e-Posta :
Şifre :

Etiket: meme koruyucu cerrahi

E-öğrenme (0) Literatür (19) Haber (11) Etkinlik (0) Webcast (0)Tümünü göster (30)


















Angelina Jolie, geçen yıl Mayıs ayında, taşıdığı 'bozuk bir gen nedeniyle meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 87 olduğunu' öğrenmesinin ardından ameliyat olmuştu.

Manchester Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, Jolie'nin ameliyat olduğu haberinin, ailelerindeki sağlık sorunları konusunda endişelenen diğer kadınları da danışmaya teşvik ettiğini ortaya koydu.

Araştırmayı yürüten ekibin başındaki uzman Profesör Gareth Evans, "Angelina Jolie Etkisi uzun ömürlü ve küresel oldu, merkezlere başvuruları da arttırmış gibi görünüyor" dedi. Araştırmacılar, Jolie'nin ameliyat haberinin basına yansıdığı 2013 yılı Mayıs ayından bu yana, 20'den fazla genetik tanı merkezinde ve klinikte incelemelerde bulundu.

Haziran ve Temmuz aylarında, meme kanseri mutasyonuna yönelik genetik danışmanlık ve DNA testleri için pratisyen hekimlere başvuranların sayısı 2012 yılındaki aynı döneme oranla iki buçuk katına çıktı. Meme Kanseri Araştırma (Breast Cancer Research) dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bir önceki yıl Ağustos ve Ekim ayları arasında başvuru yapanların sayısı da ikiye katlandı.

Profesör Evans bu artışı şu sözlerle yorumladı: "Angelina Jolie'nin BRCA1 (hasarlı gen) mutasyonu nedeniyle, risk azalma amacıyla mastektomi ameliyatı olduğunu duyurması, muhtemelen cazibeli ve güçlü kadın imajı nedeniyle, diğer ünlülerin yaptığı açıklamalara kıyasla daha büyük bir etki yarattı."
"Bu, hastaların önleyici ameliyat sonrası cinsel kimliklerinin kaybolacağı yönündeki korkuları azalttı ve daha önce herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanmayanları, gen testi yaptırmaları konusunda cesaretlendirdi."

Çoğu meme kanseri vakası rastlantısal olsa da, meme kanseri teşhisi konan yaklaşık yüzde 5'lik bir kesim, BRCA1, BRCA2 veya TP53 olarak bilinen kalıtsal bozuk genler nedeniyle kansere yakalanıyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın

The Sun, ‘CoppaFeel!’ adlı vakıfla ortak çalışarak, kadınları meme kanserine karşı düzenli kontrol olmaya teşvik edecek.

Proje kapsamında gazete, her hafta 3. sayfa modelleriyle meme kanserine ilişkin haberler paylaşıp “Salı günü kontrol et” başlığıyla hatırlatmalarda bulunacak.

The Sun gazetesi editörü David Dinsmore, gazetenin internet sitesinde yer alan video klipte, “Bunu bir parçası olmaktan ve CoppaFeel!’le çalışmaktan gurur duyuyorum. 3’üncü sayfayla ilgili gerçekten güzel şeyler yapabileceğimizi düşünüyorum” diyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın


 Ünlü yıldızın kanser riskine karşı önlem olarak mastektomi yaptırıp meme dokularını aldırttığını açıklamasının yankıları sürüyor. Jolie’nin hassas kararının benzeri durumdaki pekçok kadını önlem almaya sevk edeceğini ileri sürenlere karşılık, 37 yaşındaki yıldızın açıklamalarıyla örnek oluşturup pahalı ve gereksiz ameliyatlara yol açabileceği endişeleri de dile getiriliyor.

Jolie’ye mastektomi ameliyatını gerçekleştiren Amerikalı cerrah Kristi Funk, blogunda operasyonu ayrıntılarıyla anlattıktan sonra “Umarım Angelina yarattığı farkındalık dünyada sayısız yaşamı kurtarır” diye yazdı.

İngiltere’deki Meme Kanseri Kampanyası adlı sivil toplum örgütü ise “Jolie’nin açıklamaları meme kanseri ve genetik riskler konusunda farkındalık yaratma açısından çok önemli” dedi. Örgüt, kadınları pahalı genetik testlere ve geri dönüşü olmayan mastektomi ameliyatlarına başvurmadan önce, uzman görüşlerini dikkate almaları konusunda uyardı.

