e-Posta :
Şifre :

Etiket: İlaç

E-öğrenme (0) Literatür (0) Haber (35) Etkinlik (0) Webcast (0)Tümünü göster (35)
Bankacılık diyenler yanıldı. İş tanımı kârlarını artırmak değil, insan hayatı kurtaracak ya da acılarını dindirecek ilaç üretmek olan bir sektörden, ilaç sektöründen bahsediyoruz.

Sektör, insanlığın bugün kullandığı binlerce ilacı üretti üretmesine, ama bunun karşılığında çok büyük kârlar elde etti, hem de her zaman meşru yolları kullanarak değil.  Geçen yıl ABD'nin dev ilaç şirketi ve sektörel ciro bakımından dünyanın 1 numarası Pfizer'ın kâr marjı yürek hoplatıcı düzeylere, yüzde 42'lere ulaştı. Yıllanmış bir ilaç sektörü yöneticisi boş yere "Ben bu boyutta bir kârı meşrulaştıramazdım" dememişti.

Şirketin geçen yıl hayvan sağlığı alanındaki yan kuruluşunu satarak elde ettiği 10 milyar dolarlık tek seferlik kârını çıkardığınız zaman bile şirketin kâr marjı hala yüzde 24 ile akıl almaz düzeylerde. 
Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Britanya'da bu yıl enerji şirketlerinin kârlarının yüzde 4 ila 8 olacağı açıklandığında kıyametin koptuğunu hatırlatalım. Geçen yıl beş büyük ilaç şirketinin -Pfizer, Hoffmann-La Roche, AbbVie, GlaxoSmithKline (GSK) ve Eli Lilly'nin- kâr marjları yüzde 20'yi geçiyordu.

Bazı ilaçların tam kürünün 100.000 dolar gibi astronomik rakamlara vardığı ve üretim maliyetlerinin düşüklüğü düşünüldüğünde, bu boyutlarda kârların nasıl elde edildiğini anlamak hiç zor değil.
Geçen yıl dünyanın önde gelen 100 onkoloğu, Blood adlı bilim dergisine yolladıkları açık mektupta kanser ilaçlarının fiyatlarının düşürülmesi için çağrı yapmışlardı. Bu mektuba imzasını koyanlardan Knight Kanser Enstitüsü Başkanı Dr. Brian Druker konuyu şu sorularda özetliyor:
"Gleevec adlı kanser ilacından yılda 3 milyar dolar kâr ediyorsanız, 2 milyar dolar kâra razı olur musunuz? Gerekli düzeyde kâr etmekle vurgunculuk arasındaki sınırı ne zaman geçmiş olursunuz?". Sadece kanser ilaçları da değil, bu yıl, Nisan ve Haziran ayları arasında ilaç şirketi Gilead, çok satan Sovaldi adlı hepatit C ilacından 3,5 milyor dolar kazandı.

İlaç şirketleri genellikle kârlarını, yaptıkları araştırma ve geliştirme çalışmalarının çok pahalıya malolmasıyla açıklıyorlar. Ortalama olarak üretilen her 10 ilaçtan sadece 3'ü kârlı oluyor, ve bazen biri de yılda 1 milyar doların üzerinde gelir sağlıyor. Bir çoğu ise piyasaya bile çıkamadan unutulup gidiyor. Fakat, genel tabloya baktığımızda ilaç şirketlerinin en büyük maliyetinin aslında araştırma geliştirmeye değil, pazarlamaya gittiğini görüyoruz. Üstelik kâr marjlarına araştırma geliştirme maliyetleri zaten ekleniyor.

Buna karşılık ilaç şirketleri, ürettikleri ilaçların sadece üretim maliyetiyle değil, uzun vadede sağladıkları bireysel ve toplumsal tasarrufla da birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.
Britanya İlaç Sanayicileri Birliği Başkanı Stephen Whitehead, "İlaçlar aslında uzun vadede para bile kazandırır" diyor ve şu örneği veriyor:

"Hepatit C'yi alın. Karaciğer nakli gerektiren ve ölüme yol açan korkunç bir virüs. 12 haftalık ve 55 bin-110 bin dolar tutarında bir ilaç kürü yüzde 90 iyileşmeyle sonuçlanıyor. Bu insanlar hem yaşayıp ailelerine katkıda bulunmaya devam ediyorlar hem de ameliyat bile olmaları gerekmiyor. Bu müthiş bir tasarruf."

Söyledikleri doğru ama bir çok uzmana göre, bir şeye yüksek fiyat koyduğunuzda hala satabiliyor olmanız, özellikle de bu insan sağlığıyla ilgili bir konu olduğunda, yüksek fiyat koymanızı ille de meşru kılmıyor. Ama bu tür karşı çıkışlar, ilaç şirketlerinin eninde sonunda hesap verdiği merci olan hissedarları için pek değer taşımıyor muhtemelen.

Büyük ilaç şirketleri ayrıca yüksek kâr oranlarına bir diğer gerekçe olarak kâr edebilmek için kısa bir zaman pencereleri olmasını da öne sürüyorlar. "Bir ilaca genellikle 20 yıllık patent veriliyor. Fakat bunun 10-12 yılı zaten yüksek maliyetlerle ilacın geliştirilmesi için harcanıyor. Patent süresi bitip de başka şirketler daha ucuz bir alternatif geliştirmeden önce kâr edebilmek için geriye 8-10 yıllık bir zaman kalıyor" diyorlar. Patent bittikten sonra satışları genellikle yüzde 90'ın üzerinde düşüş kaydediyor. "İlaç sektöründe markaya sadakat yok" diyor GlobalData adlı araştırma şirketinin başkanı Joshua Owide: "Diğer sektörlerin aksine patent bitince marka da kapı dışarı ediliyor ve tüketici ucuz alternatiflere yöneliyor." İşte ilaç şirketleri bu yüzden patentlerini uzatmak için inanılmaz bir çaba gösteriyor, sayısız avukat tutuyor ve bir servet harcıyorlar. Üç ayda 3 milyar dolar kazanan bir ilaç söz konusu olduğunda patentin bir ay uzatılması bile inanılmaz kârlar anlamına geliyor.

Varolan iki ilacı biraraya getirerek daha geniş kullanımlı yeni ilaçlar üretmek ya da aynı içerikle bir ilacın tamamen aynısını başka isimle üretmek gibi yollarla da patentlerin ömrü uzatılmaya çalışılıyor. Britanya'dan Glaxo Smith Klein (GSK) da dahil olmak üzere bazı büyük şirketler, ucuz ilaç üreten firmalara üretimi geciktirmeleri için para ödemek gibi etik olarak çok daha tartışmalı taktikler kullanmakla da suçlanıyor. Burada büyük ilaç şirketinin ödeyeceği para, ucuz ilacın satışıyla elde edilecek gelirden çok daha fazla olduğundan, anlaşma iki taraf için de kârlı olabiliyor.

Fakat ilaç şirketlerine yönelik, kimisi itiraf da edilmiş, daha da ağır suçlamalar var. Yakın zamana kadar etik olarak çirkin bulunsa ve bazı yerlerde yasak olsa bile, büyük ilaç şirketlerinin doktorlara, reçeteye kendi ilaçlarını yazsın diye ödeme yapması yaygın bir uygulamaydı. GSK daha Eylül ayında Çin'de doktorlara rüşvet vermekten 490 milyon dolar cezaya çarptırıldı ve Polonya ile Ortadoğu'da benzer taktikler kullanmakla suçlandı. Para bir yana doktorlara verilen hediyeler, burslar, masrafı ödenen seyahatler gibi ayrıcalıkların nerede rüşvete girmeye başladığını belirlemek zor ve bunlar özellikle ABD'de çok yaygın uygulamalar.

Yakınlarda yapılan bir araştırma ABD'de ilaç şirketlerinden çeşitli ödemeler alan doktorların hastalarına bu ilaçları yazma olasılığının iki kat attığını ortaya koydu. Bu durum, hükümetlerin, sağlık hizmetlerinin ilaca ayırdığı fonların da şişmesine neden oluyor olabilir. Bir başka yeni araştırma Britanya'da doktorların yazdıkları ilacın aynı etkiyi yapan ucuz versiyonunu yazmaları durumunda Ulusal Sağlık Hizmetleri'nin, yılda 1 milyar sterlin tasarruf edeceğini ortaya koydu.

İşte bütün bunlar ABD ve Britanya'da doktorlara yeni düzenlemelerle sektörden aldıkları bütün ödeme ve hediyeleri bildirme mecburiyeti getirildiğinde önemli ölçüde değişebilir.

Bir çok ilaç şirketi eczacılarla ilaçlarını yüksek fiyatla satmak üzere anlaşma yapmakla, deneme sürecindeki ilaçlar hakkında dergilerde ilacın olumsuz yanları üzerinde durmayıp olumlu yanlarını metheden tanıtım yazılarına yer vermek gibi şeylerle de suçlanıyor. Hatta yanlış tanıtım ve hatalı bilgilendirme gibi sebeplerle milyarlarca dolar cezaya çarptırılan şirketler var. Fakat öyle görünüyor ki kârların yüksekliği nedeniyle bu cezalar şirketler için pek caydırıcı olmuyor ve yasal sınırları zorlamaya çekinmiyorlar.

Bu durumda Dünya Sağlık Örgütü'nün ilaç şirketlerinin meşru kâr arayışı ile kamunun daha geniş tıbbi ve sosyal ihtiyaçları arasında içkin bir çıkar çelişkisi bulunduğunu söylemesine şaşmamak gerekiyor. Avrupa Konseyi de "hastalar ve kamu sağlığını ilaç sanayiinin istenmeyen etkilerinden koruma" konulu bir araştırma başlatıyor. Bu araştırmada, ilaç şirketlerinin sağlık çalışanlarıyla ilişkileri veya kamu sağlığı kuruluşlarının büyük şirketlerden maaş alan uzmanların bilgilerine başvurması gibi uygulamalar da ele alınacak. Bu tür araştırmaların sonuçları ne olursa olsun, maliyetlerin yükselişi ve bilimsel ilerlemenin geldiği düzey itibariyle eski ilaç geliştirme modeli artık değişmek zorunda ve ilaç sektörü köklü bir değişim sürecinin eşiğinde. Büyük ilaç şirketlerinin bol ve tatlı kârları hiç olmadığı kadar tehdit altında...

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın

İTS MOBİL SAYESİNDE İLACIN;
? Sisteme kayıtlı olup olmadığını
? Hakkında toplatılma kararı olup olmadığını
? Son kullanma tarihinin geçip geçmediğini kolayca öğrenebilirsiniz.
Ayrıca tespit ettiğiniz sisteme kayıtlı olmayan ilacı uygulama üzerinden yetkililere bildirebilirsiniz.

