e-Posta :
Şifre :

Etiket: Radyoterapi

Bu eğitimde; bağışıklık sistemi lenf bezlerinde başlayan bir neoplazm türü olan Hodgkin Lenfomanın anatomisi, epidemiyoloji ve risk faktörleri, hastalığın klinik bulguları, tanısı, evrelemesi, patolojik sınıflandırması, prognostik faktörleri, tedavisi, izlemi ve yan etkilerinin neler olduğuna değinilmiştir.

Bu modülde, kolon kanseri etiyolojisi, risk faktörleri, ailevi kolorektal kanserler, tanı yöntemleri, tedavi ve tedavi sonrası takip hakkında bilgi verilmesi hedeflenmiştir.























Léon Bérard Merkezi Radyasyon Onkolojisi, Lyon, Fransa’ dan Dr. Laetitia Lestrade, bu çalışmanın en uzun süreli literatür izlemiyle, anal kanserli hastalarda brakiterapi boostunu değerlendiren dördüncü büyük popülasyon çalışması olduğunu söyledi.
2. ESTRO ( Avrupa Radyasyon Onkolojisi Derneği) Forumu’ nda sunulan raporda ‘Biz kabul edilebilir akut ve geç toksisite ile brakiterapi boost tedavinin uzun süreli lokal etkinliğini doğruladık,’ diye açıkladı.
Brakiterapi boost tedavinin lokal etkinliği, aynı zamanda kansere özgü genel sağkalım ve kolostomisiz sağkalım için güçlü bir prognostik faktör oldu, diye ekledi.
Tek Merkez'den Retrospektif Analiz
Dr. Lestrade, 1992- 2009 yılları arasında tek bir kurumda tedavi edilen anal kanser histolojik tanısı alan medyan yaşı 65 olan 209 hasta’nın retrospektif analiz sonuçlarını sundu. Tedavi tek başına eksternal radyoterapi (n = 58) veya kemoterapi ile kombine (n = 151) şekilde uygulandı ve ortalama takip süresi 73 aydı.
% 80 skuamöz hücreli karsinom tanısı alan hastaların evrelendirilmesinde, endorektal dijital muayene ile klinik muayene ve son zamanlarda endorektal ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme kullanıldı, hastaların yaklaşık% 30’unda pozitif nodal tutulum ve % 30 lokal ileri hastalık vardı.
İlk radyoterapiden medyan 32 gün sonra hastalara düşük doz oranlı brakiterapi boostu (% 72.2) veya pulse doz oranlı brakiterapi boostu (% 27.8) uygulandı.
Medyan brakiterapi dozu 18 Gy, radyoterapi ve brakiterapi boost medyan dozu 63 Gy olarak gerçekleşti.
Çalışmanın primer sonlanım noktası lokal kontrol ve akut ve geç toksisite; ikincil sonlanım noktaları genel sağkalım, kansere özgü sağkalım, kolostomisiz sağkalım, nodal-hastalıksız sağkalım ve metastazsız sağkalımdı.
Beş yıllık lokal kontrol oranları % 78.6 ve 10 yıllık lokal kontrol oranları% 73.9 idi. Grad 3/4 akut toksisite oranları% 11.2 ve geç toksisite oranları% 6.3 idi.
Dr. Lestrade, ‘Genel olarak tedavi iyi tolere edilmiştir’, diye kaydetti.
Kolostomi uygulanan 44 hastanın altısında grad 3/4 anorektal geç toksisite görüldü.
Spesifik olarak, hastaların % 4.6 'sında kemoterapi ile ilişkili akut toksisite; nötropeni(n=1), renal toksisite (n = 4), kardiyak toksisite (n = 1), ve gastrointestinal toksisite (n = 1) görüldü.
‘Sfinkter fonksiyonları, WOMAC skala ile değerlendirildi, gaz ve gaita kontinansı hastaların% 81.8 'inde normaldi’, dedi.
Genel sağkalım daha önceki literatüre benzer oldu, diye ekledi.

Çok değişkenli analizde lokal kontrol, istatistiksel olarak genel sağkalımı ve kansere özgü sağkalımı (p <.0001), konkomitan kemoterapi deki (p = .048 ve p = .029) gibi etkilemiştir.

Dr. Lestrade, ‘ Tümör yatağına (54-59 Gy) brakiterapi boostu , Uluslararası kılavuzlarda desteklenmektedir, ancak rolü büyük kohortlarda değerlendirilmemiştir’, dedi.