Angelina Jolie’nin ameliyatı eşinden başka kimseye haber vermediği de ortaya çıktı. Sanatçının babası oyuncu Jon Voight, New York Times’ta makale çıkmadan bir gün önce kızıyla buluşmasına rağmen konudan haberdar olmadığını söyledi. Voight, “Bunu neden saklama gereği duyduğunu anlayabiliyorum. Onu cesaretinden ötürü kutluyorum” dedi.

 Altı çocuk annesi 37 yaşındaki oyuncu, New York Times gazetesi için kaleme aldığı yazıda neden mastektomi ameliyatı olduğunu anlattı. Jolie, "Doktorlar meme kanserine yakalanma riskimin yüzde 87, yumurtalık kanserine yakalanma riskimin de yüzde 50 olduğunu söylüyor. Riski azaltmak için proaktif olmaya karar verdim" dedi.

Angelina Jolie, ameliyatların Şubat'ta başladığını ve Nisan sonunda tamamlandığını söyledi.
Jolie "Tıbbi Tercihim" başlıklı makalede, Annesinin yaklaşık 10 yıl boyunca kanserle savaştığını ve 56 yaşında öldüğünü belirtti. Çocuklarının da aynı hastalık yüzünden annesiz kalmasını istemediğini belirten Jolie, "Bozuk bir gen (BRCA1) taşıyorum ve bu benim meme kanseri, yumurtalık kanseri olma ihtimalimi ciddi oranda artırıyor" dedi.

Angelina Jolie, 9 hafta süren ve çifte mastektomi gerektiren ameliyatların ardından meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 5'e düştüğünü söyledi. Jolie, bu süre içinde eşi Brad Pitt'ten büyük destek gördüğünü vurguladı.

Yazının orjinali için  My Medical Choice 

 Bizim baba tarafında bütün kadınlar kanserden öldü, rahim kanserinden. Yani ailede riskin yüksek olduğunu biliyorduk aslında -- ama kendimize kondurmuyorduk.
Sonra bizim kuşaktan bir kuzende kanser çıkınca, BRCA1 geninde tıklayın mutasyon taraması da yapıldı ve sonuç pozitif çıktı. Bunun üzerine doktorlar bütün aileye tarama önerdi. Ama 10 kadın kuzen arasında bir tek ben yaptırdım bu taramayı.
Tarama kararını almak için bile, psikolojik olarak çok güçlü olmak lazım. Zaten ailede bir kişi kanser olunca herkes olmuş gibi oluyor, çok ağır bir psikoloji. Yakınınızı hayatta tutmaya çalışırken bu zorlu yolculuğa sizin de çıkabileceğiniz düşüncesi çok ağır. Ama ben biliyor olmayı tercih ettim. Çok araştırdım, okudum, yurt dışından kaynaklara baktım ve gözümü kapatıp testi yaptırdım. Sonuç pozitif çıktı. Süreçler Türkiye'de bundan 3-4 yıl önce daha zorlu yürüyordu.
Bu işin psikolojik boyutunun ne kadar yoğun olduğunu doktorlar tam bilmiyordu. Sizin dilinizden konuşan, doğru yaklaşan doktor bulmak çok zordu.

Şok ve doktorlar
Her görüşmeden ağlayarak çıkıyordum. "%90 kanser olacaksın. Hemen yat, alalım memelerini" diye, dan dan söylüyorlardı yüzüme. Sağlıklı bir insan olarak girdiğiniz muayenehanede %90 gibi rakamlar duymak, karşılığında kadın olarak vücudunuzun önemli bir parçasından ayrılmak çok zor. Psikolojik yardım konusunda Türkiye'de herhangi bir örgüt, kurumsal bir destek yok, en zor kısmı da bu zaten. Destek grupları daha yeni yeni oluşuyor -- çünkü zaten çok az insan test yaptırıyor.
Yaptıranlar da hem psikolojisinin ağırlığından, hem bir daha sağlık sigortası bulamamak korkusuyla kimliklerini açıklamaya çekiniyor. Ben de ailemdem destek aldım, onun dışında psikoloğa gittim kendimi hazırlamak için.
Hazır olunca, rahim ameliyatımı oldum. Şimdi de meme ameliyatı olmam gerekiyor ama peşpeşe yaptırması zor. Psikolojik olarak hazır olmam gerekiyor, bekliyorum ben de. Bu arada takip protokolleri çok ağır. Her altı ayda bir MR, mamografi, kan testi yaptırmak gerekiyor. Ve hala her kontrolde doktorlarla cebelleşiyorum, hemen ameliyat olmuyorum diye kavga ediyoruz. Rakamlardan söz eden doktorların anlayamadıkları şey şu ki, bu benim için bir geçiş süreci ve hazır olmam gerekiyor.
Onların da bu süreci anlayarak, sakin ve korkutmadan konuşmaları gerek.

