e-Posta :
Şifre :

Etiket: Diyabet

Bu eğitimde diyabetin tanımı, sınıflandırılması ve tanı yöntemleri konusunda temel bilgiler verilmesi hedeflenmiştir. Tedavi konusunda ulaşılması hedeflenen glisemik hedefler ve izlem yöntemleri hakkında kısa bilgiler de yer almaktadır.














































 2016 yılı aktiviteleri ve materyalleri, tip 2 diyabetin erken tanısı için tarama ve ciddi komplikasyonların ortaya çıkmaması için tedavi konularına odaklanmıştır.

Detaylı bilgi için www.idf.org/wdd-index/wdd2016.html adresini ziyaret ediniz.

Bilim insanları fareler üzerinde yaptıkları deneyde 'metformin' maddesinin aşırı kaloriyi önleyici bir etkiye sahip olduğunu farketti. Farelere verilen metforminin, kaloriyi önleyici bir etki yaparak, erkek farelerin ömrünü %5 oranında uzattığı bildirildi. Araştırmacılar, bu çalışmanın insanlar için ne kadar geçerli olduğu konusunda emin olmadıklarını ifade ediyorlar.

Amerika'da yaşlanma üzerine araştırmalar yapan bir kurumda yapılan çalışmanın başındaki isim Rafael de Cabo, kaloriyi azaltmanın laboratuar hayvanları üzerinde ömrü uzatıcı etkisi olduğunu farkettiklerini söyledi.

"Şimdilik büyükannenizi dinleyin"
Daha önceki çalışmaların da 'metformin'in solucan gibi basit yapıya sahip deneklerde ömrü uzatıcı etkiye neden olduğu belirtildi. Ancak memeli veya kanatlı hayvanlarda bu durum yeterince açık değil. Metaforminin insan sağlığına ve ömrüne etkisi için daha ileri araştırmalara ihtiyaç duyduklarını söyleyen Dr de Cabo, BBC'ye "Şimdilik söyleyebileceğimiz muhtemelen en iyi şey büyükannenizin size söylediği şey olacak. İyi beslenme ve spor, insanlarda işe yarayan bildiğimiz en iyi yöntemler." dedi.

İngiltere'nin Exeter bölgesinde yaşayan Tom'un nadir görülen bir hastalığı var: Derisinin altında yağ depolayamıyor.Tom normal kiloda doğmuş ama çocukluğu boyunca yüzündeki, kol ve bacaklarındaki yağlar erimiş. Şimdi de vücudu onun obez olduğunu sanıyor, dolayısıyla Tip 2 diyabetinden muzdarip. 10 yaşından itibaren işitme kaybına uğramış ve o zamandan beri kulaklık takıyor. Kimse Tom'un hastalığına teşhis koyamadı, ta ki kısa bir süre öncesine kadar. Araştırmacılar Tom'un DNA'sını inceleyerek hastalığı ortaya çıkaran mutasyonun hangi gende olduğunu tespit etmeye çalıştı. Sonunda Tom'a MDP sendromu denen ve dünyada sadece sekiz kişide bulunan bir hastalık teşhisi kondu. Fakat Tom hastalığının ne olduğunu bilmenin günlük yaşantısını değiştirmeyeceğini söylüyor.

İngiltere şampiyonu
O kendisi için oluşturduğu rutinle diyabetini kontrol altında tutup, üniversitede hukuk ve Fransızca eğitimi aldığı gibi, bisiklet yarışlarına da katılıyor. 2011 İngiliz parabisiklet şampiyonu olan Tom, 2016'da Rio'da yapılacak paralimpiyatlarda altın madalya almayı hedefliyor. Bu amacına ulaşması için çok çalışması gerekiyor. Ama bu Tom için çok da kolay değil. "Bendeki kaslar normal bir erkekte olanın %40'ı kadar. Diyabet nedeniyle metabolizmam şeker ve karbonhidrat yakamıyor. Ayrıca düşük testosteron ve acil enerji kaynağından yoksunluk nedeniyle toparlanmam da uzun sürüyor. Yağ olmaması nedeniyle kaslarım sert, esneklikten yoksun." diyor Tom. Aynı hastalığa sahip ikinci bir kişi bulununca doktorlar bu kişilerin ailelerinde hastalarla hasta olmayanlar arasında genomları kıyaslama imkanı bulabilmiş. Exeter Tıp Fakültesi'nden Profesör Andrew Hattersley öncülüğünde yürütülen çalışma Nature Genetics dergisinde yayımlandı. Prof Hattersley, Tom'a, diğer hastaya ve ailelerinin diğer üyelerine ait 30'ar milyon DNA çiftinin incelendiğini söylüyor. Cambridge, Hindistan, İtalya ve ABD'den araştırmacıların da katıldığı araştırmada, 19. kromozomda POLD1 geninde bir tek amino asitin olmadığı tespit edildi. Hattersley, Tom'un bütün özelliklerinin bu tek mutasyonla açıklanabileceğini, mutasyonun, baba sperminde ya da çocukluğun ilk yıllarında ortaya çıkmış olabileceğini söyledi.