‘Kemoterapili veya kemoterapisiz radyoterapiden sonra brakiterapi boost tedavisiyle muhtemelen daha yüksek başarı veya daha iyi tolerans oranı iyi bir yanıt için muhtemelen önemli bir kriterdir’, dedi. Bu sonuçlar günlük klinik pratikte yeni bir seçim kriteri ve prospektif çalışmaların tasarımında önemli bir faktör olmalıdır.

İspanya, Sevilla’ daki Virgen del Rocío Üniversite Hastanesi’ nden, Dr. José Luis López Guerra,
‘Bu ilginç çalışma yüksek lokal kontrol ve kabul edilebilir toksisite ile yüksek anal sfinkter koruma oranlarını göstermektedir. Bu retrospektif bulgular anal karsinomun multidisipliner yönetiminde brakiterapi rolünü vurgulamaktadır’, dedi.
Dr. Lopez Guerra, 20 yıllık anal kanser brakiterapi takip sonuçlarını, Clin Transl Oncol 2011; 13:472-479’ de yayınladı ve Medscape Medical News’ a yaptığı yorum; bu sonuçların kendi sonuçlarına yaklaştığı oldu.

‘Bu sonuçlar bizim sonuçlarımıza benzerdir, anal sfinkter koruma oranı sırasıyla % 79 ve % 84 ve şiddetli geç toksisite her iki çalışmada da yaklaşık % 10’ dur, ek olarak, her iki çalışmada da yüksek 5 yıllık lokal kontrol (% 77 üzeri) oranları görülmektedir’ dedi.

Dr. Lopez Guerra, Medscape Medical News’ a yaptığı açıklamada, ‘Anal kanser yönetimi son birkaç dekadda ilginç bir dönüşüm geçirdi. Bu dönemde önce anal kanal kanser definitif tedavisinde, standart tedavi kalıcı kolostomi gerektiren abdominoperineal rezeksiyon oldu’, dedi .

Primer pelvis radyoterapisine eklenen interstisyel brakiterapiyle, kolostomi ihtiyacı dramatik olarak azalır ( hastaların sadece% 21’ine kolostomi yapıldı) , aynı zamanda brakiterapi küçük bir hacimde doz artıran konformal bir tedavi olduğu için sadece eksternal radyoterapiyle ışınlanan normal doku hacmini sınırlar , böylece, geç toksisite azalır (Lestrade çalışmasında sadece% 6) .
Dr. Lestrade ve Dr. Lopez Guerra herhangi bir finansal ilişkileri olmadığını açıkladı.
Çalışma 2. ESTRO forumunda, 21 Nisan 2013 tarihinde sunuldu.