Yine de
Bütün bu zorluklara rağmen risk testini yaptırmanın gereğine kuvvetle inanıyorum. Birinci dereceden akrabası meme ya da rahim kanseri olan her kadının bu testi yaptırması, kendisinde bu tür bir kanser çıkan her kadının çocuklarına bu testi yaptırması gerekiyor. Görmezden gelmek ve kaderci olmak da bir seçim tabii - ama ben cesaret göstererek tedbirli olmayı seçtim. Rahim ameliyatında, bir haftalık bir zorluk çekerek, riskimi %70'lerden sıfıra indirdim. Dünyanın sonu da gelmedi.

 Jolie, genetik açıdan meme kanserine yakalanma riski yüksek olduğu anlaşılınca mastektomi yaptırdığını açıklamıştı. Peki Türkiye'de de genetik risk unsurunu belirleyen tıklayın testler yapılıyor mu? Bu risk ne kadar ciddiye alınmalı? Ameliyat şart mı? Marmara Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Serdar Turhal'a sorduk:

Meme kanserinde risk oranını arttıran unsurlar nelerdir?
Meme kanserinde riski arttıran faktörler arasında yalnızca genetik faktörler yok. Ama tabii ailede bir kişinin özellikle 50 yaşın altında meme kanseri olması, diğer aile bireylerinin meme kanserine yakalanma ihtimalini arttırıyor. Bilinen en yüksek risk faktörü memeye radyoterapi verilmiş olması. Ama bu günümüzde pek sözkonusu değil. Geçmişte başka sebeplerle radyoterapi uygulanan hastalarda meme kanseri riskinin 47 kat arttığı görülünce böyle uygulamalardan vaz geçildi. Şu anda meme kanseri için en büyük risk oranı yaştır, insanlar yaşlandıkça risk artıyor. Onun dışında geç doğum yapma gibi faktörler de var meme kanseri riskini arttıran.

Genetik riskler üzerinde durursak, Angelina Jolie'deki gibi mutasyona uğrayan genleri tespit etmek için nasıl bir test yapılıyor, bu testler Türkiye'de de uygulanıyor mu?
Meme kanserini araştırmak için iki tane gen öne çıkıyor: BRCA1 ve BRCA2. Tetkikler Türkiye'de de bildiğim kadarıyla kitler yurtdışına gönderilerek yapılıyor. Bildiğim kadarıyla diyorum, çünkü Türkiye'deki üniversitelerde bunu yapan laboratuarların fazla bir devamlılığı olmuyor. Bunu yapan kişi ayrılıp gidebiliyor, başka bir merkeze geçebiliyor, Amerika'ya dönebiliyor. Böyle olunca, "Devamlı olarak şu merkezde düzenli olarak yapılıyor" demekte sıkıntı çekiyoruz. En güvenli hali, yapılan testlerin yurtdışına gönderilmesi. O halde bu testler yaygın değil Türkiye'de. Doğru. Sosyal güvenlik sistemi de karşılamadığı için bunu, pek yaptıran hastamız olmuyor.

Bu konuda halkı bilinçlendirmek için neler yapılıyor? Halk yeteri kadar biliyor mu böyle bir test olduğunu?
Daha önce genetik tetkiklere karşı halkımızın bilgilenmesiyle ilgili Marmara Üniversitesi'ne gelen hastalar üzerinde yaptığımız analizlerden biliyoruz ki, hastaların yarısından fazlası bu tür tetkiklerden haberdar. Artması için tabii ki bilgilendirmenin devam etmesi lazım. Türkiye'de bu alanda çalışan destek grupları var mı? Örneğin ABD'de Riskinizle Yüzleşin adında bir destek grubu bulunuyor.
Özel hastanelerde, dar kapsamlı destek grupları olabilir. Ama Türkiye genelinde bu anlamda yürütülen, düzenli yürüyen çabalar yok. Ara sıra, belli sürelerle kısıtlı bazı kampanyalar yapılabiliyor. Örneğin geçmişte Avon firmasının böyle bir bilgilendirme kampanyası yaptığını hatırlıyorum. 