Sanofi Türkiye ve Ege Üniversitesi işbirliği ile yürütülen AkademiKA® eğitimleri kapsamında hekimler, Türkiye’de ve dünyada diyabetle ilgili son gelişmeler ve diyabet araştırmaları ışığında “ileri düzey iyi klinik uygulamalar” eğitimi aldılar. “İlaç Ar-Ge’si ve keşfi” konusunda araştırmacı yetiştiren AkademiKA®’nın da katkılarıyla son dönemde klinik araştırmalar konusunda yıldızı parlayan Türkiye, bölgesel rol model haline geldi. 

Türkiye’de nitelikli klinik araştırmaları destekleyen Sanofi Grubu’nun Türkiye’deki ekibi tarafından hayata geçirilen AkademiKA® programının 10. yılında, Türkiye’de ilk kez diyabete yönelik İleri Düzey İyi Klinik Uygulamalar (İKU) eğitimi düzenlendi. 7 – 8 Haziran tarihlerini kapsayan ve araştırmacı hekimlere yönelik düzenlenen eğitim programını Sanofi Türkiye, Ege Üniversitesi İnovasyon İşbirliği ile hayata geçirdi.

Bundan 10 yıl önce Sanofi Grubu’nun Türkiye'deki Medikal ekibi tarafından geliştirilen AkademiKA® eğitim programı, nitelikli klinik araştırmalara paralel olarak, klinik araştırma ortamının ve bu alandaki insan gücünün uluslararası standartlara ulaşmasını sağlamayı amaçlıyor.

10 yıldır 30’ün üzerinde eğitimde 1600 katılımcıyı ağırlayan ve Türkiye sınırlarını aşarak yurtdışındaki hekimlere de ‘ilaç Ar-Ge’si ve keşfi’ konusunda eğitimler veren AkademiKA® eğitimlerinin sonuncusu Ege Üniversitesi’nde düzenlendi. “Diyabete özel İleri Düzey İyi Klinik Uygulamalar (İKU) Eğitimi” adı ile düzenlenen eğitime Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Candeğer Yılmaz ve Sanofi Türkiye Medikal Direktörü Dr. Edibe Taylan ev sahipliği yaptı. İlk kez bir tedavi alanına özel olarak tasarlanan İKU eğitim programında, “Türkiye’de ve Dünya’da Diyabetin Dünü Bugünü’’ ve “Son Yıllarda Yapılan Diyabet Araştırmalarının En Önemli Sonuçları’’ gibi başlıklar yer alıyor.

Eğitimler kapsamında 6.5 milyon civarında diyabetlinin yaşadığı Türkiye’de hastalıkla ilgili son gelişmeler ve yeni araştırmaların yanı sıra tıp dünyası için önemli keşiflerin yolunu açacak klinik araştırmalara dair son gelişmeler paylaşıldı.

Klinik araştırmalarda Türkiye’nin yıldızı parlıyor
ABD ve Avrupa’nın önde olduğu klinik araştırmalar pazarında Türkiye’nin son dönemde yıldızının parlamasına önemli katkılar sunan AkademiKA®, bugün hem Türkiye’de hem de Ortadoğu bölgesinde sağlık otoriteleri tarafından referans program kabul ediliyor. AkademiKA®, 2010 yılında Türkiye’ye sağladığı katkılar nedeniyle dünyanın en saygın iş dünyası ödülleri arasında sayılan Stevie Awards kapsamında “En İyi Yeni Ürün” ve “En İyi Kurumsal İmaj Etkinliği” kategorilerinde ödüle layık görüldü.
Son dönemde Türkiye’de yeni ilaç keşifleri için büyük yatırımlar yapıldığını belirten Sanofi Türkiye Medikal Direktörü Dr. Edibe Taylan, Türkiye’nin özellikle ilaç Ar-Ge’si ve klinik araştırmalar konusunda bölgesel rol model olduğunu vurguladı:
“Sanofi Grubu Türkiye Klinik Araştırmalar Birimi, 2010 yılında başarılı çalışmaları ve deneyimli ekibi nedeniyle Orta Doğu Bölgesi'nin sorumlu lideri olarak atandı. Mısır, Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri, Ermenistan, Ürdün, Lübnan, Güney Kıbrıs ve İran'dan sorumlu olan Sanofi Türkiye Klinik Araştırmalar ekibi, bu ülkelere klinik çalışmalarında danışmanlık yapıyor. Sanofi Grubu Türkiye, bugüne kadar Ege Üniversitesi çatısı altında 20’den fazla klinik araştırmayı destekledi ve tüm bu araştırmalar her iki tarafın da işbirliği ile başarı ile tamamlandı.”