İlaç Takip Sistemi, sağlık bakanlığı tarafından sunulan bir hizmettir. İTS halk sağlığını korumak amacıyla, Türkiye sınırları içerisine giren her ilacı üretim / ithalat işleminden hastaya ulaşana kadar her aşamada takip eder. Bu sayede sahte, kaçak ya da son kullanım tarihi geçmiş ilaçların hastaya ulaşmasını engeller.

İlaç Takip Sistemi'nde tüm ilaçların kutu bazında takibinin yapılabilmesi için karekod çözümü kullanılmaktadır. Sistem öncesi ilaç kutuları üzerinde bulunan barkodlarla beraber artık karekodların da bulunması zorunlu hale getirilmiştir. Bu sayede ilaç kutuları tekil kimlik kazanmış ve kutuların takibi mümkün hale getirilmiştir.

İlaç Takip Sistemi tüm paydaşlar tarafından (üretici/ithalatçı, ecza deposu, eczane, hastane, geri ödeme kurumu) etkin bir şekilde kullanılmakta ve güvenli ilacın hastaya ulaşması sağlamaktadır.

Android uygulaması için tıklayın



 

Türkiye'de kanser tedavisi için kullanılan bazı ilaçların temin edilememesi hastaları zor durumda bırakıyor. Sağlık Bakanlığı, çok sayıda kanser hastasının beklediği ve piyasada bulunamayan ilaçlarla ilgili önemli bir düzenleme yapacak. Bakanlık, fiyat düşüklüğü nedeniyle üreticisi tarafından ülkemizde satışı sona erdirilmesini engelleme adına yeni fiyat tebliği üzerinde çalışıyor.

Takvim'deki haberin devamı için tıklayın

Doktorlardan sonra eczacıların da belli dallarda uzmanlaşmasını sağlayacak yasa teklifi verildi.
AK Parti İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç, eczacılara uzmanlık getirilmesine ilişkin teklif hazırladı.
Meclis Başkanlığı’na sunulan teklife göre, eczacılar artık “onkoloji”, “enfeksiyon”, “klinik” ve “fitofarmasi-bitkisel tedavi” alanında uzmanlaşacak.

Uzmanlar, kansere karşı geleneksel ilaçların yanında kullanıldığında, "Losartan"ın ömrü uzatabileceğine inanıyor. İnternet üzerinden yayın yapan Nature Communications, farelerde uygulanan başarılı denemenin ardından, doktorların, "Losartan"ı, tedavisi zor bir kanser türü olan pankreas kanseri hastalarına vermeyi planladıklarını yazdı.

Günümüzde pankreas kanseri hastalarının sadece % 5'i beş yıldan fazla yaşıyor. Bunun nedenlerinden biri, pankreas kanseri hastalarının sadece 10'da birinde tümör üzerinde ameliyat yapılabilmesi. ABD'deki Massachusetts Hastanesi'nden araştırmacılar, ameliyat edilemeyecek pankreas kanseri hastalarına, kemoterapinin yanı sıra Losartan'ın verilmesini öngören tedavi için, gönüllü hasta aramaya başladı.

Araştırmacılar, bu tedavinin, hastaları iyileştirmese de, ömürlerini uzatacağını umuyor. Losartan, 10 yıldan fazla süredir güvenli bir yüksek tansiyon ilacı olarak kullanılıyor. Bu ilaç, damarları gevşeterek basıncın azalmasını ve daha fazla kan taşınmasını sağlıyor. Massachusetts Hastanesi araştırma ekibi, ilacın göğüs ve pankreas kanseri olan farelerde yarar gösterdiğini ortaya koydu. İlacın, tümör etrafındaki bölgelere daha fazla kan akışı sağlayarak, kemoterapi ilaçlarının hedefe daha iyi ulaşmasına olanak verdiği görüldü.

Genel kemoterapi yerine bu tedavinin uygulandığı farelerde yaşam süresinin uzadığı tespit edildi. İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı'ndan Dr Emma Smith, "Fareler üzerindeki bu ilginç araştırma, yüksek tansiyon ilacının kemoterapiyi nasıl daha etkili kıldığını gösteriyor; fakat insanlarda da aynı sonucun alınıp alınmayacağını henüz bilmiyoruz." dedi.
Smith, ilacın tüm hastalar açısından ya da diğer kemoterapi ilaçları ile karıştırılması durumunda güvenli olup olmadığını tespit etmek için klinik denemelerin sonuçlarını beklemek gerektiğini belirtti.

 Son yıllarda görülme sıklığında belirgin bir artış olan “Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu” halk arasındaki adıyla “Sarı Nokta Hastalığı” ile ilgili farkındalık yaratmak ve toplumu hastalık konusunda bilinçlendirmek adına çalışmalar yürüten Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) yeni bir projeye imza attı.

TOD, hastalığın tanıtılması, hastalık ve tedavisiyle ilgili güncel bilgilerin aktarılması amacıyla bu yıl ilk kez bir bilinçlendirme kampanyası düzenledi. Dernek ve Novartis’in işbirliği ile düzenlenen Sarı Nokta Hastalığı Kısa Film Yarışması’nın da tanıtıldığı basın toplantısında hastalıkla ilgili güncel bilgiler paylaşıldı.

Toplantı, Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak, Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birim Başkanı Doç. Dr. Serra Arf, kısa film yarışması jüri üyeleri Çağlar Gözüaçık ve yönetmen Nisan Akman’ın katılımıyla gerçekleşti.

Kampanyayla ilgili görüşlerini bildiren TOD Genel Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak; “Halk arasında sarı nokta hastalığı olarak bilinen Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu’nun dünyada ve Türkiye’de her geçen gün görülme sıklığı artıyor” dedi. Hastalığın 50 yaş üstü kişilerde ciddi görme keskinliği kaybının başlıca nedeni olduğunu belirten Prof. Dr. Kaynak, “Hastalığın dünyada 30 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. Ancak bu konuda yeterli bir bilinç oluşmuş değil. Zira ülkemizde, giderek artan yaşlı nüfusta, sarı nokta hastalığı havuzuna her sene yaklaşık 300.000 yeni birey katılmakta ve bunların %10’luk bir kısmı ciddi ve hızlı görme kaybına maruz kalmaktadır. 65 yaş üstü popülasyonun yaklaşık %10’unu etkileyen hastalık; televizyon seyretmek, araba kullanmak, okumak ve yazmak, bilgisayar ve telefon kullanmak ya da alışveriş yapmak gibi günlük aktiviteleri olumsuz etkilediğinden yaşam kalitesini oldukça aşağıya çekmektedir. Yaşam kalitesi azaldıkça, görsel yetersizlik nedeni ile ikincil hastalık sıklığında artış ve başkasına bağımlılık, bu hastalığın toplumsal maliyetinin zannedildiğinden çok daha yüksek olduğunu göstermektedir” dedi.

TOD Tıbbi Retina Birim Başkanı Doç. Dr. Serra Arf; “Hastalığın belirtileri arasında çarpık görme, merkezde siyah nokta görme, kontrast duyarlılığının azalması ve görmede bulanıklık yer almaktadır. Hastalar görme kaybını yaşlılığın doğal bir süreci olarak algılamaktadırlar” dedi. Doç. Dr. Serra Arf, sarı nokta hastalığında tanı ile tedavi arasındaki süre uzadıkça hastanın görme kaybının da hızla artmakta olduğunu dile getirirken, erken teşhis için 50 yaşın üzerindeki kişilerde göz dibi muayenesinin önemli olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Serra Arf; “Bu alanda yeni geliştirilen tedavilerle birlikte hastaların yaşam kalitesinde anlamlı iyileşmeler sağlanabilmektedir” dedi.

Hastalıkla ilgili bilgi açığını gidermek için çeşitli faaliyetler düzenlediklerini belirten Prof. Dr. Süleyman Kaynak, “Kısa film yarışması projemiz hastalığın geniş kitleler tarafından duyulmasını sağlayacağı gibi büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu bir kitle ile tanışmamıza da yol açacak. Sarı nokta hastalığı konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeyi amaçlayan bu değerli projeye koşulsuz destek sağlayan Novartis’e bu vesile ile teşekkürlerimizi iletiyoruz” dedi.

Sarı Nokta Hastalığı Kısa Film Yarışması jüri üyesi Taze Fikir Ajans Başkanı Çağlar Gözüaçık ise “Bildiğiniz gibi paylaşıma açık olan kitle iletişim araçları içerisinde film; en yaygın olan, kolay anlaşılabilen, özellikle toplum bilinci ve eğitimi açısından genel kültürü artırıcı bir araç. Bugün, sosyal medya ve dijital platformların da hayatımızdaki rollerinin artması ile birlikte video, film, kısa film gibi içerikler her gün milyonlarca kitleye ulaşmaya, istenilen mesajın karşı tarafa kolayca aktarılmasına olanak sağladı. Bu doğrultuda toplumda sarı nokta hastalığı ile ilgili bilinç uyandırmak, hem de tanı almış hasta ve yakınlarını bilgilendirmek adına kısa film yarışması yapılmasına karar verildi. Hayata geçirilen bu proje ile görmenin ve görme kaybının en iyi şekilde anlatılacağına inanılıyor, katılımcıların ve izleyicilerin de hastalarla empati kurarak sarı nokta hastalığı hakkında daha fazla kişiyi bilinçlendirmeleri hedefleniyor” şeklinde konuştu.

Ekim ayı itibariyle bir yıl boyunca sürecek kısa film yarışmasına, katılımcılar www.sarinokta.org/kisafilmyarismasi adresinden 12 Eylül 2014 tarihine kadar başvuruda bulunabilecek. İletişim ve güzel sanatlar fakültesi öğrencileri ve genel katılım olmak üzere 2 kategori bulunan yarışmanın birincileri, 2014 yılında düzenlenecek bir törenle duyurularak ödüllerine kavuşacaklar.

 Küresel oyuncu olma hedefi doğrultusunda büyümesini sürdürülebilir kılmak üzere gerçekleştirdiği uluslararası ortaklık kapsamında, üretim tesisinin inşaat sürecini başlatan Abdi İbrahim, GMP’ye (Good Manufacturing Practices - İyi İmalat Uygulamaları) uygun olarak yapımı gerçekleştirilecek fabrikayı 2014 yılı sonuna kadar faaliyete geçirecek.


2012 yılı Ekim ayında Kazakistan’ın önde gelen ilaç üreticilerinden Global Pharm’ın yüzde 60 hissesini satın alan Abdi İbrahim, yatırımını yaptığı üretim tesisinin inşaatına başladı. Abdi İbrahim, Kazakistan hükümetiyle off-take (Uzun Vadeli Tedarik) anlaşmasına sahip Global Pharm’a ortak olarak, bu anlaşma gereğince kurulacak GMP’ye (Good Manufacturing Practices - İyi İmalat Uygulamaları) uygun üretim tesislerini 2014 yılı sonuna kadar faaliyete geçirme sorumluluğunu üstlendi.

