e-Posta :
Şifre :

Etiket: Meme Sağlığı

E-öğrenme (0) Literatür (3) Haber (8) Etkinlik (0) Webcast (0)Tümünü göster (11)
Angelina Jolie, geçen yıl Mayıs ayında, taşıdığı 'bozuk bir gen nedeniyle meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 87 olduğunu' öğrenmesinin ardından ameliyat olmuştu.

Manchester Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, Jolie'nin ameliyat olduğu haberinin, ailelerindeki sağlık sorunları konusunda endişelenen diğer kadınları da danışmaya teşvik ettiğini ortaya koydu.

Araştırmayı yürüten ekibin başındaki uzman Profesör Gareth Evans, "Angelina Jolie Etkisi uzun ömürlü ve küresel oldu, merkezlere başvuruları da arttırmış gibi görünüyor" dedi. Araştırmacılar, Jolie'nin ameliyat haberinin basına yansıdığı 2013 yılı Mayıs ayından bu yana, 20'den fazla genetik tanı merkezinde ve klinikte incelemelerde bulundu.

Haziran ve Temmuz aylarında, meme kanseri mutasyonuna yönelik genetik danışmanlık ve DNA testleri için pratisyen hekimlere başvuranların sayısı 2012 yılındaki aynı döneme oranla iki buçuk katına çıktı. Meme Kanseri Araştırma (Breast Cancer Research) dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bir önceki yıl Ağustos ve Ekim ayları arasında başvuru yapanların sayısı da ikiye katlandı.

Profesör Evans bu artışı şu sözlerle yorumladı: "Angelina Jolie'nin BRCA1 (hasarlı gen) mutasyonu nedeniyle, risk azalma amacıyla mastektomi ameliyatı olduğunu duyurması, muhtemelen cazibeli ve güçlü kadın imajı nedeniyle, diğer ünlülerin yaptığı açıklamalara kıyasla daha büyük bir etki yarattı."
"Bu, hastaların önleyici ameliyat sonrası cinsel kimliklerinin kaybolacağı yönündeki korkuları azalttı ve daha önce herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanmayanları, gen testi yaptırmaları konusunda cesaretlendirdi."

Çoğu meme kanseri vakası rastlantısal olsa da, meme kanseri teşhisi konan yaklaşık yüzde 5'lik bir kesim, BRCA1, BRCA2 veya TP53 olarak bilinen kalıtsal bozuk genler nedeniyle kansere yakalanıyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın

The Sun, ‘CoppaFeel!’ adlı vakıfla ortak çalışarak, kadınları meme kanserine karşı düzenli kontrol olmaya teşvik edecek.

Proje kapsamında gazete, her hafta 3. sayfa modelleriyle meme kanserine ilişkin haberler paylaşıp “Salı günü kontrol et” başlığıyla hatırlatmalarda bulunacak.

The Sun gazetesi editörü David Dinsmore, gazetenin internet sitesinde yer alan video klipte, “Bunu bir parçası olmaktan ve CoppaFeel!’le çalışmaktan gurur duyuyorum. 3’üncü sayfayla ilgili gerçekten güzel şeyler yapabileceğimizi düşünüyorum” diyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın


 Ünlü yıldızın kanser riskine karşı önlem olarak mastektomi yaptırıp meme dokularını aldırttığını açıklamasının yankıları sürüyor. Jolie’nin hassas kararının benzeri durumdaki pekçok kadını önlem almaya sevk edeceğini ileri sürenlere karşılık, 37 yaşındaki yıldızın açıklamalarıyla örnek oluşturup pahalı ve gereksiz ameliyatlara yol açabileceği endişeleri de dile getiriliyor.

Jolie’ye mastektomi ameliyatını gerçekleştiren Amerikalı cerrah Kristi Funk, blogunda operasyonu ayrıntılarıyla anlattıktan sonra “Umarım Angelina yarattığı farkındalık dünyada sayısız yaşamı kurtarır” diye yazdı.