Sanofi Türkiye Ar-Ge Merkezi ilaç keşfi konusunda önemli atılımlar yapıyor
Türkiye’de yeni ilaç keşifleri için büyük yatırımlar yapan Sanofi Grubu, Lüleburgaz Ar-Ge Merkezi’nde de, 2009’dan beri Türkiye ve Avrupa pazarına verilmek üzere, Osteoporoz, Diyabet, Hipertansiyon, Şizofreni, Migren, Astım, Obezite ve HIV gibi hastalıkların tedavilerinde kullanılan 14 molekül ile toplam 32 dozaj formunun geliştirme çalışmaları tamamlayarak pazara sundu. Lüleburgaz Üretim Tesisleri, gelecek üç yılda, her yıl ortalama 15 molekül / 35 dozaj formunu Türkiye ve Avrupa pazarına sunmayı planlıyor. Şu anda yurtdışında üretilip yerel üretim için transfer çalışmaları yürütülen ürünlerin toplam hacmi ise yaklaşık 30 milyon ambalaj.


 Barselona Biyomedikal Araştırmalar Enstitüsü (IDIBAPS) Diyabet ve Kardiyovasküler Hastalıklar Araştırma Bölümü Başkanı Prof. Dr. Antonio Ceriello, Novartis tarafından düzenlenen basın toplantısında; günümüzün en önemli ve yaygın hastalıklarından biri olan diyabet ile ilgili bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Prof. Dr. Ceriello, hastalıkla ilgili günümüzdeki gelişmeler hakkında detaylı bir sunum yaptı.

“471 Milyar Dolardan Fazla Diyabet Sağlık Bakımı için Harcanıyor”
Dünya Diyabet Federasyonu’nun 2012 verilerine göre dünyada 371 milyondan fazla diyabetli bulunduğuna ve her ülkede diyabetli birey sayısının artmakta olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Antonio Ceriello, 471 milyar dolardan fazla diyabet sağlık bakımı için harcandığını belirtti. Prof. Dr. Ceriello ayrıca 4.8 milyon kişinin diyabet nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade etti.

“Son 10 Yılda Türkiye’de Diyabetli Birey Sayısı Yüzde 90 Arttı”
Toplantıda Türkiye verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ceriello, ülkemizdeki diyabetli birey sayısının son 10 yılda yüzde 90 arttığına işaret etti.

“Diyabetlilerde Kalp Krizi Riski 2 Kat Yükseliyor”
Prof. Dr. Ceriello konu hakkında şunları söyledi: “Diyabet çok farklı sistem ve organlar üzerinde ciddi hasarların oluşmasına neden olan bir rahatsızlık. Örneğin diyabet hastalığına bağlı olarak, görmeyi sağlayan sinir tabakası olan retinadaki kılcal damarların etkilenmesiyle ortaya çıkan hasarın dünyada 2,5 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. Diyabet hastalığında kalp krizi riski 2 kat yüksek olurken, böbrek yetmezliği, diyabete bağlı ölümlerin yüzde 10-20’sinden sorumlu. Diyabete bağlı kan glukoz düzeyi yüksekliğinin ise zamanla vücutta damar hasarı oluşturarak çeşitli diyabetik hasarlara neden olduğu biliniyor.”

Diyabet Nedir?
Diyabet hastalığı, pankreasın yeterli insülin üretememesi veya vücudun ürettiği insülini etkili bir şekilde kullanamaması sonucu oluşmaktadır. Diyabet ömür boyu devam eden kronik bir hastalıktır. Normal metabolizmada besinler, vücudun başlıca yakıtı olan glukoza (şeker) dönüşmek üzere bağırsaklarımızda parçalanmaktadır. Daha sonra glukoz bağırsaklardan kana geçmekte ve kandaki şeker düzeyini yükseltmeye başlamaktadır. Sağlıklı bireylerde kana geçen glukoz pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelerin içine taşınır. İnsülin hormonunun vücutta olmaması ya da etkisinin bozulmuş olması durumunda, şeker hücrenin içine taşınamayacağı için, glukoz kanda artarak şeker hastalığı denilen kan şekeri yükselmesi (Hiperglisemi) durumu meydana gelmektedir.

