e-Posta :
Şifre :

Etiket: Hematoloji

 Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi’ne, Orta Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Balkanlar da dahil olmak üzere pek çok ülkeden bilim insanları katıldı.

Kenya Nairobi Üniversitesi’nde Pediyatrik Hematolog-Onkolog olan Dr. Jamilia Ajema Rajab, “Türkiye ile Kenya arasında böyle bir bağlantı ve işbirliği olduğunu duyduğumuzda önce çok şaşırdık ve mutlu olduk elbette. Hematoloji Uzmanlık Derneği tarafından bu konferansa davet edildiğimiz için son derece memnun olduğumuzu vurgulamak istiyorum. Bizim açımızdan olağanüstü yararlı ve eğitici bir toplantı olduğunu söyleyebilirim. Bu kongrede, başta Türkler olmak üzere pek çok farklı ülkeden meslektaşlarımızla tanışma fırsatı bulduk. Açıkçası, Türkiye’de bu denli büyük bir hematoloji camiası ile karşılaşmak bizi oldukça şaşırttı, bu kadar kalabalık bir meslektaş grubu beklemiyorduk” dedi.

“Maddi Kaynak, Altyapı ve Uzman Yetersiz”
Kenya’da hematoloji ve onkoloji uzmanı sayısının çok az olduğunu belirten Dr. Rajab, bu alanların yeni gelişmeye başladığını kaydetti. Dr. Rajab, Kenya’da hematoloji ve onkolojinin güncel durumu ile ilgili şunları söyledi: “Hematolojik ve onkolojik kanserlerde kullandığımız kemoterapi protokolleri, önemli oranda gelişmiş ülkelerde uygulanan protokellerle aynı. Tedavide kullanılan ilaçların da büyük bir kısmını bulabiliyoruz. Ancak, teşhis, takip ve tedavi etkinliğinin belirlenmesi için yapılması gereken laboratuvar testlerinin önemli bir kısmı yok; sadece sınırlı sayıda, basit test ve analizler yapılabiliyor. En önemli sorunumuz ise Kenya’da kök hücre naklinin yapılamıyor olması. Bu çok özel bir alan ve bunun için gerekli maddi kaynaklarımız mevcut değil, yeterli uzman yok ve nakil için kullanılacak ilaçların önemli bir kısmına ulaşamıyoruz. Dolayısıyla kök hücre nakli (kemik iliği nakli) endikasyonu olan her hasta mutlaka başka bir ülkeye gitmek zorunda. Bu şu anlama geliyor: Yeterli parası olan hasta kemik iliği nakli için yurtdışına gidiyor, parası olmayanlar ise ne yazık ki ölüyor.

Kenya’da, hükümetler ve Sağlık Bakanlığı bugüne kadar dikkatini hep enfeksiyon hastalıkları ve bunların yayılmasını engellemek üzerine yoğunlaştırdı. Dolayısıyla, ulusal bütçemizin çok önemli bir kısmı enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele amacıyla kullanıldı. Ayrıca, anne ve çocuk ölüm oranlarının, özellikle çocukluk çağı hastalıklarının azaltılması için çok mücadele edildi ve çok para harcandı. Kısacası bütçenin çok önemli kısmı bu temel sorunları gidermek için harcandı. Bunların sonucunda, artık enfeksiyon hastalıkları ülkemizde önemli ölçüde kontrol altına alındı. Bununla beraber, son yıllarda Kenya’da kanser sıklığı belirgin şekilde arttı ve önemli sağlık sorunlarından biri haline geldi. Bu durum, en fazla 3-5 sene önce Sağlık Bakanlığımızın da dikkatini çekti ve artık kanser için özel bir bütçe ayrılmasını umuyoruz. Böylelikle ülkemizde, kök hücre nakli de dahil tüm kanser tedavilerinin yapılabileceği hastanelerin ve sağlık merkezlerinin kurulacağına inanıyorum.”


“Gerekli Bütçenin Ayrılmasını Sağlamak Konusunda Umutluyuz”
Nairobi Üniversitesi’nde Çocuk Hematoloji ve Onkoloji uzmanı olarak çalışan Dr. Jessie Nyokabi Githanga ise kongre ile ilgili şunları söyledi: “Burada bulunmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Türkiye’ye, hatta Antalya’ya ikinci gelişim; 2009 yılında, yine Antalya’da düzenlenen bir Onkoloji toplantısına katılmıştım ve Antalya’yı çok sevmiştim. Dolayısıyla, bu kongre aracılığıyla, güzel Antalya’yı yeniden görmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Her ne kadar oldukça az sayıda Türk iyi düzeyde İngilizce konuşabiliyor olsa da, son derece sıcak ve güzel insanlarla tanıştık bu toplantıda. Hemen her oturuma girdik ve şunu söylemeliyim ki, konuşmaların düzeyi çok yüksekti ve konuşmacıların hepsi çok başarılıydı. Bilimsel düzeyin bu denli yüksek olması bizi hem etkiledi hem de bizim açımızdan çok yararlı ve eğitici oldu.
Son dönemlerde Kenya Sağlık Bakanlığı’nın ve toplumumuzun kanser tedavisine bakışının değişmekte olduğunu görüyoruz. Bu durum, özellikle hastanelerimizin altyapısının düzeltilmesi ve tedavi olanaklarının artması için gerekli bütçenin ayrılabileceği konusunda biz hematologlara umut veriyor. Sağlık Bakanlığımız altyapı, cihaz ve ekipman eksikliklerimizi giderebilirse, konuyla ilgili uzmanlığımızı ve uzman hekim sayısını arttırmak konusunda sorun yaşayacağımızı zannetmiyorum. Çünkü, örneğin bu kongrede de gördük, başta Türkiye olmak üzere diğer birçok ülkede hematoloji ve onkoloji uzmanlarıyla güçlü bağlantılarımız var. İhtiyaç duyduğumuz eğitimi, deneyimi ve desteği bu kişilerden alabileceğimize ve kısa zamanda eksikliklerimizi giderebileceğimize yürekten inanıyorum.”


 
Dr. Githanga, sözlerini şöyle noktaladı: “Kenya’lı Hemato-Onkologlar olarak şu anda yapmamız gereken, yönetimin ve Bakanlık yetkililerinin zaten var olan ilgisini ve dikkatini daha güçlü bir şekilde kanser hastalığına çekmek. Bunu başarabilirsek, kanser hastalarımıza kendi ülkemizde kemik iliği nakli olabilme şansını sunabiliriz. Kısa süre içerisinde kanser tedavisi konusunda gerekli bütçenin ayrılacağına inanıyoruz ve gelecekten çok umutluyuz.”