İngiltere’deki Meme Kanseri Kampanyası adlı sivil toplum örgütü ise “Jolie’nin açıklamaları meme kanseri ve genetik riskler konusunda farkındalık yaratma açısından çok önemli” dedi. Örgüt, kadınları pahalı genetik testlere ve geri dönüşü olmayan mastektomi ameliyatlarına başvurmadan önce, uzman görüşlerini dikkate almaları konusunda uyardı.

Angelina Jolie’nin ameliyatı eşinden başka kimseye haber vermediği de ortaya çıktı. Sanatçının babası oyuncu Jon Voight, New York Times’ta makale çıkmadan bir gün önce kızıyla buluşmasına rağmen konudan haberdar olmadığını söyledi. Voight, “Bunu neden saklama gereği duyduğunu anlayabiliyorum. Onu cesaretinden ötürü kutluyorum” dedi.

 Altı çocuk annesi 37 yaşındaki oyuncu, New York Times gazetesi için kaleme aldığı yazıda neden mastektomi ameliyatı olduğunu anlattı. Jolie, "Doktorlar meme kanserine yakalanma riskimin yüzde 87, yumurtalık kanserine yakalanma riskimin de yüzde 50 olduğunu söylüyor. Riski azaltmak için proaktif olmaya karar verdim" dedi.

Angelina Jolie, ameliyatların Şubat'ta başladığını ve Nisan sonunda tamamlandığını söyledi.
Jolie "Tıbbi Tercihim" başlıklı makalede, Annesinin yaklaşık 10 yıl boyunca kanserle savaştığını ve 56 yaşında öldüğünü belirtti. Çocuklarının da aynı hastalık yüzünden annesiz kalmasını istemediğini belirten Jolie, "Bozuk bir gen (BRCA1) taşıyorum ve bu benim meme kanseri, yumurtalık kanseri olma ihtimalimi ciddi oranda artırıyor" dedi.

Angelina Jolie, 9 hafta süren ve çifte mastektomi gerektiren ameliyatların ardından meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 5'e düştüğünü söyledi. Jolie, bu süre içinde eşi Brad Pitt'ten büyük destek gördüğünü vurguladı.

Yazının orjinali için  My Medical Choice 

 Bizim baba tarafında bütün kadınlar kanserden öldü, rahim kanserinden. Yani ailede riskin yüksek olduğunu biliyorduk aslında -- ama kendimize kondurmuyorduk.
Sonra bizim kuşaktan bir kuzende kanser çıkınca, BRCA1 geninde tıklayın mutasyon taraması da yapıldı ve sonuç pozitif çıktı. Bunun üzerine doktorlar bütün aileye tarama önerdi. Ama 10 kadın kuzen arasında bir tek ben yaptırdım bu taramayı.
Tarama kararını almak için bile, psikolojik olarak çok güçlü olmak lazım. Zaten ailede bir kişi kanser olunca herkes olmuş gibi oluyor, çok ağır bir psikoloji. Yakınınızı hayatta tutmaya çalışırken bu zorlu yolculuğa sizin de çıkabileceğiniz düşüncesi çok ağır. Ama ben biliyor olmayı tercih ettim. Çok araştırdım, okudum, yurt dışından kaynaklara baktım ve gözümü kapatıp testi yaptırdım. Sonuç pozitif çıktı. Süreçler Türkiye'de bundan 3-4 yıl önce daha zorlu yürüyordu.
Bu işin psikolojik boyutunun ne kadar yoğun olduğunu doktorlar tam bilmiyordu. Sizin dilinizden konuşan, doğru yaklaşan doktor bulmak çok zordu.