Birçok bilim insanı, hayatta kalma mücadelesinde şekerin kilit bir role sahip olduğunu, bu nedenle şeker arzumuzun içgüdüsel olarak kamçılandığını iddia ediyor.

Yemek yediğimizde basit şeker glikoz bağırsaklarımızdan emilerek kana karışır ve vücudumuzdaki bütün hücrelere dağıtılır.
Nöron adı verilen yüz milyar adet sinir hücresi için tek besin kaynağını sağladığı için glikoz özellikle beyin açısından büyük önem taşır.
Nöronlar glikoz depolayamadığı için kandan sürekli glikoz akışına ihtiyaç duyar.

Diyabetlerin yakından bildiği gibi kan şekeri düşen biri kısa sürede komaya girer.
Araştırmacıların yaptığı bir test ilginç bir sonuç verdi: Şekerin sadece tadı bile beynimizi canlandırabiliyor. Şekerle tatlandırılmış suyla ağzını çalkalayan deneklerin tatlandırıcı kullanılan karışımla ağzını çalkalayanlara oranla zeka testinde daha başarılı olduğu tespit edildi.
Şekerle olan aşk-nefret ilişkimiz
Şekerle olan 'alengirli' ilişkimiz doğuştan başlar, tatlıya karşı zaaflı doğarız.

Washington Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma yeni doğan bebeklerin tatlıyı diğer tatlara tercih ettiğini ve çocukların yetişkinlerden daha fazla tatlıya düşkün olduğunu ortaya koydu.
Birçok bilim insanı çocukların tatlı düşkünlüğünün evrimsel bir kalıntı olduğuna inanıyor. Gıdanın kıt olduğu dönemlerde, yüksek kalorili yiyecekleri tercih edenlerin yaşama şansı daha fazlaydı.

Günümüzdeki sorun ise rafine şekerin fazlasıyla kullanılıyor olması. Çocuk obezlerin sayısının artmasının bir nedeni bu olabilir.

Sağlık görevlileri erken yaşta tatlıya eğilimleri gelişmesin diye artık ebeveynlere bebeklerine tatlı şeyler vermekten sakınmalarını öneriyor.

Bazıları neden aşırı tatlı yer?
Aşırı şeker tüketimi sağlıksız beslenme alışkanlıklarına yol açabilir. Şeker, "mutluluk hormonu" olarak bilinen serotonin hormonunun salgılanmasını tetiklediği için keyif verici işlev de görür.
Şekerin verdiği bu ani 'keyif' duygusu, kutlamalarda ya da kendimizi ödüllendirme ve rahatlatma anlarında tatlıya başvurmamızın nedenlerinden biridir.
Fakat şeker insülin artışını tetikler. Çünkü vücudumuz kandaki glikoz seviyesini normale çekmeye çalışır. Bunun sonunda yaşanan 'şeker çöküntüsü' daha fazla tatlı yeme arzusunu kışkırtarak aşırı tatlı yeme döngüsünü doğurur.

Nerede duracağını bilmek
Buna ek olarak vücudumuz belli şekerlerden yeterince aldığımızı tespit edecek durumda değildir.
Araştırmalar, fruktoz ile tatlandırılmış yiyecek ve içeceklerin aynı kaloriye sahip diğer yiyecekler kadar doluluk ve tatmin hissi yaratmadığını ortaya koydu.
Yale Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, glikozun beyinde yeme arzusunu tetikleyen bölümü bastırdığı, ancak fruktozun aynı işlevi görmediği tespit edildi.
Ayrıca denekler, glikozun fruktoza kıyasla daha fazla tatmin duygusu yarattığını bildirdi.

Bu iki faktör aşırı yeme riskini arttırıyor.
İşlenmiş gıdaların çoğu sukroz katılarak aşırı tatlandırılıyor. Sukrozun %50 bileşeni ise fruktoz. Günlük tükettiğimiz gıdalar aşırı fruktoz yüklü olabiliyor.

