e-Posta :
Şifre :

Etiket: meme kanseri taraması

E-öğrenme (0) Literatür (15) Haber (16) Etkinlik (0) Webcast (0)Tümünü göster (31)














Angelina Jolie, geçen yıl Mayıs ayında, taşıdığı 'bozuk bir gen nedeniyle meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 87 olduğunu' öğrenmesinin ardından ameliyat olmuştu.

Manchester Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, Jolie'nin ameliyat olduğu haberinin, ailelerindeki sağlık sorunları konusunda endişelenen diğer kadınları da danışmaya teşvik ettiğini ortaya koydu.

Araştırmayı yürüten ekibin başındaki uzman Profesör Gareth Evans, "Angelina Jolie Etkisi uzun ömürlü ve küresel oldu, merkezlere başvuruları da arttırmış gibi görünüyor" dedi. Araştırmacılar, Jolie'nin ameliyat haberinin basına yansıdığı 2013 yılı Mayıs ayından bu yana, 20'den fazla genetik tanı merkezinde ve klinikte incelemelerde bulundu.

Haziran ve Temmuz aylarında, meme kanseri mutasyonuna yönelik genetik danışmanlık ve DNA testleri için pratisyen hekimlere başvuranların sayısı 2012 yılındaki aynı döneme oranla iki buçuk katına çıktı. Meme Kanseri Araştırma (Breast Cancer Research) dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bir önceki yıl Ağustos ve Ekim ayları arasında başvuru yapanların sayısı da ikiye katlandı.

Profesör Evans bu artışı şu sözlerle yorumladı: "Angelina Jolie'nin BRCA1 (hasarlı gen) mutasyonu nedeniyle, risk azalma amacıyla mastektomi ameliyatı olduğunu duyurması, muhtemelen cazibeli ve güçlü kadın imajı nedeniyle, diğer ünlülerin yaptığı açıklamalara kıyasla daha büyük bir etki yarattı."
"Bu, hastaların önleyici ameliyat sonrası cinsel kimliklerinin kaybolacağı yönündeki korkuları azalttı ve daha önce herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanmayanları, gen testi yaptırmaları konusunda cesaretlendirdi."

Çoğu meme kanseri vakası rastlantısal olsa da, meme kanseri teşhisi konan yaklaşık yüzde 5'lik bir kesim, BRCA1, BRCA2 veya TP53 olarak bilinen kalıtsal bozuk genler nedeniyle kansere yakalanıyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın

The Sun, ‘CoppaFeel!’ adlı vakıfla ortak çalışarak, kadınları meme kanserine karşı düzenli kontrol olmaya teşvik edecek.

Proje kapsamında gazete, her hafta 3. sayfa modelleriyle meme kanserine ilişkin haberler paylaşıp “Salı günü kontrol et” başlığıyla hatırlatmalarda bulunacak.

The Sun gazetesi editörü David Dinsmore, gazetenin internet sitesinde yer alan video klipte, “Bunu bir parçası olmaktan ve CoppaFeel!’le çalışmaktan gurur duyuyorum. 3’üncü sayfayla ilgili gerçekten güzel şeyler yapabileceğimizi düşünüyorum” diyor.

BBC Türkçe'deki haber için tıklayın


Kanser sadece bir hastalık değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik yönleriyle de kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren ciddi bir sorun.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 12.4 milyon yeni kanser vakasının görüldüğü dünyada erken teşhis, tedavinin temel noktasını oluşturuyor. Kanser tedavisine ilişkin her gün farklı yaklaşımlar ortaya çıkarken, tüm tedavi yöntemleri aynı cümlenin altını çiziyor: “Farkındalık, hayat kurtarır”.

Özellikle kadınlarda sık görülen meme kanseri, erken teşhis edildiğinde tedaviye en kolay cevap veren kanser türlerinden biri olarak ön plana çıkıyor. Bir tümör ne kadar erken teşhis edilirse, kişinin hayatta kalma şansı da o kadar yüksek oluyor. Erken teşhis ile 5 yıllık yaşama oranı yüzde 98’e kadar çıkıyor.

BİLİNÇ VAR AMA YETERLİ DEĞİL
Philips’in geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde gerçekleştirdiği araştırma, kadınların kanser farkındalığına ilişkin tespitler sunuyor. Buna göre, kadınların üçte biri hayatında hiç jinekoloğa gitmemiş ancak, %78’i düzenli mamografi çektirmenin, meme kanseri teşhisinde önemli olduğunu düşünüyor. Uzmanlar, kanserde erken teşhiste kadınlarda oluşan bu bilinci ‘olumlu’ diye nitelendiriyor. Buna karşılık, Dünya Kanser Teşkilatı (UICC) tarafından açıklanan bilgilere göre de hastalığa bakış açısında bilinçli bir yaklaşımın henüz tam olarak oluşmadığı görülüyor.

MAMOGRAFİ TARTIŞMASI SÜRÜYOR
Erken teşhis ve yeni tedavi yöntemlerinin etkisiyle iyileştirilebilir türler arasında ilk sırada yer alan meme kanserinde mamografi büyük önem taşıyor. Mamografi, tümörleri, elle muayene ile tespitten üç yıla kadar daha önce ortaya çıkarabiliyor. Ancak tıp dünyasında mamografinin radyasyona dayalı bir teşhis yöntemi olması nedeniyle tartışmalar yaşanıyor. Bu noktada da uzmanların önerisi; düşük doz radyasyon içeren mamografi sistemlerinin tercih edilmesi yönünde.

