e-Posta :
Şifre :

Etiket: Sağlık Hukuku

E-öğrenme (1) Literatür (0) Haber (7) Etkinlik (0) Webcast (0)Tümünü göster (8)
Bu eğitim modülü, yürürlükte olan muayenehane açma yönetmeliği ile ilgili aklınıza gelebilecek her türlü soruyu cevaplayabilmek amacıyla hazırlanmıştır.

Bu eğitimde;
  • Muayenehane açmak için önem arz eden hususların neler olduğu,
  • Muayenehanelerin taşıması gereken fiziksel özelliklerin neler olduğu,
  • Muayenehane açma ile ilgili gerekli şartların varlığı ya da yokluğuna ilişkin denetleme işlemlerinin kimler tarafından gerçekleştirileceği,
  • Muayenehane açma başvurusunda gerekli olan belgelerin neler olduğu
hakkında detaylı bir bilgi verilmesi amaçlanmıştır.
  • Her geçen gün hasta iletişiminin önemi artmakta. 
  • Bugün hekimlik, basın ve kamuoyu tarafından kuşatma altına alınmıştır; kamuoyu hekimliği saygın bir meslek olarak görmemekte, basın ise hekimleri anlayışsız, ilgisiz, yetersiz ve çıkarcı olmakla suçlamakta. 
  • American College of Surgeons’ın 1992’de New Orleans’da düzenlediği toplantıdaki mesleki sorunlar panelinde yapılmış anketin sonuçları da benzer şekilde çarpıcı; ABD’de hekimler çoğunlukla kendi çocuklarının hekim olmasını istemiyor, %40’ı hekim oldukları için pişman, malpraktis davalarının korkusu nedeniyle majör cerrahi girişimlerden kaçınılmaya başlanıyor. Hekimlerin saygınlığı azalırken avukatlık değerleniyor.


  • Fransız Devrimi’nden sonra sağlık bireylerin problemi olmaktan çıkmış, “sosyal devlet” kavramı doğmuştur. 
  • The Institure of Medicine’da yayınlanan raporda - tıpta dünyaca kabul gören “önce zarar verme” ilkesine rağmen - yılda 98.000 kişinin doğrudan tıbbi hatalar nedeniyle hayatını kaybettiği bildirilmiş. Ancak günümüzde sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir. Dolayısıyla hatalar nedeniyle meydana gelen ölümlerin nedeni kişisel ihmaller değil, sağlık sistemindeki problemlerdir. 
  • Büyük bir konfor sağlayan teknoloji, yavaş yavaş anamnez ve düzgün bir fizik muayenenin yerini almakta ve gerçek hasta iletişimini engellemekte. 
  • ABD ve Avrupa’da yapılan araştırmalarda sadece iyi anamnezle bile %90’lara varan doğru teşhis koyabilmenin mümkün olduğu gösterilmiş. 
  • Araştırmalar, hastaların çoğunluğunun doktorlarla olan iletişimlerinden memnun olmadığını gösteriyor. Hekimin mesleki yetersizliği bu memnuniyetsizliğin nadir bir nedeni. Yani genel problem “iletişim yetersizliği”. 
  • Günümüzde anamnez almakta olan bir doktor hastasının sözünü ortalama oalrak her 18 saniyede bir kesmekte. Bu şekilde hiç kimsenin düşünmesi mümkün değildir. Düşünmek zaman ister… 
  • House MD dizisinin senaristi Dr. Lisa Sanders Marmara Üniversite’sinde yaptığı bir konuşmada; ABD’de modern teknolojinin gelişmesi ve hasta sayısındaki artış ile birlikte 2001 yılında hasta başına düşen ortalama muayene süresinin 21 dakikadan günümüzde 11-16 dakikaya düştüğünü belirtmiş.