Doğru miktar ne?
Vücudumuz meyve, bal ya da sütte bulunan doğal şeker ile şeker kamışı ve şeker pancarından çıkarılan işlenmiş şeker arasında ayrım yapamıyor.
Aldığımız bütün şeker glikoz ve fruktoz olarak parçalanarak karaciğer tarafından işleniyor.
Şeker glikojen ya da yağ olarak depolanıyor ya da glikoz olarak kan yoluyla hücrelerde kullanılmak üzere dağıtılıyor.
Yani sağlık açısından belirleyici olan, alınan şekerin miktarı.
Sağlık uzmanları, hangi türden olursa olsun beslenmemize katılan şeker miktarının toplam gıdadan aldığımız enerjinin %10'undan fazlasını oluşturmaması gerektiğini söylüyor.
Yani yaşa, kiloya, aktiflik durumuna göre değişmekle beraber, aldığımız şekerin ortalama olarak erkekler için günde 70 gramı, kadınlar için ise 50 gramı aşmaması gerekiyor.
50 gram şeker 13 tatlı kaşığı toz şekere, iki kutu meşrubata, sekiz çikolatalı bisküviye eşdeğer.
Marketlerde alışveriş yaparken de şunu ölçü alabiliriz: 100 gramında 15 gram şeker barındıran bir işlenmiş gıda aşırı şekerli, 100 gramda 5 gram barındıranı ise düşük şekerli olarak sınıflandırılabilir.

Yakın zamanda yayınlanan makalelerinde Lee ve arkadaşları, iki yıllık yeni başlangıçlı, yaşlı, düşük vücut kitle endeksli, kilo kaybı görülen veya ailesinde diyabet öyküsü olmayan diyabetik hastalarda, pankreas kanseri riski  olabileceğini rapor etmişlerdir.
Bu yüksek riskli hastalarda pankreas kanseri açısından düzenli tarama gerekmektedir. 'Journal of Clinical Gastroenterology' dergisine gönderilen bir editöre mektupta da, Taiwan' da Ulusal Sağlık Sigortası veri tabanının analizinden iki yıldan az başlangıçlı diyabetin pankreas kanseri ile birlikte olabileceği ve diyabetin pankreas kanserinin erken bulgusu olabileceği belirtilmektedir.
 
Kaynak:  LWW Journals

 Journal of Clinical Gastroenterology


Statin kullanımı ile yeni başlangıçlı diyabet riski, doza ve ajana göre değişir.
Plasebo ile karşılaştırıldığında, günde 40 mg pravastatin ile en düşük diyabet riski (odds oranı, 1.07) görüldü. Günde 40 mg rosuvastatin (OR, 1.25) ile en yüksek risk görüldü. Günde 80 mg atorvastatin (OR, 1.15) orta riskli idi.
Orta doz rejimleri ile karşılaştırıldığında, diyabet riski genellikle yüksek doz rejimleri ile artmıştır. Örneğin, rölatif risk gün 20 mg rosuvastatin ile 10 mg/gün başına ile karşılaştırıldığında % 12 daha yüksektir.
Araştırmayı yöneten Dr. Eliano P. Navarese, Reuters Sağlık ' a gönderdiği e-postada meta-analizin 'statinlerin farklı dozlarda ve türleri ile diyabet ilişkisinin dereceli olduğunu açıkca gösterdiğini' söyledi.

Nicolaus Copernicus Üniversitesi Bydgoszcz, Polonya'dan Dr. Navarese ve meslektaşları 17 randomize kontrollü çalışmadan elde edilen 113,000 den fazla deneğin verilerini Amerikan Kardiyoloji Dergisi' nin 25 Ocak çevrimiçi sayısında sundu.

Çalışmalarda plasebo veya daha yüksek ve daha düşük doz statin tedavisi ile statin karşılaştırıldı. Takip iki ila altı yıl arasında değişiyordu.
Klinik sonuçları ile ilgili olarak, Dr Navarese 'bu meta-analiz bulguları süren kafa kafaya karşılaştırmalarda teyit edildiğine, dünya çapında statin alan milyonlarca bireyin gelecekteki yönetimi için önemli etkileri olduğuna', dikkat çekti.
Aslında, 'kişiselleştirilmiş statin tedavisinin en etkili ve güvenli bir strateji olarak ortaya çıkarabilecek, statin tedavisi yeni bir senaryo olarak düşünülebilir'.


Sanofi, sağlık düzenleyicilerine enjektabl diyabet ilacı  lixisenatide'nın Avrupa'da satış için onaylandığını söyledi.

Jenerik adı 'lixisenatide' olarak bilinen ilaç, diğer ilaçlarla  veya insülinle birlikte enjektabl olarak günde bir kez alınıyor, aksi takdirde kan şekerini kontrol altına alamıyor.
İlaç, Fransız ilaç üreticisinin jenerik rekabeti için çeşitli ürünleri kaybettikten sonra büyümeyi inşa edecek yeni ürünlerinden biridir.