Mutasyona uğrayan BRCA1 geninin genellikle Doğu Avrupa kökenli Yahudilerde görüldüğüne dair araştırmalar var. Türkiye'de görülme oranı hakkında da araştırmalar bulunuyor mu?
Bu tetkikler Aşkenazi Yahudileri üzerinden geliştirildiği için, örneğin İspanya'da yapılan çalışmada kodon dediğimiz bu gen üzerindeki değişikliklerin İspanyol hastalarda, Amerika'daki tetkiklerde bakılan kodonlarla birebir aynı olmadığı görülüyor. Toplumlar arasında bu tür farklılıklar olabilir. Türk hastalarda BRCA1 mutasyonlarının hangi kodonlara yerleştiğinin anlaşılabilmesi için tüm kromozomların taranması şeklinde belki birkaç yüz hasta üzerinde bir araştırma yapılmalı, ancak o zaman güvenilir bir şekilde Türkiye'deki meme kanseri ile ilgili değerlendirme yapabiliriz. 

Bu testler risk oranını sağlıklı bir şekilde tespit edebiliyor mu?
Şüphesiz ki o bildiğimiz kromozomlar üzerinde bir cevap veriyor. Ama tabii ki meme kanserinin belki yüzde 95'i sporadik dediğimiz, yani genetik bağlantısını gösteremediğimiz kanserler. Dolayısıyla bu yüzde 95'in şu anda bilemediğimiz, keşfedemediğimiz farklı genetik yatkınlıkları olabilir. Onun için bu tür tetkikleri yaparken sınırlı sayıda hastayı değerlendirdiğimiz bilinmeli.

Risk belirlendikten sonra atılacak adımlara gelirsek, bu risk ne kadar ciddiye alınmalı? Hastalık çıkmadan ameliyata girmek gerekli mi?
Bu şüphesiz opsiyonlardan birisi. Meme kanseri riski yüksek olan bir kadın, bu hastalığın ortaya çıkıp çıkmadığını her gün sıkıntısını çekerek yaşamak yerine meme dokusunu aldırarak, bu riski yüzde 99'lar çerçevesinde azaltabilir. Bu kişinin bireysel kararıdır. Doktorun görevi tetkikler yapıldıktan sonra hastaya riskinin ne olduğu konusunda bilgi vermek olmalıdır.

Peki mastektomi nasıl yapılıyor?
Genellikle meme kanseri riski olduğu zaman yapılanlarda, deriyi koruyucu mastektomi diyoruz, yüzeydeki deri kalıyor, onun altındaki meme dokusu alınıyor, sonra da bir implant yerleştiriliyor. Ama meme kanseri olduğu zaman genelikle o kanserli dokuya yakın gelen cilt dokusunun da alınması sözkonusu oluyor. Koruma amaçlı yapılan mastektomi ameliyatıyla, kanser olmuş kişiye yapılan ameliyat arasında farklar var.


Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği, “Erken Tanı Hayat Kurtarır” sloganı ile yola çıkan Rotary Farkındalık Korosu’nun Nilüfer ile birlikte 1 Nisan 2013 Pazartesi gecesi Ankara MEB Şura Salonu’nda vereceği konseri destekliyor. 1-7 Nisan Kanser Haftası sebebiyle bir araya gelen Nilüfer ve Rotary Farkındalık Korosu farkındalık yaratmanın ve hayata bağlılığın önemini beraber söyleyecekleri şarkılarıyla anlatacaklar.

Çeşitli yaş ve meslek grubundan, meme kanseri ile mücadele etmiş yaklaşık 40 kadını bir araya getiren Rotary Farkındalık Korosu kadınları meme kanserinde erken tanı, tedavi ve onarım konusunda bilgilendirerek, toplumda bu konudaki farkındalığı artırmak için kuruldu. Çünkü günümüzde meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olma özelliğini sürdürüyor. İstatistiklere göre her yedi kadından bir tanesi hayatının bir döneminde bu hastalığa yakalanıyor. Gerek tedavi yöntemlerinin gelişmesi, gerekse erken tanı konusunda artan farkındalık, hastalığın tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar alınmasını sağlıyor. Bu konudaki dikkatler artık şimdiye dek ihmal edilen meme onarımına, tedavi sonrası kaybedilen bütünsel görünümün yeniden kazanılmasına çevrildi. Geçmişte, kanser tanısı konulduğunda onarım seçenekleri göz ardı edilirken, tedavinin bir parçası olarak ele alınmıyordu. Gelişen Plastik Cerrahi teknikleri sayesinde kaybedilen memeyi yerine koymak, tedaviyi tam olarak gerçekleştirmek mümkün.