Prof.Dr.Semih Baskan Hakkında: 1971 yılında Ankara Tıp Fakültesi‘nden mezun oldu. 1985 – 1989 yılları arasında Ankara Üniv. T.F. Dekan Yardımcılığı, 1989 – 1991 yılları arasında Erciyes Üniv. T.F. Dekanlığı, 1991–1996 yılları arasında Ankara Üniv. T.F. Dekanlığı görevlerinde bulundu. Ankara Cerrahi Dergisi editörlüğü ve Ulusal Cerrahi Dergisi Editörler Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. TUBİTAK Medical Sciences Dergisi’nde yayın kurulu üyeliği görevini üstlendi. DPT 7., 8. ve 9. “5 Yıllık Kalkınma Planları” Sağlık Komisyonu Başkanlığı görevlerini yürüttü. Ankara Cerrahi Derneği’nde 2 dönem başkanlık, 2 dönem 2. Başkanlık yaptı. 2006-2008 döneminde Türk Cerrahi Derneği Başkanlığı’nı yaptı. Halen derneğin YK üyesidir.

2003 tarihinde Ankara Meme Hastalıkları Derneği’ni kuran Baskan, 2007 yılında da ülkemizdeki mevcut derneklerin bir çatı altında toplanması amacıyla Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu’nun kurulmasında öncü rolü üstlendi ve bir dönem federasyonun kurucu başkanlığını yaptı. 1994 yılında TTB Uzmanlık Dernekleri Koordinasyon Kurulu’nun kurulmasında görev alarak 2003 tarihine kadar başkanlığını yürüttü. Sağlık Bakanlığı’nda 1993-1997 yılları arasında Yüksek Sağlık Şurası üyeliği görevinde bulundu. Gene aynı tarihler arasında İEGM İlaç Ruhsat Komisyonu’nda görev alarak bir dönem de bu kurulun başkanlığını üstlendi. TÜBİTAK Türk Tıp Dizini’nin kurulmasında görev aldı.

1991 yılından beri Ankara Üniv. T.F. Genel Cerrahi Anabilim Dalı Endokrin Cerrahi Ünitesinde görev yapan Baskan, Kasım 2009 tarihinden itibaren Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmüş ve emekliye ayrılmıştır. İlgi alanları olan Tiroid, Meme Cerrahisi, Cerrahi İnfeksiyonlar ve Mezuniyet Öncesi ve Sonrası Tıp Eğitimi konularında yurt içi ve yurt dışında yayınlanmış çok sayıda yazının sahibidir.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, sağlık hizmetlerinde son 1 yılda ciddi fiyat artışları görüldü. Enflasyon sepetinde yer alan 10 sağlık hizmetinde fiyat artışı ortalama yüzde 59'a ulaştı. Sepette yer alan sağlık hizmetlerinin haziran 2012'deki fiyatı 1952,34 liraya karşılık gelirken, geçen ay bu bedel 3 bin 102,2 liraya çıktı.

Sağlık hizmetlerindeki toplam fiyat artışı 1149,88 lirayı buldu. Oysa sağlık hizmetlerindeki fiyatlar enflasyon oranında artsaydı bu 13 liraya karşılık gelecekti. Sağlıktaki en yüksek fiyat artışı yüzde 222'lik oranla laboratuvar tahlil ücretlerinde gerçekleşti.

Geçen yılın haziran ayında 4,74 lira olan laboratuvar tahlil ücreti 10,5 liralık artışla 15,24 liraya çıktı. Laboratuvar tahlil ücretlerindeki artışı yüzde 138'lik oranla ultrason ücreti izledi. 2012'nin ilk yarısında ultrason ücreti 44,36 lira iken, 1 yıl sonra 105,53 lirayı buldu. Ultrason ücreti 1 yılda 61,17 lira artış kaydetti.

Sağlık hizmetlerindeki fiyat artışlarından diş tedavileri de pay aldı. Diş dolgu ücretlerinde son 1 yılda yüzde 131 artış oldu. Geçen yılın haziran ayında 35,45 liraya yaptırılan diş dolgusu için geçen ay itibariyle 81,98 lira ödemek gerekiyor.