5000'den fazla tip II diyabetli hastayı kapsayan onbir klinik çalışmada, lixisenatide'nın kilo kaybı kadar kan şekeri seviyesi ve kontrolü üzerinde de faydalı etkileri gösterilmiştir.

lixisenatide , İzlanda, Lichtenstein, Norveç gibi 27 Avrupa Birliği ülkesinde onay aldı, çeşitli diğer ülkelere de onay başvurusu yollanıyor.

Sanofi, FDA'in bu yılın ikinci yarısında Lemtrada adında yeni bir multipl skleroz tedavisi ilacı için de uygulamaya ilişkin karar vermesini beklediğini geçen hafta söyledi.

Kaynak: Reuters Sağlık

GlaxoSmithKline  pazartesi günü haftada bir kez kullanılan yeni diyabet ilacı albiglutide' nin ABD onayı için dosya açmıştı ve kalabalık bir pazar payında rekabet etmek için Avrupa'da kısa bir benzer bir sunum yapacağını söyledi.

Albiglutide, Bristol-Myers Squibb' in  exenatid, AstraZeneca' nın Amilin ünitesi ve Novo Nordisk' in liraglutide'i gibi enjektabl GLP-1 sınıfına aittir.

GSK' nın sunumu, İngiltere'nin en büyük ilaç şirketi 2013 yılında yeni ürün için düzenleyici onay arayacağı kendi planı ile uyumlu idi. GLP-1( Glukagon benzeri peptid-1) piyasası için çok geç kalındı, ancak, analistler albiglutide' nin büyük satış payı için mücadele edebileceğine inanıyor.

Thomson Reuters Pharma' ya göre, albiglutide için mevcut güncel konsensus tahminleri, 2017 yılına kadar yaklaşık 367.000.000 $ mütevazı yıllık satışa işaret etmektedir.

Albiglutide GSK' ın ürün portföyünü canlandıracak yeni ilaçlardan biridir.  Firma Relvar ve Anoro adlı iki akciğer ilacı, dolutegravir olarak adlandırılan HIV ilacı; dabrafenib ve trametinib adlı iki melanom ilacı içinde onay almayı umuyor.

İleride GSK yukarı ilaçlarla önümüzdeki iki yıl içinde toplam 14 ilaç için önemli klinik çalışma sonuçları beklediğini açıkladı, bunların içinde  kalp hastalığı ve kanser tedavisinde çığır açacak darapladib ve MAGE-A3 adlı iki deneysel ilaçta bulunmakta.

Kaynak: Reuters Sağlık



Eli Lilly ve Boehringer Ingelheim, tip 2 diyabet için deneysel bir tedavi empagliflozin\' in kan şekeri düzeylerini anlamlı bir şekilde düşürerek birincil hedefi karşıladığını açıkladı. 
Şirketler, 2013 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Japonya\'da ilaç düzenleyicilerinde yorum için dosya beklediklerini  ve çalışmanın ayrıntılı verilerini bu yıl ve gelecek yıl sunacağını söyledi.
Çalışmalarda 10 miligram ve 25 mg tek başına empagliflozin veya metformin ve Takeda İlaç Co\'nun Actos gibi diğer yaygın diyabet tedavileri ile kombinasyon halinde plaseboya karşı test edildi. 
Empagliflozin SGLT2 inhibitörleri  olarak adlandırılan yeni bir sınıfa aittir, böbrekten glukoz emilimini bloke edip idrarla glukoz atılımını artırarak kan şekerini düşürür. 
ABD Gıda ve İlaç İdaresi danışma paneli bu hafta bir onay  canagliflozin denilen aynı sınıfta, Johnson & Johnson\'ın ilacını tartışmayı planlıyor. 
SGLT2 sınıfına ait AstraZeneca ve Bristol-Myers Squibb\'in  Dapagliflozin adlı ilacı, daha önce karaciğer sorunları gibi güvenlik endişeleri yüzünden FDA tarafından reddedilmişti.
Lilly ve Boehringer yan etki insidansının plasebo ve empagliflozinin her dozu için benzer olduğunu söyledi. Ancak, genital enfeksiyonlar aynı sınıfa ait diğer ilaçlara ait önceki çalışmalarda olduğu gibi plasebodan daha sık oluştu.
Büyük bir kalp güvenliği çalışması Empagliflozin Faz III programı 14,500 hastayı kapsamaktadır. 
Boehringer ve Lilly birkaç diyabet ilacı için işbirliği yapıyorlar. Pazartesi günü, sadece Lilly LY2605541 olarak bilinen bir  tedavi geliştirmeye devam etmektedir.  
Dünya çapında 371 milyon kişinin şeker hastası olduğu tahmin edilmektedir. Tip 2 diyabet tüm vakaların yaklaşık yüzde 90\' ını oluşturan hızla büyüyen hastalığın en sık görülen şeklidir.
 