 Araştırmanın İngiltere ayağını oluşturan Gallerli uzmanların 5 bin kadın üzerinde yaptığı inceleme, bazı hastalar için daha az müdahaleci yöntemlerin ameliyat kadar etkili olabileceği sonucuna vardı.
Araştırma, lenf bezelerini ameliyatla almak yerine tedavide radyoterapinin kullanılabileceğini vurguladı. Meme cerrahı Profesör Robert Mansel, bu sayede daha az kadının ek ameliyat olması gerekeceğini söyledi. 5 bine yakın kadın üzerinde yapılan araştırmada, radyoterapinin, koltuk altındaki lenf bezelerinin ameliyatla alınması kadar etkili olup olmadığına bakıldı. 

İngiltere'deki araştırmaları yürüten Cardiff Üniversitesi Tıp Fakültesi Kanser ve Genetik Enstitüsü'nden Profesör Mansel bunun önemli bir deneme olduğunu ve uygulamada değişim sağlayacağını söyledi. Mansel şöyle devam etti: "Meme kanseri için ilk ameliyatı yaparken koltuk altındaki lenf bezesini de kontrol ediyoruz. Lenflere yayılma olmuşsa büyük bir ameliyatla bu bezelerin tamamını alıyoruz. Ama deneme sonucunda bu lenf bezelerini almanız gerekmediği, koltuk altına radyoterapi uygulamanın yeterli olduğu görüldü." Mansel, kolda kanserin geri dönme olasılığının %1 olduğunu, ameliyat halinde de aynı riskin söz konusu olduğunu söyledi. Mansel, ameliyat yerine radyoterapinin iyileşme sürecini daha olumlu kılacağını, daha az yan etkiye neden olacağını ve daha ucuz olacağını vurguladı.

 Ünlü yıldızın kanser riskine karşı önlem olarak mastektomi yaptırıp meme dokularını aldırttığını açıklamasının yankıları sürüyor. Jolie’nin hassas kararının benzeri durumdaki pekçok kadını önlem almaya sevk edeceğini ileri sürenlere karşılık, 37 yaşındaki yıldızın açıklamalarıyla örnek oluşturup pahalı ve gereksiz ameliyatlara yol açabileceği endişeleri de dile getiriliyor.

Jolie’ye mastektomi ameliyatını gerçekleştiren Amerikalı cerrah Kristi Funk, blogunda operasyonu ayrıntılarıyla anlattıktan sonra “Umarım Angelina yarattığı farkındalık dünyada sayısız yaşamı kurtarır” diye yazdı.

İngiltere’deki Meme Kanseri Kampanyası adlı sivil toplum örgütü ise “Jolie’nin açıklamaları meme kanseri ve genetik riskler konusunda farkındalık yaratma açısından çok önemli” dedi. Örgüt, kadınları pahalı genetik testlere ve geri dönüşü olmayan mastektomi ameliyatlarına başvurmadan önce, uzman görüşlerini dikkate almaları konusunda uyardı.

Angelina Jolie’nin ameliyatı eşinden başka kimseye haber vermediği de ortaya çıktı. Sanatçının babası oyuncu Jon Voight, New York Times’ta makale çıkmadan bir gün önce kızıyla buluşmasına rağmen konudan haberdar olmadığını söyledi. Voight, “Bunu neden saklama gereği duyduğunu anlayabiliyorum. Onu cesaretinden ötürü kutluyorum” dedi.

 Altı çocuk annesi 37 yaşındaki oyuncu, New York Times gazetesi için kaleme aldığı yazıda neden mastektomi ameliyatı olduğunu anlattı. Jolie, "Doktorlar meme kanserine yakalanma riskimin yüzde 87, yumurtalık kanserine yakalanma riskimin de yüzde 50 olduğunu söylüyor. Riski azaltmak için proaktif olmaya karar verdim" dedi.

Angelina Jolie, ameliyatların Şubat'ta başladığını ve Nisan sonunda tamamlandığını söyledi.
Jolie "Tıbbi Tercihim" başlıklı makalede, Annesinin yaklaşık 10 yıl boyunca kanserle savaştığını ve 56 yaşında öldüğünü belirtti. Çocuklarının da aynı hastalık yüzünden annesiz kalmasını istemediğini belirten Jolie, "Bozuk bir gen (BRCA1) taşıyorum ve bu benim meme kanseri, yumurtalık kanseri olma ihtimalimi ciddi oranda artırıyor" dedi.

Angelina Jolie, 9 hafta süren ve çifte mastektomi gerektiren ameliyatların ardından meme kanserine yakalanma riskinin yüzde 5'e düştüğünü söyledi. Jolie, bu süre içinde eşi Brad Pitt'ten büyük destek gördüğünü vurguladı.

Yazının orjinali için  My Medical Choice 

 Bizim baba tarafında bütün kadınlar kanserden öldü, rahim kanserinden. Yani ailede riskin yüksek olduğunu biliyorduk aslında -- ama kendimize kondurmuyorduk.
Sonra bizim kuşaktan bir kuzende kanser çıkınca, BRCA1 geninde tıklayın mutasyon taraması da yapıldı ve sonuç pozitif çıktı. Bunun üzerine doktorlar bütün aileye tarama önerdi. Ama 10 kadın kuzen arasında bir tek ben yaptırdım bu taramayı.
Tarama kararını almak için bile, psikolojik olarak çok güçlü olmak lazım. Zaten ailede bir kişi kanser olunca herkes olmuş gibi oluyor, çok ağır bir psikoloji. Yakınınızı hayatta tutmaya çalışırken bu zorlu yolculuğa sizin de çıkabileceğiniz düşüncesi çok ağır. Ama ben biliyor olmayı tercih ettim. Çok araştırdım, okudum, yurt dışından kaynaklara baktım ve gözümü kapatıp testi yaptırdım. Sonuç pozitif çıktı. Süreçler Türkiye'de bundan 3-4 yıl önce daha zorlu yürüyordu.
Bu işin psikolojik boyutunun ne kadar yoğun olduğunu doktorlar tam bilmiyordu. Sizin dilinizden konuşan, doğru yaklaşan doktor bulmak çok zordu.