“Ne gerek var?” demeyin!
Meme kaybı uzun dönemde kadınların hayatını olumsuz etkileyebiliyor. Hasta yakınları her ne kadar bu süreci bir an önce atlatabilmek için meme onarımına “Ne gerek var?” tarzında yaklaşsalar da bu durum hastanın ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Hastalar depresyona girebiliyor, aile ilişkileri kötüye gidebiliyor. Özellikle yaz aylarında giyim konusunda yaşanan zorluklar can sıkıcı olabiliyor. Dışarıdan kullanılan silikonlar cildi tahriş ediyor, vücut asimetrisi yüzünden belkemiğinde eğrilikler oluşabiliyor. Bu nedenle, hastaların ilk kanser teşhisi konulduğunda onarım seçenekleri hakkında da bilgilendirilmeleri ve bir Plastik Cerrah tarafından değerlendirilmeleri büyük önem taşıyor. Uygun hastalarda meme alınırken aynı anda onarım yapılması mümkün.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği’nin Genel Sekreterliğini de yürütmekte olan Prof. Dr. Sühan Ayhan, konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Memenin kaybını takiben yeniden yapılması, meme kanseri ile yüzleşen, mücadele eden kadınlar için yaşama tutunmalarını sağlayan bir umuttur. Onlara sürekli hasta olduklarını hatırlatan fiziksel bir eksiklikten ve yaşamlarını zorlaştıran sutyen içine yerleştirdikleri protezden kurtuluştur. Psikolojik durumu düzelten, özgüveni ve yaşam kalitesini yükselten, iş yaşamında başarıyı artıran ve özel yaşamda daha mutlu olmalarını sağlayan bir araçtır. Hastaların memeleri alındığında yeniden yapılabileceğini bilmeye hakları vardır. Bu nedenle cesaretleri kırılmamalı, aksine yüreklendirilmeli ve bir plastik cerrahi uzmanına yönlendirilmelidirler”.

Erken tanı hayat kurtarır, meme onarımı hayata bağlar
Plastik cerrahlar uzun süredir meme onarımlarının gerekliliği konusunda toplumu ve meslektaşlarını bilgilendiriyor. Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Meme Onarımı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Akın Yücel bu konuda sürdürdükleri çalışmaları şu şekilde özetliyor: “Bu konuda üç alanda çalışma sürdürüyoruz. Birincisi plastik cerrahları meme onarımı teknikleri konusunda eğitmek, düzenli olarak kurslar, kongre ve sempozyumlar düzenlemek. İkincisi meme kanseri ile uğraşan diğer branş hekimlerini bilgilendirmek ve plastik cerrahlarla işbirliği yapabilmeleri için gerekli düzenlemeleri yapmak. Üçüncüsü meme kanseri hastalarını ve kamuoyunu onarım seçenekleri konusunda bilgilendirmek. Amacımız meme kanseri olan her kadının hekimleri tarafından onarım seçenekleri konusunda bilgilendirilmelerini ve her hastanın da meme onarımını talep etmesini sağlamak”.

Nilüfer ve Rotary Farkındalık Korosu’nun konseri 01 Nisan 2013 saat 20:00’de Ankara MEB Şura Salonu’nda gerçekleşecek. 

 Sigara içmek tüm kanser tipleri için bir risk faktörüdür. Tütünün nikotin içermeyen bileşenlerinin genel olarak kanserojen oldukları düşünülmektedir. Nikotinin kanser hücrelerinin büyümesindeki etkisi hakkında çok az şey bilinmektedir. Özellikle meme kanseri için yapılan epidemiyolojik araştırmalarda, sigara içmenin meme kanseri riskini arttırdığı görülmüştür. Fakat moleküler biyoloji araştırmalarında risk artışının tam olarak nasıl ortaya çıktığı bulunamamıştır.
Ulusal Kanser Enstitüsü Bildirisi'nde yayınlanan bir araştırmaya göre nikotin, nikotinik asetilkolin receptörüne (nAchR) bağlandığı zaman, sigara içme alışkanlığına ve aynı zamanda doğrudan meme kanseri oluşumuna neden olabileceği belirtilmiştir.
Nikotinin meme kanseri hücrelerinin gelişimi üzerindeki etkisini belirlemek için Tapei Tıp Fakültesi Doktoru Yuan-Soon ve arkadaşları, 276 farklı meme tümörü örneklerini, meme kanserli hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörünün etkileşimi ile normal hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörlerinin etkileşimleri açısından karşılaştırdılar.