Şok ve doktorlar
Her görüşmeden ağlayarak çıkıyordum. "%90 kanser olacaksın. Hemen yat, alalım memelerini" diye, dan dan söylüyorlardı yüzüme. Sağlıklı bir insan olarak girdiğiniz muayenehanede %90 gibi rakamlar duymak, karşılığında kadın olarak vücudunuzun önemli bir parçasından ayrılmak çok zor. Psikolojik yardım konusunda Türkiye'de herhangi bir örgüt, kurumsal bir destek yok, en zor kısmı da bu zaten. Destek grupları daha yeni yeni oluşuyor -- çünkü zaten çok az insan test yaptırıyor.
Yaptıranlar da hem psikolojisinin ağırlığından, hem bir daha sağlık sigortası bulamamak korkusuyla kimliklerini açıklamaya çekiniyor. Ben de ailemdem destek aldım, onun dışında psikoloğa gittim kendimi hazırlamak için.
Hazır olunca, rahim ameliyatımı oldum. Şimdi de meme ameliyatı olmam gerekiyor ama peşpeşe yaptırması zor. Psikolojik olarak hazır olmam gerekiyor, bekliyorum ben de. Bu arada takip protokolleri çok ağır. Her altı ayda bir MR, mamografi, kan testi yaptırmak gerekiyor. Ve hala her kontrolde doktorlarla cebelleşiyorum, hemen ameliyat olmuyorum diye kavga ediyoruz. Rakamlardan söz eden doktorların anlayamadıkları şey şu ki, bu benim için bir geçiş süreci ve hazır olmam gerekiyor.
Onların da bu süreci anlayarak, sakin ve korkutmadan konuşmaları gerek.

Yine de
Bütün bu zorluklara rağmen risk testini yaptırmanın gereğine kuvvetle inanıyorum. Birinci dereceden akrabası meme ya da rahim kanseri olan her kadının bu testi yaptırması, kendisinde bu tür bir kanser çıkan her kadının çocuklarına bu testi yaptırması gerekiyor. Görmezden gelmek ve kaderci olmak da bir seçim tabii - ama ben cesaret göstererek tedbirli olmayı seçtim. Rahim ameliyatında, bir haftalık bir zorluk çekerek, riskimi %70'lerden sıfıra indirdim. Dünyanın sonu da gelmedi.

 Hollywood’un bile ilgisini çeken Prof King ile Türkiye’ye bir öğrencisinin düğünü için geldiği Ankara’da, Amerikan Büyükelçiliği rezidansında sohbet etme imkanı bulduk.
Tabi en önemli soru, Türkiye’de son dönemde en çok tartışılan konuydu; Milliyetçilik.
Nedir milliyetçilik? Doğuştan mı gelir, kültürel olarak mı oluşur?
İşte Prof Mary-Claire King’in yorumu;
"Milliyetçilik bana göre insanların seçtiği bir olgu; İnsanların kendileri için seçtiği bir siyasi kimlik. Vatandaşlık kimliği. Ben bir Amerikalıyım. Amerikan bakış açısıyla baktığınızda, sonuçta bizim ülkemize hepimiz gezegenin tüm bölgelerinden göçmen olarak gelmedik mi?"

“MİLLİYET KÜLTÜREL BİR KONUDUR, GENETİK DEĞİL…”
Prof King, genetik araştırmalar sonucunda aslında tüm insanlığın "Afrika kaynaklı olduğuna" da dikkat çekti; "Genetik,insanların nereden geldiklerinin, göç ettiklerinin belirlenmesinde çok büyük başarıyla kullanılıyor. Şu anda dünyanın her bölgesinde yaşayan insanların, Afrika'daki ortak geçmişimizden çıktıktan sonra, nerelerden geçerek bulunduğu yere geldiği genetik yoluyla belirlenebiliyor. Aslında hepimiz original olarak Afrika’dan geliyoruz. Afrika’dan Asya’ya geçilmiş. Ardından Avustralya’ya gitmişler. Sonra Doğu Asya’ya. Yukarıya doğru gidilmiş, buradan Avrupa’ya geçiş olmuş.
Pekçok insan aşağıya, yukarıya, doğuya batıya durmadan göç etmiş 50 bin yıl boyunca.
Genetik bu açıdan bakınca çok değerli; bize göç hakkında bilgiler veriyor. İnsanların iklime nasıl adapte olduklarını, bulaşıcı hastalıklara karşı verdikleri tepkileri anlatıyor. Bu açıdan bakınca, milliyet kültürel bir konudur, genetik değil..."