“Yeni İş Birlikleri ve Ortak Çalışmaların Olmasını Umut Ediyorum”
Kenyatta Üniversitesi’nde Patoloji uzmanı olan ve şu anda Hematoloji ve Onkoloji ihtisasına devam eden Dr. Albert Giitwa Gachau, “Türkiye’ye ilk ziyaretim ve burada bulunmaktan dolayı büyük bir mutluluk duyuyorum.” dedi.

Gachau, şunları söyledi: “Kongre, hem Hematoloji alanındaki pek çok yeniliklerden haberdar olma hem de farklı ülkelerden bir çok başarılı bilim insanı ile tanışma fırsatı sunduğu için benim açımdan son derece verimli geçti. Bu alanın gelişmelere ne kadar açık olduğunu gördüm, yapabileceğimiz çalışmaları düşünmek bana umut ve heyecan verdi. Bu tarz toplantıların, özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından, yeni iş birlikleri kurma ve ortak çalışmalar gerçekleştirme fırsatı yaratması bakımından ayrıca çok değerli ve önemli olduğuna inanıyorum”

Orta Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Balkanlarda Hematoloji alanında yaşanan yeniliklerin ve gelişmelerin ele alındığı 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi 9-13 Ekim tarihleri arasında Antalya Mardan Otel’de gerçekleştiriliyor. Hematolojik onkoloji ve kemik iliği nakilleri konusunda tüm yenilikler tartışılıyor. Yurt dışından gelen 200’ün üzerinde katılımcı ve 33 ülkeden gelen kongre katılımcısı da yeni tedavi modeliteleri ve yeni tedavilerin daha iyi hale getirilmesi için tartışılıyor.

Bu kongrenin dünyanın ikinci büyük Hematoloji Kongresi olduğunu belirten Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, “Kongrede yeni tedavi şekilleri ve yeni ilaç denemeleri anlatılıyor. Böylece tedavideki başarı oranlarının artırılması hedefleniyor. Özellikle Amerika ve Avrupa’dan gelen konuşmacılar Türkiye’deki hekimlerle yeni tedavi şekillerini belirlemeye başladı. Orta Asya, Afrika’da ve Balkanlarda tedavileri yeniden şekillendiriyoruz” dedi.
Prof. Dr. Dinçer, düzenledikleri kongrenin son yıllarda dünyada bilinen ve prestiji artan bir kongre haline geldiğini belirterek amaçlarının dost ve kardeş ülkelerde hematolojinin gelişmesini sağlamak olduğunu söyledi.

Ön Plana Çıkan Konular ‘Kök Hücre’ ve ‘Genetik’
Kongrede daha çok kök hücre tedavilerindeki yeni gelişmelere ağırlık verildiğini belirten Dinçer, “Bu kongrede daha çok kök hücre tedavileri ön planda. Hematolojideki hastalıkların hepsi ölümcül hastalıklar olduğu için bütün konular bizim için önemli. Fakat kök hücre tedavileri konusunda yeni gelişmeler var, Türkiye kök hücre konusunda çok iyi durumda. Bu yıl biz biraz kök hücre tedavilerinde kullanılan hücrelerin çoğaltılması ve geliştirilmesi konusunda daha çok çalışacağız, genetik konusuna da ağırlık verdik, çünkü bu konuda çok fazla gelişme var” dedi.


 Orta Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Balkanlarda Hematoloji alanında yaşanan yeniliklerin ve gelişmelerin ele alınacağı 4. Uluslararası Avrasya Hematoloji Kongresi 09-13 Ekim tarihleri arasında Antalya Mardan Otel’de düzenlenecek. Hematoloji Uzmanlık Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, düzenledikleri kongrenin son yıllarda dünyada bilinen ve prestiji artan bir kongre haline geldiğini belirterek amaçlarının dost ve kardeş ülkelerde hematolojinin gelişmesini sağlamak olduğunu söyledi.

Kongrenin geniş katılımı ve hitap ettiği coğrafya itibarıyla dünyanın ikinci büyük Hematoloji Kongresi olduğunu belirten Dinçer, “Hematolojideki hastalıkların hepsi ölümcül hastalıklar olduğu için ele alınacak konuların hepsi de çok önemli. Yeni tedaviler ve kök hücre tedavileri Türkiye’de çok gelişti. Bu yıl biz kök hücre tedavilerinde kullanılan, hücrelerin çoğaltılması ve geliştirilmesi konularına daha çok ağırlık vereceğiz. Çünkü bu konuda çok fazla gelişme yaşanıyor” dedi.

4’üncüsü düzenlenecek olan Avrasya Hematoloji Kongresi özellikle yurt dışından çok sayıda bilim adamını misafir edecek. Kongre hakkında bilgi veren Kongre ve Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, kongre için şuana kadar 600’den fazla kişinin kayıt yaptırdığını belirterek, “Bu 600’den fazla kişinin yaklaşık 400 kişisi yurt dışından, 18 ülkeden geliyor. Moğolistan’dan tutunda Arnavutluğa kadar, geniş bir coğrafyadan konuşmacılar ve katılımcılar var. Gerçek bir Orta Asya, Avrasya kongresi diyebiliriz. Ayrıca kongremizde Rusça, İngilizce, Türkçe ve Arapça dilleri için çeviri yapılacak” diye konuştu.

“Hematoloji Alanında Dünyada İkinci Büyük Kongre”
Kendileri için en önemli konunun kardeş ve dost ülkelerin özellikle Balkanlar, Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu’daki hekimlerin hematoloji ve hematoloji onkoloji dallarında gelişmesini, eğitimini sağlamak olduğunu söyleyen Dinçer, şunları söyledi: “Dost ve kardeş toplumlarda ve ülkelerde hematolojinin, gerçek hematolojik tedavilerin yapılabilir olmasını sağlamak amacıyla bu kongreyi düzenliyoruz. Son yıllarda da bu kongre dünyada bilinen ve prestiji artan bir kongre oldu. Dünyada hematoloji alanında bir büyük kongre var, o da Amerika’da yapılıyor, bu kongre de ikincisi oluyor. Orta Asya, Balkanlar ve Avrupa’yı da içine alan bir kongre. Geniş katılımı itibarıyla dünyanın ikinci büyük Hematoloji Kongresi oldu. Geçen yıl Amerika’daki kongreye katılan bir profesör kongremizin Amerika’daki kongreye alternatif olduğunu söyledi. Biz alternatif olmak istemiyoruz ama kendi bölgesinde Orta Asya’da, Balkanlar’da Avrupa bulunan doktorları bir araya getiren, eğitim anlamında, bilimsel anlamda birlikte çalışmayı yönlendiren, hematoloji alanında bilimsel bir kalkınmayı sağlayacak bir kongre düzenlemek.”