Haber: Kate Johnson
Kaynak: Medscape Medical News





Dr. Joos Lebesgue , 2. Avrupa Radyoterapi ve Onkoloji Derneği (ESTRO) Forumu’ nda çalışmayı sunduktan sonra Medscape Medical News ‘ a verdiği röportajda büyük hayal kırıklığına uğradığını söyledi. 20 yıllık bu çabanın, lokal kontrol ve biyokimyasal kontrolü artırdığını, ama ne yazık ki toplam sağkalımda hiçbir katkı görülmediğini söyledi. Dr. Lebesgue ; Hollanda Kanser Enstitüsü, Antoni van Leeuwenhoek Hastanesi’ nde çalışan bir radyasyon onkoloğudur.
Bir röportajda "Uluslararası radyasyon onkolojisi topluluğu için bu hiç hoş bir mesaj değildir," diye yorumladı. Dünya genelinde ikibinbeşyüz hasta bu hipoteze göre randomize edilmiştir, şimdi 10 yıllık bu izlem sonuçlarına göre tüm bu randomize edilmiş çalışmalardaki hipotez muhtemelen doğru değildir .
Oturumun yardımcı moderatörü, Toronto Sağlık Üniversitesi, Prenses Margaret Kanser Merkezi tıbbi direktörü ; Dr. Mary Gospodarowicz, bu sonuçların bu gün için beklenmedik olmadığını , lokal nüks veya biyokimyasal progresyon gelişen hastalarda erken hormonal tedavi kullandıklarını, daha düşük ve orta riskli hastalığı olanların yıllarca sağ kalabildiğini söyledi.
Hollanda Hastanelerinde Sürdürülen Çalışma
Dr. Lebesgue, 1997 ila 2003 yılları arasında dört Hollanda Hastanesi’ nde tedavi edilen Evre (T1b-T4) prostat kanserli 664 hastayı kapsayan bu faz 3 çalışmayı ESTRO toplantısında sundu.
Üç-boyutlu konformal radyoterapiyle 2Gy/gün fraksiyone dozla tedavi edilen hastalar rastgele 78 Gy (n = 333) veya 68 Gy (n = 331) alanlar olarak randomize edildi.
Dr. Lebesgue, ‘Tüm prostat kanseri radyasyon doz artırma çalışmalarında hipotez , daha yüksek bir doz ile daha iyi lokal kontrol ve hastalığa özgü ve genel sağkalımda iyileşme sağlanması olmuştur’, dedi.
Çalışmada, ASTRO kriterlerine göre birbirini izleyen üç ardışık PSA seviyesi artışı veya Phoenix kılavuzlarında özgül PSA’ nın 2 μg/L’ in üstünde olması şeklinde tanımlanan biyokimyasal / klinik rekürrensin olmaması yüksek doz grubunda daha iyidir. ASTRO kriterlerine göre sırasıyla, (45.9% vs 38.4%; P = .025), Phoenix kriterlerine göre (48.5% vs 43.1%, p = .045).
Çalışmanın ikincil sonlanım noktalarından lokal rekürrens te, yüksek doz grubunda (14 rekürrense karşın 27, p = .036) anlamlı olarak daha az gözlendi. 9 yıllık bir takip sonrasında ilk kez lokal başarısızlıkta bir fark bulduklarını söyledi.
Ancak, ‘En önemli ikincil sonlanım noktaları için [hastalığa özgü sağkalım ve genel sağkalım] fark yoktu. Bu bizim için büyük bir hayal kırıklığı oldu’, dedi.
Dr. Gospodarowicz, ‘Lokal ileri hastaları kapsayan Kanada çalışmaları, 13 ila 14 yıllık takipte yüksek doz radyasyon tedavisiyle bazı sağkalım avantajları göstermiştir’, dedi. ‘Erken evre hastalık için, genel sağkalım üzerinde yorum yapmak için 20 yıllık veri gerekir’, dedi. ‘Uzun bir süre boyunca, daha büyük bir hasta kohortu gerektiğini düşünüyorum’, diye Medscape Medical News’ a söyledi.
Dr. Lebesgue varsa, bir sağkalım farkını ortaya çıkarmanın daha uzun takip gerektireceğini kabul etti, ve geniş dahil edilme kriterlerinin bu potansiyel eğilimi gizlemiş olabileceğini önerdi.
Bu çalışmaya dahil edilen hastaların seçimi çok geniştir. Tüm hastalar bu çalışmaya alınmıştır. Düşük riskli hastalar için muhtemelen doz artırımı gerekmez. Yüksek riskli hastalar için tespit edilebilir olmasa da zaten uzak metastaz mevcut olabilir - bu yüzden sonunda daha iyi lokal kontrol sağlanabilir ama zaten mevcut olan uzak metastaz ortaya çıkar ve nüks edebilir.
Gerçekten de, başlangıç PSA düzeyi 10 μg/L altında veya üstünde olan hasta alt grup analizi, klinik / biyokimyasal rekürrenssiz süre açısından, PSA düzeyi yüksek olan hastalarda yüksek doz radyasyon tedavisi , düşük doz grubuna son derece önemli bir yarar gösterdi (%41,7’ ye karşın düşük doz grubunda %30, p = 0.008).
Buna karşılık, düşük PSA düzeyleri olan hastalarda biyokimyasal / klinik rekürenssiz oran (% 54.4 yüksek doz ve% 52.6 düşük doz) radyoterapi dozundan bağımsız, genel olarak daha iyi sayılırdı.
Dr. Lebesgue , ‘PSA düzeyi, 10 μg/L’ den az olan hastalarda yüksek doz radyoterapinin hiçbir avantajı yoktur," dedi.
Konuşmacılar, hiçbir finansal ilişkileri olmadığını ifşa ettiler.

Çalışmanın özeti 2. ESTRO Forumu’ nunda, 20 Nisan 2013 tarihinde sunuldu.

