftada iki kez 0, 2 μg Z-100(Z) ve plasebo(P) alanlar olarak randomize edildi. Radyoterapi bitiminde idame tedavi olarak hastalara iki haftada bir Z veya P verildi. Tedavi progresyona kadar ya da 2011’ de ki çalışmanın sonlanım tarihine kadar sürdürüldü. Çalışmanın primer sonlanım noktası genel sağkalım, ikincil sonlanım noktaları ise rekürrensiz sağkalım (RFS), yanıt oranı (RR) ve güvenlikti.
Çalışmada, 2004 ila 2006 yıllarında tedavi edilen 249 hasta randomize edildi. 243 hasta sağkalım analizi için uygundu.
Z kolunda 29 ölüm görülürken, P kolunda 42 ölüm görüldü. 5 yıllık sağkalım oranı Z kolunda %75, 7 iken, P kolunda % 65, 8 bulundu. Z kolunda radyoterapi veya kemoradyoterapiden bağımsız sağkalım avantajı görüldü. RR, RFS ve yan etki açısından iki grup arasında fark bulunmadı. Sonuç olarak immünmodülatör Z-100, radyoterapiden sonra uygulandığında lokal ileri serviks kanserinde sağkalım avantajı sağlamaktadır. İstatistiksel anlamlılık beklenenden düşük olmasına rağmen, sağkalım avantajı umulanın üstündedir.

GOG0076-GG çalışmasında ise ileri evre, persistant ya da rekürren serviks karsinomunda sisplatin ile kombine edilen pemetreksetin etkinliği Faz II çalışmada incelendi.
Çalışmanın birincil amacı ileri evre persistant ya da rekürren serviks karsinomunda, sisplatin ve pemetreksetin objektif tümör yanıtını ve toksisite profilini tanımlamaktır, ikincil sonlanım noktası ise progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım etkisini tanımlamaktır. Primer radyoterapi ile eş zamanlı verilen sisplatin dışında daha önce hiç kemoterapi almamış hastalar, 21 günde bir 500 mg/m2 pemetrekset ve 50 mg/m2 sisplatin kemoterapisiyle progresyon ya da tedavinin kesilmesini gerektirecek toksisite görülene kadar tedavi edildi. Tümör etkinliği RECIST kriterlerine göre değerlendirildi. Beş GOG üyesi kurumda 2008 ila 2011 yılları arasında tedavi edilen 55 hasta çalışmaya alındı. 49 hasta değerlendirme için uygundu. Tedavi iyi tolere edildi. 14 hasta (%29) dokuz kür üzerinde kemoterapi alabildi. Grad 2 üzerinde yaygın görülen toksisiteler %35 nötropeni, %28 lökopeni ve %28 metabolik etkilerdir. Toplam yanıt oranı( bir tam yanıt ve 16 parsiyel yanıt) %31’ dir. Medyan yanıt süresi 7 ay ve sağkalım 12 aydır. Pemetreksetin bu grup hastalarda gösterdiği aktivitenin ilave Faz III çalışmalarla değerlendirileceği yorumu yapılmıştır.

Bu çalışmalarda sağlanan avantajlar istatistiksel olarak çok anlamlı görünmemekle birlikte; GOG( Jinekolojik Onkoloji Grubu) tarafından yapılan bir Faz III çalışmada rekürren veya metastatik serviks kanserinde tedaviye bevacizumab eklenmesinin klinik anlamlılık gösterebileceği belirtilmektedir.
Çalışmada, rekürren veya metastatik hastalıkta sisplatin+paklitaksel veya topotekan+paklitaksel tedavilerine VEGF (vasküler endotelyal büyüme faktörü) inhibitörü bevacizumab eklenmiştir. Çalışmanın ara değerlendirmesinde topotekan+paklitaksel tedavisinin sisplatin+paklitaksel’ e üstün olmadığı gösterilmiştir. 4/06/2009 ila 1/3/2012 tarihleri arasında tedavi edilen 452 hasta çalışmaya alınmıştır. Kemoterapi(KT) kolunda medyan sağkalım 13,3 ay ilen kemoterapiye, bevacizumab(B) eklenmesi ile sağkalım 17 aya çıkmıştır. KT kolundaki % 36 olan yanıt oranı, B kolunda % 48’ dir. İlk kez bir hedefe yönelik ajan, jinekolojik kanserde genel sağkalımda bir iyileşme sağlamıştır. Neredeyse 4 aylık sağkalım avantajının klinik olarak anlamlı olabileceği düşünülmektedir.