Şok ve doktorlar
Her görüşmeden ağlayarak çıkıyordum. "%90 kanser olacaksın. Hemen yat, alalım memelerini" diye, dan dan söylüyorlardı yüzüme. Sağlıklı bir insan olarak girdiğiniz muayenehanede %90 gibi rakamlar duymak, karşılığında kadın olarak vücudunuzun önemli bir parçasından ayrılmak çok zor. Psikolojik yardım konusunda Türkiye'de herhangi bir örgüt, kurumsal bir destek yok, en zor kısmı da bu zaten. Destek grupları daha yeni yeni oluşuyor -- çünkü zaten çok az insan test yaptırıyor.
Yaptıranlar da hem psikolojisinin ağırlığından, hem bir daha sağlık sigortası bulamamak korkusuyla kimliklerini açıklamaya çekiniyor. Ben de ailemdem destek aldım, onun dışında psikoloğa gittim kendimi hazırlamak için.
Hazır olunca, rahim ameliyatımı oldum. Şimdi de meme ameliyatı olmam gerekiyor ama peşpeşe yaptırması zor. Psikolojik olarak hazır olmam gerekiyor, bekliyorum ben de. Bu arada takip protokolleri çok ağır. Her altı ayda bir MR, mamografi, kan testi yaptırmak gerekiyor. Ve hala her kontrolde doktorlarla cebelleşiyorum, hemen ameliyat olmuyorum diye kavga ediyoruz. Rakamlardan söz eden doktorların anlayamadıkları şey şu ki, bu benim için bir geçiş süreci ve hazır olmam gerekiyor.
Onların da bu süreci anlayarak, sakin ve korkutmadan konuşmaları gerek.

Yine de
Bütün bu zorluklara rağmen risk testini yaptırmanın gereğine kuvvetle inanıyorum. Birinci dereceden akrabası meme ya da rahim kanseri olan her kadının bu testi yaptırması, kendisinde bu tür bir kanser çıkan her kadının çocuklarına bu testi yaptırması gerekiyor. Görmezden gelmek ve kaderci olmak da bir seçim tabii - ama ben cesaret göstererek tedbirli olmayı seçtim. Rahim ameliyatında, bir haftalık bir zorluk çekerek, riskimi %70'lerden sıfıra indirdim. Dünyanın sonu da gelmedi.

 Jolie, genetik açıdan meme kanserine yakalanma riski yüksek olduğu anlaşılınca mastektomi yaptırdığını açıklamıştı. Peki Türkiye'de de genetik risk unsurunu belirleyen tıklayın testler yapılıyor mu? Bu risk ne kadar ciddiye alınmalı? Ameliyat şart mı? Marmara Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Serdar Turhal'a sorduk:

Meme kanserinde risk oranını arttıran unsurlar nelerdir?
Meme kanserinde riski arttıran faktörler arasında yalnızca genetik faktörler yok. Ama tabii ailede bir kişinin özellikle 50 yaşın altında meme kanseri olması, diğer aile bireylerinin meme kanserine yakalanma ihtimalini arttırıyor. Bilinen en yüksek risk faktörü memeye radyoterapi verilmiş olması. Ama bu günümüzde pek sözkonusu değil. Geçmişte başka sebeplerle radyoterapi uygulanan hastalarda meme kanseri riskinin 47 kat arttığı görülünce böyle uygulamalardan vaz geçildi. Şu anda meme kanseri için en büyük risk oranı yaştır, insanlar yaşlandıkça risk artıyor. Onun dışında geç doğum yapma gibi faktörler de var meme kanseri riskini arttıran.

Genetik riskler üzerinde durursak, Angelina Jolie'deki gibi mutasyona uğrayan genleri tespit etmek için nasıl bir test yapılıyor, bu testler Türkiye'de de uygulanıyor mu?
Meme kanserini araştırmak için iki tane gen öne çıkıyor: BRCA1 ve BRCA2. Tetkikler Türkiye'de de bildiğim kadarıyla kitler yurtdışına gönderilerek yapılıyor. Bildiğim kadarıyla diyorum, çünkü Türkiye'deki üniversitelerde bunu yapan laboratuarların fazla bir devamlılığı olmuyor. Bunu yapan kişi ayrılıp gidebiliyor, başka bir merkeze geçebiliyor, Amerika'ya dönebiliyor. Böyle olunca, "Devamlı olarak şu merkezde düzenli olarak yapılıyor" demekte sıkıntı çekiyoruz. En güvenli hali, yapılan testlerin yurtdışına gönderilmesi. O halde bu testler yaygın değil Türkiye'de. Doğru. Sosyal güvenlik sistemi de karşılamadığı için bunu, pek yaptıran hastamız olmuyor.

Bu konuda halkı bilinçlendirmek için neler yapılıyor? Halk yeteri kadar biliyor mu böyle bir test olduğunu?
Daha önce genetik tetkiklere karşı halkımızın bilgilenmesiyle ilgili Marmara Üniversitesi'ne gelen hastalar üzerinde yaptığımız analizlerden biliyoruz ki, hastaların yarısından fazlası bu tür tetkiklerden haberdar. Artması için tabii ki bilgilendirmenin devam etmesi lazım. Türkiye'de bu alanda çalışan destek grupları var mı? Örneğin ABD'de Riskinizle Yüzleşin adında bir destek grubu bulunuyor.
Özel hastanelerde, dar kapsamlı destek grupları olabilir. Ama Türkiye genelinde bu anlamda yürütülen, düzenli yürüyen çabalar yok. Ara sıra, belli sürelerle kısıtlı bazı kampanyalar yapılabiliyor. Örneğin geçmişte Avon firmasının böyle bir bilgilendirme kampanyası yaptığını hatırlıyorum. 