Kongre sitesi: http://avrasyahematoloji2013.org/



Novo Nordisk Hemofili Vakfı (NNHF), gelişmekte olan ülkelerde hemofili hastalarının daha iyi tedavi hizmeti almalarına yönelik girişimleri desteklemek amaçlı oluşturulan ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş. 2005 yılında Zürih’te faaliyete geçen Novo Nordisk Hemofili Vakfı, dünyada hemofili alanında yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ile işbirliğinde birçok proje gerçekleştiriyor. Novo Nordisk Hemofili Vakfı çalışmalarında ‘tanı ve tedavi hakkında bilgilendirme’, ‘hasta kayıt sistemleri’, ‘eğitim ve bilinçlendirme’ şeklinde üç temel konuya odaklanıyor.

Prof. Dr. Kaan Kavalı tarafından geliştirilen ve Novo Nordisk Hemofili Vakfı’nın Türkiye’de destek verdiği eğitim projesi, hemofili bilgi ve tecrübelerin paylaşılarak daha da iyileştirilip geliştirileceği Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki sağlık çalışanları ile hasta ve hasta yakınlarına yönelik olarak tasarlandı. Proje kapsamında sağlık çalışanlarının bilgi ve tecrübelerinin artırılması, hastaların tedaviye katkıdaki rollerinin belirlenmesi ve sağlık profesyonelleri arasında tecrübe paylaşımının artırılması hedefleniyor.

Bu hedef doğrultusunda proje kapsamında planlanan toplantıların ilki Mayıs ayında Diyarbakır’da başarıyla gerçekleştirildi. İkinci eğitim toplantısının Ekim ayında Van’da yapılması planlanıyor. Bu iki eğitim toplantısı ile 100’den fazla sağlık çalışanı ve hasta ve hasta yakınına ulaşılması amaçlanıyor.

Projenin uluslararası sorumlusu ve Novo Nordisk Hemofili Vakfı temsilcisi Denise Ineichen projeyle ilgili şunları aktardı: “Türkiye ile işbirliği içinde ilk defa bir proje gerçekleştirmekten dolayı son derece heyecanlıyız. Prof. Dr. Kaan Kavaklı önderliğinde düzenlenecek eğitim toplantılarının bu alana önemli bir katkı sağlayacağını umuyor ve sabırsızlıkla eğitim toplantılarının gerçekleşmesini bekliyoruz.”

Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı ve projenin yaratıcısı Prof. Dr. Kaan Kavaklı eğitim programının kapsamı ve proje hakkında görüşlerini şu şekilde ifade etti: ”Diyarbakır ve Van'da yapacağımız eğitim ve bilgilendirme toplantılarıyla Doğu'da yaşayan hemofili hastalarına yönelik ciddi katkılar sağlanacağına eminiz. Deneyimli hekim ve hemşirelerin 2 gün süreli katkılarıyla yapılacak bu interaktif toplantılarla sadece hemofili hastaları ve aileleri değil, bu hastaları takip ve tedavi eden sağlık personeli de en son tedavi imkanları hakkında bilgilendirilecektir.”

Ankara Onkoloji Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Kliniği Ve Kemik İliği Nakli Direktörü Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, tarafından yapılan yazılı açııkmaya göre; Obezite, Dünya sağlık örgütü tarafından "sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak" tanımlanmıştır. Halk arasında ise şişmanlık veya aşırı kilo olarak bilinmektedir. Obezitenin insan sağlığı üzerine çeşitli olumsuz etkileri çok iyi bilinmektedir. Bu bağlamda toplum sağlığı açısından son derece önem arz etmektedir.

Tedavide ve bakımdaki iyileşmeye paralel olarak dünyada obezitede, kan, kemik iliği ve lenf bezi kanserlerinde artış görülmektedir. Yakın zamanlarda yayınlanan çalışmalar, aşırı vücut ağırlığının birçok kanser riskini artırdığını göstermektedir. 
Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen Tip-2 diabet mellitus ile şişmanlığın birbiri ile çok yakın ilişkili olduğu bilinmektedir. Dünyanın çok saygın dergilerinden biri olan "Blood" geçen sayısında Prof. Dr. Jorge J. Castillo diyabetin lenfoma, lösemi ve myeloma gibi lenf bezi, kan ve kemik iliği kanserlerinin gelişme riskini artırdığını bildirmiştir.

ŞİŞMANLIK KANSER TEDAVİSİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR
Aşırı kilonun kemik iliği ve lenf bezi kanser tedavisine yanıtı ve sonuç üzerine de etkili olduğu bildirilmektedir. Bir başka deyişle tedavi başarısızlığı riski obezlerde daha yüksek bildirilmektedir. Bu hastalarda sağ kalım olasılığı da daha düşüktür.
Dünyanın çok saygın dergilerinden biri olan "Blood" geçen ay ki sayısında da Prof. Dr. Massimo Brecia tanı anında aşırı kilolu olan lösemi hastalarında hastalığın daha erken nüks ettiğini bildirmektedir.
Aynı zamanda aşırılı kilolu hastaların kanser tedavisi uygulaması sırasında ciddi sıkıntılar yaşadığı bilinmektedir.

KİLO VERME LÖSEMİ RİSKİNİ AZALTIYOR
Rochester Üniversitesi’nden Dr. Marshall Lichtman çalışmasında "Başarılı ve süregen kilo kaybı gelecekte lösemi, lenfoma ve myeloma gelişim riskini azaltmaktadır". Bu nedenle kilo kontrolünün süreklilik arz etmesi çok önemli durmaktadır.
Gerek obezite ve şeker hastalığının kanser riskini artırması gerek ise kanser tedavisini olumsuz etkilemeleri nedeniyle önleyici girişimler önem taşıyor.
Kanser tedavisi sırasında diyet ve diyet alışkanlığına da dikkat etmek gerekiyor, doğru beslenme alışkanlıkları kazanmak ve bunu sürdürebilmek hastalıktan korunmak ve tedavinin başarısı açısından önemli.