Kaynak: ASCO


 Jinekolojik Onkoloji Grubu (GOG) 240 çalışmasının planlı bir ara analiz sonuçlarına göre, persistant /rekürren veya metastatik serviks kanserli hastalarda kemoterapiye eklenen bevasizumab genel sağkalımı (OS) önemli ölçüde geliştirmiştir. İlk kez hedefe yönelik bir ajanla jinekolojik kanserde sağkalımda böyle bir iyileşme sağlanmıştır..
"Ne yazık ki, metastatik ve rekürren serviks kanserli kadınların çok az tedavi seçenekleri vardır. Kaliforniya Üniversitesi, Irvine, Tıp Merkezi 'nden, Dr. Krishnansu Sujata Tewari; sisplatin artı paklitaksel standart tedavi rejimiyle genel sağkalımın 12 ayın altında olduğunu ASCO 2013’ teki oturum esnasında söyledi.
Serviks kanserinde VEGF inhibitörünün kullanılmasının klinik öncesi gerekçesi, tek bir faz II çalışmada bevasizumabın bu hastalıkta etkili olduğunun gösterilmesiydi. GOG 240 çalışmasında 2 × 2 faktöriyel tasarım kullanıldı; hastalara ya sisplatin artı paklitaksel veya topotekan ve paklitaksel içeren iki kemoterapi rejiminden biri uygulandı ve daha sonra hastalar rastgele 15 mg / kg bevasizumab alanlar veya almayanlar olarak randomize edildi. Tedavi kürleri hastalığın progresyonu, kabul edilemez toksisite veya tam yanıta kadar 21 günde bir tekrarlandı. Her iki grupta da hastaların % 70'den fazlası önceden platin bazlı tedavi almıştı; gruplar yaş, histoloji, ırk, hastalığın evresi ve performans durumuna göre eşleştirildi.
İlk ara analiz, topotekan-paklitaksel rejiminin, sisplatin-paklitaksel rejimine ne üstün ne de aşağı olduğunu gösterdi, yayınlanan ikinci ara analizde bevasizumabın her iki kemoterapi rejimine de eklenmesinin sonuçları iyileştirdiği açıklandı.
225 hasta sadece kemoterapi aldı ve 227 hasta bevasizumab ile birlikte kemoterapi aldı. 20.8 aylık medyan takip ile medyan OS bevasizumab kolunda 17 ay ve almayan kolda 13.3 ay oldu. Ölüm risk oranı 0.71 (97.6%, CI [0.54, 0.94]) , p = 0.0035) Dr. Tewari, ‘3.7 aylık iyileşme klinik olarak anlamlı düşünülebilir,’ dedi.

Daha İyi Progresyonsuz Sağkalım, Yanıt Oranları

Bevasizumab , sadece kemoterapiye göre progresyonsuz sağkalımı da (PFS) iyileştirmektedir. Medyan PFS, bevasizumab grubunda 8.2 ay, kemoterapi kolunda 5.9 ay, risk oranı 0.67 (% 95 CI [0.54, 0.82], p = 0.0002) dir. Yanıt oranı da bevasizumab ile daha iyidir, tek başına kemoterapi kolunda %36, bevasizumab kolunda % 48 dir (p = 0,00807), kemoterapi grubunda 14 hastada, bevasizumab kolunda 28 hastada tam yanıt vardı.
Bevasizumabla görülen avantaj, 48 ila 56 yaşlarında, persistan/ rekürren hastalığı olanlar (metastatik hastalığı olan 76 hasta arasında olmasa da ) ve skuamöz histoloji olanlar da dahil olmak üzere, bazı hasta alt grubunda devam etti. "Belki de en önemlisi, daha önce pelvis ışınlaması yapılan hastalarda da bevasizumabın etkili olmasıydı.
Medyan OS, sisplatin artı paklitaksel alan hastalarda 14.3 ay’ dan daha az iken, sisplatin, paklitaksel ve bevasizumab alanlarda 17.5 aydı (p = 0,0348) . Benzer şekilde, topotekan artı paklitaksel almış olanlarda medyan OS 12.7 ayken, bevasizumabın eklenmesiyle 16.2 aya çıktı((p = 0,0896) .
Her iki grupta da yan etkilere bağlı dört ölüm görüldü. Bevasizumab alan hastalarda daha fazla tromboemboli (%8 e karşın %1) , en az grade 3 gastrointestinal fistül (%3 vs % 0), en az grad 3 genitoüriner fistül (%2 vs %0), 2 grad ve üzeri hipertansiyon (%25 vs %2), en az grade 4 nötropeni (%35 vs %26) gözlemlendi. Hem tromboembolik olaylar ve hem de fistülde bevasizumab kollarında artış olmasına rağmen, bu oranlar nispeten düşük % 10’ un altında idi.