Uluslararası pazarlardaki büyüme politikalarına uygun olarak Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) bölgesindeki varlığını güçlendiren Abdi İbrahim, söz konusu sözleşme gereği 131 ilacın 2014-2021 yılları arasındaki devlete olan tedariğini yeni şirketi Abdi İbrahim Global Pharm tarafından gerçekleştirecek. Abdi İbrahim Global Pharm gerek Abdi İbrahim ve gerekse Global Pharm’ın portföyünde yer alan ve geniş bir tedavi alanını kapsayan ürünlerin üretim ve pazarlamasını yapacak.

Abdi İbrahim Global Pharm’ın, 30 Eylül 2013 tarihinde Abdi İbrahim Başkanı Nezih Barut, Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Üyesi Erman Atasoy, Abdi İbrahim CEO’su Süha Taşpolatoğlu, Uluslararası Pazarlar Genel Müdürü Okan Öncel, Teknik Yatırımlar ve Projeler Direktörü Murat Tüzen, AIGP Şirket Yöneticisi Önder Sayın ve Alma Pharm yetkililerinin katılımıyla gerçekleşen tören ile inşaat sürecine başlandı. 

2014 yılında üretim tesisi yatırımını tamamlamayı planladıklarını belirten Abdi İbrahim Başkanı Nezih Barut Kazakistan’daki törende şunları söyledi “Bu ortaklık anlaşması 2021 vizyonumuzda yer alan küresel oyuncu olma hedefimize ve buna bağlı olarak BDT bölgesindeki varlığımızı güçlendirmeye yönelik bir adım. Bugün de Kazakistan’ın sıfırdan planlanıp inşa edilen ilk GMP özellikli modern üretim tesisin inşaatına başlamış olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu tesis modern bir AR-GE ve laboratuar da içeriyor. Yatırımını yaptığımız üretim tesisinin bugünkü anlayışla modern, bize yakışan, GMP standartlarına uygun, Kazakistan’ın en iyi ilaç üretim tesisi haline getirecek inşaatına başlamış bulunuyoruz. Türk ilaç sektörüne yön veren bir firma olarak böylesine önemli bir projeyi hayata geçirmekten ve Kazakistan pazarında yer almaktan dolayı mutluyuz.”

Eczacılığın gündemindeki konular, yeni yasal düzenlemeler, ilaç sektörü ve eczane ilişkileri açısından önem taşıyan noktalar ve eczaneye yönelik yeni uygulamalarının tartışıldığı Spektrum Toplantılarının üçüncüsü 9 Ekim 2013 tarihinde İstanbul Maslak Sheraton Otel’de gerçekleşecek.
İsmi gibi ilaç ve eczacılık sektörünün tüm renklerini içinde barındıran Spektrum III toplantısında katılımcılar sektörle ilgili tüm güncel konuları takip edebilecek, bilgi ve deneyimlerini paylaşabilecek.

Damla Çimen PTMS ( Pharma Tailor Made Services ) Spektrum Toplantıları Koordinatörü, Med-Index Yayın Yönetmeni Esra Öz’ün sorularını yanıtladı.

Toplantı hakkında bilgi verir misiniz?
Eczacılığın gündemindeki konular, yeni yasal düzenlemeler, ilaç sektörü ve eczane ilişkileri açısından önem taşıyan noktalar ve eczaneye yönelik yeni uygulamalarının tartışıldığı Spektrum Toplantılarının üçüncüsünü 9 Ekim 2013 tarihinde İstanbul Maslak Sheraton Otel’de gerçekleştiriyoruz. Spektrum III, ilaç sektörü ve eczacılığa dair tüm gündem konularının değerlendirildiği tarafsız bir eğitim ve tartışma platformudur. PTMS olarak Spektrum III Toplantısına Eczacı Odası Başkanları, akademisyenler, ilaç sektörü temsilcileri, dağıtım kanalları, hasta dernekleri ve eczacılarla birlikte 200’ün üzerinde katılımcı bekliyoruz.

Bu toplantıları yapmaya nasıl karar verdiniz?
PTMS ( Pharma Tailor Made Services ) olarak 13 yıldır sağlık sektörüne yönelik eğitimler ve projeler geliştirmenin yanı sıra sektörün ihtiyaçlarına ve gündemine özel konferansları da organize ediyoruz. Big Brain of Farma, Değişim Zirvesi, Nöromarketing Workshop, Dijital Sağlık Zirvesi bunların en önde gelenleri. Son 3 yılda gerek ilaç firmaları desteğinde gerekse eczacılardan gelen taleplerle 5 binden fazla eczacı ve eczane çalışanına eğitimler ve projeler geliştirdik. Sektörün tüm paydaşlarını buluşturan ilk ve tek eğitim, tartışma ortamını oluşturmak hem bizim hem de eczaneye dokunan tüm aktörlerin olumlu tepkisi ile karşılandı. Bu platform eczacılık mesleğinin geleceği ve ilaç sektörünün eczaneye yönelik daha verimli ve hedefe ulaşabilir stratejiler üretmesi açısından söyleyecek sözü olan herkese açık. Spektrum toplantılarının 3 yıldır devam etmesi de bunun en önemli göstergesi.


Bu sene hangi konular ele alınacak?
Bu yıl gündemimiz hem renkli hem de tüm paydaşların sektördeki geleceği açısından önemli görüş alışverişinin yapılacağı oturumlarla zenginleştirildi. Gündemin değişkenliği ve buna bağlı olarak ele alınacak konuların belirlenmesinde bir ilk uygulamayı daha gerçekleştirdik. Toplantı programını ve konuşmacıların seçimini yaparken danışma kurulu oluşturup kendilerinden destek aldık. Yaklaşık 10 aydır süren yoğun bir çalışma neticesinde oluşan gündem başlıklarımız;
• İlaç ve eczacılık alanında resmi düzenlemelerin ilaç sektörü ve eczacı gözüyle değerlendirilmesi
• İlaç sektöründen eczaneye bakış; OTC ve geleceğe yönelik projeler
• Sağlıkta dönüşüm programında “self medication”nun yeri ve OTC’nin geleceği
• Eczacı meslek örgütlerinin gündemi değerlendirmesi
• İlaç sektöründen başarı hikayeleri
• Eczanede marka yaratmak
• Sektörel tartışma platformlarında gündemin getirdikleri
• Eczacı kooperatiflerinin değişim sürecindeki stratejileri ve beklentileri
• Eczanede Nöromarketing
• Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet; Eczacılar ve ilaç sektörü bakış açısıyla
• Değişimle birlikte kriz yönetimi
• Toplumsal olaylarda “İnsan” olarak Eczacı
• Tüm bilinen ve bilinmeyenleri ile hasta – eczacı iletişim

Bu toplantıya kimler katılmalı?
Spektrum III toplantısına eczaneye dokunan tüm paydaşlar katılmalıdır. İlaç sektörü yöneticileri açısından gelecek pazarlama ve satış stratejilerini oluşturma sürecinde birincil hedef kitlesini temsil edenlerle birebir network kurma, görüşlerini alma ve projelerini sunma boyutunda büyük bir fırsat doğarken, eczacılar ve meslek örgütlerinin de kendilerini çözüme yönelik önerileriyle ifade etmelerine zemin oluşturuyor.
www.spektrumtoplantisi.com 

Sağlık Bakanlığı'nın, ABD ve Avrupa ülkelerinde de kullanılan ve antibiyotik kullanım ihtiyacını gösteren boğaz kültürü testleri kullanarak antibiyotik reçete etmelerini istediği sistemin yeterince kullanılmaması, gereksiz antibiyotik kullanımının da hala devam etmesine de neden oluyor. Bakanlık şimdi, tedbir için uygulanacak farklı yöntemler üzerinde çalışıyor.

HASTA İSTİYOR
Türkiye'de antibiyotik kullanma oranları ile, doktorların reçetelere antibiyotik yazma oranının giderek artması üzerine Sağlık Bakanlığı harekete geçti. Reçetelere yazılan ilaçların yüzde 35'inin antibiyotikten oluşması üzerine harekete geçen Sağlık Bakanlığı, gözlerini aile hekimlerine çevirdi. Konuyu araştıran bakanlık, reçetelere yazılan antibiyotik oranlarının artmasının nedenlerinin başında, hastaların doktorlardan kendilerine antibiyotik yazmasını istediği ortaya çıktı.

TEST KULLANILMIYOR
Bakanlık artan antibiyotik kullanımının önüne geçmek için öncelikle aile hekimlerini akılcı ilaç kullanımı ile ilgili olarak eğitime aldı. Daha sonra ise yine bu kapsamda, hekimlere, ABD ve Avrupa ülkelerinde de kullanılan ve antibiyotik kullanım ihtiyacını gösteren boğaz kültürü testleri dağıttı. Ancak, Halk Sağlığı Kurumu yetkilileri yaptığı açıklamada, 5 dakikada boğaz kültüründen tanı testi yapabilecek çubukların hekimler tarafından kullanılmadığını ve gereksiz antibiyotik yazımına devam edildiğini açıkladı. Bakanlık şimdi farklı alternatifler üzerinde duruyor.

BÜYÜK BİR TEHLİKE
Uzmanlar da antibiyotik konusunda yaptığı uyarılarda her zaman şunları söylüyor: Antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonlarda etkili. Bir hastaya uygun olan bir ilaç başka bir hastaya uygun olmayabilir. Yani arkadaşınızın ilacı size iyi gelmez. Gereksiz antibiyotik kullandığınız zaman eğer enfeksiyon yoksa o an hastalık yapmayan bazı mikro organizmalar bu antibiyotiği tanır ve bir sonraki seferde enfeksiyon geçirdiğimizde etki etmezler. Bilinçsiz antibiyotik organ yetmezliğine kadar da götürebilir.

Algı bir türlü değişmiyor
Ülkemizde ve dünyada çoğu zaman insanlar, 'Antibiyotik kullanmazsam iyileşemem', 'Antibiyotiksiz hastalığım kısa sürede tekrar eder' algısına sahip. Uzmanlar uyarsa da, Sağlık Bakanlığı verilerine göre reçeteler incelendiği zaman, antibiyotiğin en çok kullanıldığı iller şunlar: Hatay, Gaziantep, Mardin, Şırnak, Hakkari, Kilis ve Şanlıurfa

 Bünyesinde sağlık ve beslenmeyi destekleyen tüketici sağlığı ürünleri barındıran Pfizer Türkiye Tüketici Sağlığı Birimi’ne Pazarlama Müdürü olarak atanan Berna Gönenli atamayla ilgili şöyle konuşuyor: “Yeni görevimde Pfizer’in sağlığı koruyan ve yaşam kalitesini artıran bilimsel, yenilikçi sağlık ve kişisel bakım ürünlerinin pazarlaması alanında, yani tüketici sağlığı ürünlerinin tüketici tarafındaki bilinirliğinin artırılması için çalışacağım. Hastalıklardan korunmada önemli rol oynayan bu ürünlerin daha çok sayıda kişiye ulaşıyor olmasının toplumdaki sağlık bilinci seviyesiyle de ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle tüketici sağlığı ürünlerinin faydalarının tüketiciler tarafından daha iyi bilinmesi gibi bir amaca yönelik çalışacak olmaktan dolayı heyecan duyuyorum.”