Yapılan çalışmalar nikotinin kanseri tetiklediği görüldü!
Çalışma sonucunda meme kanserli hücrelerdeki reseptörlerin etkileşimlerinin daha yüksek olduğu ve bu etkinin ileri meme kanserinde erken meme kanserine göre daha belirgin olduğu saptandı. Çalışmada, nikotin etkisiyle reseptörü aktifleştiren alt maddenin (subunit) miktarının azaltılmasıyla tümor büyümesinin azaldığı saptandı. Yani nikotinin reseptöre bağlanıp etki yaratmasına aracılık eden maddenin miktarı azaltılınca nikotin ile reseptör arasındaki etkileşim de azaltılmış oldu. Normal meme hücreleri nikotin ile karşılaştıklarında, yani normal hücrelerdeki nikotin reseptörleri aktifleşince, hücrelerin kanserleşme eğilimlerinin arttığı görüldü.
Bu çalışmalarda, sigara içimi sonucu nikotin reseptörlerinin aktifleşmesiyle oluşan kanser yapıcı sinyallerin meme kanseri oluşumunda kesin etkileri olduğu sonucuna varıldı.
Kanser enstitüsünden Dr.Ilona Linnoila bu çalışmayı yorumlamış ve nikotinin, nikotinik reseptörleri harekete geçirerek kanseri tetiklemesinin yanı sıra bağımlılığı da tetiklediğini ve bu şekilde sigara tüketimini artırdığını belirtmiştir.

 Meme koruyucu mastektomi - ve üstün kozmetik sonuçlar - yeni bir araştırmaya göre, BRCA gen mutasyonu taşıyan genç kadınlar için iyi bir profilaktik seçenek olarak gözükmektedir.
Ancak meme kanseri için yüksek risk altındaki bu kadınların prosedürün kullanımıyla ilgili endişeleri olmuştur.
Boston Massachusetts Genel Hastanesi Kanser Merkezi'nden araştırmanın başyazarı 'Endişeler, BRCA mutasyon taşıyıcılarında meme koruyucu cerrahinin onkolojik güvenliğinden ortaya çıkmaktadır," diye açıkladı.
Diğer bir deyişle, geride kalan meme başı ve areola meme kanserine karşı savunmasız olabilir mi?
Araştırmacılar kısa vadede bunun olası olmadığını rapor ettiler.
Kendi merkezlerinde 2006- 2012 yılları arasında terapötik veya profilaktik meme koruyucu mastektomi uygulanan, BRCA gen mutasyonu olan 70 kadının hiçbirinde meme veya areola nüksü olmadığını, ancak ortalama izlem süresi sadece 11 ay (aralık 0 ila 40) olduğunu belirtti.
Bu veriler Cerrahi Onkoloji Derneği 'nin 66. Yıllık Kanser Sempozyumunda bir poster olarak sunuldu.
Bu çalışmaya dahil olmayan bir uzman, uzun vadeli rekürrens riski de son derece düşüktür dedi.
Nebraska Üniversitesi Tıp Merkezi’nden cerrahi profesörü Dr. Edibaldo Silva, 'Bu ameliyattan sonra meme içinde gelişen bir kanser riski ihmal edilebilir’ dedi.
Medscape Medikal News’ a yaptığı toplantıda 'Neredeyse meme içinde nüks görmediğini’ anlattı. 'Bu çalışma, meme koruyucu mastektomi ile meme içinde nüks ihtimalinin olmadığını belgeleyen literatüre eklenmiş bir çalışmadır’ dedi.
Silva bu operasyonun merkezinde gerçekleştirilmesinin muhteşem göründüğünü söyledi.
'Meme koruyucu mastektomi BRCA taşıyıcı olan genç kadınlar için uygundur çünkü bu risk azaltıcı ameliyatı daha kabul edilebilir hale getirir’, dedi.
Bu riski önemli düzeydedir: BRCA gen mutasyonları yaşam boyu % 60 ila % 80 meme kanseri gelişme riskine sahiptir. Cerrahi insizyon tam meme büyütme ameliyatındaki gibi meme altında kıvrım oluşturur. Meme dokusu çıkarılır ve meme başı ve areola da dahil olmak üzere meme dış tabakasını kaplayan deri değişmeden kalır. İmplantlar sonra yerine kaydırılır. 'Prosedür küçük veya orta büyüklükte göğüslü kadınlar için en uygundur ', diye açıkladı.
Bu prosedürün gerçekleştiğini anlamak genellikle zordur. Hastalar uyumaya gittiler ve sonra uyandılar gibi hissetmektedir.
Dr Lei, Medscape Medical News ' a 'Gerçekten iyi kozmetik sonuçları olan yaşam kalitesini yükselten cerrahinin faydaları geniştir " diye açıkladı.
1 Meme Başında DCIS(Duktal Karsinoma İnstu)
Çalışmada, BRCA mutasyonu olan 70 kadına – 41’ i BRCA1 ve 29’ u BRCA2 - bilateral meme koruyucu mastektomi uygulandı.
Kadınların medyan yaşı 41 (aralık, 23 ila 64) idi. 140 meme rekonstrüksiyonun, 72 sinde tek aşamalı implant, 60 ' ında doku genişletici; geriye kalan 8 meme de, diğer rekonstrüksiyon türleri kullanılmıştır.
Kanser olduğu bilinen sadece 27 meme (% 19), diğer memeler 113 (% 81) koruyucu olarak çıkarıldı.
Profilaktik prosedürlerin 2 (% 2) sinde beklenmedik bir malignite saptandı: 1 invaziv duktal kanser ve duktal karsinoma in stu (DCIS). Araştırmacılar yaptıkları çalışmada, eksize edilen meme kanalı dokusunda tümör olmadığına işaret etti.
Bununla birlikte, tedavi edici mastektomi yapılan vakaların 1 (% 4)’ inde eksize edilen meme kanalı dokusunda ve çıkarılan meme-areola kompleksinde, DCIS bulundu. .
Dr. Lei, bu hastada DCIS’ in çok yaygın olduğunu açıkladı. 'Hastalık duktuslar aracılığıyla, meme duktusları boyunca ve meme başına içine yayıldı’, diye belirtti. Araştırmacılar bunu bir nüks olarak kabul etmedi, çünkü hastalık meme koruyucu mastektomi sırasında tespit edilmişti.
Tedavi amaçlı iki mastektomi sırasında bulunan lokal nüksün her ikisi de meme dışında idi: 1’ i göğüs duvarı / aksilla ve 1 ' i yalnızca aksillada idi.
140 göğüste ameliyat sonrası komplikasyonlar seyrekti: 2 olguda (% 1) meme başı nekrozu, 2 olguda (% 1) deri nekrozu, 4 olguda (% 3) hematom, ve enfeksiyondan dolayı 5 implant (% 4) kaybı görüldü.
Cerrahi Onkoloji Derneği (SSO) 66. Yıllık Kanser Sempozyumu; 7 Mart 2013 Poster Sunumu.