Uygulama Değişir mi ?

Dr. Tewari, bu çalışmanın sonuçlarının bevasizumab ve diğer ajanlarla yapılacak sonraki çalışmaları haklı çıkardığını göstermektedir dedi ve serviks kanseri ile ilgili geniş uluslararası sonraki çalışmalarda önemli bir rol oynayacağına işaret etti. Anti VEGF ile gösterilen bu sağkalım avantajının ileriki maliyet etkinlik çalışmalarıyla desteklenmesi gerekmektedir. Oturumun tartışmacısı, Los Angeles Üniversitesi David Geffen Tıp Fakültesi’ nden, Dr. Gottfried E. Konecny, bu hastalıkta VEGF hedefe yönelik tedavinin olağanüstü iyi bir mantığı olduğunu söyledi.
Dr. Konency, GOG 240 çalışmasının uygulamayı değiştirecek gibi görülebileceğini düşündüğünü söyledi. Çalışmada hastaların sadece % 17 sinin metastatik hastalık olduğu gözönüne alınırsa, sonuçlar metastatik hastalık için uygulanabilir olmayabilir diye belirtti. Ben serviks kanseri için, bevasizumabı daha erken evre hastalığa taşımanın son derece önemli olduğunu düşünüyorum dedi. Bu belki ölüm oranlarında azalmayı sağlayabilir. Tartışma sonrası oturumda, Dr. Terwari bu çalışmanın, bevasizumab üreticisi olan firmalar ile FDA arasında ilaç onayı için bir diyalogu başlatabileceğini umduğunu belirtti. Dr. Konecny, şahsen bevasizumab’ ın serviks kanseri tedavisinde onaylanması gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Kaynak: ASCO Medikal Haberler


Dünyanın en prestijli kanser kongrelerinden olan ASCO’nun (American Society of Clinical Oncology) bu yılki toplantısına 35 bin onkoloji uzmanı katıldı. Kongrede öne çıkan en önemli konu, rahim ağzı yani serviks kanserindeki gelişmeler oldu. Bu kanserin özellikle az gelişmiş ülkelerde görülme oranı da, ölüme neden olma oranı da hayli yüksek. Erken evrede yakalandığında tam şifa sağlanabilen hastalığın erken teşhis edilmesi için kullanılan yöntem ise pap smear testi. Bu testte doktor, rahim ağzından bir parça alıyor ve patologların incelemesi için laboratuvara gönderiyor. Fakat özellikle yoksul ülkelerde her kadının pap smear testinden yararlanması mümkün olmuyor. Bu ülkelerin nitelikli laboratuvarlardan yoksun olması da olayın bir başka boyutu. Dolayısıyla yoksul ülkelerin kadınlarında kanser öncesi lezyonların yakalanması ciddi bir sorun ve birçok kadın bu yüzden hayatını kaybediyor.

İşte Hindistanlı Doktor Surendra Sirinivas Shastri de ülkesindeki kadınların rahim ağzı kanserinden ölmelerini engellemek için pahalı pap smear testinden daha basit ve daha ucuz bir yöntem kullandı; asetik asit, yani bildiğimiz sirke.

Yöntem gerçekten çok basit; rahim ağzına sirke sürülüyor ve renk değişimi gözleniyor. Öncü kanser lezyonları varsa bölgenin rengi beyazlaşıyor, yoksa pembe oluyor.

"YILIN ONKOLOJİK GELİŞMESİ OLARAK AÇIKLANDI"
1990’lı yıllarda geliştirilen ve 2010’da Dünya Sağlık Örgütü'nün onayladığı yöntemle ilgili çalışmalar bir süredir devam ediyordu. Ancak büyük çaplı hasta grubu çalışma sonuçları ilk kez açıklandı ve ASCO’nun en dikkat çeken başlığı oldu. ASCO’da diğer toplantıların dışında yılın en önemli onkolojik gelişmesinin açıklandığı özel ve büyük bir toplantı yapıldığını söyleyen kongre katılımcılarından İstanbul Bilim Üniversitesi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir, “2013’ün en önemli onkolojik gelişmesi olarak rahim ağzı kanserinin sirke ile teşhis edilmesi gösterildi. Büyük toplantıya damgasını vuran olay bu oldu” dedi.