“TÜRKİYE’DEKİ DEMOGRAFİK YAPI BÜYÜLEYİCİ…”
Prof King, Türkiye'deki demografik yapıyı "büyüleyici" olarak nitelendiriyor. Bunun nedeni ise, Anadolu topraklarının binlerce yıl boyunca göç yollarında yer alması;
"Türkiye, dünyada genetik açıdan en büyüleyici ülkelerinden biri. Bunun en önemli nedenleri arasında, ülkenin tarihi demografisi geliyor. Hem ülkenin kültürel tarihi, hem de insanlarının yüzyıllar boyunca yaptıkları göçler, Türkiye'yi genetik bilimi açısından büyüleyici kılıyor" diyor Dr King ve ekliyor; "Türkiye'ye pekçok kez ziyarette bulundum. Bu ziyaretim ise Amerika'daki bir post doktora öğrencimin düğünü. Kendisi Ispartalı, evleneceği, o da genetikçi olan kız arkadaşı Ankaralı. Ankaralı kızın ailesi çok modern bir aileden geliyor. Ispartalı erkeğin ailesi ise daha geleneksel. Hem Ankara'da, hem de Isparta'da düğün yapılacak. Ve benim de katılma şansına erişeceğim bu iki farklı düğün bile, Türkiye'nin kültürel açıdan ne kadar zengin olduğunun göstergesi. Ve o evlenen ikisi; benim akademik çocuklarım onlar..."
Prof King'e göre, bu kültürel ve genetik zenginlik, Türkiye'yi özellikle tıp alanındaki araştırmalar açısından çok önemli kılıyor;
"Kanser, şizofreni, kalp hastalığı gibi, tüm insanlarda görülme olasılığı bulunan hastalıkların araştırılması konusunda, bu kadar büyük bir demografik zenginlik büyük önem taşıyor."

GENETİK BİLİMİNİN İNSAN HAKLARINA KATKISI
Prof King’i bilim dünyasında önemli kılan unsurlardan biri de, genetik bilimini insan haklarının kullanımına sokmuş olması. Arjantin’deki darbeciler, pekçok kadın ve erkeği hapishanelere gönderdiklerine, çocuklarını da alıp, evlatlık verdiler.
İşte o annelerin, kendilerinden izinsiz evlatlık verilen çocuklarını arayışının önünü açtı Prof. King’in çalışmaları.

PERŞEMBE BÜYÜK ANNELERİ…
Arjantin’de cuntacıları pes ettiren yolda işaret fişeğini, kızları hapiste, torunları evlatlık verilen büyükanneler başlattı. Her Perşembe toplanıp, torunlarını geri isteyen büyükannelerin hareketi “Perşembe büyük anneleri” adını aldı. Tıpkı daha sonra Türkiye’de de ortaya çıkan “Cumartesi anneleri” gibi, haklarını barışçı gösterilerle aradılar.
Bu insani çağrı, tüm dünyanın ilgisini çekince Arjantinli cuntacılar, topu bilinmeze atmak istediler;
“Hangi çocuğun kime evlatlık verildiğini bilmiyoruz. Aradan yıllar geçti, çocuklar büyüdü. Gerçek ailelerin bulunması mümkün değil” diyerek, tepkileri savuşturmak istediler.
İşte tam bu aşamada devreye Prof King girdi. Yaptığı genetik çalışmalarla, tek tek evlatlık verilen çocuklarla, anne-babaların genetik örneklerini karşılaştırdı. Ve çocukların, gerçek ailelerine geri verilmelerinin önünü açtı.