Berna Gönenli hakkında
Berna, 1991 yılında Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’nin ardından, 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Ağustos 1995–Kasım 2012 tarihleri arasında Procter & Gamble’da sırasıyla Doğrudan Pazarlama Müdür Yardımcısı, Doğrudan Pazarlama Grup Müdürü, CEEMEA (Orta & Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika) bölgesinden sorumlu Pampers Ürün Grup Müdürü ve Türkiye, İsrail ve CCAR bölgesinden sorumlu Ağız Sağlığı Bölge Lideri pozisyonlarında görev almıştır.

Roche Grubu CEO’su Severin Schwan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Kendi grubumuzda dünya çapında en sürdürülebilir şirket seçilmekten gurur duyuyoruz. Yeni ilaçlar ve tanı araçları geliştirerek hastalara ve topluma yardımcı olmamıza katkı sağlayan iş yapış biçimimizi bundan sonra da devam ettireceğiz. Günümüzdeki zorlukların birçoğu, paydaşların birlikte çalışması ve dünya çapında sağlık hizmetlerine erişimin artırılması gibi yeni iş yapma yolları bulunmasını gerektiriyor. Endüstri ve toplumun sürdürülebilir şekilde fayda sağladığı bir strateji benimsediğimizde başarılı olabileceğimizi biliyoruz."

Bu yılki Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi değerlendirmesi; Roche’un özellikle de değer yaratan yeni tıbbi ürünler geliştirmesi kabiliyetini içeren inovasyonu, , tedarik zinciri yönetimini ve paydaşları ile ilişkilerini nasıl yönettiğine vurgu yaptı. Roche, yetenek yönetimi ve geleceğin liderlerini geliştirmeye yönelik programları ve müşteri ilişkileri yönetimi konularında en yüksek puanları aldı. Ayrıca Roche, pazarlama uygulamaları, insan hakları, çevresel raporlama ve sağlık sonuçlarını iyileştirmeye katkı alanlarında da yüksek puanlar elde etti.

Roche 2009 yılında, beş yıllık kurumsal hedeflerini belirlemiş ve ilerleme durumunu ölçmek için “Temel Performans Göstergeleri”ni kullanmıştı. Bunlar arasında Roche, 2014 yılı sonuna kadar kilit pozisyonlardaki kadın çalışanların yüzdesini en az % 50 artırma hedefinin yanı sıra, enerji tüketimini % 10 azaltmak ve enerji verimliliğini de % 10 artırmak şeklinde enerji verimliliği hedefleri de belirlemişti. Roche, bu ve benzer hedeflerine ulaşacak şekilde çalışmalarını sürdürüyor.

Novartis’in, her yıl biyoteknoloji alanında yetenek ve birikimini artırmayı hedefleyen başarılı yüksek lisans ve doktora öğrencileri için düzenlediği Uluslararası Biyoteknoloji Liderlik Kampı (BioCamp) başarıyla tamamlandı.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu 21 ülkenin önde gelen üniversitelerinden seçilen 60 öğrenci ile biyoteknoloji ve iş uzmanlarını bir araya getiren üç günlük seminer bu yıl 26-28 Ağustos tarihleri arasında İsviçre’nin Basel kentindeki Novartis genel merkezinde düzenlendi.

Novartis’in sağlık endüstrisinde yenilik üretme çabalarına odaklanılan BioCamp’te öğrenciler, Novartis yetkilileri ile fikir alışverişi yapma fırsatı buldu. Etkinlik, aralarında Friedrich Miescher Biyomedikal Araştırma Enstitüsü Direktörü Prof. Susan Gasser ve Nobel Ödülü sahibi, Novartis AG Yönetim Kurulu üyesi Dr. Rolf M. Zinkernagel’in de yer aldığı, önde gelen bilim insanları ve yöneticilerin katılımıyla gerçekleşti.

BioCamp’e Türkiye’yi temsilen, Ortadoğu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoteknoloji Bölümü doktora öğrencisi Zeynep Barçin ve Koç Üniversitesi Fen ve Mühendislik Bilimleri Enstitüsü Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü doktora öğrencisi Deniz Aydın katıldı. Etkinlik boyunca öğrenciler biyoteknoloji ve yaşam bilimleri sektörlerindeki yenilikler ve zorluklar, bir biyoteknoloji firmasının nasıl kurulacağı ve işletileceği gibi konularda deneyim elde etti. Öğrenciler ayrıca firmanın ilaç geliştirme yaklaşımına yön veren bilim adamları ve yöneticilerle görüşerek hastaların karşılanmayan tıbbi ihtiyaçlarına yanıt veren yeni ilaçlar hakkında detaylı bilgi edinirken, bilim ve yenilik üretme sürecini keşfetme fırsatı buldu.

BioCamp ile ilgili görüşlerini bildiren Novartis CEO’su Joseph Jimenez; “Nüfus yaşlandıkça ve kronik hastalıklar arttıkça sağlık hizmetlerine olan talep gelecekte de artacak. Bu nedenle sağlık sistemlerinin hasta sonlanımlarında iyileşme sağlama çabalarına paralel olarak yenilikçi çözümler üretilmesi gerekiyor. Novartis olarak bu çözümleri üretmek adına önemli çalışmalar yürütüyoruz” dedi. BioCamp etkinliğinin genç girişimciler için benzersiz bir öğrenme çevresi oluşturmayı amaçladığını belirten Jimenez; “Bu program bize, sağlık endüstrisi ile genç yetenekler arasında ilişkiler oluşturabilme fırsatı sunuyor. Bu yaklaşımın, fark yaratan, gerçek yaşamda sonuç veren ürün ve hizmetler geliştirebilmek adına gerekli taze bakış açısının yeşermesi için zemin oluşturduğunu düşünüyoruz” dedi.

Novartis Türkiye Başkanı Güldem Berkman ise, BioCamp ile ilgili görüşlerini şöyle dile getirdi: “Novartis olarak inovasyonun ve eğitimin desteklenmesine büyük önem veriyoruz. Özellikle sağlık alanında yenilikçi düşünceyi besleyecek çeşitli etkinliklerle inovasyonun ülkemizde de hak ettiği değeri bulmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz” dedi. Dünyada birçok üniversite ile işbirlikleri bulunduğunu belirten Berkman, “Türkiye’de üniversitelerimizle çeşitli programlar geliştirerek öğrencilerimizin mesleki gelişimleri için özel eğitim ve seminerler düzenliyoruz. Ar-Ge çalışmaları için gereken insan gücü altyapısının gelişimi adına öğrencilerin daha iyi eğitim alması, daha iyi bilimsel veri üretebilmesi ve ufuk açıcı projelere imza atması amacıyla eğitim programları hazırlıyoruz. Biocamp de global bir insiyatif olarak bu alanda tüm dünyadaki başarılı öğrencileri inovasyonla buluşturan, son derece önem verdiğimiz bir etkinliğimiz” şeklinde konuştu.

İlaca harcanan paranın azaldığını belirten Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, ”Kişi başına 7 bin 500 dolar sağlık harcaması yapan ülkelerden daha başarılıyız.” diye konuştu.

Burada bir konuşma yapan Müezzinoğlu, sağlık alanındakigelişmeleri anlattı. İlaç harcamalarına değinen Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, ilaç fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekti.

Müezzinoğlu sözlerini şöyle sürdürdü, ”İlaçta 2002 yılında, herkesin bildiği bir kutu antibiyotiğe 58 lira veriyorduk, bugün 9 lira veriyoruz. 2002 yılında 650 milyon kutu ilaca ödediğimiz para 14,5 milyar liraydı. Bugün bu milletin tükettiği 1 milyar 750 bin kutu ilaca ödediğimiz para 14 milyar 600 milyon lira. 1 milyar 100 bin kutu daha fazla ilaca ulaşabiliyoruz ama ödediğimiz paradaki artış neredeyse sıfır noktasında. Çünkü 48 liralık ilacı 9 lira yaptık.Kişi başına 7 bin 500 dolar sağlık harcaması yapan ülkelerden daha başarılıyız.”

 Roche Global İnsan Kaynakları ile Çevre, İş Sağlığı ve Güvenliği (ÇSG) ekipleri tarafından başlatılan “Live Well - Find your balance” – “Sağlıklı Yaşa Dengeni Koru” programının amacı , tüm dünyadaki Roche çalışanlarını sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirerek iyi yaşam kültürü geliştirmeleri için teşvik edici olmak. Program, sağlıklı yaşam, önleyici uygulamalar, duygusal sağlık, iyi yaşam kaynakları gibi ana başlıkları kapsıyor ve her bir başlık altında 1 hafta boyunca değişik etkinlikler düzenleniyor.

Bu kapsamda Roche Türkiye’de de ‘İyi Yaşam Haftası’ 9 Eylül’de başlıyor. Hafta boyunca Roche çalışanları ile buluşacak uzmanlar, ofis egzersizleri, ergonomi, stresle başa çıkma yöntemleri, sağlıklı beslenme gibi konularda seminerler verirken; pilates, yoga, kahkaha terapisi, sigarayı bırakma terapisi gibi farklı alanlarda uygulamalar yapılacak. 13 Eylül’de sona erecek olan İyi Yaşam Haftası’nın son gününde diyetisyen Dilara Koçak iyi beslenme konusunda bir seminer verecek, aynı gün Pınar Kaftancıoğlu ile organik ürünler söyleşisi gerçekleştirilecek. İyi Yaşam haftası boyunca serbest kıyafet uygulaması yapılacak.

İşbirliği, protein kinaz TTK /MPS1’i inhibe eden Nervianobileşeninin geliştirilmesini ve pazara sunulmasını kapsamaktadır. Temel mitozregulatörü olan TTK / MPS1, umulanın üstünde hızlı bir şekilde çeşitlitümörler üzerinde etkili olmuş ve onkolojide umut verici bir hedef halinegelmiştir.

Servier CEO’su Dr. Jean-Philippe Seta , kansertedavisinde öncelikli ilaçların geliştirilmesi yönünde Servier ile Nerviano Medical Sciences arasında imzalanan işbirliğinin , kanser gibi ağır hastalıklarda gerek hastalara gerekse hekimlere yenilikçi çözümler sunmayı hedefleyen Servier’in faaliyetlerini destekleyen bir gelişme olduğunu kaydetmiştir. Nerviano Medical Sciences Başkanı Prof. Alberto Sciumèise her iki şirketin de onkoloji alanında yenilikçi ilaçlar geliştirme noktasında ortak bir hedefe sahip olduğunu yinelemiştir.