Diş dolgu ücretindeki 1 yıllık artış fiyatlara 46,53 lira olarak yansıdı. Hastaların en sık yaptırdığı işlemlerden olan röntgen çekiminde de ücret artışı yüzde 100'ü geçti. Son 1 yılda röntgen ücretinde yüzde 126'lık artış yaşandı. Böylece Haziran 2012'de 17,01 lira olan röntgen ücreti, 21,42 liralık ilave ile 38,43 liraya çıktı.

- Normal doğum sezeryanı yakaladı. Fiyat artışları doğum ücretlerini önemli oranda artırdı. Son 1 yılda normal doğum ücreti yüzde 96, sezeryan ücreti yüzde 32 yükseldi. Geçen yılın haziran ayında 385,91 lira olan normal doğum ücreti geçen ay 757,39, 702,01 lira olan sezaryen ücreti 929,29 liraya çıktı.

Haziran 2012'de sezeryan ile normal doğum ücreti arasındaki 316,1 liralık fark, bu fiyat değişimleri sonrasında 171,9 liraya düştü. Sağlık alanında son 1 yılda ayrıca hastane yatak ücreti yüzde 116, emar ücreti yüzde 110, diş çekme ücreti yüzde 105 ve ameliyat ücreti yüzde 27 arttı. Öte yandan, uzman doktor muayene ücreti ise son 1 yılda geriledi. Geçen yılın haziran ayında yaklaşık 31 lira olan muayene ücreti geçen ay itibariyle 12 liraya geriledi.

TÜİK verilerine göre, sağlık sektörüne ilişkin bazı kalemlerin Haziran 2012 ve Haziran 2013 fiyatları ile son bir yılda fiyatlarda yaşanan değişimler şöyle:


Türk sağlık sisteminde kooperatifçilik dönemi başladı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı'nda belirlenen hedefler çerçevesinde bir ilke imza atarak bir sağlık kooperatifinin kuruluşuna izin verdi. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, "Sağlık kooperatifleriyle büyük sermaye gerektirmeyen kuruluşların önü açılıyor. Bu tesisler tıp merkezleri ve özel poliklinikler olarak işleyecek ve vatandaşların sağlık hizmetlerine ulaşmasını kolaylaştıracak" diye konuştu.

ALTERNATİF ÇÖZÜM SUNUYOR
Türkiye'de 30 farklı alanda 85 binden fazla kooperatif bulunduğunu anlatan Yazıcı şöyle konuştu: "Kooperatifçilik Stratejisi ile iyi bir ivme yakaladık. Bu sistemi yeni sektörlere de yerleştirme çalışmalarımız hızla devam ediyor. Eşit oy ve demokratik katılım imkânı sağlayan kooperatiflerin önemi artık daha iyi kavranıyor. Bu nedenle kooperatifleşme her alana yayılıyor." Yazıcı, sağlık alanında kooperatifleşmeyle özellikle büyük sermaye gerektirmeden poliklinik, tıp merkezi ve hastane gibi sağlık kuruluşların artarak uzun soluklu hizmet vermesini hedeflediklerini de ifade etti.

DOKTORLAR İŞLETMECİ OLACAK
Sağlık kooperatifleri 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu hükümlerine uygun olarak etkin, verimli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını hedefliyor. Tıp doktorları, hemşireler, diğer sağlık personeli ve katılımcılar tarafından özel sağlık kurumları açmak, işletmek, vatandaşların her türlü sağlık gereksinimini karşılamak üzere sağlık kooperatifi kurulması mümkün.

 Kahveci “Ülkemizde 176 bin 887 hemşire ve ebe görev yapıyor. Türkiye’de 100 bin kişiye 237 hemşire ve ebe düşüyor. 100 bin kişiye düşen ebe hemşire sayısı ise Avrupa Birliğinde 562 ve Üst Gelir Grubu Ülkelerde ise 709.” dedi.