YAŞ ARTTIKÇA LÖSEMİ RİSKİ ARTIYOR 
Akut Lösemi görülme sıklığının yıllık yüz binde 2 ila 5 civarı olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de her yıl bin 500-2 bin yeni erişkin lösemi vakası ortaya çıkmaktadır. Akut Lösemi görülme oranı yaşla birlikte artmakta, 60 yaş civarında pik yapmaktadır. 60 yaş ve üzerinde lösemi görülme sıklığı yılda yüz binde 12 olarak bilinmektedir. Lösemi tüm kanserlerin yüzde 1’ini oluşturmaktadır. Lösemi 35 yaş altında kansere bağlı ölümlerin ise başta gelen nedenlerinden biridir.

AKUT LÖSEMİ GÜRÜLTÜLÜ BİR TABLO İLE KENDİNİ GÖSTERİR
Akut lösemilerde hastaların çoğunda altta yatan sebep saptanamaz. Ancak hastalığın görülme sıklığındaki artış ile ilişkili bazı risk faktörleri tespit edilmiştir. Bunlar arasında kanser ilaçları, radyasyon, ailevi sebepler, bağışıklı sistemi bozuklukları, bazı viruslar, hematolojik kanserler, genetik ve moleküler bozukluklar sayılabilir.
Kan kanserleri eklem ve kas ağrılarıyla, yüksek ateş ve ağız kanamalarıyla ortaya çıkarak haftalar içinde öldürücü olabilir. Akut lösemiler, gürültülü bir tablo ile başlar. Yaygın halsizlik – güçsüzlük ve kemik ağrıları görülür. Kansızlığa bağlı halsizlik, yorgunluk, nötropeniye bağlı ateş ve infeksiyonlar ve trombositopeniye bağlı kanamalar görülebilir. Kanamalar sıklıkla cilt bölgesinde görülür. Diş eti kanamaları, burun kanamaları, aşırı adet kanamaları, göz kanamaları, idrar yolu kanamaları, mide-barsak kanamaları, beyin kanamaları görülebilir. Beyin kanaması nadir fakat ölümcül olabilir.

LÖSEMİ BİR GÜN ORTADAN KALKACAK
Gelecekte lösemiler akıllı tedaviler dediğimiz yöntemle kronik bir hastalık gibi tedavi edilecek. Şeker hastalığı gibi, Tansiyon yüksekliği gibi tedavi edilecek. Tıbdaki gelişmelerde bu yönde ilerlemektedir.
Gelecek kök hücreler ve genetik üzerine olacaktır. Hastalıktan ziyade hasta bazlı tedaviler gündemde olacaktır. Bireyselleştirilmiş tedaviler gelecektir.
Lösemi; aynı tip hastalığa sahip hastalar arasında bile belirgin farklılıkların görüldüğü heterojen bir hastalıktır. Hastaya doğru tedaviyi, doğru dozda ve doğru zamanda vermek bir hedeftir. Bu bağlamda "bireyselleştirilmiş tedavi" dediğimiz daha güvenli, daha etkin ilaç ve tedavilerin hastanın genotipi ve bireysel gereksinimine göre verilmesi amaç olmalıdır.

LÖSEMİ TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR
Bir taraftan lösemi tedavi edilirken diğer taraftan lösemiyi önleyici girişimler hayata geçirilmelidir. Güncel tedaviler ile lösemilerde uzun süreli yaşam %50-%60'lara kadar çıkmıştır. Bazı lösemilerinde bu oran %90'lara kadar çıkmaktadır. Bilim adamı olarak kanıta dayalı uygulamalar öncelikli amaç edinilmelidir. Kanıtın yokluğunda bireysel tedavi tercihleri gündeme gelmelidir. Ancak bu uygulamalar da rasyonel olmalıdır.

LÖSEMİDEN KURTULMAK MUCİZE DEĞİL
Lösemi tedavisi zor ve sıkıntılı süreç olsa da ancak sonu aydınlıktır. Günümüzde lösemi tedavi edilebilir ve tamamen yenilebilir bir hastalıktır. Her geçen gün tıptaki gelişmeler neticesinde başarı oranı da artmaktadır. Mucize değil de çok tipik olmayan seyirler görülebiliyor. Buda lösemiyi ilginç ve farklı yapan bir durum.

LÖSEMİ DEMEK KEMİK İLİĞİ NAKLİ DEMEK DEĞİLDİR
Lösemide ilk aşama ilaç tedavisidir. Bunun çok iyi yapılması ve erken dönemde hastalığın kontrol edilmesi şarttır. Bu nedenle lösemi servislerine ve yataklarına ihtiyaç vardır. Erken aşamada yeterli lösemi servisi olmadan kemik iliği nakli yatağı olması çok rasyonel değil. Erken dönemde hastalığı kontrol alındıktan sonra eğer hasta hastalığın tekrarlaması veya kontrol altına alınması bakımından yüksek risk taşıyorsa elde edilen erken yanıtın idamesinin sağlanması gerekir. Bu durumda da seçeneklerden biri allojenik kök hücre naklidir.
Kan kanserinde en etkili tedavisi “kök hücre nakli”dir. Kök hücre umuttur kök hücre gelecektir. Ancak kök hücre naklinin, sorunların bittiği anlamına gelmediğini vurgulamak lazım. ''Nakil sonrası da nakil süreci kadar önemli. Nakil sonrasında yakın takip ve gerektiğinde acil müdahale de büyük önem taşıyor. Nakil yapılan hastaların uzun yıllar takip edilmesi gerekir. Aksi takdirde bu hastalar aylar, yıllar sonra bile ciddi problemlerle karşılaşabilir''.

YENİ TEDAVİLERLE LÖSEMİSİZ HAYAT MÜMKÜN
Çocukluk çağındaki akut lösemiler nispeten daha iyi seyrediyor. Erişkin lösemilerinde mevcut durum ise maalesef yüz güldürücü değil. Amerikan NCCN hematolojik kanserler kongresinde sunulan en son çalışmalarda erişkinlere çocukluklarda uygulanan tedavi protokollerinin akut lösemilerde başarıyı artırdığını ölüm oranlarını azalttığı bildirildi. Bu nedenle 40 yaş altı olgularda bu yeni tedavi stratejileri uygulanmaya başlanmıştır. Bizim merkezimizde de Amerika’da uygulanan bu yeni tedavi stratejiler uygulanmaya başlandı ve mükemmel sonuçlar almaya başladık. Artık lösemisiz hayat nispeten daha fazladır. Artık lösemiyi yenip evlenen, çocuk sahibi olan, üniversite sınavı kazanıp okuyan, okulunu bitirip iş kuran, yurtdışına okumaya giden hastalarımız var. Kısaca "lösemisiz hayat" mümkündür.