SİRKEYLE KANSERİ YAKALADI, HASTANIN HAYATINI KURTARDI
Tayland ve bazı Afrika ülkelerinde de uygulanan yöntem, Hindistan için büyük önem taşıyor. Zira dünyada yılda 76 bin kadın rahim ağzı kanserinden ölürken Hindistan’da bu rakam yılda 22 bin. Bu nedenle çok ucuz olan bu yöntemin Hintli kadınlar için daha farklı bir anlam ifade ettiğini belirten Prof. Demir’in anlattıkları: “Hindistan çok fakir bir ülke, Hintli kadınların düzenli jinekolojik kontrol ve pap smear yaptırma imkanı yok. Bu nedenle sirke ile serviks kanseri tanısı önemli bir gelişme. Bir hemşire, jinekolojik muayene sırasında Dr. Surendra Sirinivas Shastri’nin bir hastasının rahim ağzına sirke sürmüş. Tümöral başlangıç olduğu için sirke o bölgede renk değişikliğine yol açmış. Böylece gerekli tedavi yapılmış ve hastanın hayatı kurtulmuş. Yani pap smearın yaptığı işi sirke yapmış.”

YOKSUL ÜLKE KADINLARININ UMUDU OLDU
Dr. Surendra Sirinivas Shastri’nin, 7500 kadın üzerinde sirke testini uyguladığını, erken dönemde tespit ettiği vakalarla Hindistan’da rahim ağzı kanserinden ölümleri % 7 oranında düşürdüğünü belirten Prof. Demir, kongrenin sonuç bildirgesinde, “Bu basit yöntem, serviks kanserinden ölümleri önemli ölçüde azaltabilir” ibaresinin yer aldığını söyledi.

Peki, sirke, pap smear testinin yerine geçer mi? Prof. Demir’in cevabı: “Gelişmiş ülkelerde hala pap smearın yapılması öneriliyor ancak fakir ülkelerde sirke testi tarama amaçlı kullanılıyor.”

"AKILLI MOLEKÜLLER SERVİKS KANSERİNDE DE ETKİLİ"
ASCO’da konuşulan ikinci önemli gelişmenin rahim ağzı kanserinde kullanılan akıllı moleküller olduğunu belirten Demir, “İleri evre serviks kanserinde bugüne kadar sadece kemoterapi yapılabiliyordu. Halbuki metastatik ve ileri evre rahim ağzı kanserlerinde kemoterapinin yanına bevacuzimab isimli akıllı molekülü eklemenin tedaviye yanıtı ortalama % 30 artırdığı gösterildi” bilgisini verdi.

Demir, kongrede HER 2 pozitif meme kanserleri ile ilgili gelişmelerin de paylaşıldığını söyledi. Geçen yıl trastuzumab ve pertuzumab etken maddeli ilaçların onaylanarak tedavi protokolüne girdiğini hatırlatan Demir, “Anti HER2 kombinasyonların ve erken evre meme kanseri tedavisindeki tamoksifenin 5 yıl yerine 10 yıl kullanılmasının daha etkin sonuçlar doğurduğu vurgulandı” değerlendirmesini yaptı.

ASCO 2013' te sunulan bildiri özeti için tıklayınız.



Yeni bir çalışma, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı geliştirilen aşı ulaşılabilir olmadan önce; ABD’de insan papilloma virüsü (HPV) ile ilgili bazı kanserlerin sayısının arttığını gösteriyor.
Araştırmacılar enfeksiyon ile ilişkili olduğu düşünülen birçok erken evre kanserler ve anal ve baş ve boyun son aşama kanserlerinin sayısında, ABD genelinde 1978 ila 2007 yılların boyunca artış buldu.

Reuters Sağlık’ ta yayınlanan bir habere göre çalışmanın başyazarı Oklahoma Gaziler Tıp Merkezi’ den, Dr George Kurdgelashvili, ‘Bulgularımız bu bölge tümörlerinde etkili tarama yokluğu nedeniyle, HPV aşısının verilmesinin önemli bir ihtiyaç olduğunu desteklemektedir, dedi.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi(CDC) ‘ ne göre, HPV’ in Amerika'da her yıl 27.900 servikal, vulvar, vajinal, anal, penis ve baş ve boyun kanserinden sorumlu olduğu düşünülmektedir.
CDC, bunların yaklaşık 21.000 kadarının aşı ile önlenebileceğini söylüyor, aynı zamanda virüs için bir test 30 yaşında veya daha yaşlı kadınlarda PAP testi veya smear ile birlikte serviks değişikliklerini kontrol etmek için kullanılabilir. Her iki test de negatif ise, kadın başka bir taramadan önce beş yıl bekleyebilir.
Yeni çalışmada, Kurdgelashvili ve arkadaşları, enfeksiyona karşı aşılanmış veya aşı önerilmiş, 30 yıl boyunca HPV ile ilgili kanser gelişmiş hastaların sayısını izlemek için ABD hükümeti veri tabanını kullandı.