Meme kanseri cerrahisi sırasında cerrahi sınırın tümörsüz olup olmadığını kontrol edebilen bir alet FDA( Amerika Gıda ve İlaç İdaresi) tarafından onaylandı. Alet Avrupa' da 2008 tarihinden itibaren ulaşılabilirdir.
 
Yeni alet, MarginProbe (Dune Tıbbi Cihazlar Şirketi),  lumpektomi esnasında çıkarılan memem dokusunu analiz eden tek bir prob içermektedir.  Radyofrekans spektroskopiyi kullanarak, çıkarılan meme dokusundaki cerrahi sınırdaki elektromagnetik özellikleri  analiz eder ve onları normal dokulardaki ve meme kanseri dokusundaki özelliklerle karşılaştırır. 5 dakika içinde prob dokuda kanser hücreleri olup olmadığını tespit eder. 
Eğer kanser bulunursa aynı seans içinde cerrah daha fazla doku çıkartabilir ve buda tekrar cerrahi gerekliliğini azaltır.
Aletin fiyatı 2000 $ civarındadır. 
Lumpektomi yapılan 664 kadından elde edilen veriler yeni aletin cerrahi sınırda tümör bulmada geleneksel intraoperatif görüntüleme ve palpasyon tekniklerinden üç kat fazla efektif olduğunu göstermektedir.  Sonuçlar bu aletin kullanılmasının reeksizyonu da azalttığını göstermektedir. 
Bu çalışmanın sonuçları henüz yayınlanmayı beklemektedir. Ancak Amerikan Kanser Derneği tarafından düzenlenen 2012 Meme Kanseri Sempozyumu' nda bazı verileri sunulmuştur. 
Susan Boolbol, aletin kullanılmasıyla başarılı komplet  cerrahi eksizyon oranının %22 olan kontrol grubuyla karşılaştırıldığında %72' lere ulaştığını rapor etmektedir( P < .0001). Kontrol grubunda reeksizyon yapılan hasta sayısı 62 iken aletin kullanıldığı grupta 33 hastadır (P = .001). 
 