Mutasyona uğrayan BRCA1 geninin genellikle Doğu Avrupa kökenli Yahudilerde görüldüğüne dair araştırmalar var. Türkiye'de görülme oranı hakkında da araştırmalar bulunuyor mu?
Bu tetkikler Aşkenazi Yahudileri üzerinden geliştirildiği için, örneğin İspanya'da yapılan çalışmada kodon dediğimiz bu gen üzerindeki değişikliklerin İspanyol hastalarda, Amerika'daki tetkiklerde bakılan kodonlarla birebir aynı olmadığı görülüyor. Toplumlar arasında bu tür farklılıklar olabilir. Türk hastalarda BRCA1 mutasyonlarının hangi kodonlara yerleştiğinin anlaşılabilmesi için tüm kromozomların taranması şeklinde belki birkaç yüz hasta üzerinde bir araştırma yapılmalı, ancak o zaman güvenilir bir şekilde Türkiye'deki meme kanseri ile ilgili değerlendirme yapabiliriz. 

Bu testler risk oranını sağlıklı bir şekilde tespit edebiliyor mu?
Şüphesiz ki o bildiğimiz kromozomlar üzerinde bir cevap veriyor. Ama tabii ki meme kanserinin belki yüzde 95'i sporadik dediğimiz, yani genetik bağlantısını gösteremediğimiz kanserler. Dolayısıyla bu yüzde 95'in şu anda bilemediğimiz, keşfedemediğimiz farklı genetik yatkınlıkları olabilir. Onun için bu tür tetkikleri yaparken sınırlı sayıda hastayı değerlendirdiğimiz bilinmeli.

Risk belirlendikten sonra atılacak adımlara gelirsek, bu risk ne kadar ciddiye alınmalı? Hastalık çıkmadan ameliyata girmek gerekli mi?
Bu şüphesiz opsiyonlardan birisi. Meme kanseri riski yüksek olan bir kadın, bu hastalığın ortaya çıkıp çıkmadığını her gün sıkıntısını çekerek yaşamak yerine meme dokusunu aldırarak, bu riski yüzde 99'lar çerçevesinde azaltabilir. Bu kişinin bireysel kararıdır. Doktorun görevi tetkikler yapıldıktan sonra hastaya riskinin ne olduğu konusunda bilgi vermek olmalıdır.

Peki mastektomi nasıl yapılıyor?
Genellikle meme kanseri riski olduğu zaman yapılanlarda, deriyi koruyucu mastektomi diyoruz, yüzeydeki deri kalıyor, onun altındaki meme dokusu alınıyor, sonra da bir implant yerleştiriliyor. Ama meme kanseri olduğu zaman genelikle o kanserli dokuya yakın gelen cilt dokusunun da alınması sözkonusu oluyor. Koruma amaçlı yapılan mastektomi ameliyatıyla, kanser olmuş kişiye yapılan ameliyat arasında farklar var.


Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği, “Erken Tanı Hayat Kurtarır” sloganı ile yola çıkan Rotary Farkındalık Korosu’nun Nilüfer ile birlikte 1 Nisan 2013 Pazartesi gecesi Ankara MEB Şura Salonu’nda vereceği konseri destekliyor. 1-7 Nisan Kanser Haftası sebebiyle bir araya gelen Nilüfer ve Rotary Farkındalık Korosu farkındalık yaratmanın ve hayata bağlılığın önemini beraber söyleyecekleri şarkılarıyla anlatacaklar.

Çeşitli yaş ve meslek grubundan, meme kanseri ile mücadele etmiş yaklaşık 40 kadını bir araya getiren Rotary Farkındalık Korosu kadınları meme kanserinde erken tanı, tedavi ve onarım konusunda bilgilendirerek, toplumda bu konudaki farkındalığı artırmak için kuruldu. Çünkü günümüzde meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olma özelliğini sürdürüyor. İstatistiklere göre her yedi kadından bir tanesi hayatının bir döneminde bu hastalığa yakalanıyor. Gerek tedavi yöntemlerinin gelişmesi, gerekse erken tanı konusunda artan farkındalık, hastalığın tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar alınmasını sağlıyor. Bu konudaki dikkatler artık şimdiye dek ihmal edilen meme onarımına, tedavi sonrası kaybedilen bütünsel görünümün yeniden kazanılmasına çevrildi. Geçmişte, kanser tanısı konulduğunda onarım seçenekleri göz ardı edilirken, tedavinin bir parçası olarak ele alınmıyordu. Gelişen Plastik Cerrahi teknikleri sayesinde kaybedilen memeyi yerine koymak, tedaviyi tam olarak gerçekleştirmek mümkün.