Genel olarak, araştırmacılar tüm erken evre serviks, vajinal, vulvar, penis, anal ve baş ve boyun kanserlerinde artış tespit etti.

Serviks kanseri 1978 ila 1995 yılları arasındaki çalışma süresi boyunca yaklaşık 80.000 vaka ile en sık tanı konan kanser oldu.

Skuamöz hücreli serviks kanseri için - en sık görülen tür, erken evre kanser sayısında yüzde 7 artış görülürken, geç evre serviks kanserinde yaklaşık yüzde 2 azalma vardı.

Erkekler de yaklaşık her 1 milyon kişinin birinde görülen nadir geç evre baş ve boyun kanserlerinin sayısında bile küçük bir artış yaşandı.

AÇIKLAMALAR: Araştırmacılar, yeni çalışmanın aşıların daha sonra nasıl bir fark yapıp yapmadığını göstermek için bir temel tahmin olarak yardımcı olacağını, Cancer dergisinde yazdı.

Araştırmacılar, serviks kanseri için tarama sayısındaki artışın erken evre sayısında artış ve çalışmada bulunan son aşama kanser sayısında azalmayı açıklıyor olsa da, artan taramanın erken ve geç evre anal ve baş boyun kanserlerinin sayısındaki artışı açıklamadığını belirtti.

Cinsel ilişki biçimlerinde ki değişikliklerin HPV bulaşını artırmış olabileceğini öne sürebiliriz, diye belirtti.
Ancak, Kurdgelashvili, diğer davranışların katkıda bulunmuş olabileceğini göz ardı edemeyiz diye sözlerine ekledi.
Çalışmamız belirli risk faktörlerini değerlendirmek için yapılmadığından, değişen eğilimlerle sonuçlanan özel faktörleri tespit edemiyor olabiliriz dedi.
Yine de HPV ile ilişkili kanserleri araştıran bir başka merkezden Dr. Lily Lai, aşılamanın bu kanserlerin sayısını azaltabileceği konusunda araştırmacılarla aynı fikirde olduğunu söyledi. Önceden cinsel olarak aktif genç insanlar için bu aşılamanın yüksek öncelikli olduğunu, ancak onların bu çalışmaya dahil olmadığını belirtti.
Özellikle HIV pozitif kişiler gibi yüksek riskli gruplar arasında, bu aşının uygulanması için çok yaşlı olan kişilerde bu kanserlerin bazıları için taramanın bir rolü olabileceğini söyledi.

Dr. Kurdgelashvili, ‘Bu yüksek riske sahip kişiler, genital bölge veya baş ve boyunu etkileyen herhangi bir olağandışı belirti veya belirtiler fark ederse bir sağlık kuruluşuna başvurma konusunda her zaman ihtiyatlı olmalıdır’ dedi.

Çalışmanın özeti ‘Cancer ’ dergisinde yayınlandı.

Kaynak:   Reuters Sağlık


 Amerikan Kolposkopi ve Servikal Patoloji Derneği (ASCCP), Papanicolaou (Pap) smear ya da insan papilloma virüsü (HPV) test sonuçlarının pozitif olduğu, ancak ikisinin birden pozitif olmadığı uyumsuz durumların yönetimi için yeni servikal tarama kurallarını 21 Mart’ da, online yayınladı.