Konuyadair değerlendirme yapan Servier’inOnkoloji Araştırma –Geliştirme Direktörü Stéphane Depil, Nerviano’nun onkoloji araştırmalarında önemli bir deneyime sahip olduğunu belirterek iki şirketin bilgi birikimi vedeneyimlerinin biraraya gelmesi sayesinde elde edilecek bulguların klinik faaliyetlere aktarılacağına değindi. Ayrıca Stéphane Depil ; TTK’nin , göğüs kanserinin zayıf prognozlu altgrup vakalarında önemli bir terapötik hedef olabileceğini gösteren preklinik verilerinin mevcut olduğunu da belirtmiştir.

Hacettepe Tıp Fakültesi'nde eğitimini tamamlayan ve iş hayatına 1995 yılında ürün müdürü olarak ilaç sektöründe başlayan Suna Avcıl, 2002 yılında Marka Müdürü olarak Lilly'ye katıldı. Bugüne kadar Satış ve Pazarlama Departmanında farklı pozisyonlarda çalışan, Altı Sigma Kara Kuşak ve İK, Eğitim ve Geliştirme Direktörü görevleri de dahil Türkiye ve Avrupa’daki çeşitli fonksiyonlarda liderlik yapan Avcıl, 2010 yılından bu yana Lilly Türkiye Medikal Direktörü görevini yürütüyordu.
Suna Avcıl yeni görevinde, TMEA-CIS Bölgesindeki ülkelerin (Türkiye, Ortadoğu, Afrika ve Bağımsız Devletler Topluluğu) medikal iş süreçlerinden ve ilaç geliştirme aktivitelerinden sorumlu olacaktır.

İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezun olan Nilüfer Adoran, ilaç sektöründeki kariyerine 2002-2003 yılları arasında Merck Sharp & Dohme’da başladı. Ardından farklı sektörlerde iş geliştirme alanlarında çalışan Adoran, 2006 yılında Merck Sharp & Dohme’da Ürün Müdürü ve Satış Temsilcisi olarak görev aldı ve Actavis Türkiye’ye katılmadan önce sırasıyla Yeni Ürünler ve İş Geliştime Uzmanı, İş Geliştirme Müdürü ve İş Geliştirme Ülke Lideri pozisyonlarında çalıştı.

Nilüfer Adoran, Sabancı Üniversitesi’nde MBA ve Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği alanında master programlarını tamamladı.

Geçtiğimiz yıl Anadolu’ya en büyük ilaç yatırımını gerçekleştiren İLKO İLAÇ, Nervogil, İrbecor ve İrbecor Plus isimli ürünlerini doktor ve eczacıların hizmetine sundu.

Her tablette 1 mg rasajilin etkin maddesi içeren Nervogil, Parkinson hastalığının semptomatik tedavisinde tek başına veya L-Dopa tedavisiyle birlikte kullanılıyor.

Hipertansiyon tedavisinde kullanılan İrbecor, her film tablette irbesartan etkin maddesi içerirken, İrbecor Plus’ta irbesartan ve hidroklorotiyazid etkin maddeleri kombine şekilde bulunuyor.
Daha önce gastrointestinal sistem, santral sinir sistemi, solunum sistemi ve dermatoloji alanlarında 9 ürünü bulunan İLKO İLAÇ, kardiyovasküler ve santral sinir sistemine yönelik bu yeni ürünlerle toplamda 12 ilaçla Türk tıbbına hizmet vermeye devam ediyor.

Dünyanın büyük ilaç firmaları ucuz işgücünden yararlanarak maliyetlerini düşürmek için yönünü Çin'e çevirdi...  

Çin hükümeti yerli firmaların rekabet edebilmesi için büyük firmalara katı fiyat politikaları koyuyor. Ancak büyük ilaç firmaları rüşvetle bu zorlukla kolayca aşabiliyor. Ayrıca ABD’deki birçok ilaç patentinin son tarihine yaklaşması ve Avrupa’daki ilaç fiyatı kısıtlamaları da Çin’i cazip kılıyor. Büyük ilaç firmalarından Merck ve GlaxoSmithKline yaptıkları yatırımlarla, Çin’in, Japonya karşısında ikinci en büyük ilaç pazarı haline geleceğini düşünüyor.  Ancak Çin’de ilaç satmanın da zorlukları var. GlaxoSmithKline, Çinli doktorlara, hastane ve hükümet yetkililerine rüşvet seyahatleri düzenlemekle suçlanıyor. Çinli yetkililer büyük ilaç şirketini organize suç örgütü gibi değerlendiriyor.

Güçlenen orta sınıfın ilaç ihtiyaçları da Çin’i ilaç şirketleri için kazançlı bir pazar haline getiriyor. Ancak Pekin hükümeti yerli ilaç üreticilerinin rekabet edebilmesi için yabancı şirketlere karşı sert tutum izlediğini gizlemiyor. Rüşvet suçlamalarıyla birlikte ilaçlar üzerinde sıkı fiyat politikaları da uygulanıyor.

Daha önce Pfizer bünyesinde iş geliştirme, ürün müdürlüğü, marka müdürlüğü gibi farklı pozisyonlarda görev yapmış olan Ayşe Nur Hananel, yeni görevinde Rusya, Hindistan, Türkiye gibi ülkelerin dahil olduğu 36 ülkeden oluşan, 106 resmi dilin konuşulduğu, 12 farklı saat dilimini kapsayan EURIT bölgesinde, nadir hastalıkların pençesindeki hastaların ilaçlara daha kolay erişiminin sağlanması için çalışacak. 

Ayşe Nur Hananel yeni göreviyle ilgili şöyle konuşuyor: “Nadir hastalıklar, benim başıma asla gelmez dediğimiz hastalıklar. Oysa tek tek bakıldığında çok az sayıda hasta olduğu için 'nadir' olarak nitelendirilse de, 6-8 bin arasında farklı nadir hastalık türü bulunuyor. Bunların ancak yüzde 5’ten azının onaylanmış bir tedavisi var. Pfizer’de biz bu alandaki ilaçları ihtiyaç olan alanlara hızlı bir şekilde sunmak için büyük bir ekosistemin parçası olarak akademisyenler, kamu kurumları, hastalar, hasta yakınları ve diğer şirketlerle birlikte çalışıyoruz. Dünyanın en büyük ilaç şirketi olarak, global ölçekte erişimimiz sayesinde ilaca erişimde güçlük çeken bu hastaların yaşamlarında fark yaratabileceğimize inanıyoruz.”

Pfizer’in dünyada 350 milyon, Türkiye’de 5 milyon insanı etkileyen nadir hastalıklar alanında araştırma yapmak üzere iki yıl önce kurduğu Nadir Hastalıklar Araştırma Birimi kapsamında 600 kişilik bir ekip familyal amiloid nöropati, hemofili, müsküler distrofi ve spinal müsküler atrofiden orak hücre hastalığına kadar pek çok nadir hastalık hakkında araştırmalar yürütüyor.

Ayşe Nur Hananel hakkında
Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümünden 2003 yılında mezun olan Ayşe Nur Hananel, aynı yıl çalışmaya başladığı Pfizer bünyesinde kariyerine devam etti. Pfizer Türkiye bünyesinde Ürün Müdürü, Kıdemli Ürün Müdürü ve İş Geliştirme Proje Lideri gibi görevlerde bulunan Ayşe Nur Hananel 2006-2008 yılları arasında Almanya ve İngiltere merkezli ürün Avrupa Marka Müdürlüğü görevini de başarıyla yürüttü. Son olarak Pfizer Türkiye’de üstlendiği İş Geliştirme Müdürü görevinden 2013 itibariyle Nadir Hastalıklar Bölgesel Terapötik Alan Lideri görevine getirildi. Columbia Business School, Wharton University, Harvard Business School gibi okullardan pazarlama alanında eğitimler de almış olan Ayşe Nur Hananel İngilizce ve Almanca biliyor.

Romatoid artrit (RA) ve ankilozan spondilit (AS) hastaları yaşadıkları hareket kısıtlılığı nedeniyle gündelik hayatlarında büyük zorluklar ve engellerle karşılaşıyorlar. Türkiye Romatoloji Derneği’nin söz konusu zorluklara ve genel olarak hareket kısıtlılığının yarattığı engellere dikkat çekmek amacıyla düzenlediği “Hareket Hayattır” temalı fotoğraf yarışmasının son başvuru tarihi 30 Ağustos 2013 olarak belirlendi. Fotoğraf yarışması ile ilgili daha fazla bilgi almak ve başvurmak için harekethayattir2013.com adresi ziyaret edilebilir.

Yarışma ilk kez hastalara da açık
Geçtiğimiz yıllarda yapılanlara kıyasla bir ilke sahne olacak yarışma hastaların da katılımına açık olacak. Hareket Hayattır Fotoğraf Yarışması 2013’te romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastalarının hayatlarında zorluk yaratan engeller hasta, hekim ve hemşire olmak üzere üç farklı bakış açısından yansıtılacak. Yarışma, romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastalarının mücadelesinin en yakın tanığı olan romatoloji, ortopedi ve travmatoloji ile fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorların, hemşirelerin ve hastaların katılımıyla gerçekleşecek.

Sinema, basın ve fotoğraf dünyasının ünlü isimleri jüride
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Romatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türkiye Romatoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Hamuryudan ile birlikte yarışmanın jüri üyeleri arasında Mustafa Altıoklar, Muammer Yanmaz, Mehmet Turgut ve Koray Peközkay gibi sinema, basın ve fotoğraf dünyasının önemli isimleri bulunacak.

Yarışma fotoğraf sergisi ile taçlanacak
Son katılım tarihinin 30 Ağustos 2013 olarak belirlendiği yarışmada Seçici Kurul 6 Eylül 2013 tarihinde toplanarak gönderilen eserleri değerlendirecek. Yarışmanın ödül töreni ve yarışma kapsamında derlenen fotoğraflardan oluşturulacak sergi 11-15 Eylül tarihleri arasında yapılacak Ulusal Romatoloji Kongresi’nde düzenlenecek. Yarışmada 1. olan hasta, hekim ve hemşireler 2.000 TL değerinde fotoğraf ekipmanı hediye çeki kazanacak.