“Ne gerek var?” demeyin!
Meme kaybı uzun dönemde kadınların hayatını olumsuz etkileyebiliyor. Hasta yakınları her ne kadar bu süreci bir an önce atlatabilmek için meme onarımına “Ne gerek var?” tarzında yaklaşsalar da bu durum hastanın ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Hastalar depresyona girebiliyor, aile ilişkileri kötüye gidebiliyor. Özellikle yaz aylarında giyim konusunda yaşanan zorluklar can sıkıcı olabiliyor. Dışarıdan kullanılan silikonlar cildi tahriş ediyor, vücut asimetrisi yüzünden belkemiğinde eğrilikler oluşabiliyor. Bu nedenle, hastaların ilk kanser teşhisi konulduğunda onarım seçenekleri hakkında da bilgilendirilmeleri ve bir Plastik Cerrah tarafından değerlendirilmeleri büyük önem taşıyor. Uygun hastalarda meme alınırken aynı anda onarım yapılması mümkün.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği’nin Genel Sekreterliğini de yürütmekte olan Prof. Dr. Sühan Ayhan, konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Memenin kaybını takiben yeniden yapılması, meme kanseri ile yüzleşen, mücadele eden kadınlar için yaşama tutunmalarını sağlayan bir umuttur. Onlara sürekli hasta olduklarını hatırlatan fiziksel bir eksiklikten ve yaşamlarını zorlaştıran sutyen içine yerleştirdikleri protezden kurtuluştur. Psikolojik durumu düzelten, özgüveni ve yaşam kalitesini yükselten, iş yaşamında başarıyı artıran ve özel yaşamda daha mutlu olmalarını sağlayan bir araçtır. Hastaların memeleri alındığında yeniden yapılabileceğini bilmeye hakları vardır. Bu nedenle cesaretleri kırılmamalı, aksine yüreklendirilmeli ve bir plastik cerrahi uzmanına yönlendirilmelidirler”.

Erken tanı hayat kurtarır, meme onarımı hayata bağlar
Plastik cerrahlar uzun süredir meme onarımlarının gerekliliği konusunda toplumu ve meslektaşlarını bilgilendiriyor. Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Meme Onarımı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Akın Yücel bu konuda sürdürdükleri çalışmaları şu şekilde özetliyor: “Bu konuda üç alanda çalışma sürdürüyoruz. Birincisi plastik cerrahları meme onarımı teknikleri konusunda eğitmek, düzenli olarak kurslar, kongre ve sempozyumlar düzenlemek. İkincisi meme kanseri ile uğraşan diğer branş hekimlerini bilgilendirmek ve plastik cerrahlarla işbirliği yapabilmeleri için gerekli düzenlemeleri yapmak. Üçüncüsü meme kanseri hastalarını ve kamuoyunu onarım seçenekleri konusunda bilgilendirmek. Amacımız meme kanseri olan her kadının hekimleri tarafından onarım seçenekleri konusunda bilgilendirilmelerini ve her hastanın da meme onarımını talep etmesini sağlamak”.

Nilüfer ve Rotary Farkındalık Korosu’nun konseri 01 Nisan 2013 saat 20:00’de Ankara MEB Şura Salonu’nda gerçekleşecek. 

 Sadece bir sağlık sorunu değil aynı zamanda sosyal ve ekonomik yönleriyle insanların yaşam kalitesini de etkileyen toplumsal bir sağlık sorunu olan kanserin tedavisinde, günümüzün farklı yaklaşımları aracılığıyla yeni tedavi yöntemleri uygulanıyor. Ancak bütün bu yaklaşımlar ve tedavi yöntemlerine karşılık, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 12.4 milyon yeni kanser vakasının görüldüğü dünyamızda erken teşhis, tedavinin temel noktasını oluşturuyor.

Özellikle kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, her ne kadar sık görülse de, erken teşhis edildiğinde tedaviye en kolay cevap veren hastalıklardan biri olarak ön plana çıkıyor. Bir tümör ne kadar erken teşhis edilirse, hayatta kalma şansı da o kadar yüksek oluyor. Erken teşhis ile beş yıllık hayatta kalma oranı yüzde 98’e kadar çıkıyor. Bu kapsamda sağlık ve iyi yaşam alanlarının lider şirketi Philips’in Türkiye genelinde kadın sağlığı üzerine geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği araştırma çalışması, kadınlar arasında en sık görülen meme kanserinde farkındalık düzeyine ilişkin çarpıcı tespitler sunuyor. Araştırma sonuçları, kadınların üçte birinin hayatında hiç jinekoloğa gitmediğini ancak, kadınların yüzde 78’inin her yıl düzenli olarak mamografi çektirmenin meme kanseri teşhisine etkisinin büyük olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor. Türkiye’de erken teşhis konusunda özellikle kadınlarda nispeten oluşmaya başlayan bu bilinçli yaklaşım, genel olarak kanser tedavisinde kadınlara çok iş düştüğünü gösteriyor.

Philips Sağlık Türkiye Genel Müdürü Esen Tümer yaptığı açıklamada özellikle aile fertlerinin sağlık durumunun takipçisi ve yöneticisi olan kadınların bu konuda bilinçlenmesinin öneminin altını çizerek, gerekli farkındalık yaratılırsa cok sayıda kanser vakasının erken evrede teşhis edilip, daha kolay ve etkin biçimde tedavi edilebilecegini ifade etti.

Kanser, toplumsal bir sağlık sorunu
Buna karşılık, Dünya Kanser Teşkilatı (UICC) tarafından açıklanan kanserle ilgili doğru ve yanlış bilinen bilgiler, bu hastalığa bakış açısında bilinçli bir yaklaşımın henüz tam olarak oluşmadığını ispatlıyor. Sadece bir sağlık sorunu olmayan aynı zamanda sosyal ve ekonomik yönleri olan toplumsal bir sağlık problemi olan kanser, günümüzde sadece bir sağlık sorunu olarak algılanıyor.