“ŞİLİ’DE YÜZLERCE ÖĞRENCİM ÖLDÜ, KAYIP OLDU”
Prof King’in Arjantin’deki bu genetik çalışmaya gönüllü olması aslında tesadüf değil. Çünkü kendi hayat hikayesi içinde de benzer bir askeri darbe deneyimi var;
“Şili de, insanın evrimi üzerinde bir projede çalışıyordum. Hem ders veriyor, hem de saha çalışmaları yapıyorduk ki, 1973 yılında Şili askeri darbesi yaşandı. Darbeden sonra Şili'de kalamadık. Pekçok öğrencim öldürüldü ya da kayboldu."

ŞİLİ DARBESİ ETKİSİNDEN KURTULMAYA ÇALIŞIRKEN, MEME KANSERİ GENİNİ BULDU
Şili’de yaşadığı bu darbe tecrübesini atlatma çabaları, Prof King’in tüm dünya kadınları için “büyük müjde” niteliği taşıyan buluşu yapmasının da önünü açmış. Şili’deki darbenin yarattığı depresyondan kurtulmak için kendisini çalışmaya veren, meme kanseri projesine dahil olan Prof King, kadınların kabusu meme kanserinin nedenini, meme kanseri genini bulmuş. Bu buluş tıp dünyasında, meme kanseri ile mücadelede çığır açan adım olarak görülüyor. Prof King, kendisini bu büyük buluşa götüren ortamı şöyle anlattı;
"Ülkeme dönüşte, Şili'ye ilişkin bu kötü olayların etkisinden kurtulmak için entellektüel açıdan farklı bir çalışma yapmak istedim. O dönem, Başkan Richard Nixon'ın kansere savaş açtığı dönemdi. Kanser araştırmalarına hiç olmadığı kadar çok mali kaynak ayrılıyordu. San Fransisco'da meme kanseri araştırmasına ilişkin bir projeden davet aldım. Ve Şili'nin kötü anılarından kurtulmak için de kendimi çalışmaya verdim..."
İşte bu proje açmış meme kanseri geninin bulunmasının önünü. Prof King anlatıyor; "Bu araştırmaya hevesle başladım çünkü meme kanseri kadınlar açısından çok önemli bir sorun. Meme kanseri konusu o zamana kadar hep çevresel etkiler üzerinden incelenmiş, hiç evrim açısından incelenmemişti. Sonuçta, meme kanseri geni ortaya çıktı."

"BİZ DE GAZETECİLER GİBİ ÇALIŞIYORUZ; DUYGULARIMIZI KATMADAN..."
İnsan hakları gibi çok zor bir alanda da çalışan Prof King, bilim insanları ile gazeteciler arasındaki benzerliğe de dikkat çekti;
"İnsan hakları alanında çalışmak çok önemli. Çünkü aileleri biraraya getiriyorsunuz. Bunu bir gazeteci olarak en iyi sizin takdir edeceğinizi sanıyorum; çünkü, yeteneklerinizi, işinizi insan hakları gibi bir alanda kullanmanın ne kadar önemli olacağını siz gazeteciler de biliyorsunuz. Böylesine önemli bir konuda, teknik kısma odaklanmak, duyguları bir tarafa bırakmak, kısacası profesyonel davranmak çok önemli. Yine tıpkı gazetecilerin yaptığı gibi. İşinizi doğru nedenlerle yaptığınızı bilmeniz gerekir. Kafanızda hiçbir şüphe olmaması gerekir. Zaten bu benzerlikler yüzünden gazetecilere çok büyük saygı duyuyorum."