Türkiye’nin AB’yi yakalaması için 250 bin ebe hemşire istihdam etmesi gerekiyor diyen Kahveci “Türkiye’nin 100 bin kişiye düşen hemşire ve ebe sayısında Avrupa Birliği ülkelerini yakalayabilmesi için 250 bin hemşire ve ebe daha istihdam etmesi gerekiyor. Üst Gelir Grubu Ülkeleri yakalayabilmesi için ise Türkiye’nin 360 bin hemşire ve ebeye ihtiyacı var.” şeklinde konuştu.

OECD verilerine göre Türkiye 100 bin kişiye düşen hemşire sayısı sıralamasında sonuncu sırada yer aldığını belirten Kahveci daha fazla sağlık çalışanı istihdamının şart olduğunu kaydetti. İstihdamla çalışanların önemli bir sorunu olan iş yükünün de hafifleyeceğini belirtti.
Kahveci hemşirelerin iş yükünün yanı sıra çalışma koşullarının olumsuzluğu, dinlenme odalarının yetersizliği gibi sorunlarla mücadele ettiklerini belirterek “Hemşireler fazla mesailerinin karşılığını alamamaktalar, komik nöbet ücretlerine mahkum edilmektedirler. Bunun yanı sıra yoğun bakımda, hasta odalarında hemşirelerimiz şiddete uğramakta, can güvenliklerinden yoksun bir şekilde hizmet üretmeye çalışmaktadır. Bu şiddetin yanı sıra mobbing, baskı, ayrımcılık gibi uygulamalarla çalışma hayatı adeta zehir edilmektedir. Bu kadar çileli bir çalışma hayatı olan hemşirelerimizin ve genelde sağlık çalışanlarımızın, milletvekillerine bile verilen yıpranma hakkından mahrum bırakılması ise ayrı bir tuhaflık ve garabettir.” dedi.

Hemşirelerin sorunlarına acilen çözüm üretilmesi gerektiğini ifade eden Kahveci, hemşirelik kanunu acil olarak yeniden düzenlenmesini ve çalışanların taleplerini bu yeni değerlendirmede yasaya eklenmesini istedi.

 Felsefelerinin artık "durmak yok, koşmaya devam" olduğunu belirten Çağlayan, şöyle devam etti:

"Hastanelerden bir dönem gerekli hizmeti kimse alamazdı, ilaç kuyruğuna girer, ilaç bulamazdınız. Şimdi 'ben hastane kapısında sıra bekliyorum', 'ilaç bulamıyorum' diyen var mı? Türkiye Ak Parti döneminde sağlıkta, eğitimde, ulaşımda, sanayide, ihracatta hiç kimsenin hayal etmeyeceği şeyleri gerçekleştirdi. Dünya şu anda Türkiye'yi ve başarı hikayesini konuşuyor. Son 10 yılda ülkemize gelen yabancı yatırımlar, 80 yılda gelenin 8,5 katına çıktı. Bunlar Türkiye'nin siyasi, ekonomik istikrara geldi."

 Türkiye’de 300 ilacın bulunamadığını öne süren CHP’li Aytun Çıray, “Sağlıkta dönüşüm projesi iflas etti” dedi. “Ameliyatlar yüzde 80 arttı, milleti kesip biçtiler” diyen Çıray, performans sistemine dikkat çekti.

Sağlık Bakanlığı eski Müsteşarı, CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray, VATAN’ın sorularını yanıtlarken, hükümetin sağlık politikalarını eleştirdi.

Kanser hastası Dilek’in durumu, olmayan ilaçları gündeme taşıdı. Bulunamayan ilaçlar var mı?

Dilek Hanım’ın başına gelen hadise, ne kadar anlatsak ikna edemeyeceğimiz bir şeyi ortaya koydu: AKP’nin sağlıkta dönüşüm projesi iflas etmiştir. Bir ülkede kanser hastası ilaç bulamıyorsa, bu ilaçlar uzun ve karmaşık prosedürlerle yurtdışından getirilebiliyorsa, bu sistemin çöktüğünün göstergesidir. Şu anda Türkiye’de 300 ilacın bulunamadığının pek az kişi farkında.

‘Olumlu işleri destekledik’

- Hangi ilaçlar bulunamıyor?