Erken teşhisin ve yeni tedavi yöntemlerinin etkisiyle önlenebilir kanser türleri arasında ilk sırada yer alan meme kanserinde, mamografinin çok büyük bir önemi bulunuyor. Bugün 4 farklı yöntemin uygulandığı meme kanseri tedavisinde erken teşhisin yanı sıra en düşük dozda mamografi aracılığıyla elde edilen en kaliteli sonuçlar, tedavinin en doğru yol haritasını ortaya koyuyor. Sağlığa sadece teknoloji değil hastalar ve sağlık profesyonelleri açısından yaklaşan Philips, geliştirdiği MicroDose Mamografi ile meme kanserinde erken teşhis ve tedavide düşük dozun önemine dikkat çekiyor.

Tüm görüntüleme ve tanı yöntemleri arasında meme kanserini en erken saptayabilen yöntem mamografi, tümörleri dokunarak tespitten üç yıla kadar daha önce ortaya çıkarabiliyor. Ancak bu noktada Tıp dünyasında mamografinin radyasyona dayalı bir teşhis yöntemi olması dolayısıyla yüksek doz radyasyon içerdiğine ilişkin tartışmalar yaşanabiliyor. Bu noktada da düşük dozlu MicroDose Mamografi, diğer dijital mamografi sistemlerine kıyasla yüzde 18 ile 50 arası bir doz azaltımı anlamına geliyor.

 Hollywood’un bile ilgisini çeken Prof King ile Türkiye’ye bir öğrencisinin düğünü için geldiği Ankara’da, Amerikan Büyükelçiliği rezidansında sohbet etme imkanı bulduk.
Tabi en önemli soru, Türkiye’de son dönemde en çok tartışılan konuydu; Milliyetçilik.
Nedir milliyetçilik? Doğuştan mı gelir, kültürel olarak mı oluşur?
İşte Prof Mary-Claire King’in yorumu;
"Milliyetçilik bana göre insanların seçtiği bir olgu; İnsanların kendileri için seçtiği bir siyasi kimlik. Vatandaşlık kimliği. Ben bir Amerikalıyım. Amerikan bakış açısıyla baktığınızda, sonuçta bizim ülkemize hepimiz gezegenin tüm bölgelerinden göçmen olarak gelmedik mi?"

“MİLLİYET KÜLTÜREL BİR KONUDUR, GENETİK DEĞİL…”
Prof King, genetik araştırmalar sonucunda aslında tüm insanlığın "Afrika kaynaklı olduğuna" da dikkat çekti; "Genetik,insanların nereden geldiklerinin, göç ettiklerinin belirlenmesinde çok büyük başarıyla kullanılıyor. Şu anda dünyanın her bölgesinde yaşayan insanların, Afrika'daki ortak geçmişimizden çıktıktan sonra, nerelerden geçerek bulunduğu yere geldiği genetik yoluyla belirlenebiliyor. Aslında hepimiz original olarak Afrika’dan geliyoruz. Afrika’dan Asya’ya geçilmiş. Ardından Avustralya’ya gitmişler. Sonra Doğu Asya’ya. Yukarıya doğru gidilmiş, buradan Avrupa’ya geçiş olmuş.
Pekçok insan aşağıya, yukarıya, doğuya batıya durmadan göç etmiş 50 bin yıl boyunca.
Genetik bu açıdan bakınca çok değerli; bize göç hakkında bilgiler veriyor. İnsanların iklime nasıl adapte olduklarını, bulaşıcı hastalıklara karşı verdikleri tepkileri anlatıyor. Bu açıdan bakınca, milliyet kültürel bir konudur, genetik değil..."

“TÜRKİYE’DEKİ DEMOGRAFİK YAPI BÜYÜLEYİCİ…”
Prof King, Türkiye'deki demografik yapıyı "büyüleyici" olarak nitelendiriyor. Bunun nedeni ise, Anadolu topraklarının binlerce yıl boyunca göç yollarında yer alması;
"Türkiye, dünyada genetik açıdan en büyüleyici ülkelerinden biri. Bunun en önemli nedenleri arasında, ülkenin tarihi demografisi geliyor. Hem ülkenin kültürel tarihi, hem de insanlarının yüzyıllar boyunca yaptıkları göçler, Türkiye'yi genetik bilimi açısından büyüleyici kılıyor" diyor Dr King ve ekliyor; "Türkiye'ye pekçok kez ziyarette bulundum. Bu ziyaretim ise Amerika'daki bir post doktora öğrencimin düğünü. Kendisi Ispartalı, evleneceği, o da genetikçi olan kız arkadaşı Ankaralı. Ankaralı kızın ailesi çok modern bir aileden geliyor. Ispartalı erkeğin ailesi ise daha geleneksel. Hem Ankara'da, hem de Isparta'da düğün yapılacak. Ve benim de katılma şansına erişeceğim bu iki farklı düğün bile, Türkiye'nin kültürel açıdan ne kadar zengin olduğunun göstergesi. Ve o evlenen ikisi; benim akademik çocuklarım onlar..."
Prof King'e göre, bu kültürel ve genetik zenginlik, Türkiye'yi özellikle tıp alanındaki araştırmalar açısından çok önemli kılıyor;
"Kanser, şizofreni, kalp hastalığı gibi, tüm insanlarda görülme olasılığı bulunan hastalıkların araştırılması konusunda, bu kadar büyük bir demografik zenginlik büyük önem taşıyor."

GENETİK BİLİMİNİN İNSAN HAKLARINA KATKISI
Prof King’i bilim dünyasında önemli kılan unsurlardan biri de, genetik bilimini insan haklarının kullanımına sokmuş olması. Arjantin’deki darbeciler, pekçok kadın ve erkeği hapishanelere gönderdiklerine, çocuklarını da alıp, evlatlık verdiler.
İşte o annelerin, kendilerinden izinsiz evlatlık verilen çocuklarını arayışının önünü açtı Prof. King’in çalışmaları.