Kaynak: Medscape Medikal Haberler

Prostatektomi veya radyoterapi tercih edilen lokalize prostat kanseri olan erkekler New England Journal of Medicine'da  bugün yayımlanan araştırmaya göre uzun dönemde  idrar, bağırsak ve uzun vadede cinsel fonksiyon ile ilgili sorunlar yaşayacaktır.
Prostat Kanseri Sonuçları Çalışması( PCOS)sonuçlarına  göre kısa vadede ameliyat olan erkeklerde daha fazla üriner inkontinans ve cinsel işlev bozukluğu görülürken, radyoterapi alanlarda daha fazla barsak disfonksiyonu görülmekte,  15 yıl sonra yan etkiler açısından iki grup arasında anlamlı fark tespit edilememektedir. 
Dr. David F. Penson, Medscape Medical News'a  'Yaşlanma, tedavi, ikincil tedaviler nedeni ne olursa olsun lokalize hastalıkta uzun vade de radyoterapi veya cerrahi iki primer tedavi modalitesi anlamlı fark yoktur' diye açıklamada bulundu.
Dr. Penson'a göre PCOS'dan gelen sonuçlar lokalize prostat kanseri olan erkeklerin tedaviyi seçmesine yardımcı olacaktır.  
Hastaların önemli bir  kısmı hastalıktan ölmeyecektir  ve bir kişide  düşük gradlı prostat kanseri varsa o kişi  cerrahi veya radyoterapi için onam vermeden önce bu verileri gerçekten çok dikkatlice düşünmelidir, çünkü yaşam  kalitesi  yan etkileri, aktif izlem seçilerek önlenebilir. 
 
Dr. Penson ve ekibi yaşları 55 ve 74 yaş arasında değişen, 1994 veya 1995 yılında lokalize prostat kanseri tanısı konulan 1655 erkek grubunda radikal prostatektomi veya radyasyon tedavisi sonrası uzun süreli üriner, bağırsak ve cinsel fonksiyonları karşılaştırdı.
Erkeklerin çoğu  (1164) ameliyatla tedavi edilmişti ve 491 hasta radyoterapi ile tedavi edildi. Fonksiyonel durum başlangıçta ve tanıdan sonraki 2., 5. ve 15. yılda değerlendirildi. 
Cerrahi uygulanan erkeklerde  2. yılda  (odds oranı [OR], 6.22;% 95 güven aralığı [CI], 1,92-20,29)  ve 5. yılda(OR, 5.10; 95% CI, 2.29 - 11.36) üriner enkontinans bildirme oranı radyoterapi alanlara göre anlamlı olarak fazlaydı. 
15. yılda, prostatektomi grubunda ki erkeklerin% 18,3'ünde ve radyoterapi alanların % 9.4'ünde üriner inkontinans vardı, ama bu istatistiksel olarak anlamlı değildi. 
Radyoterapi alanlarda, prostatektomi ile tedavi edilen erkeklere göre 2. (OR, 0.39; 95% CI, 0.22 - 0.68)  ve 5. yılda (OR, 0.47; 95% CI, 0.26 - 0.84) barsak rahatsızlıkları oranı daha yüksekti. 15. yılda, radyoterapi alanların % 35,8'inde,  prostatektomi grubunda ki erkeklerin% 21,9'unda barsak rahatsızlıkları vardı, ama bu istatistiksel olarak anlamlı değildi. 
Cerrahi uygulanan erkeklerde 2. yılda  (OR, 3.46; 95% CI, 1.93 - 6.17)  ve 5. yılda (OR, 1.96; 95% CI, 1.05 - 3.63) erektil disfonksiyon oranı yüksektir, ancak 15. yılda iki grup  neredeyse eşittir( prostatektomi grubunda %87.0 ve radyoterapi grubunda %93,9'dur. 
Prostatektomi grubundaki erkeklerin sadece 43.5%'unun ve radyoterapi grubundakilerin %37, 7'sinin seksüel disfonksiyondan şikayetçi olduğu rapor edilmiştir.
Bu kişilerin çoğunda enpotans olsa bile bundan şikayetçi olmazlar, bunun nedeni ileri yaşta olmaları, bu durumla o kadar ilgilenmiyor olmaları veya kanserden kurtuldukları için kendilerini iyi hissediyor olmaları olabilir. Bu kişiler hangi tedaviyi seçerlerse seçsinler, enpotans sorunu yaşayabilecekleri konusunda bilgilendirilmelidir. 

Tedavi mi Yaşlanma mı ?
 