KANSERİ ‘NANO’ İLAÇLA ALT EDEN TÜRK PROFESÖR
Nanoteknolojiyi kullanarak kanser ilaçlarının tedavi sürecinde gösterdiği yan etkileri ve kanseri tamamen ortadan kaldıran bir ilaç geliştiren ABD’deki Illinois Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin ilk kadın profesörü Hayat Önyüksel “Amerika’ya gittiğim dönemde Türkiye’de bugünkü şartlar olsaydı Türkiye’yi bırakmazdım. Çalışmamı ülkemde yapardım.” dedi. 1970’li yıllarda gittiği Amerika’da 2003’te Illinois Üniversitesi tarafından kanser ilaçları alanında yaptığı buluş ve araştırmalar nedeniyle ‘Yılın Mucidi’ ve ayrıca aynı yıl ‘Yılın Kadını’ seçilen Prof. Dr. Önyüksel geliştirdiği formülü STAR’a anlattı:

Kanserli hücreye nokta atışı
“Nanoteknolojiyle kanser ilaçlarının yan etkileri ortadan kaldırıyoruz. Bunu da sağlıklı dokulara dokunmadan yalnızca kanserden etkilenmiş dokuya ilacı göndererek yapıyoruz. İlaçları bir taşıyıcı sistem içine alarak damardan iğne yoluyla kana veriyoruz. İlaç taşıyıcı sistem sayesinde sadece kan içinde dolaşıyor ve kandan dışarı çıkamıyor. Bunun yanında bir de taşıyıcı sistemimizin üzerine protein bağlıyoruz. Tıpkı navigasyon gibi, sistem kanserli dokuyu yayılmadan buluyor ve etkiliyor.’’

Artık saçlar dökülmeyecek
“Yöntemin yan etkisiz olması da çok önemli. Mesela saçlar dökülmeyecek, daha da önemlisi mevcut kanser ilaçları kan alyuvar ve akyuvarlarını öldürebiliyor, bu yüzden tedavi durduruluyor. Bekleme sürecinde kanser yayılıyor. Bu ilaçla kemoterapinin yan etkilerini ortadan kaldırdık. Yöntemi bir hayvan grubunda denedik. Taşıyıcı sistemli olan hayvanlarda tedavinin 10 misli etkili olduğunu, hiçbir yan etki göstermediğini rapor ettik. Kanser yok oldu. Bu çalışmamızı insanlar üzerinde henüz denemedik. Elbette çalışmalarımız sonlandığında bu denemeler yapılacak.”

Kısa sürede uzun mesafe
Türkiye’de son yıllarda bilim adına çok güzel başlangıçlar yapıldığını belirten Prof. Dr. Önyüksel şunları söyledi: ‘’Çıkıp kimse diyemez Türkiye’deki bilim neden Amerika’daki gibi değil. Amerika bu noktaya 70 yılda ulaştı. Bir on senede Türkiye’den bu seviyeye gelmesini beklemek mantık dışı. Önemli olan bilim, araştırma adına adımların atılıyor olması ve bilim insanlarının önünün açılması. Bilim için önce insanın kafası rahat olacak, refah seviyesi yükselecek. Biz bu seviyeye şu an ulaştık. Bunu takdir etmek gerek. Bugünkü şartlar olsaydı ben Türkiye’yi bırakmazdım. Çünkü artık Türkiye’de de bilim adına çok güzel işler yapılabilir, bu ortam var. .

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın "Aile Olmak Projesi"nin tanıtım toplantısına katıldı.
Başbakan Erdoğan, doğum kontrolü yapılmasıyla birlikte kadınların kısırlaştırıldığını söyledi. Erdoğan şöyle konuştu: "Modern çağın, insanlığın pek çok değeri gibi aile kurumu üzerinde de ciddi tahribatlara yol açtığını biliyoruz. Bu ülkede, yıllarca doğum kontrolü mekanizmasını çalıştırdılar. Adeta vatandaşlarımızı, halkımızı kısırlaştırdılar. Bununla ilgili, tıbbi müdahaleye kadar her şeyi yaptılar. 'Sezaryen, kürtaj' denilen olay budur. Hep bunları yaptılar ve bunları yaparken de adeta cinayet işlediler, adeta aldattılar.” 
Nüfus azaltılarak kalkınma olamayacağını öne süren Erdoğan, “Bakın, bizim şu son 10 yılda her yılda ortalama nüfusumuz 1 milyon arttı ama bu artarken de milli gelirimiz bire üç katlandı” dedi.

Bu yıl 10.’su düzenlenen İyi Klinik Uygulamaları (İKU)'ya Giriş Eğitimi, 17-18 Haziran’da Swiss Otel’de gerçekleştiriliyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kurs Direktörü Prof. Dr. Zafer Güney, yılda bir kez Ankara’da olan bu eğitime klinik araştırmalarla ilgilenen, doktor, hemşire, biyolog, eczacılar, etik kurul üyeleri katılabileceğini söyledi. 7 yılda, 19 eğitim, 20'si yabancı 450 katılımcı ile gerçekleştiğini belirten Güney, klinik araştırmalar için tüm dünyada geçerli olan kuralların anlatıldığını kaydetti. 

"7 Yılda, 4 farklı konuda 19 Eğitim, 20'si Yabancı 450 Katılımcı"
Güney, toplantı hakkında şu bilgileri verdi: “Türkiye’de akademik olarak uluslararası akreditasyona sahip eğitim olduk. Faz çalışmalarında yer almak isteyenler için önemli bir eğitim olduğunu düşünüyorum. Uluslararası çalışmalar için gelen audit (denetim)ler bu sertifikayı kabul ediyorlar. 2 gün sürecek olan toplantıda Prof. Dr. Canan Uluoğlu ve Prof. Dr. Seçil Özkan ile birlikte eğitim vereceğiz. Amerika’ya giden biri ilaç firmasında daha önce yapmış olduğumuz eğitimlerde verdiğimiz sertifika ile işe alındı. Böylece alınan eğitimin ne derece önemli olduğu anlaşılıyor. Firmalar da klinik araştırmalarda artık bu tür sertifikası olanları tercih ediyor.”


 “Adı geçen ürünün mikrobiyal kontaminasyon riski olduğu bildirilen ve piyasada olan 0422A6A, 0422B0A, 042263A, 042264A ve 042285A parti numaralılarının; 1. sınıf B seviyesinde (eczane, ecza deposu, hastane vb.) geri çekilmesine,

Yukarıda belirtilen parti numaralılarının yanı sıra stoklarda bulunan ve dağıtımı yapılmadığı bildirilen 042311AD parti numaralısının ise stoklarda bulunanlarının karantina altına alınmasına,

Söz konusu partilerin İlaç Takip Sistemi Yönetim Paneli üzerinden satışının engellenmesi için bloke edilmesine” Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumumuzca karar verilmiştir.

Piyasaya hiçbir kontrol mekanizmasından geçmeden sürülen bu tür ürünlerin, internet ortamında takip edilmesi de bir hayli zor olduğu için bu durum, bu tür ürünlerde çok rahat bir şekilde sahtecilik yapılması riskini de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla “Merdiven altı üretim” olarak adlandırdığımız kim tarafından, nasıl üretildiği belli olmayan ve internetten rahatça satılan ürünlerle ilgili olarak vatandaşlarımızı dikkatli olmaları konusunda bir kez daha uyarıyoruz. 

MECLİS TATİLE GİRMEDEN GEREKLİ YASAL DÜZENLEME YAPILMALI
Sağlık Bakanlığı kontrolünde yürütülen ve Türkiye genelindeki tüm eczanelerde başarıyla uygulanan İlaç Takip Sistemi (İTS) sayesinde, bir ilacın üretim aşamasından hastaya ulaşıncaya kadar ki tüm aşaması sisteme kaydedilerek veri tabanında saklanmaktadır. Dolayısıyla, eczaneden alınan ilacın sahte olması mümkün değildir. Bugüne kadar defalarca söylediğimiz gibi, bu tür ürünlerin eczacı kontrolünde eczanelerden temin edilmesi ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından değil; Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılması ve denetlenmesi gerekmektedir.

Türk Eczacıları Birliği olarak; öncelikle Sivas Emniyet Müdürlüğü’nü gerçekleştirmiş olduğu bu başarılı operasyondan dolayı tebrik ediyor ancak; bu duruma ivedi olarak kökten ve kalıcı bir çözüm üretilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girmeden önce, Sağlık Bakanlığı tarafından izin alınmadan piyasaya sürülen ve sağlık beyanı ile satış yapan kişi ya da şirketlere caydırıcı boyutta bir yasal düzenleme yapmalı ve bu ürünlerin izinsiz satışları derhal durdurulmalıdır.

TÜBİTAK'ta düzenlenen Medikal Biyoteknoloji Konferansı'nda konuşan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, sağlık sistemlerinin erişilebilir ve hizmet sunumunun kesintisiz yürümesi gerektiğini belirtti. 
Teknolojik gelişmeler, farklılaşan nüfus yapısı ve maliyet artışlarının sağlık politikalarının gözden geçirilmesini gerektirdiğini kaydeden Müezzinoğlu, “Yeniliklere açık olunması, hizmetlerin ihtiyaçlara göre düzenlenmesi önemli. Sağlık hizmetlerine ve ilaca erişim konusunda son 10 yılda gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkıldı. Teknoloji ithal eden ülke olmaktan çıkıp ihraç eden ülke haline gelmeyi hedefliyoruz” dedi.

“Türkiye İlaç Pazarında Dünyada 16, Avrupa'da 6. Sırada”
Türkiye'nin 2023 vizyonunda sağlık alanındaki hedeflerini vurgulayan Müezzinoğlu, şunları söyledi: “Gıdadan ilaç sanayisine, tarımdan enerjiye geniş bir yelpazeyi barındıran biyoteknoloji alanındaki potansiyelimizi değerlendirmek ve bu sektörde de söz sahibi olmak zorundayız. İlaç ve tıbbi cihaz sanayi yatırımlarını çekmek adına ülkeler arasında ciddi rekabet yaşanıyor. İlaç pazarında dünyada 16, Avrupa'da 6. sırada bulunan ülkemizin ilaç ihracı ve biyoteknoloji buluşlarından aldığı pay ne yazık ki çok düşük. Bu durumu değiştirmek ve biyoteknolojide söz sahibi ülke konumuna gelmek için TÜBİTAK'ın öncülüğünde gerçekleştirilen medikal teknoloji yol haritasının faydalı sonuçlar yaratacağına inanıyorum.”

“Kurulması Planlanan Şehir Hastanelerinin Birer Ar-Ge ve Biyoteknoloji Üssü Olmasını Amaçladık”
Türkiye'de ilaç ve sağlıktaki dış ticaret açığının yüksekliğine dikkat çeken Müezzinoğlu, şunları söyledi: “Bu açığımızı kapatmak ve yerli biyoteknoloji üretiminde arzu ettiğimiz noktaya gelebilmek için kanser dahil birçok biyoteknolojiyi gerektiren ilacı ve cihazı ülkemizde üretmek için çalışmaları hızla artırmamız gerekiyor. Kurulması planlanan şehir hastanelerinin birer Ar-Ge ve biyoteknoloji üssü olmasını amaçladık.”