Kaynak: Medscape Medikal Haberler
 

Erken meme kanserli kadınlarda, tüm meme radyoterapisinden sonra uzun dönemli kardiyak toksisite riski, mastektomi ile karşılaştırıldığında, 25 yıllık verileri kapsayan çalışma sonuçlarına göre artış göstermemektedir.
  
Çalışmanın sonuçları Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı' nda sunulmuştur. İlave olarak, 25 yılda mastektomi ve lumpektomi+radyoterapiyi kapsayan meme koruyucu tedavi(MKC) alan kadınlarda sağkalım sonuçlarıda benzer bulundu.  
 
Çalışma Filedelfiya Pennsylvania Üniversitesi, Abramson Kanser Merkezi'nde yapıldı. 
 
25 yıldan sonra, farklı iki tedavi kolundaki sağ kalım eğrileri farklılaşmaya başladı ve MKC grubunda sonuçlar daha kötüydü. Ancak MKC grubundaki sağ kalımdaki hafif düşüşten kardiyak toksisite sorumlu değildi. 
Çalışma sonuçları 102 yaşayan meme kanserli hastaların  50' isinden toplandı. Çalışmanın sponsoru Ulusal Kanser Enstitüsü' dür. 50 hastanın 26' sı MKC tedavi grubunda, 24' ü modifiye radikal mastektomi(MRM) grubundaydı.  
50 hastada toksisite de mutlak fark yoktu. Çalışmada detaylı kardiyak öykü ve fizik muayene, kardiyak laboratuvar testleri, anatomik ve fonksiyonel anormalliklerin tespiti için üç boyutlu kardiyak MRI( manyetik rezonans görüntüleme,  stenotik koroner hastalık ve koroner arter kalsiyum skorunun değerlendirilmesi için BT anjiyografi verileri toplandı. 
Çalışmada herhangi bir kardiyak morbiditenin modern tedavi planlamalarıyla azalmış olabileceği belirtilmektedir.  Klinisyenler tedavide CT smülasyon ve üç boyutlu konformal radyoterapi tekniklerini kullanmışlardır. Günümüzde yürütülen yeni bir benzer çalışmada sonuçların daha iyi olabileceği belirtilmiştir, çünkü daha yeni radyoterapi tekniklerinde daha fazla kardiyak koruma mümkündür.  
Bu çalışma MRM ile MKC' yi karşılaştıran ilk çalışmadır. Kardiyak toksisitenin görülebilmesi için daha uzun dönemli veriler daha değerli olacaktır.

Orijinal Çalışma:
Bu orijinal NCI çalışmasında, 1979 ila 1986 yıllarında tedavi edilen, Evre I ve II meme kanserli 247 hasta MRM veya MKC tedavisi (tüm meme ve/veya lenf nodları 45 ila 50.4 Gy, 15 ila 20 Gy BOOST) alanlar olarak randomize edildi. 
İlave olarak, hastaların %40' ı olan nod pozitif gruba aksiller diseksiyon ve 6 ila 11 kür doksorubisin-adriyamisin kemoterapisi aldı. Hastalar 1985' ten sonra tamoksifende aldılar. 
25 yıldan sonra sağ kalım eğrilerindeki farklılık meme kanseri radyoterapisine bağlı geç dönem pulmoner toksisite ile ilişkili olabilir mi diye bakıldığında, iki tedavi grubunda pulmoner toksisite büyük ölçüde benzerdi. 

Kardiyak Verilerin Detayı:

MKC grubunda sağ ya da sol meme radyoterapisi alanlarda CT anjiyogramda aterosklerozda farklılık yoktu.Zirve dolum noktası ve diastolik volümü kapsayan, diastolik fonksiyonlar iki grupta benzerdi. Medyan koroner arteriyel kalsiyum skoru da iki grupta  benzerdi. Hiçbir hastada myokardiyal fibrozis görülmedi ve her gruptan bir hastada perikardiyal kalınlaşma görüldü. MKC grubundaki hastalarda, kardiyak yapı ve fonksiyonlar sağ ve sol meme tümörlerinde benzerdi.Çalışma da herhangi bir ticari sponsorluk ilişkisi yoktur. Çalışmanın sonuçları,  Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı'nda 29 Ekim 2012 tarihinde poster olarak sunulmuştur. 
Kaynak: Medscape