Bu çalışma hakkında Medscape Medical News' a yorumda bulunanlardan Princess Margaret Kanser Merkezi'nden, Dr. Charles Catton;  'Bu gerçek zamanlı prospektif olarak prostat kanserinde radyoterapi ve cerrahinin uzun dönemli yan etkilerini karşılaştıran ilk ve önemli bir çalışmadır'dedi. 
Dr. Catton bu çalışmadan elde edilen bilgilerin kişilerin tedavi seçimine yardımcı olacağı konusunda Dr. Penson'la aynı fikirde. 
1990'ların ortalarında tedavi edilen PCOS hastalarından sonra cerrahi ve radyoterapi tekniklerinde önemli gelişmeler olduğuna da işaret etti. Bu yan etkilerin doğası değişmeyebilir ama sıklığının ve şiddetinin bu çalışmada gösterilenden daha az olması olasıdır. 
California Üniversitesi'nden Dr. Matthew Cooperberg de çalışmanın bulgularının önemli ama şaşırtıcı olmadığını belirtti. 
Yaşlanan nüfusun uzun dönemli takibi üriner ve seksüel fonksiyonların ve tedaviler arasındaki farklılıkların azalma eğiliminde olduğunu söyledi. "Bu klinik gözlemler, aynı yazarlar tarafından belirtildiği gibi diğer epidemiyolojik kanıtlar ile tutarlıdır."
NCCN, Prostat Kanseri Paneli direktörü Dr. James Mohler, bu çalışmanın sonuçları, erkeklere ister radyoterapi, ister radikal prostatektomi ile tedavi edilsinler riskin kaybolmadığını hatırlatmalıdır ki bu risk hayat boyu sürecektir.  
Ancak bu fonksiyonel bozuklukların yaşa bağlı mı yoksa tedaviye mi bağlı olduğunun sınıflandırılmasının da zor olduğunu ifade etti.  
Çalışma erkekler 55 ila 74 yaşlarında iken başladı ve 15 yıllık izlem süresi sonunda 70 ila 89 yaşlarında ve başka pek çok probleme sahiptir ve gerçekte bir kısmı da ölmüştür. 
'Tedavi tekniklerinin geliştiği de unutulmamalıdır'diye belirtti. Bu çalışma radyoterapi yan etkilerini azaltmak için IMRT( yoğunluk ayarlıklı radyoterapi) kullanımı ve anatomik prostatektomiden önce yapılmış bir çalışmadır. Bu çalışma tekrarlandığında sadece bir umut olsa da daha az yan etki görülebilir. Bu veriler gerçektir ve erkekler ara verip düşünmelidir.  
Dr. Mohler, NCCN prostat panelinin düşük riskli prostat kanseri olan erkeklerin gereksiz yere tedavi ediliyor olmasından endişe ettiğini belirtti. Amerika'da prostat kanseri için tedavi edilen erkeklerin %40 ila % 50'sinin, tedavi edilmesi gerekmediği tahmin edilmektedir, bu hastalarda aktif tarama veya gözlem daha iyi bir seçenektir.  'Erkekler başlangıçta gereksiz yere tedavi edilmediklerinde tedaviye bağlı yan etkilerin gereksiz tedavisiyle de uğraşmayacaklarını hatırlamalıdır'dedi. 
Dr. Mohler , 'Sessiz prostat kanseri ile ölümcül olanı ayıracak bir teste ihtiyaç var ancak bu teste sahip değiliz, çalışmalar sürmekte PSA hızlanmasının erkeklerin karar sürecine önemli katkıda bulunacağına büyük ölçüde inandığını belirtti'. 
Çalışmanın özetine ulaşmak için tıklayınız. 
 

İleri evre Hodgkin lenfoma hastalarının tedavisinde Stanford V kombine modalite yaklaşımı, doksorubisin, bleomisin, vinblastin ve dakarbazin (ABVD) kombinasyonu ile sağlanan sonuçların üzerinde iyileştirme sağlamadı.
 