Kaynak: Reuters Sağlık
 

Yeni bir çalışmanın sonuçlarına göre ABD' de diyabetle ilişkili görme kaybı, bir dekadan daha kısa bir sürede % 20 artış gösterdi.
Glokom ve katarakt dahil nonrefraktif görme bozukluğu, gözlük ile düzeltilebilir ve genellikle lazer tedavisi veya cerrahi gerektirir edilemez. Ayrıca, bu sorun zamanında tespit veya zamanında tedavi edilmezse, özellikle bazı durumlarda kalıcı görme kaybına yol açabilir.

Baltimore Tıp Johns Hopkins Üniversitesi Göz Enstitüsü' nden David Friedman "Bunlar gerçekten dramatik bulgular ve önümüzdeki buzdağının ucu," dedi.
Araştırmacılar, diyabet oranlarının artmaya devam ettiğini, giderek daha genç hastaları vurduğunu ve bu hastalıklarla ilişkili komplikasyonlar da artış beklendiğini söyledi. Görme kaybı özellikle on yıl veya daha uzun süredir diyabetle mücadele eden hastalar için önemli bir problemdir..
Dr. Friedman ve ekibi, bir ulusal sağlık ve beslenme çalışmasında elde edilen verileri kullanarak , 1999 ila 2002 yılların arasında tedavi edilen 9,471 erişkin hastada nonrefraktif görme bozukluğu oranını %1,4 olarak buldu. 2005 ila 2008 yıllarında çalışmaya alınan 10,480 hastada ise bu oran %1,7 olarak bulundu.
Bu süre boyunca çalışmaya alınan, on yıl ve daha uzun süredir diyabeti olan hastalarda oran %2,8 ila %3,6 ya kadar artmaktadır.
Çalışma diyabetin görme sorunları artışında etken olduğunu ispat edemez.
Ancak, yoksulluk ve eğitim eksikliği gibi, görme bozukluğu riskinde artışla ilişkili diğer faktörleri araştıran önceki ve sonraki çalışmalarda bu oranlar benzer bulundu.

GERÇEKTEN uyarıcı:

Retinada sıvı biriktiğinde ki bulanık görmeye yol açar veya gözün araka tabakasında oksijen eksikliğine bağlı yeni kan damarların oluşumu diyabetle ilişkili görme problemleridir.
Çalışmada ölçülen görme kaybının tipi - her iki gözde 20/40 dan kötü - körlük değildir ama Friedman' a göre, insanların bağımsız yaşamasını zorlaştırabilir veya ehliyet almalarını engelleyebilir.
Ann Arbor Michigan Üniversitesi Kellogg Göz Merkezi' nde bir epidemiyolojist olan " David Musch, çalışma ile ilgili baş yazısında bunun gerçekten korkutucu bir işaret olduğunu belirtti.
"Bu muhtemelen genç çocuk ve ergenlerde kilolu ve obez olmak devam edersek, yakın gelecekte belli olacak bir dizi işaretten sadece biridir, "erişkin başlangıçlı" diyabet dikkate alınmalıdır.

Dr. Musch , "Bu, genç nüfus arasında komplikasyonların daha çok görüleceği hakkında bir mesajdır " diye ekledi.

Friedman, 'İngiltere'de olduğu gibi, diyabetli herkesin görme sorunları açısından taranmaması, körlükle ilgili durumu neredeyse tamamen ortadan kaldırabilir' dedi. Ancak, ABD'de diyabet hastalarının yaklaşık yarısı halen gözlerini düzenli olarak kontrol ettirmektedir.
"Umarım bu yazı bilinçlenmeyi ve kısmen tarama oranını artırır," dedi.

Journal of the American Medical Association, December 11, 2012.