 İlacın üretimden hastaya ulaşana kadar her birime güvenle erişiminin sağlanması için Sağlık Bakanlığı’nın 2010 yılında başlattığı İlaç Takip Sistemi (İTS) ülkeye kaçak ilaç girişini önledi. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’nın birlikte hazırladığı kaçak ilaç raporuna göre tümilaçların sisteme tamamen entegre edildiği 2011-2012 tarihleri arasında kaçak ilaç rakamlarında gözle görülür düşüş yaşandı.

KUPÜR SAHTECİLİĞİ
Buna göre 2010 yılında 1 milyon 277 bin kutu ilaç ülkeye yasa dışı yollardan girerken, bu rakam 2011’de 7 milyon kutu ilaç olarak kayıtlara geçti. Tüm ilaçların sisteme dahil edilmesiyle birlikte 2012’de 493 bin 525 kutu ilaç ülkeye giriş yaptı. Bakanlığa gelen sahte ve kaçak ilaç ile kupür sahteciliği şikayetlerinin artmasının ardından kurulan İlaç Takip Sistemi (İTS) sahte ilaç ve kupür üretimini önlerken, kaçak ilacın ülkeye girişini ise önemli oranda engelledi. Ayrıca satılan bir ilacın tekrar satılamaması için uygulanan kupür kesme yöntemi ile ilaç birimleri açılmakta ve bu durumilaçların güvenilirliğini olumsuz yönde etkilemekteydi. İTS ile bu durumun da önüne geçildi.

YOLSUZLUKLAR ÖNLENECEK
İlaç Takip Sistemi 2010 yılından itibaren, öncelikle ilaca güvenli erişiminin sağlanmasını ilaç kupürlerinin bilinmeyen adreslerde yeniden basılması, daha önce geri ödeme kurumlarına satılmış ilaçların ambalajlarından çıkarılıp yeni bir ambalaja konularak defalarca satılması gibi yolsuzluklara son verdi. Yetkililer İlaç Takip Sistemi’nin dünyada ilk defa Türkiye’de başlatıldığını söyledi.

Cinselllik ve zayıflama hapları ilk sırada
Sağlık Bakanlığı’nın raporuna göre kaçak ilaçların türlerine bakıldığında internet üzerinden satışı yapılan ilaçların çoğunlukta olması dikkat çekti. Kaçak ilaçların başında zayıflama ve cinsel gücü artırıcı ilaçlar geldi. İlaçların üretimyeri ise Çin ve Hindistan oldu.

 Etik Değerler ve İş Ahlakı, İtibar Yönetimi, Kurumsal Yönetim, Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Uygunluk Yönetimi, Liderlik ve Yaratıcılıktan oluşan 6 kategorideki 84 EDMER kriterinin değerlendirildiği şirketler arasında diyabet tedavisinde dünya lideri Novo Nordisk, bu kriterleri yerine getiren şirket olarak ödüle layık görüldü.

Novo Nordisk Türkiye Genel Müdür’ü Şebnem Avşar Tuna “Etik değerlere önem veren şirketleri ve yöneticileri, gençlerimizin rol modeli olarak görmelerini sağlamak, etik değerlere önem veren şirketleri toplum önünde alkışlayıp onurlandırmak ve etik bilincini yaygınlaştırmak amacıyla oluşturulan bu girişimi desteklediklerini ve ETİKA 2012 Türkiye Etik Ödülü’nü kazanmanın kendileri için büyük önem taşıdığını” ifade etti.

Şebnem Avşar Tuna “Bu ödül, finansal, çevresel ve sosyal alanlarda gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerimizde etik olmanın sadece değerlerde olmadığını, Novo Nordisk çalışanlarının etik değerlere sahip çıktıklarını ve ödün vermeksizin uyguladıklarını bizlere bir kez daha kanıtlamıştır.” dedi.

Novo Nordisk Türkiye’nin de bağlı bulunduğu Yakın Doğu Bölgesi Hukuk ve Uyum Departmanı Direktörü Meltem Özker Gündüz Novo Nordisk’in etik değerlere verdiği önemi şu sözlerle aktardı: ‘Novo Nordisk Tarzı’ adını verdiğimiz yönetim sisteminin en önemli maddesi hiçbir zaman etik yaklaşım ve kaliteden ödün vermemek üzerine kuruludur. Hukuk ve uyum departmanı olarak iş etiği konularında hem çalışanlarımıza hem de iş ortaklarımıza düzenli eğitimler veriyor ve bu konuda bilgilenmelerini sağlıyoruz. ”

BBC'nin araştırmasına göre depresyon ve ansiyete konusunda tedaviye tıklayın başlama yaşı beşe kadar indi.

Sarah Dunant'ın babası 1970'lerde sinir krizi geçirip akli dengesini kaybetti. İzleyen günlerde tedavi olarak elektrik şoku uygulandı kendisine. Buhranın yarattığı dengesizlik nedeniyle içine düştüğü karanlık, bedenine iliştirilen iletken elektrik vericilerinden çarpan şoklarla hatırlatılacaktı kendisine.

Prozac'ın farkı neydi?
Depresan, İngilizce depression kelimesinden geliyor; Türkçe'ye ''buhran, bunalım'' olarak çevirmek mümkün. Buhranın akli dengelere etkisine karşı kimyasal bir tampon bölge oluşturuyor anti-depresan ilaçlar.
Prozac'ın dünyamıza girmesinin üzerinden 25 geçti, bu süre içinde insanların ruhsal sorunlara bakışı da değişti.
1990'larda Prozac diğer ilaçların yapamadığı bir şeyi başardı: Ünlendi ve yaygın şekilde kullanılır oldu.
Sıradan insanlar da kullandı Prozac'ı. ''Prozac Toplumu'' kitabı bu duruma katkı yaptı.
Prozac biraz da onun için günlük dilin bir parçası.

Piyasaya 1988’de çıktı
İlaç ilk olarak 1988 yılında kullanılmaya başlandı, İngiltere'ye ertesi sene geldi.
O günden beri rushal sorunlar için ideal yöntem terapi mi yoksa ilaçlı tedavi mi tartışmalarının odağına yerleşti.

"İyi pazarlandı"
''Endişelilik Çağı'' adlı bir makaleler antolojisini kaleme alan isimlerden Sarah Dunant "bıçakla kesilir gibiydi" diyor. Kendisi de anti-depresan kullanmış bir dönem, bir süreci öyle geçirmiş.
Prozac'ın pekçok tartışmayı da beraberinde getirdiğini ve Prozaclı günler ile Prozacsız günlerin aynı olmadığını düşünüyor.
Prozac'lı günlere herkes aynı iyimserlikle bakmıyor. Profesör David Healy "Prozac'ı iyi yapan şey güçlü bir ilaç olması değil, iyi pazarlanmış olmasıydı" diyor.
Bugünlerde ilacın tıklayın yan etkilerinintıklayın olumlu olabileceğine ilişkin haberler de çıkıyor.
Healy, devamla "Hepimizde doğal olarak bulunan çekimserliği aşmayı başardılar, Prozac pazarlaması başarıya ulaşıncaya değin bu tür ilaçlara şüpheyle bakılıyordu." diyor

Pazarlama stratejisi
Pazarlama akıllıca yapıldı. Üretici Eli Lilly firması Intrebrand adlı marka isim bulucusu firmanın yardımını aldı, "anti-depresan ile ilişkilendirilen (güçlü kimyasallar, yan etkiler) herşeyi dışlayan" bir ad verildi.

Prozac, bir ilaç ve kavram olarak piyasada tuttu.
Prozac Toplumu bir kült oluşturdu aslında. 2002 yılında yeniden yayımlandı; Christina Ricci'nin baş rolünü aldığı bir filme esin kaynağı oldu; yeni basımı bir yıl içinde 120 bin adet sattı.
Filmler ve kitaplar derken Prozac sanki "şık bir şeymiş" gibi algılanmaya başlandı.

Anti-depresanların ürün adı
Prozac bugünlerde artık bütün anti-depresanların ürün adı gibi; sözlüklerde yer alıyor.
Belki beklenebilecek bir şekilde yönetmenlere de esin kaynağı oldu. ''Yan Etki'' adlı filmi çeken Steven Soderbergh gerilimi yansıtmak istiyordu beyaz perdeye; bir New Yorklu anti-depresan alıyor ve tabi ki Prozac'ın adı geçiyor.
Amerika ve Avrupa’daki kullanım
Pop kültürün, sıradan insanların hayatlarının bir parçası da oldu Prozac. Bugün Avrupa ve Amerika'da neredeyse aynı oranda kullanılıyor bu ilaç.
Avrupa'da 2010 yılında her 100 kişiden 10'u kullanıyordu, Amerika'da ise her 100 kişiden 11'i. Bu insanlar 12 yaşın üzerindeki bir nüfustan geliyor. Veriler, ABD Hastalık Denetleme Merkezi'ne ait.
Doktorlar her ne kadar Prozac ya da benzeri ürünleri rahatlıkla reçete etseler bile kullanılış biçimini eleştiriyor. Londra Üniversitesi öğretim üyelerinden Joanna Moncrieff, nöroloji bilim dalı çalışanı olarak "Prozac'ın sizi iyileştirdiği inancı yerleşmişti, ama bundan emin değilim" diyor.

Koğuşta 22 yıl
Moncrieff yakında En Acı İlaçlar olarak Türkçe'ye çevrilebilecek The Bitterest Pills kitabını yayımlamaya hazırlanıyor.
Moncrieff Brentwood ruh sağlığı hastanesinde yıllarca çalıştı. 22 yataklı bir koğuşta, şöyle konuşuyor: "Koğuşta geçirdiğim zamanlarda ilaç kullanımını azaltmak için çaba harcadım. Arkadaşlarım bana 'Kısıcı' derlerdi.''
Moncrieff'e göre, "Bugün ne olursa olsun anti-depresan kullanmak isteyecekler olacaktır; Viagra son dönemde ne yaptıysa, hayatları nasıl değiştirdiyse, Prozac da toplumun akıl hastalıkları ile ilgili algısını öyle değiştirdi."

Karşı taraftan bakış
Pek çok uzman anti-depresanların yararlı olduğunu düşünüyor.
Manchester Üniversitesi'nden Ian Anderson, "ilaçlara önyargılı bakılmaması gerektiği" görüşünde.
"Nihayetinde hayatı iyi yaşamak ile ilgili birşey bu. Bunalıma, buhrana girdiği için durdukları yerde tükenen insanları gördüm. Bu kabul edilebilir olmasa gerek" diyor.
Sarah Dunant anti-depresanların kendisine iyi geldiğini, zor bir dönemi atlatmasına yardımcı olduğunu söylüyor.
İlaçların babası zor günler yaşarken de elverişli olmasını umduğunu ekliyor Dunant ve "İlaçlar olsaydı. Babam, elektro şoklara maruz kalmayacaktı" diye devam ediyor.
"Babama yardımcı olabilirdi, karanlığın en derin noktalarına düştüğü yerde ışık olabilirdi" diye hayıflanıyor Dunant.