'Chicago Northwestern Üniversitesi'nden Dr Leo I. Gordon Reuters Sağlık' a gönderdiği e-posta da:' Son zamanlarda randomize çalışmalarda Hodgkin lenfoma için önerilen rejimler arasında önemli farklılıklar olmamıştır, bu yüzden bizim temel hücum noktamız sonucu tahmin edebilecek  moleküler veya immünolojik tahmin belirteçleri (gen ekspresyon profilleri, makrofaj belirteçler, EBV, vb) tanımlamak ve yeni ajanlar (örn., brentuximab vedotin)a giriş yapmaktır.' dedi.
Dr Gordon ve Eastern Cooperative Oncology Group, Kanser ve Lösemi Grubu B, Güneybatı Onkoloji Grubu ve Kanadalı NCIC Klinik Çalışma Grubundaki meslektaşları radyasyon tedavisi almadan veya radyasyon tedavisi alan, ileri veya lokal yaygın Hodgkin lenfoma'lı  794 hastada, 12 hafta Stanford V  tedavisi ile altı ila sekiz kür ABVD' yi karşılaştırdı.  Tüm hastalar, kemoterapinin tamamlanmasından 2 ila 3 hafta sonra, başlangıç bulky  mediastinal lenfadenopati için radyoterapi aldı. Buna ek olarak, Stanford V grubu, 5 cm'den büyük lenfadenopati ve makroskobik dalak hastalığı için 36 Gy radyoterapi aldı. Genel yanıt oranları ABVD için% 72.7 ve Stanford V için% 68,7 idi tam yanıt ve klinik remisyon oranları ile tedavi arasında fark yoktu.6.4 yıl medyan takipten sonra, ABVD ila Stanford V arasında (% 74 vs% 71) için beş yıllık yinelemesiz sağkalım veya beş yıllık genel sağkalım (her grupta% 88) açısından anlamlı fark yoktu. Lokal ileri hastalığı olan hastalar, evre III ve IV hastalığı olanlardan daha iyi sağkalım gösterdi  ve yüksek riskli hastalığı olanlarda Stanford V tedavisiyle,  ABVD' den  (% 67 ye % 57, p = 0.02) daha iyi yinelemesiz sağkalım görüldü.Toksisite iki tedavi kolunda  benzer olmasına rağmen, Stanford V olan hastalarda anlamlı olarak daha fazla grad 3 lenfopeni, grad 3 veya 4 lökositopeni, grad 3 ve 4 duyusal nöropati, ve grad 3 veya 4 motor nöropati yaşadı. İkinci kanserler ABVD (15 vaka) ve Stanford V (19 vaka) tedavisinden sonra eşit sıklıkta meydana geldi. Dr Gordon, 'İleri evre Hodgkin lenfoma tedavisi için seçenekler varken, ABVD' in standart kaldığı'sonucuna vardı.
Henüz ABVD, BEACOPP rejimlerini büyük randomize çalışmalarla  karşılaştırmadıklarını ekledi. Güncel gruplar arası bir çalışma, PET ile  erken görüntülemenin, sonucu tahmin etme değerini araştırıyor, bu çalışma PET ile erken görüntüleme konusunda bazı yararlı bilgiler sağlamaktadır.
Boston'daki Harvard Tıp Fakültesi'nden Dr Dan L. Longo bu rapor eşliğinde bir editoryal yazdı. 
Reuters Sağlık' a yaptığı açıklamada,'Standart ABVD ileri evre Hodgkin lenfoma hastalarının tedavisinde tercih edilen rejimdir' dedi. Ana karar altı kür kemoterapi sonrasında radyasyon tedavisi ilave edilmesinin gerekli olup olmadığıdır. Dr Longo, 'Radyasyon tedavisinin optimal kullanımı iyi tanımlanmamış olduğunu' belirtti. Genel olarak, başvuruda bulky mediastinal kitlesi olan hastaların çoğunda  ilave radyasyon tedavisi yararlı olabilir. Ama  radyoterapi alan hastalarda ikinci kanser ve erken koroner arter hastalığı riski vardır. 
Dr Longo, 'Brentuximab vedotin gibi, yeni aktif maddelerin, optimum kullanımı tanımlandığında tedavi sonucu daha da iyileştirebilir' sonucuna vardı. 
Bu sürede hastaların tedavisinde ABVD tercih edilebilir ve mümkünse radyoterapiden kaçınılmalıdır. 
Editoryal yazısında,  'Hodgkin lenfoma tedavisinde kür oranlarını % 85 ve% 90 ila %95 ve% 100 arasında iyileştirirken,   hastaların hayatını kısaltabilecek tedaviye bağlı geç toksisite riskini azaltmayı umuyoruz' diye yazdı. 
 
Makalenin özeti için tıklayınız.
 

Kaynak: New York (Reuters Sağlık) 26 Kasım 2012  

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği web sayfasında Harvard Tıp Fakültesi Meme Kanseri Radyoterapi Bölüm Başkanı Dr. Alphonse Taghian'ın Türkiye' de bulunması sebebi ile 29 Kasım 2012 tarihinde saat 17:00 de başlayacak kısa bir eğitim toplantısı yapılacağı duyuruldu.

Toplantıda günümüzde radyasyon onkologlarını en çok ilgilendiren konulardan biri olan meme kanserinde kardiak toksisite ve bunun önlenmesi ile ilgili bir konferans, ardından da olgu tartışmaları yapılacaktır.

 

Haberin devamı için


Proton ile tedavi edilen prostat kanserli hastalarda tedaviden sonraki ilk birkaç ayda yaşam kalitesi skorları diğer yaygın iki tedavi modalitesi ile karşılaştırıldığında daha iyi bulundu.  
 
Ancak geçen süre içinde yaşam kalitesi skorları(QoL ) proton ışın tedavisi( PBT) ve üç boyutlu konformal radyoterapi( 3D-CRT) ve yoğunluk ayarlıklı radyoterapi(IMRT) ile tedavi edilenlerle benzerdi. Bu çalışmanın sonuçları Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği'nin(ASTRO) 54.  Yıllık Toplantısı'nda sunuldu. 
 