AFEREZ LÖSEMİ TEDAVİSİNDE ERKEN ÖLÜMLERİ AZALTIYOR
Son yıllarda geliştirilen yeni ilaçlar, destek tedavileri ve aferez teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda akut lösemilerde ölüm oranları önemli ölçüde azaldı. Aferez uygulamaları ile erken dönemde lösemi hücreleri vücuttan uzaklaştırılarak lösemi yükü azaltılmakta ve böylece hastanın erken dönemde ölüm riski azaltılmaktadır. Ayrıca lösemi hastasının kemoterapi uygulaması sırasında çok sayıda kan ürününe ihtiyacı olmaktadır. Yeterli kan ürünü sağlanamaz ise hasta o dönemde kaybedilmektedir. İşte aferez teknolojisi ile istenilen kan ürünü daha fazla miktarda ve çeşitte az sayıda vericiden güvenle elde edilebilmektedir. Bu şekilde lösemi hastasına mükemmel düzeyde destek tedavisi sağlanmış olmaktadır.

LÖSEMİ TEDAVİSİNDE GELECEKTEN ÇOK ÜMİTLİYİZ
Lösemi tedavisinde amaç ya yaşam süresini uzatmak ya da yaşam kalitesini artırmaktır. Ancak hastalığın kökenini tespit edip ona yönelik uygulamalar yapmak asıl olandır. Bugün düşündüğümüz nokta her bir kanser türünün ayrı kanser kök hücresi olduğu şeklindedir. Bunları tespit edip kontrol etmek asıl hedef olmalıdır. Ancak bu biraz zaman alacağa benziyor.

LÖSEMİLERDE PSİKOLOJİK DESTEK GEREKLİ
Psikolojik destek lösemi tedavisi kadar önem taşıyor. Psikolojik destek alan hastalar daha umutlu yaşamaktadır. Lösemi tanısı sırasında ölüm duygusunu yaşayan bir insan bu şekilde dünyaya ve tedaviye daha sıkı bağlanıyor. Dünyayla psikolojik bağlarını güçlendirip o zamana kadarki çatışmalarını aşıp ilgilerini canlı tutabiliyorlar. Bu şekilde Dünyadan kopmamaları sağlanıyor. Bu süreçlerin hepsi immün sistemi güçlendirmekte, tedaviye uyumu artırmakta ve tedavinin başarısını artırmakta ve sonuçta lösemiyi yenmede önemli olmaktadır. Bizde kendi kliniğimizde 4 yıldır -ihtiyacın dışında- düzenli bir şekilde bu konuda hastaları eğitiyoruz. Bu eğitimlerin çok faydalı olduğunu söyleyebiliriz.

LÖSEMİDE İNANÇ VE MOTİVASYON ÖNEMLİ
Lösemi tedavisi hasta, aile, hekim üçgeninde çok iyi takım çalışmasını gerektiriyor. Eğitim, farkındalık, psikolojik destek, güven, diyet, infeksiyon kontrolü, kan desteği ve birçok konuda ortak çalışma ve destek gerektiriyor. Bir nevi Tedbirli ve kontrollü bir şekilde mayınlı tarlada yürümeye benzetiyorum. Çünkü lösemiler literatür takip etmiyor, kitap okumuyor. Bu nedenle çok farklı seyir ve davranış gösterebiliyorlar. Bizleri ve çalışmalarımızın sonuçlarını farklı kılan da bu.

HEMATOLOG OLMAK YAŞAM TARZIMIZ
İnsan hayatı ile uğraşmak işimizin zor yanı ancak bir o kadarda zevkli. Özellikle kan ve kemik iliği kanserleri ve kemik iliği nakli ile uğraşıyorsanız yaptığınız tedavi ve uyguladığınız yöntemler hastanın yaşamı ve/veya yaşam süresi üzerinde doğrudan etkili olabiliyor. İşte bu bize çok ağır bir vicdani sorumluluk yüklemektedir. Bu bağlamda Hematolog olmak belli bir süre sonra bir yaşam tarzı haline geliyor.

TÜRKİYEDE DURUM
Ülkemizde her yıl bin 500 2 bin yeni lösemi vakası görülmektedir. Ancak akut lösemi hastalarına bakacak yeni klinik ve yataklara ihtiyaç var. Bu nedenle kemik iliği nakillerinde olduğu gibi akut lösemiler içinde teşvik edici programlar oluşturulmasına gereksinim duyulmaktadır.

LÖSEMİ TEDAVİSİNE SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN TAM DESTEK
Aferez tedavisi kemoterapiye yardımcı bir tedavi ancak lösemi hücreleri fazla olan hastalarda erken dönemde uygulanırsa aferez hayat kurtarıcı öneme sahip oluyor. Akut lösemi hastalarına erken dönemde aferez uygulaması ilk bir ay içinde lösemiye bağlı ölüm oranını azaltmaktadır. Bu nedenle bu çalışmaların desteklenmesi gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı işin önemine binaen dünyadaki gelişmelere paralel olarak Terapötik Aferez Sertifika Programı oluşturmuş ve bu merkezlerde şimdiye kadar 300′ün üzerinde sağlık personeli eğitim almıştır. Sertifika sahibi olan bu kişilerin lösemi hastalarının tedavilerine ciddi anlamda katkı sağlayacağını bekliyoruz.

 Hemoglobinopatilere neden olan hastalık özelliğini taşıyan genlerden yeni bir tanesi, İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Aydan Çelebiler ve arkadaşları tarafından bulundu. Moleküler analiz yöntemi ile bulunan bu gene ve neden olduğu hemoglobin cinsine “Hemoglobin İzmir” adı verildi. Yrd. Doç. Dr. Çelebiler, Türk Biyokimya Derneği İzmir Şubesi’nin aylık bilimsel toplantıları çerçevesinde “Hemoglobinopatiler ve Hemoglobin İzmir” konulu konferansta yeni buldukları hemoglobin cinsinin özelliklerini ve hastalık ilişkisini paylaştı.