Yeni algoritmalarda 2006’ da ki önerilerin Kaiser Permanente Kuzey California Ulusal Kanser Enstitüsü- kohortunda yaklaşık 1.4 milyon kadının yeni verilerinin risk analizine dayandırılarak güncellendi. Revize önerilerin birincil odağı, 2006 kılavuzlarının eskimesi ve bir konsensus konferansı tarafından onaylanmamış endoservikal hücrelerin tanımlanmasında PAP smear testinin yetersiz veya eksik kalmasıdır.
Amerikan Kanser Derneği, ASCCP ve Amerikan Klinik Patologlar Derneği 2012 konsensüs kurallarına göre, 21 ila 65 yaş arası kadınların her 3 yılda bir smear testi yaptırmaları gerekir. Prekanseröz lezyonlar için negatif test sonuçları olan kadınlarda ayrıntılı tarama tavsiye edilmez.
Dr Massad, ‘21-24 yaşlarındaki kadınlarda kanser riski çok düşüktür.’ dedi. Bu gruptaki hastalarda PAP testi ile tespit edilen HPV ile ilgili lezyonların çoğu vücudun bağışıklık sistemi tarafından tanınır ve prekanseröz olmayan bu lezyonlar tedavi edilmeden kendiliğinden gerileyecektir. Prekanseröz lezyonlar için uygulanan olağan güncel destrüktif tedaviler, ileride gebe kalacak bu genç kadınları preterm gebeliğe yatkın hale getirebilir.
30-64 yaş arası kadınlar için, PAP testi ve HPV testi taraması tercih edilmektedir. Önceki kılavuzlar da değerlendirmeden sonra ‘rutin taramaya’ dönüş tavsiye edilmesine rağmen, daha uzun tarama aralıklarının verilmesinin hala kabul edilebilir olup olmadığı bilinmiyordu.
Güncel kılavuzlardaki algoritmalar şunlardır:
• PAP smear testi ve HPV testi pozitif ancak her iki sonucun birbiri ile uyumsuz olduğu durumlarda Kolposkopi ve / veya HPV DNA tiplemesi endike olabilir.
• Serviks kanseri için tedavi edilen kadınlarda rutin taramaya dönün.
• 21 yaşın altındaki kadınlar için önerilen tarama kuralları 25 yaşın altında olanlar için uzatılabilir. İncelemeler önemi belirsiz, ya da düşük dereceli veya yüksek dereceli skuamöz intraepitelyal lezyon, atipik skuamöz hücreler bulgularına göre değişir ve kolposkopi gerekebilir.
• Endoservikal kanal küretaj (ECC)la servikal intraepitelyal neoplazi tip 1 (CIN1)’ in pozitif ECC veya CIN1 olarak tedavinin kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilmelidir.
• Endoservikal veya transformasyon zonu bileşenleri eksik ve sitolojik bulguları yetersiz olan kadınların yönetimi. Kolposkopi, pozitif HPV sonuçları veya tekrarlanan yetersiz sitolojik bulguları olan kadınlar için gerekli olabilir.
ASCCP bu kılavuzların güncellenmesini finanse etti. Yazarlar herhangi bir finansal ilişkileri olmadığını ifşa ettiler.
Bu kılavuzlara ulaşmak için tıklayınız. 

HPV aşısı ile ilgili yazıda, HPV aşılamasının kullanımı ile ilgili yeterli kanıt olmadığı ve serviks kanserinin yalnız gelişmekte olan toplumlarda sık görüldüğü belirtilmekte.
'Ann Med. 2013 Mart ' sayısında, HPV aşılamasının etkinliği için kanıta dayalı tıp uygulamaları çerçevesinde yeteri kadar kanıt olmadığını belirten bir makale yayınlandı. Yazıda aşıların sağlıklı bireylerde uygulanan özel bir ilaç kategorisini temsil ettikleri için potansiyel faydalarının ancak çok küçük bir advers etkiyle kabul edilebileceği belirtildi. Bundan başka, tıp etiğine göre aşılama hastanın tam ve bilgilendirilmiş onamı ile yapılmalıdır. HPV aşılaması genellikle en iyi bilgilere dayandırılarak yapılmamaktadır. Örneğin, bu aşıyı öneren birçok yazar, aşının serviks kanserine karşı koruyucu olduğunu ileri sürmesine rağmen, bu aşının serviks kanserine karşı koruyucu olduğunu kanıtlayan klinik çalışma yoktur.
Benzer şekilde, serviks kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür iddialarının tersine, mevcut veriler, bu yaygınlığın sadece gelişmekte olan ülkeler için geçerli olduğunu göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde serviks kanseri nadirdir ve mortalite oranları, mortalite riski dahil HPV aşılamasına bağlı advers etkilerden birkaç kat daha düşüktür. Gelecek aşılama politikalarında kanıta dayalı tıp ve bilgilendirilmiş onam için etik kurallar daha titiz uygulanmalıdır.

Makale özetine ulaşmak için tıklayınız.

Kaynak: Febril Nötropeni


 
Kanser Epidemiyoloji ve Önleme Dergisi' nde , 27 Aralıkta yayınlanan ABD anketinin sonuçlarına göre, son on yılda kolorektal kanser dışında ki taramalar Healthy People 2010 (HP2010) kanseri taraması hedeflerini karşılamadı. Ancak, serviks kanseri dışında ki tüm kanser türleri için kanserden kurtulanlar hedefleri karşıladı.