Troidden, tansiyondan tutun da aklınıza ne gelirse. Hükümet sağlıkta dönüşüm projesine doğru başladı, hastaneleri tek çatı altında topladı, ilaçların özel eczanelerden verilmesini sağlayarak kuyrukları kaldırdı...Bunlar olumlu işlerdi, destekledik. Sonradan ne olduysa oldu. Birden bire sağlıkta dönüşüm projesi, sağlık ticareti projesine dönüştü. Sağlık personeline, “Ne kadar ameliyat yaparsanız, hasta bakar, tomografi çektirirseniz, o kadar para kazanırsınız” dediler. Bunun üzerine toplam sağlık harcamalarında patlama oldu ve 16 milyar dolardan 60 milyar dolara çıktı. Sağlıkta dönüşüm sisteminden kaynaklanan hata, sırf maddi zarardan ibaret değil, aynı zamanda tıbbi etik erozyona uğradı. Yurttaşlarımız olmamaları gereken müdahalelere maruz kaldılar. Ameliyat sayılarında yüzde 80 artış oldu, sezaryen sayısında patlama oldu. Milleti kesip biçtiler.

‘Devlet muayenahane oldu’

- Yüzde 80 artışın nedenleri belli mi?

Burada şu soruyu sormak gerekiyor: Bu insanlar daha önce ölüyor muydu, yoksa “performans” adı verilen bir sistem yüzünden insanlar döner sermayeden daha fazla pay alsınlar diye boşu boşuna mı ameliyat ediliyorlar?

- 300 ilacın Türkiye’de olmaması büyük sıkıntılara yol açmaz mı?

Elbette açar. Sağlık harcamalarında kontrol elden kaçınca ilaç firmalarına da yüklenmeye başladılar. Firmalara gidip fiyat dayatmaya başladılar. Biz nasıl ilaç firmalarına haksız yere para kazandırılmasına karşıysak, aynı şekilde gerçekçi fiyat uygulaması dışına çıkılmasına da karşıyız. Çünkü ithalat ve üretim durur.

‘Domuz gribi palavra’

- Aşıyla ilgili son dönem ilginç iddialar ve olaylar gündeme geliyor...

Bu on yıl süresince Türkiye iki defa aşı skandalı yaşadı. Kuş gribi ve domuz gribi. Birincisinde Tamiflu adı verilen virüs ilacı alındı ve imha edildi. Domuz gribi aşısı 90 milyon euro’luk alımdan sonra durduruldu ki 200 milyon euro’nun üzerinde alım yapılacaktı. Domuz gribi denilen hastalığın bir palavra, uydurma olduğunu söylemiştim, haklı çıktım.

- Domuz gribi diye bir hastalık yok mu?

Tanımlandığı gibi yok. Bir aşı fabrikası kurmak isteselerdi kaça malolurdu biliyor musunuz; 60-80 milyon euro. Yani Türkiye aşı ithalatının yarısı kadar paraya aşı fabrikasını kurabilirdi. Daha da önemlisi SSK ilaç fabrikası kapatıldı. Milli ilaç sanayini imha ettiler. Yıllarca bu işe emek vererek geliştirmiş milli sanayimizin işadamları, hükümetin sağlık ve ilaç politikaları yüzünden işin içinden çıkamayınca fabrikalarını yurtdışındaki yatırımcıya sattılar. Seramikçilik yapıyorlar şimdi. Aşı ve ilaç çok stratejiktir. Bir savaşta kendi üretmeniz çok önemli.

Sağlık turizminin başkenti İzmir olur

- Kent hastaneleri sağlıkta Türkiye’yi cazibe merkezi yapar mı?