EGE BÖLGESİ'NDE SIK GÖRÜLÜYOR
Türk Hematoloji Derneği verilerine göre dünyada her yıl en az 365 bin talasemi hastası doğuyor ve ve tedavi görüyor. Türkiye’de ise yaklaşık 1 milyon 300 bin talasemi taşıyıcısı ve 4 bin 500 kadar talasemi hastası bulunuyor. Konuşmasına, genin neden olduğu hastalıklar hakkında bilgi vererek başlayan Yrd. Doç. Dr. Çelebiler, Türkiye'nin Akdeniz bölgesindeki illeri başta olmak üzere, Ege Bölgesi'nin kıyı illeri ve göçler nedeniyle büyük şehirlerde çok sık görülen Talasemiler ve Hemoglobinopatilerin anne ve babadan çocuklara hastalık özelliğini taşıyan genler aracılığıyla aktarılan kalıtsal kan hastalıkları olduğunu söyledi. Hem annenin hem de babanın hastalık özelliği olan genleri taşıyor olması durumunda çocukların her doğum için yüzde 25 oranında hasta olarak dünyaya gelme olasılığı taşıdığı bilgisini veren Çelebiler, “Taşıyıcı kişilerin evlenmeden önce yapılan testlerle tespit edilmesi bebek doğmadan önce hastalık veya hastalığın taşıyıcılığının olup olmadığı saptanabilmesini ve hasta çocuk doğumlarının önüne geçilebilmesini mümkün kılar. Hasta çocuk doğumlarının önlenebilmesinin taşıyıcılık testlerinin yapılması, hastalık hakkındaki farkındalılığın artması ile mümkündür” dedi.

 Kadınlar güç demektir. En zor koşullarda bile dimdik durabilmektir. Kadınların ne kadar zor işlerle bile baş edebildiğini kabul etmek bazıları için kabul edilmez. Ancak kadınlar, o işleri de başarıyla yapar. Her şeyde olduğu gibi sağlıkta şiddet konusunda da kadınların farklı bakış açıları ve çözüm önerilerinin etkisi olacaktır. Med-Index olarak dosya haber çalışması ile konuya dikkat çekerek, kadın sağlık çalışanlarının görüşünü almaya devam ediyoruz.

“Hasta veya Yakınları Nedense Erkek Doktoru Kıdemli ve Bilgili Sanma Eğiliminde”
Hematoloji Yan Dalı yapan Dr. Esra Turan konu hakkında şunları söyledi: Toplumun kadına bakış açısı ve değer yargıları burada bazen şiddet bazen de mizah olarak kadın doktora yansıyor. Acillerde evdeki kadınına davrandığı şekilde emreden bir dolu erkek hasta, insanı olduğundan daha sert ve agresif hale getiriyor. Hasta veya yakınları nedense erkek doktoru kıdemli ve bilgili sanma eğiliminde.

“Genç Erkek Hasta Grubu Dışındaki Tüm Hasta Grupları ile Daha İyi İletişimimiz Oluyor”
Benim branşım gibi kronik hastalıkla mücadele edilen ve yaşlı hastaların fazla olduğu branşlarda ise kadın doktor olmak bence avantaj sağlıyor. Genç erkek hasta grubu dışındaki tüm hasta grupları ile daha iyi iletişimimiz oluyor. Bu branşlardaki hastalar fiziksel saldırganlıktan çok, resmi yollarla şikayette bulunuyorlar. Buna rağmen 1,5 yıllık takipte bana bir türlü doktor hanım demeye dili dönmeyen, yani ‘Doktor Bey'im’ onlar için hastalarım da işin gülümseten tarafı oluyor.

“Muayene Aralıklarının Minimum 20 Dakika Olması Gerekir”
Hasta ve yakınlarının genelde en çok şikayetçi oldukları şeylerden biri polikliniklerde 'yeterince bilgilendirilmedikleri' konusunda oluyor. Yeterince bilgi alabilmeleri için 4-5 dakikada bir hasta muayene edilen sistemin iptal olması gerekiyor. Muayene aralıklarının minimum 20 dakika olması gerekir.

“Acilde En Önemli ve Sinir Bozucu İş Yükü Polikliniğe Başvurması Gereken Hastaların Ön Planda İlgi İsteyip Yaygara ve Galeyan Yaratmaları”
Acilde en önemli ve sinir bozucu iş yükü ise, polikliniğe başvurması gereken üst solunum yolu enfeksiyonu, ayak mantarı gibi tanılı hastaların ön planda ilgi isteyip yaygara ve galeyan yaratmaları. Bu hasta grubunun başvurusunda tanısı yazıldığı an, sistemin acilden bu hasta reçetelerinin karşılamaması tetkik muayene ve ilaçları hastaların cebinden ödemesini öneririm. Böylece acil doktorunun da üzerine yürüyemez 'biz acil değil miyiz?' sorusuna devlet ‘hayır’ demiş olur. Böylece 5-10 yıla kadar acil kültürü de halkımızda oturur diye ümit ediyorum.

'Hastane Güvenlikleri Sadece Kendi Güvenliklerini Sağlar'
Her yoğun acil serviste, polis birimlerinin bulunması gerekiyor. Malum güvenliklerin hasta ve yakınlarına müdahale hakkı yok. Aslında, bu nedenle 'hastane güvenlikleri sadece kendi güvenliklerini sağlar'. Tüm devlet hastanesi asistan hekimlerinin en iyi öğrendiği yazılmamış kanundur. Eğer bir hasta yakını bir doktoru ölümle tehdit ederse mesai, savcılık tarafından direkt soruşturma açılmasını öneririm. Sadece telefonla başvurulduğunda bile biz doktorlar yazılı savunma veriyoruz. Sonraki dönemlerde de o hastayı asla tedavi etmeme hakkı olmalı. Hekimlerin can güvenliğimiz için yapılmalı.

Hasta Yakınını Şiddete İten Faktörler
Hasta yakınını şiddete iten faktörler, genç erkek hasta yakını, hastanın kronik bir hastalıktan dolayı değil kaza, yaralanma veya intihar girişimi gibi ani olaylar nedeniyle başvurması. Hasta yakının eğitimsiz, hastalık öncesi hasta ile yakının tartışmış olması veya yaşlı ise hastaya bakmamış olmasıdır. Durumu ciddi olan hastanın, doktor veya ekip tarafından yeterince ciddi açıklanmamasıdır.

“Kadınların Şiddet Eğilimi Daha Az”
Kadın hasta yakını hem beceri olarak hem iletişim yeteneği olarak daha iyidir. Kadınların şiddet eğilimi daha azdır. Bu nedenle sağlıkta kadın ne kadar aktif olursa hem doktor hem hemşire hem hasta yakını olarak o kadar az şiddet olacaktır.”