ABD'de artmış kanser önleme çabalarına büyük bir ihtiyaç vardır, özellikle tarama en önemli önleyici davranışlardan biridir ve yaşam kalitesi açısından toplumdaki hastalık yükünü, kayıpları ve sigorta masraflarını azaltmaya yardımcıdır.
 
 
Dr Clarke, 'Ama buna rağmen, bizim araştırmamız kanseri taramaları için uyum oranlarının, toplumun sağlık görünümü açısından ciddi etkileri olacak biçimde azaldığını göstermiştir,' dedi.
 
Erken tanı ve sağkalımı uzatan daha etkili tedavilere rağmen, kanser halen ölümcül ve oldukça yaygın bir kronik hastalığın önde gelen nedenidir. 2011 yılında, Amerika Birleşik Devletleri kansere bağlı ölümlerin sayısı 570.000' i aşmıştır.
Bu çalışmanın amacı, bir bağlılık önlem olarak HP2010 hedeflerini kullanarak, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen bölgeye özgü kanserler için taramaya uyumun 10 yıllık eğilimlerini analiz etmektir. Katılımcılar 1997 ve 2010 arasında detaylı kanser tarama bilgileri bulunan en az 18 yaşında 174.393 yetişkinde, Ulusal Sağlık Araştırması tamamlandı. 
 
Araştırmacılar ayrıca 3.8 milyon ABD işçisini temsil eden 7528 kanserden kurtulan yanı sıra kanser öyküsü olmayan 100 milyondan fazla çalışan Amerikalılar 'ı temsil eden 119.374 yetişkinin verilerini analiz etti. 
ABD nüfusunun % 54.6 sı, % 50 olan HP2010 hedefi ile karşılaştırıldığında kolorektal tarama için HP2010 hedefi aştı. Ancak, genel ABD nüfusu meme, serviks ve prostat kanseri taraması için önerilen HP2010 hedeflerinize ulaşmakta başarısızdı. 
 
Serviks kanseri tarama oranı insan papilloma virüsü aşısındaki artmanın Papanicolaou'nun testlerindeki azalmaya katkıda olabileceğini düşündüren, 21 yaş ve üstü kadınlarda, 18 yaşında ve daha büyük olanlardan daha yüksek bulundu. Prostat spesifik antijen (PSA) taraması yaptıran , 50 yaş üstü erkeklerin oranı 1999' dan 2010' a yaklaşık% 20 oranında azalmıştır, araştırmacılar bunun PSA taramasının etkinliği hakkında artan soruların bir yansıması olabileceğini önermektedir. 
 
Genel nüfus aksine, serviks kanseri dışında kanserden kurtulan hastaların hepsi HP2010 hedefini karşılamıştır, ancak yaşayan serviks kanseri hastalarında kanser taramaları son on yılda% 78 oranında düşmüştür. Genel nüfus ile karşılaştırıldığında, kanser hastalarında yüksek tarama oranları vardı, ama son 3 yıldır kanser taramalarına katılan kanseri tanılı hastalarda da bir düşüş oldu. Kanser tanılı hastalarda tarama oranları beyaz yakalı ve servis mesleklerinde çalışanlar da , mavi yakalı mesleklerde çalışanlardan daha yüksek bulunmuştur.
 
Çalışma Sınırlamalar ve Etkileri
 
Kanser hastalarında, genel nüfusa göre daha yüksek kanser tarama oranları vardır. Bununla birlikte, ulusal tarama oranları istenilenden daha düşüktür ve kanser öyküsü ve mesleğe göre eşitsizlikler vardır. 
Bu çalışmanın sınırlamalar tarım sektöründe istihdam edilen kanser hastası örneklem büyüklüğünün analiz için çok küçük olduğu, serviks kanseri için yapılan taramanın Papanicolaou testinin ne türde (sıvı tabanlı veya cam smear) yapıldığına dair bir veri eksikliğidir. 
Taramalardaki bu düşüş eğilimi gelecekte meme kanserleri ve serviks kanserleri mortalitesi üzerine negatif etkisi yanı sıra prostat kanseri geç teşhisi ve buna bağlı artmış morbiditeyle ilişkili olabilir. Çalışmanın yazarlarına göre, ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü ile Amerikan Kanser Derneği ve diğer tavsiye organları arasındaki anlaşmazlıklar on yıl boyunca kanser taramalarındaki düşüşe katkıda bulunmuş olabilir. On yılda işçi sigorta oranlarındaki düşüşte ayrıca, bir faktör olabilir.
 