QoL skorlarında barsak ve üriner fonksiyonlar ölçüldü. Veriler üç farklı hasta kohortundan toplandı, çünkü aynı hasta grubunda PBT, 3D-CRT ve IMRT'yi direkt olarak karşılaştıran veri yoktu. Çalışmada 370 hastanın sonuçları değerlendirildi,  94 hasta Boston Massachusetts Hastanesi'nde PBT ile, 123 hasta Harvard Üniversitesi'nde 3D-CRT ile 153 hasta ise IMRT ile tedavi edilen hastalardı. 
 
2 ila 3 aylık izlem sonrasında , PBT ile tedavi edilen hastalarda barsak fonksiyonlarında minimal bozulma rapor edilirken, 3D-CRT ve IMRT ile tedavi edilenlerde barsak fonksiyonlarında klinik olarak anlamlı değişiklikler rapor edildi.  
2 ila 3 aylık izlem  sonrasında üriner fonksiyonlardaki  QoL skorları her üç tedavi kolunda da tedavi öncesi değerlerden düşüktü, ancak bu değişiklikler sadece IMRT kolunda klinik olarak anlamlıydı. 
12. ayda  , PBT kolunda da üriner QoL skorlarında klinik olarak anlamlı azalma izlendi.  PBT kolunda yan etkiler daha uzun zamanda görüldü. 2. Yılda her üç tedavi kolunda da  QoL skorları tedavi öncesi değerlere yakındı, hiçbir grupta anlamlı olarak farklı fonksiyon kaybı yoktu.  Toplantıda bu verilerin tam da ihtiyaç duyulan veriler olduğu belirtildi, zira PBT diğer tedavilere göre çok daha pahalıdır. iımız olan PBT grubunda medyan yaş 64,  3D-CRT grubunda 70 ve  IMRT grubunda 69 idi. PBT grubunda rölatif biyolojik etkin radyoterapi dozu 74 ila 82 Gy, 3D-CRT grubunda 66.4 ila 79.2 Gy ve IMRT grubunda  75.6 to 79.2 Gy'di. 
IMRT ve PBT ile tedavi edilen hastalar Genişletilmiş Prostat Kanser Bileşenleri İndeksi(EPIC) ile değerlendirilirken, 3D-CRT tedavi grubundaki hastalar Prostat Kanseri Semptomları İndeksi( PCSI) ile değerlendirildi, elde edilen skorlar EPIC skalasına dönüştürüldü.Bu çalışma PBT ile tedavi edilen hastalarda erken dönem yan etkilerin daha az olduğunu kanıtlayan ilk klinik çalışmadır. 
 
Radyoterapi modaliteleri arasındaki farklılıkları anlayabilmek için randomize prospektif çalışmalar yürütülmektedir. 
 
ASTRO 54. Yıllık Toplantısı Bildiri No:  LBA1. 29 Ekim 2012'de sunuldu.
 
Kaynak: Medscape
 

Erken meme kanserli kadınlarda, tüm meme radyoterapisinden sonra uzun dönemli kardiyak toksisite riski, mastektomi ile karşılaştırıldığında, 25 yıllık verileri kapsayan çalışma sonuçlarına göre artış göstermemektedir.
  
Çalışmanın sonuçları Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı' nda sunulmuştur. İlave olarak, 25 yılda mastektomi ve lumpektomi+radyoterapiyi kapsayan meme koruyucu tedavi(MKC) alan kadınlarda sağkalım sonuçlarıda benzer bulundu.  
 
Çalışma Filedelfiya Pennsylvania Üniversitesi, Abramson Kanser Merkezi'nde yapıldı. 
 
25 yıldan sonra, farklı iki tedavi kolundaki sağ kalım eğrileri farklılaşmaya başladı ve MKC grubunda sonuçlar daha kötüydü. Ancak MKC grubundaki sağ kalımdaki hafif düşüşten kardiyak toksisite sorumlu değildi. 
Çalışma sonuçları 102 yaşayan meme kanserli hastaların  50' isinden toplandı. Çalışmanın sponsoru Ulusal Kanser Enstitüsü' dür. 50 hastanın 26' sı MKC tedavi grubunda, 24' ü modifiye radikal mastektomi(MRM) grubundaydı.  
50 hastada toksisite de mutlak fark yoktu. Çalışmada detaylı kardiyak öykü ve fizik muayene, kardiyak laboratuvar testleri, anatomik ve fonksiyonel anormalliklerin tespiti için üç boyutlu kardiyak MRI( manyetik rezonans görüntüleme,  stenotik koroner hastalık ve koroner arter kalsiyum skorunun değerlendirilmesi için BT anjiyografi verileri toplandı. 
Çalışmada herhangi bir kardiyak morbiditenin modern tedavi planlamalarıyla azalmış olabileceği belirtilmektedir.  Klinisyenler tedavide CT smülasyon ve üç boyutlu konformal radyoterapi tekniklerini kullanmışlardır. Günümüzde yürütülen yeni bir benzer çalışmada sonuçların daha iyi olabileceği belirtilmiştir, çünkü daha yeni radyoterapi tekniklerinde daha fazla kardiyak koruma mümkündür.  
Bu çalışma MRM ile MKC' yi karşılaştıran ilk çalışmadır. Kardiyak toksisitenin görülebilmesi için daha uzun dönemli veriler daha değerli olacaktır.