"Önce işimi yapıyorum, sonra bırakıyorum annelik duyguları gelsin..."
Prof King, insan hakları alanındaki çalışmaların "hata kabul etmez" yönüne de dikkat çekti;
"İşiniz hata kabul etmiyor. Aileleri biraraya getirmek için herşeyi doğru yapmanız gerekir. Eşleşmelerin doğru yapılması, istatistiklerin doğru konulması çok önemli. Bu açıdan, duygusal gerçeklerin çalışırken dikkatinizi dağıtmasına izin veremezsiniz. Ancak sonuca ulaştığınızda, kararınızı tam ve açık olarak ortaya koyduğunuzda, işin duygusal yanını düşünebilirsiniz. Ancak iş bittiğinde, kendinizi biraz geriye çekip bakabilir ve bir anne gibi hissedebilirsiniz, kendinize bunun için izin verebilirsiniz..."

BİLİMLE UĞRAŞANLARIN BAĞIMSIZLIĞI ÖNEMLİ
Prof King'in dikkat çektiği bir başka konu isebilim insanlarının bağımsızlığı;
"Bilim adamlarının önemli görevlerinden biri de hükümetlerine tavsiyelerde bulunmak. Hükümetlerin pekçok önemli konudatamamen bağımsız yanıtlara ihtiyaçları var. Bu açıdan bakınca, bilim insanlarının bağımsız olmaları çok önemli."
Prof King, ABD'de Ulusal Bilim Akademisi'nin 1863 yılında Başkan Abraham Lincoln
tarafından, "tam da Amerikan iç savaşının ortasında" kurulduğunu anlatıyor ve ekliyor;
"Ben yine bir Amerikalı olarak konuşacağım; Amerika’da bilim yapmanın en güzel yanı, bağımsız olarak çalışabilmemizdir. Abraham Lincoln bizim Ulusal Bilim Akademisi'ni iç savaşın tam ortasında kurdu. O zaman, böyle bir adamın bundan başka yapacak pekçok işi olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak o, Akademi’yi bilerek savaş sürerken kurdu. Çünkü savaş sonrasında bağımsız bilim insanlarına, mühendislere danışma ihtiyacı duyacağını biliyordu. Onların tavsiyelerine ihtiyaç duyacağını biliyordu. 1863’te de bizim akademi bağımsızdı ve hükümeti de ciddi şekilde eleştiriyordu. Hala bunu yapıyor. Başkan Obama da,seçildikten sadece birkaç gün sonra akademiyi ziyaret etti, bilim insanlarına verdiği önemi göstermek için..."

 Sigara içmek tüm kanser tipleri için bir risk faktörüdür. Tütünün nikotin içermeyen bileşenlerinin genel olarak kanserojen oldukları düşünülmektedir. Nikotinin kanser hücrelerinin büyümesindeki etkisi hakkında çok az şey bilinmektedir. Özellikle meme kanseri için yapılan epidemiyolojik araştırmalarda, sigara içmenin meme kanseri riskini arttırdığı görülmüştür. Fakat moleküler biyoloji araştırmalarında risk artışının tam olarak nasıl ortaya çıktığı bulunamamıştır.
Ulusal Kanser Enstitüsü Bildirisi'nde yayınlanan bir araştırmaya göre nikotin, nikotinik asetilkolin receptörüne (nAchR) bağlandığı zaman, sigara içme alışkanlığına ve aynı zamanda doğrudan meme kanseri oluşumuna neden olabileceği belirtilmiştir.
Nikotinin meme kanseri hücrelerinin gelişimi üzerindeki etkisini belirlemek için Tapei Tıp Fakültesi Doktoru Yuan-Soon ve arkadaşları, 276 farklı meme tümörü örneklerini, meme kanserli hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörünün etkileşimi ile normal hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörlerinin etkileşimleri açısından karşılaştırdılar.