Çalışmanın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.
 
Kaynak: Medscape
 

Aşılamaya karşı oluşan endişelerin başında serviks kanserine karşı koruyucu etkisi olduğuu bilinen aşılamanın cinsel ilişkiye girmeyi teşvik edebileceği yönündeydi. 

Atlanta'daki Emory Üniversitesi'nden bulaşıcı hastalıklar ve aşı araştırmacı Saad Ömer , bazı ailelerin bu endişeyi taşıdığını belirtti. 

Araştırmacı Reuters Health' e yaptığı açıklamada ailelerin en azından HPV' ye karşı aşılama yapılan genç kızlardaki bu çalışma kanıtlarına göre, bu vakalarda cinsel aktiviteye başlama ile görülen bulgu ve klinik sonuçları artmadığı konusunda emin olmasını söyledi.Halen tartışmalı olsa bile ABD' de 11-12 yaşlarında HPV' ye karşı aşılamanın başlaması önerilmektedir. Aşılamaya karşı argümanlardan biri seks söz konusu olduğunda gençlerin yanlış bir güvenlik duygusu hissetmesi olacağıdır. 
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri erkekleri de aşılama için çağırıyor.
Ömer ve arkadaşları Kaiser Permanente Georgia, Atlanta alanını kapsayan bakım organizasyon veritabanlarından alınan verileri analiz etti. 2006 ve 2007 yılında doktorlarını gören 11 veya 12 yaşındaki 1,398 kızın, 493' ünde en az bir doz HPV aşısı yapılmıştır.
Çalışmaya dahil edilen kızların birincil bakım ziyaretleri, 107 kıza 2010' a kadar hamilelik testi verildi ve bu vakaların yalnızca 55' inde Klamidya tespit edildi.

Her çalışma grubunda iki kız çalışma sırasında hamile kaldı. Pediatrics dergisinde Pazartesi günü yayınlanan bulgulara göre, üç aşılanmamış kız ile karşılaştırıldığında, aşılanmış bir kızda klamidya teşhisi kondu.Ömer ve arkadaşlarının elinde Çalışma süresince kaç kızın cinsel aktif olduğu konusunda herhangi bir veri yoktu.Divya Patel, Ann Arbor Michigan Üniversitesi'nden jinekoloji araştırmacısı, HPV aşılamasının davranışsal etkilerine araştırmayı "gerçekten iyi bir ilk bıçak" olarak nitelendirdi.Araştırmacı "Ama tam olarak resmi ifade etmediğini de hissettim," diye ekledi.Örneğin, 11 ve 12 yaşındaki kızların aşılamanın ne için olduğunu bile anlamadığını, ya da tek başına servikal kanser bağlamında çok temel bilgiye sahip olabileceklerini söyledi. duymak değildir gibi mümkün olduğu kadar küçük kızlar.
Kızlar okul sağlık kliniklerine gitmeye veya raflardan bir test, satın almaya daha yatkın olabilirler, bu nedenle sadece birincil bakım doktor ofislerine gelen hamilelik testleri bakmamız sınırlayıcı olabilir.  dedi.farklı yerlerde ve büyük kızlarda yapılacak gelecekteki bu gibi çalışmalar ne olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.
Araştırmacılar HPV aşısı popülerliğini sınırlayan diğer sorunları olduğunu kabul etti.
Patel "Bu kadar yaygın olduğu için belki de " İnsanlar gerçekten risk altında olduklarını düşünmüyor" dedi."
Araştırmacı "HPV virüsünü nasıl önleyebileceğimiz konusunda farkında olmamız gerektiğini ve aşılamanın bunun için en iyi yol" olduğunu belirtti.  

Kaynak: Pediatrics

Birleşik Krallık'ta oluşturulan bir çalışma programı ile HPV testinin primer serviks kanseri taramasında kullanılmakta olan smear testine göre değerliliği araştırılacaktır. Pilot çalışma Birleşik Krallık Ulusal Tarama Komitesi tarafından bir öneri sonrasında NHS servikal kanser tarama programı tarafından geliştirilecektir. Bu pilot çalışma ile HPV testinin serviks kanseri taramasında primer tarama testi olarak kullanılması ile kadınlarda gereksiz tedavinin ve anksiyetenin minimum indirgenmesi hedeflenmektedir. Çalışmanın konfigürasyonu, zamanlaması ve uzunluğu konusundaki detaylar tarama komitesi tarafından ilerleyen zamanlarda belirlenecektir.