Benim bir hayalim var. O hayali Sayın Kılıçdaroğlu parti programına aldı. Biz İzmir’i sağlık turizminin başkenti yapmak istiyoruz. Normal bir turist 550-600 dolar civarında para bırakır. Ama sağlık turisti geldiği zaman tedavi için ortalama 7 bin 500 dolar bırakıyor. O insanları buraya çekecek kalitede sağlık hizmeti sunmanız lazım. Ve onların kalabilecekleri şekilde oteller ve diğer tesisleri yapmanız lazım. Kültürü, turistik yapısı, iklimi ve dünyanın her yerine kolay ulaşılabilir olması itibariyle İzmir

- Bu potansiyeli var mı Türkiye’nin?

Muazzam bir potansiyeli var. Yalnız bunu hükümet ve yerel yönetimler işbirliğiyle yapmak gerekir. Yalnız bu iş “Kent hastaneleri” ile yapılamaz. Yapılmaya çalışılırsa Antalya’daki her şey dahil otel sistemine döner. O sistemde turist geliyor, otele giriyor, esnafa hiçbir katkısı olmadan yiyip içip gidiyor.



Son yıllarda insan hakları çerçevesinde ortaya çıkan yaptırımlar ve buna bağlı olarak hasta hakları ile ilgili çıkarılan mevzuat, değişen ve gelişen sağlık politikaları ile hizmet sunumundaki sorunlarının tespiti, “Sağlık Hukuku” biliminde yeni öğretilere ve yeni kavramların tartışılmasına neden oldu.
2012 yılındaki değişiklikler sonrası sektör içinde sağlık hukuku alanında tecrübeli ve deneyimli kişilere olan ihtiyaç arttı. Program 1 Nisan 2013 tarihinde başlayacak, 60 saat sürecek olan online eğitim sonrası Mayıs ayı sonu ve Haziran ayı başında katılımcıların dağılımına göre eş zamanlı 8 saatlik yüz yüze eğitim yapılacak.

KOORDİNATÖRLER
Prof. Dr. Zerrin ERKOL; Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı
Yrd Doç. Dr.Nezih VAROL; Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı

Eğitimciler
Prof.Dr .İ.Hamit HANCI; Ankara Ün. Tıp Fak. Adli Tıp AD
Prof.Dr. Ahmet Nezih KÖK; Atatürk Ün. Tıp Fak. Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı
Prof.Dr. S. Serhat GÜRPINAR; Süleyman Demirel Ün. Tıp Fak. Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı
Prof.Dr. Mehmet TOKDEMİR; Fırat Ün. Tıp Fak. Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı
Prof.Dr. Osman E.HAYRAN; Yeditepe Ün. Sağlık Bilimleri Fak. Dekanı
Prof.Dr. Haydar SUR; İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı
Prof.Dr. Mithat KIYAK; Okan Ün.İİBF Sağlık Yönetimi Bölümü, Sağlık Bilimleri Ens ve Sağlık Bilimleri YO Müdürü Halk Sağlığı Uzmanı,
Yrd. Doç.Dr. Yıldırım B.GÜLHAN; Okan Ün.İİBF Sağlık Yönetimi Bölümü
Yrd Doç.Dr.Turhan SALVA ; Maltepe Ün. Tıp Fak. Halk Sağ.AD Başkanı
Dr. Gediz KOCABAŞ; Marmara Ün. Hukuk Fak. Medeni Hukuk AD
Dr. Gürkan SERT; Marmara Ün. Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Tıp Etiği AD Öğretim Görevlisi
Av.Ahşen OKTAY; İstanbul Barosu, UYSAL & TOLAN HUKUK BÜROSU
Av.Alper ARAZ; İstanbul Barosu, Araz &Ünlüeser Hukuk Bürosu
Av.Devrim KARAKÜLLAH; Ankara Barosu
Av. Mithat KARA; İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası Hukuk Müşaviri
Av.Ümit ERDEM; İstanbul Barosu, ERDEM & PARTNERS HUKUK BÜROSU
Phd, Didem SÖYLEMEZ SUR; Okan, Yeditepe, Bilim ve Medipol Üniversitelerinde okutman.

Detaylı Bilgi için: 

SAHUMER (Sağlık Hukuku Merkezi)
0.216.3023450
nezihvarol@sahumer.net veya canank@sahumer.net