Yapılan çalışmalar nikotinin kanseri tetiklediği görüldü!
Çalışma sonucunda meme kanserli hücrelerdeki reseptörlerin etkileşimlerinin daha yüksek olduğu ve bu etkinin ileri meme kanserinde erken meme kanserine göre daha belirgin olduğu saptandı. Çalışmada, nikotin etkisiyle reseptörü aktifleştiren alt maddenin (subunit) miktarının azaltılmasıyla tümor büyümesinin azaldığı saptandı. Yani nikotinin reseptöre bağlanıp etki yaratmasına aracılık eden maddenin miktarı azaltılınca nikotin ile reseptör arasındaki etkileşim de azaltılmış oldu. Normal meme hücreleri nikotin ile karşılaştıklarında, yani normal hücrelerdeki nikotin reseptörleri aktifleşince, hücrelerin kanserleşme eğilimlerinin arttığı görüldü.
Bu çalışmalarda, sigara içimi sonucu nikotin reseptörlerinin aktifleşmesiyle oluşan kanser yapıcı sinyallerin meme kanseri oluşumunda kesin etkileri olduğu sonucuna varıldı.
Kanser enstitüsünden Dr.Ilona Linnoila bu çalışmayı yorumlamış ve nikotinin, nikotinik reseptörleri harekete geçirerek kanseri tetiklemesinin yanı sıra bağımlılığı da tetiklediğini ve bu şekilde sigara tüketimini artırdığını belirtmiştir.

Avrupa’da meme kanseri görülme sıklığı azalırken, Türkiye’de artmaya devam ediyor. Türkiye’de meme kanserine yakalanan kadınların yarısı 50 yaşın altında. 40 yaş altı meme kanserli kadın oranı ise %20 civarında ve batılı kadınlara göre 4 kat daha fazla. Meme kanserinde yüz güldüren en önemli nokta ise mamografik tarama sayesinde kanserin erken evredeyken yakalanabiliyor olması. Böylece kanser öncüsü değişikliklerin yokedilmesi ya da çok başlangıç halindeki kanserin temizlenerek %100 sağlıklı yaşam ve memenin korunma şansının olması. Bu yıldan itibaren Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanlığı meme kanseri ile mücadelede yeni bir boyuta geçiyor. Bakanlık Türkiye'deki tüm Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri'nde 2 yılda bir ücretsiz mamografi taraması yapılacağını ve tarama yaşının 50’den 40’a indirildiğini açıkladı.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahit Özmen de ülkemizde meme kanseri görülme oranının endişe verici düzeye çıktığına dikkat çekti. Kurucusu olduğu Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) ile kadınların bilinçlenmesine katkıda bulunan Özmen, mamografi yaşının 40'a indirilmesi projesine MEMEDER olarak katkı sağlamaktan mutluluk duyduklarını belirtti. Özmen: ‘’Avrupa ve ABD'de her 8 kadından biri, Türkiye'de ise 10 kadından biri meme kanserine yakalanıyor. 20 bin meme kanserli hastada yaptığımız araştırmada, hastaların yarısının 50 yaşın, %20’sinin ise 40 yaşın altında olduğunu göstermektedir. Bahçeşehir Meme Sağlığı Merkezi’mizde yaptığımız meme kanseri mamografik tarama programları, ele gelmeyen meme kanseri yakalama oranını yüzde 75’e kadar yükseltmiştir. Bu sayede kadınlar memelerini kaybetmeden sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Erken tanı, tedavi maliyetlerini azaltarak ülke ekonomisine de ciddi sağlamaktadır. Bu nedenle bakanlığın tarama yaşını 40’a düşürmesi sevindirici bir gelişme olmuştur.’’ diye konuştu.

MEMEDER Başkanı Oya Kösemen gelişmeler ile ilgili olarak: ‘’ Bu gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Kadınlarının korkulu rüyası olan ve Türkiye’deki kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri için bugün umut verici gelişmeler gerçekleşmektedir. MEMEDER olarak Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanlığı tarafından başlatılan meme kanseri ile mücadele çalışmalarını sonuna kadar desteklediğimizi belirtmek isterim. Meme kanseri ile mücadelede tek bir kadının dahi yaşam süresinin uzaması ve kalitesinin artması çok önemli. Bu nedenle erken teşhis ve tarama çalışmalarımıza büyük önem veriyoruz. ‘’ dedi.