Türki Cumhuriyetlerde uzun yıllardır başarılı şekilde çalışmalarını sürdüren Hematoloji Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Dinçer, verdikleri eğitimler ve hizmetlerden sonra şimdi de ortak toplantılar düzenlediklerini söyledi. Prof. Dr. Dinçer, ülkemizden de hekimlerin bu toplantılara katılabileceğini dile getirerek, meslektaşlarını davet etti.

Kiev
Hematoloji Uzmanlık Derneği ile ortak düzenlenen toplantılar şöyle:

12-13 Nisan'da Ukrayna Kiev'de yapılacak olan Yuvarlak Masa "Lenforum 2013" toplantısında “Lenfoproliferatif Hastalıklarda tanı ve tedavi” ele alınacak. Rusya Onko-hematoloji Topluluğu ve Prof.Dr. İrina Vladimirovna Poddubna (RAMN özel üyesi ve muhabiri) tarafından davet edilen dernek yönetimi, Rusya'nın farklı bölgeleri ve komşu ülkelerin "Malign Lenfomalar ve Multiple Myeloma hastalıklarının tanı ve tedavilerinde bulunmuş değişik branşlarda (onkoloji, hematoloji, patomorfoloji) uzmanlar arasında üniversal arenada profesyonel bir diyalog oluşturulacak. Lenforum kapsamında, yuvarlak masa formatında ve deneyimlenmiş ilginç klinik vakalar üzerine tartışılacak. http://www.trmoncology.com/

Moskova
6-7 Haziran tarihinde Moskova’da X.Uluslararası Hemogenez İmmünolojisi Konferansı’nda “Kanser ve hemoblastozda minimal rezidüel hastalığın eradikasyon olasılığı” konusunda Prof. Dr. Dinçer konuşma yapacak. www.imhaemo.ru

Taşkent
16-17 Mayıs tarihinde, Özbekistan Cumhuriyeti'nin başkenti olan Taşkent'te gerçekleştirilecek olan Taşkent Hematoloji Bilimsel Araştırma Enstitüsü konferansına tüm meslektaşlarımız hematologlar katılabilir.


AIDS' le ilişkili lenfomalı, yoğun standart infüzyonel kemoterapiyi tolere edemeyen bazı hastalarda,  kemoterapi rejiminin pegile lipozomal doksorubisin ile değiştirilmesi kabul edilebilir, ancak erken sonuçlar önceden test edilen rejimler kadar etkili olmadığını göstermektedir. 

Doksorubisin hidroklorid yerine uzun etkili pegile lipozomal doksorubisin kullanılmasıyla, sadece iyi tedavi sonuçları değil, çoklu günlük sürekli enfüzyonlardan kaçınılabilmesini de umut etmişlerdir. 

Dr. Joseph Sparano, Reuters' a gönderdiği e-mailde , 'ilacın önceden umulduğu kadar etkili olmadığı açıkça söylenmelidir ve R-EPOCH ( etoposid, prednizon, vinkristin, doksorubisin ve rituximab) kadarda etkili değildir' dedi. Ancak kabul edilebilir ve bazı hastalarda potansiyel tedavi edici rejimdir. 

Araştırmanın sonuçları Journal of Clinical Oncology' de yayınlandı. Çalışmaya alınan hastaların % 47,5'inde tam yanıt ve %20' sinde parsiyel yanıt gözlendi. 

Medyan 25,5 ay sonunda tam yanıt gösteren bir hastada yineleme görüldü.

Bir yıllık toplam sağkalım % 70, 3 ve iki yıllık toplam sağkalım %61,6' dır. 

Makalenin özeti için 
tıklayınız. 

Kaynak: Gabriel Miller, Reuters Sağlık 20 Kasım 2012 


AIDS' le ilişkili lenfomalı, yoğun standart infüzyonel kemoterapiyi tolere edemeyen bazı hastalarda,  kemoterapi rejiminin pegile lipozomal doksorubisin ile değiştirilmesi kabul edilebilir, ancak erken sonuçlar önceden test edilen rejimler kadar etkili olmadığını göstermektedir. 

Doksorubisin hidroklorid yerine uzun etkili pegile lipozomal doksorubisin kullanılmasıyla, sadece iyi tedavi sonuçları değil, çoklu günlük sürekli enfüzyonlardan kaçınılabilmesini de umut etmişlerdir. 

Dr. Joseph Sparano, Reuters' a gönderdiği e-mailde , 'ilacın önceden umulduğu kadar etkili olmadığı açıkça söylenmelidir ve R-EPOCH ( etoposid, prednizon, vinkristin, doksorubisin ve rituximab) kadarda etkili değildir' dedi. Ancak kabul edilebilir ve bazı hastalarda potansiyel tedavi edici rejimdir. 

Araştırmanın sonuçları Journal of Clinical Oncology' de yayınlandı. Çalışmaya alınan hastaların % 47,5'inde tam yanıt ve %20' sinde parsiyel yanıt gözlendi. 

Medyan 25,5 ay sonunda tam yanıt gösteren bir hastada yineleme görüldü.

Bir yıllık toplam sağkalım % 70, 3 ve iki yıllık toplam sağkalım %61,6' dır. 

Makalenin özeti için 
tıklayınız. 

Kaynak: Gabriel Miller, Reuters Sağlık 20 Kasım 2012 


AIDS' le ilişkili lenfomalı, yoğun standart infüzyonel kemoterapiyi tolere edemeyen bazı hastalarda,  kemoterapi rejiminin pegile lipozomal doksorubisin ile değiştirilmesi kabul edilebilir, ancak erken sonuçlar önceden test edilen rejimler kadar etkili olmadığını göstermektedir. 

Doksorubisin hidroklorid yerine uzun etkili pegile lipozomal doksorubisin kullanılmasıyla, sadece iyi tedavi sonuçları değil, çoklu günlük sürekli enfüzyonlardan kaçınılabilmesini de umut etmişlerdir. 

Dr. Joseph Sparano, Reuters? a gönderdiği e-mailde , 'ilacın önceden umulduğu kadar etkili olmadığı açıkça söylenmelidir ve R-EPOCH ( etoposid, prednizon, vinkristin, doksorubisin ve rituximab) kadarda etkili değildir' dedi. Ancak kabul edilebilir ve bazı hastalarda potansiyel tedavi edici rejimdir. 