Orijinal Çalışma:
Bu orijinal NCI çalışmasında, 1979 ila 1986 yıllarında tedavi edilen, Evre I ve II meme kanserli 247 hasta MRM veya MKC tedavisi (tüm meme ve/veya lenf nodları 45 ila 50.4 Gy, 15 ila 20 Gy BOOST) alanlar olarak randomize edildi. 
İlave olarak, hastaların %40' ı olan nod pozitif gruba aksiller diseksiyon ve 6 ila 11 kür doksorubisin-adriyamisin kemoterapisi aldı. Hastalar 1985' ten sonra tamoksifende aldılar. 
25 yıldan sonra sağ kalım eğrilerindeki farklılık meme kanseri radyoterapisine bağlı geç dönem pulmoner toksisite ile ilişkili olabilir mi diye bakıldığında, iki tedavi grubunda pulmoner toksisite büyük ölçüde benzerdi. 

Kardiyak Verilerin Detayı:

MKC grubunda sağ ya da sol meme radyoterapisi alanlarda CT anjiyogramda aterosklerozda farklılık yoktu.Zirve dolum noktası ve diastolik volümü kapsayan, diastolik fonksiyonlar iki grupta benzerdi. Medyan koroner arteriyel kalsiyum skoru da iki grupta  benzerdi. Hiçbir hastada myokardiyal fibrozis görülmedi ve her gruptan bir hastada perikardiyal kalınlaşma görüldü. MKC grubundaki hastalarda, kardiyak yapı ve fonksiyonlar sağ ve sol meme tümörlerinde benzerdi.Çalışma da herhangi bir ticari sponsorluk ilişkisi yoktur. Çalışmanın sonuçları,  Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı'nda 29 Ekim 2012 tarihinde poster olarak sunulmuştur. 
Kaynak: Medscape

IORT yöntemiyle ameliyat sırasında yapılan tek doz uygulama ile meme kanserinde radyoterapi tamamlanabiliyor. Bu sayede hasta günlerce hastaneye gitmek durumunda kalmıyor.

IORT yöntemigeleneksel radyoterapide olduğu gibi yine linear hızlandırıcı ile yapılıyor. IORT hareket edebilen, sadece elektron enerjisi üreten, linear hızlandırıcılar gibi personel açısından çok fazla koruma gerektirmeyen bir cihazla ameliyathanede uygulanıyor. Ameliyatı gerçekleştiren cerrahi ekip ile birlikte radyasyon onkolojisi uzmanı ve tıbbi fizik uzmanı da ameliyathanede hazır bulunuyor. Operasyonda memedeki tümör çıkarıldıktan sonra cihazdaki özel aplikatörün tümörlü bölgeye yerleştirilmesini takiben yüksek doz ışın sadece bu bölgeye veriliyor. 

Sağlam Dokularda Korunma, Az Yan Etki

Yöntemde sağlam dokular tamamen korunurken lokal tedavilerin tümü operasyon sırasında tamamlanabiliyor. 

Konuyla ilgili bilgi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nuran Beşe tarafından yapılan açıklamalara NTVMSNBC  sitesinden ulaşılabilir. 

Uzmanların tahmini, İngiltere'de kanserin yol açtığı ölümlerin 2030'da yüzde 17 azalacağı yönünde. Verilere göre, 2010 yılında yüz binde 170 olan kanserden ölümlerin, 2030'da yüz binde 142'ye düşeceği tahmin edilmekte.

En yüksek düşüş de, yüzde 43 ile yumurtalık kanseri vakalarında olacak. En fazla ölüme yol açan akciğer, meme, bağırsak ve prostat kanserlerinde de düşüş bekleniyor.

Bilim insanlarına göre bu durumda, sigara kullanımının azalmasıyla hastalığın teşhis ve tedavisinde sağlanan ilerleme etkili.