PERŞEMBE BÜYÜK ANNELERİ…
Arjantin’de cuntacıları pes ettiren yolda işaret fişeğini, kızları hapiste, torunları evlatlık verilen büyükanneler başlattı. Her Perşembe toplanıp, torunlarını geri isteyen büyükannelerin hareketi “Perşembe büyük anneleri” adını aldı. Tıpkı daha sonra Türkiye’de de ortaya çıkan “Cumartesi anneleri” gibi, haklarını barışçı gösterilerle aradılar.
Bu insani çağrı, tüm dünyanın ilgisini çekince Arjantinli cuntacılar, topu bilinmeze atmak istediler;
“Hangi çocuğun kime evlatlık verildiğini bilmiyoruz. Aradan yıllar geçti, çocuklar büyüdü. Gerçek ailelerin bulunması mümkün değil” diyerek, tepkileri savuşturmak istediler.
İşte tam bu aşamada devreye Prof King girdi. Yaptığı genetik çalışmalarla, tek tek evlatlık verilen çocuklarla, anne-babaların genetik örneklerini karşılaştırdı. Ve çocukların, gerçek ailelerine geri verilmelerinin önünü açtı.

“ŞİLİ’DE YÜZLERCE ÖĞRENCİM ÖLDÜ, KAYIP OLDU”
Prof King’in Arjantin’deki bu genetik çalışmaya gönüllü olması aslında tesadüf değil. Çünkü kendi hayat hikayesi içinde de benzer bir askeri darbe deneyimi var;
“Şili de, insanın evrimi üzerinde bir projede çalışıyordum. Hem ders veriyor, hem de saha çalışmaları yapıyorduk ki, 1973 yılında Şili askeri darbesi yaşandı. Darbeden sonra Şili'de kalamadık. Pekçok öğrencim öldürüldü ya da kayboldu."

ŞİLİ DARBESİ ETKİSİNDEN KURTULMAYA ÇALIŞIRKEN, MEME KANSERİ GENİNİ BULDU
Şili’de yaşadığı bu darbe tecrübesini atlatma çabaları, Prof King’in tüm dünya kadınları için “büyük müjde” niteliği taşıyan buluşu yapmasının da önünü açmış. Şili’deki darbenin yarattığı depresyondan kurtulmak için kendisini çalışmaya veren, meme kanseri projesine dahil olan Prof King, kadınların kabusu meme kanserinin nedenini, meme kanseri genini bulmuş. Bu buluş tıp dünyasında, meme kanseri ile mücadelede çığır açan adım olarak görülüyor. Prof King, kendisini bu büyük buluşa götüren ortamı şöyle anlattı;
"Ülkeme dönüşte, Şili'ye ilişkin bu kötü olayların etkisinden kurtulmak için entellektüel açıdan farklı bir çalışma yapmak istedim. O dönem, Başkan Richard Nixon'ın kansere savaş açtığı dönemdi. Kanser araştırmalarına hiç olmadığı kadar çok mali kaynak ayrılıyordu. San Fransisco'da meme kanseri araştırmasına ilişkin bir projeden davet aldım. Ve Şili'nin kötü anılarından kurtulmak için de kendimi çalışmaya verdim..."
İşte bu proje açmış meme kanseri geninin bulunmasının önünü. Prof King anlatıyor; "Bu araştırmaya hevesle başladım çünkü meme kanseri kadınlar açısından çok önemli bir sorun. Meme kanseri konusu o zamana kadar hep çevresel etkiler üzerinden incelenmiş, hiç evrim açısından incelenmemişti. Sonuçta, meme kanseri geni ortaya çıktı."

"BİZ DE GAZETECİLER GİBİ ÇALIŞIYORUZ; DUYGULARIMIZI KATMADAN..."
İnsan hakları gibi çok zor bir alanda da çalışan Prof King, bilim insanları ile gazeteciler arasındaki benzerliğe de dikkat çekti;
"İnsan hakları alanında çalışmak çok önemli. Çünkü aileleri biraraya getiriyorsunuz. Bunu bir gazeteci olarak en iyi sizin takdir edeceğinizi sanıyorum; çünkü, yeteneklerinizi, işinizi insan hakları gibi bir alanda kullanmanın ne kadar önemli olacağını siz gazeteciler de biliyorsunuz. Böylesine önemli bir konuda, teknik kısma odaklanmak, duyguları bir tarafa bırakmak, kısacası profesyonel davranmak çok önemli. Yine tıpkı gazetecilerin yaptığı gibi. İşinizi doğru nedenlerle yaptığınızı bilmeniz gerekir. Kafanızda hiçbir şüphe olmaması gerekir. Zaten bu benzerlikler yüzünden gazetecilere çok büyük saygı duyuyorum."

"Önce işimi yapıyorum, sonra bırakıyorum annelik duyguları gelsin..."
Prof King, insan hakları alanındaki çalışmaların "hata kabul etmez" yönüne de dikkat çekti;
"İşiniz hata kabul etmiyor. Aileleri biraraya getirmek için herşeyi doğru yapmanız gerekir. Eşleşmelerin doğru yapılması, istatistiklerin doğru konulması çok önemli. Bu açıdan, duygusal gerçeklerin çalışırken dikkatinizi dağıtmasına izin veremezsiniz. Ancak sonuca ulaştığınızda, kararınızı tam ve açık olarak ortaya koyduğunuzda, işin duygusal yanını düşünebilirsiniz. Ancak iş bittiğinde, kendinizi biraz geriye çekip bakabilir ve bir anne gibi hissedebilirsiniz, kendinize bunun için izin verebilirsiniz..."