Araştırmanın sonuçları Journal of Clinical Oncology' de yayınlandı. Çalışmaya alınan hastaların % 47,5?inde tam yanıt ve %20? sinde parsiyel yanıt gözlendi. 

Medyan 25,5 ay sonunda tam yanıt gösteren bir hastada yineleme görüldü.

Bir yıllık toplam sağkalım % 70, 3 ve iki yıllık toplam sağkalım %61,6' dır. 

Makalenin özeti için 
tıklayınız. 

Kaynak: Gabriel Miller, Reuters Sağlık 20 Kasım 2012 

Toplam 515 hastanın katıldığı çalışmanın sonuçları posakonazol'ün itrakonazol'e kıyasla "breakthrough" invaziv fungal infeksiyonları önlemede ve genel olarak sağkalım açısından daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. Çalışma randomize kontrollü bir çalışma olmamakla birlikte "günlük klinik uygulama" açısından önemli veriler sağlıyor.
Makale özetine ulaşmak için tıklayınız.

Makalenin İngilizce özeti aşağıda yer almaktadır.
Pediatr Blood Cancer. 2012 Sep;59(3):431-5. doi: 10.1002/pbc.23418. Epub 2011 Dec 6.
Identification of educational and infrastructural barriers to prompt antibiotic delivery in febrile neutropenia: a quality improvement initiative.

 Burry E, Punnett A, Mehta A, Thull-Freedman J, Robinson L, Gupta S.


Source

Faculty of Medicine, University of Toronto, Toronto, ON, Canada.

Abstract

BACKGROUND:

Antibiotic administration within 60 minutes of presentation for medical care may be used as a treatment target for febrile neutropenia (FN); however, anecdotal evidence suggests this target is often missed. Few studies have examined the prevalence or causes of delay. We describe the median time to antibiotic administration at our institution, predictors of delay, and barriers to prompt administration to inform quality improvement strategies.

PROCEDURE:

A random sample of 50 episodes of FN presenting to the emergency department (ED) between 2008 and 2009 were reviewed. Times between triage, MD assessment, lab results, and antibiotic administration were recorded. Patient and ED variables were examined as possible predictors of delay. In parallel, lean methodology was used to identify system inefficiencies. A trained moderator conducted group interviews with interdisciplinary representatives involved in the emergency care of neutropenic patients to identify process barriers to prompt antibiotics.

RESULTS:

The median time from triage to antibiotics was 216 minutes (interquartile range [IQR] = 151-274 minutes). The greatest delay occurred following the reporting of lab results (152 minutes, IQR = 84-210 minutes). Only fall season predicted a longer time to antibiotics (P = 0.03). The lean process identified unnecessary areas of delay between departments.

CONCLUSIONS:

Time to antibiotic administration exceeded 1 hour. The chart review and lean process suggested targets for educational and infrastructural interventions, including an ED pre-printed order sheet, targeted combined subspecialty education between emergency and hematology/oncology staff, and family education. A mixed methodology approach represents a model for improving process efficiency and meeting "best-practice" targets in medicine.

PMID: 22147665 [PubMed - indexed for MEDLINE]



3. Avrasya Hematoloji Kongresi 17-21 Ekim 2012 tarihleri arasında Antalya Mardan Palace Hotel'de gerçekleşecektir. Bilimsel düzeyi yüksek, karşılıklı görüş alışveriş imkanının yer alacağı, günümüz klinik uygulamalarına her yönden yardımcı olacak, ayrıca birçok farklı ülkeden konusunda uzman hekimlerin buluşmasına, ortak çalışmalarına imkan tanıyacak bir kongre gerçekleştirilecektir. 3. Avrasya Hematoloji Kongresi, Avrupa ve Asya ülkeleriiyle birlikte Amerika ve Afrika kıtasından da katılımlarla giderek dünyanın sayılı kongrelerinden birisi olma yolunda ilerlemektedir.

Kongre bilimsel programına ulaşmak için http://www.avrasyahematoloji2012.org/tr/bilimsel_program.php adresini ziyaret ediniz.

Prof. Dr. Atilla Yalçın, 19 Eylül Çarşamba sabahı Ankara'da geçirdiği rahatsızlık sonucu 67 yaşında hayatını kaybetti.  2002 yılında GATA'dan emekli olduktan sonra  Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde göreve başlayan emekli Tuğgeneral Atilla Yalçın, 2003-2008 yılları arasında Hematoloji Bilim Dalı Başkanlığı yaptı. 2004-2008 yılları arasında Mersin Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanlığı ve Senato ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulunan Prof. Dr. Atilla Yalçın, 2008 yılında Mersin Üniversitesi'ndeki görevinden de emekli oldu. 

Evli ve iki çocuk babası Prof. Dr. Yalçın'ın cenazesi, 21 Eylül Cuma günü GATA düzenlenecek olan törenin ardından Ankara Gölbaşı Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fazilet Duygu, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının tedavisinde trombosit desteğinin önemli olduğunu belirterek, "Aferez cihazımız bulunduğundan trombosit transfüzyonunu çok rahat bir şekilde gerçekleştirmekteyiz. Hastaların ölüm riskini minimale indirmiş bulunmaktayız" dedi.

Duygu, KKKA'nın, kanamalarla seyreden ciddi bir hastalık olduğunu anımsattı. Hastalığın seyri boyunca vücudun her yerinde kanamalar olabildiğini belirten Duygu, "Bu hastalıkta idrar yolu kanaması olabilir, damar yolu kanaması olabilir, hatta göz, burun, ağız, gaita kanaması gibi vücudun her yeri kanayabilir. Bu kanamaların nedeni hastalığın sebep olduğu pıhtılaşma hücrelerinin eksikliğidir. Bunlara biz 'trombosit' diyoruz. Trombosit temini hastalığın seyrinde çok önemli" diye konuştu.

KKKA'nın, herhangi bir antibiyotikle düzelmeyen bir hastalık olduğunu vurgulayan Duygu, hastalara sadece destek tedavisi uygulayabildiklerini belirterek, "Onun için bu hastalara vereceğimiz trombosit transfüzyonları bizim için değerli. Hastalar trombosit seviyeleri çok düştüğünde çok ciddi kanamalarla karşılaşabildikleri için bu hastaların normalde yerinden hiç oynatılmaması lazım. Örneğin hastayı akciğer grafisine bile çok zor gönderebiliriz. Mümkünse yapacağımız bütün işlemleri hastanın odasında ve yatağında yapmaya çalışırız" ifadelerini kullandı.