Önde gelen işveren olma vizyonunu desteklemek ve en iyi yetenekleri çekmek amacıyla daha fazla gence ulaşmak isteyen Pfizer, www.gelecek-var.com’da geleceğini ilaç sektöründe şekillendirmek isteyen gençlere ihtiyaçları olan tüm bilgi ve uygulamaları sunuyor. Geleceğin Pfizer liderlerini yetiştirmeyi hedefleyen Yönetici Adayı (MT), yarı zamanlı (Pfifty Pfifty) programlarının yanı sıra Pfizer bünyesindeki medikal, üretim ve satış pozisyonlarına www.gelecek-var.com üzerinden tek bir sayfadan başvurmak artık mümkün. “Pfizer’de Gelecek-Var” sitesine kaydolmak ve tüm uygulamalardan yararlanmak herkes için ücretsiz.

Ziyaretçilerin Pfizer’in Ortaköy’deki merkez ofisinin simülasyonuyla karşılandığı platformda, siteye giriş yaptıktan sonra gençler, Pfizer Türkiye Genel Müdürü Stanley Mendonça’nın hoş geldiniz konuşmasıyla karşılanıyor. Pfizerliler’den Pfizer kültürünü, çalışma ortamını ilk ağızdan dinleyebiliyorlar. Medikal, Hukuk, Kurumsal İlişkiler, Finans ve Pazarlama gibi departmanları seçerek proje yöneticileri, direktörler ve birçok yöneticilerin tavsiye ve önerilerini alıyor, yöneticilere soru yöneltebiliyorlar. Pfizer üst düzey yöneticilerinin sunumlarını izleyip, farklı pozisyonlarda çalışan Pfizerliler’den işlerinin detaylarını öğrenebiliyorlar. Oditoryumda sektörlerinin lider isimlerinden farklı konularda sanal eğitimler almaları da mümkün.

 Türkiye Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Türkiye Bisiklet Federasyonu ev sahipliğinde bu yıl 49’uncusu düzenlenecek Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda bir ilk gerçekleşecek. Novo Nordisk tarafından kurulan dünyanın ilk tamamı diyabetlilerden oluşan profesyonel spor takımı ‘Team Novo Nordisk’in bisiklet yarış takımı, 21 – 28 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek 49. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’na katılacak. Alanya’dan başlayıp İstanbul’da son bulacak yarışlarda, Team Novo Nordisk, pedallarını dünyada diyabetten etkilenen herkes için umut ve ilham kaynağı olma misyonuyla çevirecek.

Diyabetle mücadeleye kendini adamış bir firma olan Novo Nordisk’in en büyük çabasının, en gelişmiş tedavilerle diyabetli hastaların daha kolay yaşam sürmelerini, hayatlarını diledikleri gibi yaşayabilmelerini ve diyabetin engel teşkil etmeksizin hedeflerini gerçekleştirebilmelerini sağlamak olduğunu söyleyen Novo Nordisk Türkiye Genel Müdürü Şebnem Avşar Tuna, "Novo Nordisk’in kuruluşunun 90.yılında tamamı diyabetlilerden oluşan bu profesyonel ekibin ülkemizde 49. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nda yarışacak olması bizleri çok heyecanlandırıyor. Team Novo Nordisk, ‘Diyabeti Değiştirmek’ adına verdiğimiz bu çabanın boşa gitmediğini gösteren önemli bir örnektir. Bu ekip, düzenli egzersiz, doğru tedavi ve iyi kan şekeri kontrolü ile diyabetin hedeflerini gerçekleştirmede engel oluşturmadığını tüm dünyaya göstermekte ve dünyadaki milyonlarca diyabet hastasına örnek olmaktadır. Bu vesileyle Team Novo Nordisk’in ülkemizdeki diyabetli hastalara da ilham vermesini umuyor ve diyabetle mücadelede yalnız olmadıklarını hissetmelerini arzuluyoruz." şeklinde konuştu.

‘Team Novo Nordisk’ takım lideri Phil Southerland projeyi şu şekilde değerlendi: “Team Novo Nordisk olarak, Türkiye Bisiklet Turu’na katılacağımızdan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. Söz konusu yarışma dünyadaki en iyi takımlardan birçoğunun katıldığı çok güzel bir yarışma. 2011 yılında gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’na da -Tip1 Takımı- olarak katılmıştık ve Avrupa’da ilk galibiyetimizi Türkiye’de elde etmiştik. Bu başarımızı 2013 yılında yeniden yapılanan ekibimiz ‘Team Novo Nordisk’ ile tekrarlamayı diliyoruz. Türkiye’deki şeker hastalarına kontrolü ellerine almaları konusunda iyi örnek olacağımızı ve onları egzersiz yapmaya teşvik edeceğimizi umuyoruz. Takıma hoş geldiniz!’’

Tamamı diyabetli, farklı ülkelerden 100’ün üzerinde bisikletçi, triatloncu ve koşucudan oluşan ‘Team Novo Nordisk’in, 2013 yılı boyunca dünya çapında 500’ün üzerinde spor müsabakasında mücadele etmesi öngörülüyor.

Team Novo Nordisk hakkında detaylı bilgi edinmek için www.teamnovonordisk.com adresini ziyaret ediniz.

 Meclis'te bekleyen yeni Patent Kanun Tasarısı Türkiye'deki yerli ve yabancı ilaç şirketlerini karşı karşıya getirdi. Ağırlıklı olarak jenerik (eşdeğer) ilaç üreten yerli firmalar yeni tasarının patent koruma sürelerini 20 yılın üzerine çıkaracağını belirterek, "Bu Türkiye'deki ilaç üretimine zarar verir. Ek ithalatın faturası 3 milyar doları bulur" diyor. Orijinal ilaç üretimi yapan yabancı firmalar ise yeni düzenlemenin AB standartlarında hazırlandığını ifade ederek, "Tasarıda patent korumaları uzatılmıyor. Aksine yerli firmaların üretimleri daha fazla destekleniyor" açıklaması yapıyor. Tasarı yarın Meclis Bilim Sanayi ve Teknoloji Komisyonu'nda görüşülecek. İtirazlar komisyonda ele alınacak.

6 YIL UZATIYOR
Yeni tasarının jenerik ilaç üretimine sekte vuracağını ifade eden Deva İlaç CEO'su Philip Haas, "Tüm dünya pahalı ilaçla mücadele için patent koruma sürelerini düşürüyor. Biz bu yasayla koruma sürelerini 6 yıl daha uzatıyoruz. Böylece bir anlamda kendi ayağımıza sıkıyoruz. Tasarı böyle yasalaşırsa devlete 3 milyar dolar fatura çıkacak. Yerli üretim de büyük zarar görecek" diye konuştu. Yerli üretimin artmasının ucuz ilacın yolunu açtığını savunan Haas, "Örneğin tek bir jenerik ilaç faturayı 100 milyon dolar aşağı çekiyor" dedi.

Yabancı ilaç firmalarının temsilcileri ise "Tasarıda birçok konuda geri adım atıldı. Hapis cezaları para cezalarına çevrildi" açıklaması yaptı.

TASARI GECİKMEDEN YASALAŞSIN
Destek Patent Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Yamankaradeniz, ilaç sektöründeki anlaşmazlıklar nedeniyle kanunun 3 yıl geciktiğini hatırlatarak, "Büyük oranda uzlaşıya varıldı. Tasarı gecikmeden yasalaşsın" dedi. Dragon Patent'ten Hülya Çaylı ise tasarının yerli ilaç üretimine de destek olacağını ifade etti. Markiz Patent'ten Orhan Eriman da tartışmanın ilacın ruhsatını geç alan firmaların yaşadığı sıkıntıyı kapsadığını belirterek, "Bu konu Patent Kanunu'na bağlanmamalı" dedi.

DÜNYADA DA TARTIŞILIYOR
Patent süreleri dünyada da tartışma konusu. Hindistan, Brezilya ve Çin gibi ülkeler bazı ilaçlarda patent korumasını 3 yıla kadar indirmiş durumda. Hindistan'da geçtiğimiz haftalarda Temyiz Mahkemesi, dev bir firmanın kanser ilacıyla ilgili patent talebini geri çevirdi. Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü de ucuz ilaç için kararı destekledi.

 20 Mart 2013 günü yapılan ödül teslim töreninde Uluslararası Allergan Vakfı adına, Allergan Türkiye Genel Müdürü Ayşe Uysal Torun “Allergan Türkiye çalışanları ve 85 gönüllü personelimizin emekleri ile sağladıkları başarı neticesinde bağışlanan bu ödülle,TEGV gibi önemli ve değerli projelere imza atmış muteber bir Vakıf aracılığı ile çocuklarımızın eğitimine katkı sağlamaktan çok büyük gurur duymaktayız” dedi.

Türkiye’nin yanı sıra farklı ülkelerde hazırladıkları projelerle Uluslararası AllerganVakfı Allergan Yardım Projesi’nde yer aldılar. 15 ülkenin farklı projelerle yer aldığı organizasyonda; çocuklarda görülen hastalıkların tedavisi, kanser hastalarına destek, deprem mağdurlarının sosyal yaşama yeniden kazandırılması, engelli kişilerin rehabilitasyonu, çocuk gelişimi gibi konulara katkı sağlandı. Her ülkenin hazırladığı projelere farklı ölçeklerde yardım elde edildi. Allergan Yardım Projesi kapsamında3000 Euro ile 7400 Euro arasında değişen bağışları dünyanın farklı ülkelerindeki projeler kazanırken, en yüksek ödüle hak kazanan ülkeler arasında Türkiye, İtalya, Fransa, İspanya, Almanya ve Rusya vardı.

 Dünyanın lider araştırmacı ilaç ve aşı firmalarından biri olan ve solunum alanına 40 yıldır toplum sağlığı için önemli faaliyetleri bulunan GSK Türkiye'de solunum hastalıklarının tedavisinde bilgi birikiminin artmasına katkıda bulunacak ve hekimlere kaynak olabilecek, Atmosfer Solunum Platformu adlı yeni bir inisiyatif oluşturdu. Bu platform, asistanlardan uzman hekimlere kadar bu alandaki tüm hekimlere yönelik bilimsel içeriğiyle göz dolduruyor.

GSK'nın Atmosfer adını seçmesi de rastlantı değil. Atmosfer temsil ettiği şeffaflık, solunum, iletkenlik gibi değerlerle en temel yaşam kaynaklarından birini oluşturuyor. Bir solunum platformu olarak aynı şekilde şeffaflıkla bilgi ve deneyimler paylaşılıyor, uzmanların etkileşimi için uygun bir ortam sunuyor.

Platformda astım ve KOAH dâhil olmak üzere göğüs hastalıkları alanında hekimlerin ilgi duyabileceği bronkoskopi, alerjiler, sigara bırakma yöntemleri ve benzeri birçok konuda farklı ve kapsamlı içerik yer alıyor.