Kaynak: Reuters Sağlık

Diyabet halen renal ve kardiyovasküler hastalıklar, sinir hasarı ve görme kaybı riskini artırmakla bağlantılıdır. Japonya' da yapılan bir çalışma, diyabetiklerde işitme bozukluklarının iki kat kadar fazla olabileceğini buldu.
'Journal of Clinical Endocrinology and Metabolism' dergisinin son sayısında yayınlanan derlemede, araştırıcılar nedeni açıklanamamakla birlikte genç hataların yaşlılardan daha büyük risk taşıdığını buldu.
'Güncel metaanaliz, işitme bozukluğunun diyabetik hastalar, diyabetik olmayan hastalarla karşılaştırıldığında daha yüksek prevalansta olduğunu ve yaştan bağımsız olarak sürdüğünü düşündürtmektedir':  Niigata Üniversitesi Tıp Fakültesinden araştırma lideri D. Chika Horikawa ve arkadaşları yazdı.
Bu diyabet ile işitme kaybı arasındaki ilişkiyi gösteren ilk çalışma değildir. 2008 de Amerikan Kanser Enstitüsü? nden araştırıcılar 11.000- den fazla kişide, diyabetiklerde işitme kaybının nondiyabetiklere göre benzer biçimde iki kat fazla olabileceğini gördü.
Horikawa, diyabete bağlı olan yüksek kan şekeri seviyelerinin kulaktaki damarları hasarlandırarak işitme kaybına yol açtığını düşündürdüğünü söyledi.
Horikawa ve arkadaşları verileri, 1977 ila 2011 yılları arasında yapılan, diyabet ve işitme kaybı arasındaki ilişkiyi inceleyen önceki 13 çalışmadan topladı. Veriler toplam 7377 diyabetik kişi ve 12817 nondiyabetik kişiyi kapsıyordu.
Horikawa' nın takımı diyabetiklerde işitme kaybının 2,15 kat fazla olduğunu buldu. Ancak bu sonuçlar yaşla birlikte azalmaktadır, 60 yaş altındaki diyabetiklerde işitme kaybı 2, 60 kat fazlayken, 60 yaş üzerinde risk 1, 58 kat fazladır.
Bazı araştırıcılar, bu gibi çalışmaların diyabetin artan işitme kaybından direkt olarak sorumlu olduğunu kanıtlamayacağına dikkat çekmektedir.
Mayo Klinik' ten diyabet uzmanı, Steven Smith 'bu durum soruyu kesin olarak cevaplamamaktadır, ama önemli bir noktaya işaret etmektedir' dedi.
Araştırıcılar, gelecek çalışmaların yaş ve çevre gürültüsü gibi çok sayıda faktörü alarak, diyabet ile işitme kaybı arasındaki ilişkinin netleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Still, Horikawa Reuters Sağlık' a gönderdiği mailinde, 'çalışmalarının sonuçlarına göre insanlar diyabetiklerin işitme kaybı riskinin olabileceğinin farkına varmalıdır' dedi.
Bundan başka sonuçlar, diyabetik hastaların erken yaşlardan itibaren işitme kaybı için taranması ve nondiyabetiklerle karşılaştırılmasını önermektedir.
Horikawa, işitme kaybının, depresyon ve demans riskinde artışla da ilişkili olabileceğini ekledi.

Makale için tıklayınız.

Kaynak: Reuters Sağlık


İsveç'in Umea Üniversitesi Tıp Kimyası ve Biyofizik Bölümü bilim adamlarının, plazmojen adlı proteinin, iltihabi reaksiyonu başlatmak suretiyle yaralarda iyileşmeyi harekete geçiren ve hızlandıran kilit bir düzenleyici olduğunu gösteren araştırma, haftalık tıp dergisi Blood'da yayımlandı.

Bilim dünyasında çok iyi bilinen bir protein olan plazmojen, karaciğerde üretiliyor ve tüm vücut sıvılarında bulunuyor.

Plazmojenin vücutta oynadığı rolü yeniden değerlendiren araştırmacılar, bu proteinin yaralar ve yaraların çevresinde yoğunlaşmasının, yaraların iyileşmesi için gerekli olan iltihabi reaksiyonun başladığının önemli bir işareti olduğunu ortaya koydu.

Diyabet sonucu ortaya çıkan yaralarda ise plazmojenin aynı şekilde çoğalmadığını gözlemleyen araştırmacılar, yaralarının çevresine plazmojen enjekte edilen diyabetli farelerde iyileşme sürecinin derhal başladığını ve yaraların tamamen iyileştiğini gözlemledi.

Daha geniş çaplı plazmojen üretimi için bir hücre çizgisi geliştirdiklerini belirten araştırmacılar, vücut tarafından üretildiği için hiçbir yan etkisinin bulunmayacağı varsayılan bu proteinin klinik denemelerine yakın bir zamanda başlayacaklarını kaydetti.