BİLİMLE UĞRAŞANLARIN BAĞIMSIZLIĞI ÖNEMLİ
Prof King'in dikkat çektiği bir başka konu isebilim insanlarının bağımsızlığı;
"Bilim adamlarının önemli görevlerinden biri de hükümetlerine tavsiyelerde bulunmak. Hükümetlerin pekçok önemli konudatamamen bağımsız yanıtlara ihtiyaçları var. Bu açıdan bakınca, bilim insanlarının bağımsız olmaları çok önemli."
Prof King, ABD'de Ulusal Bilim Akademisi'nin 1863 yılında Başkan Abraham Lincoln
tarafından, "tam da Amerikan iç savaşının ortasında" kurulduğunu anlatıyor ve ekliyor;
"Ben yine bir Amerikalı olarak konuşacağım; Amerika’da bilim yapmanın en güzel yanı, bağımsız olarak çalışabilmemizdir. Abraham Lincoln bizim Ulusal Bilim Akademisi'ni iç savaşın tam ortasında kurdu. O zaman, böyle bir adamın bundan başka yapacak pekçok işi olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak o, Akademi’yi bilerek savaş sürerken kurdu. Çünkü savaş sonrasında bağımsız bilim insanlarına, mühendislere danışma ihtiyacı duyacağını biliyordu. Onların tavsiyelerine ihtiyaç duyacağını biliyordu. 1863’te de bizim akademi bağımsızdı ve hükümeti de ciddi şekilde eleştiriyordu. Hala bunu yapıyor. Başkan Obama da,seçildikten sadece birkaç gün sonra akademiyi ziyaret etti, bilim insanlarına verdiği önemi göstermek için..."

 Sigara içmek tüm kanser tipleri için bir risk faktörüdür. Tütünün nikotin içermeyen bileşenlerinin genel olarak kanserojen oldukları düşünülmektedir. Nikotinin kanser hücrelerinin büyümesindeki etkisi hakkında çok az şey bilinmektedir. Özellikle meme kanseri için yapılan epidemiyolojik araştırmalarda, sigara içmenin meme kanseri riskini arttırdığı görülmüştür. Fakat moleküler biyoloji araştırmalarında risk artışının tam olarak nasıl ortaya çıktığı bulunamamıştır.
Ulusal Kanser Enstitüsü Bildirisi'nde yayınlanan bir araştırmaya göre nikotin, nikotinik asetilkolin receptörüne (nAchR) bağlandığı zaman, sigara içme alışkanlığına ve aynı zamanda doğrudan meme kanseri oluşumuna neden olabileceği belirtilmiştir.
Nikotinin meme kanseri hücrelerinin gelişimi üzerindeki etkisini belirlemek için Tapei Tıp Fakültesi Doktoru Yuan-Soon ve arkadaşları, 276 farklı meme tümörü örneklerini, meme kanserli hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörünün etkileşimi ile normal hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörlerinin etkileşimleri açısından karşılaştırdılar.

Yapılan çalışmalar nikotinin kanseri tetiklediği görüldü!
Çalışma sonucunda meme kanserli hücrelerdeki reseptörlerin etkileşimlerinin daha yüksek olduğu ve bu etkinin ileri meme kanserinde erken meme kanserine göre daha belirgin olduğu saptandı. Çalışmada, nikotin etkisiyle reseptörü aktifleştiren alt maddenin (subunit) miktarının azaltılmasıyla tümor büyümesinin azaldığı saptandı. Yani nikotinin reseptöre bağlanıp etki yaratmasına aracılık eden maddenin miktarı azaltılınca nikotin ile reseptör arasındaki etkileşim de azaltılmış oldu. Normal meme hücreleri nikotin ile karşılaştıklarında, yani normal hücrelerdeki nikotin reseptörleri aktifleşince, hücrelerin kanserleşme eğilimlerinin arttığı görüldü.
Bu çalışmalarda, sigara içimi sonucu nikotin reseptörlerinin aktifleşmesiyle oluşan kanser yapıcı sinyallerin meme kanseri oluşumunda kesin etkileri olduğu sonucuna varıldı.
Kanser enstitüsünden Dr.Ilona Linnoila bu çalışmayı yorumlamış ve nikotinin, nikotinik reseptörleri harekete geçirerek kanseri tetiklemesinin yanı sıra bağımlılığı da tetiklediğini ve bu şekilde sigara tüketimini artırdığını belirtmiştir.

ABD 'de kanserden ölüm oranları azalıyor. Amerikan Kanser Derneği tarafından(ACS) yapılan basın açıklamasına göre 1991 'de ki zirveden sonra kansere bağlı ölüm oranları % 20 azalmıştır. Akciğer, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanserlerinde ölüm oranlarındaki azalma daha da büyüktür. 
Verilere göre sadece 2009 'da 1,2 milyon kanser ölümü önlenmiştir. 
ACS ofis şefi PhD John Seffrin, gerçekte daha fazla doğum günü yarattıklarını söyledi.
Ayrıca ölüm oranlarındaki bu kazanımın tüm demografik gruplarda eşit olmadığının da farkında olunması gerektiğini söyledi. 
Bu açık kapatılmalı ki, insanlar fakir doğma şansızlığı ve dezavantajları yüzünden paniğe kapılmamalılar. 
Son rakamlar ACS tarafından yayınlanan iki raporda derlenmiştir. Bu raporlardan bir tanesi ACS web sayfasında yayınlanan 2013 Kanser Figürleri&Gerçekler, diğeri 17 Ocak 2013?te ?Cancer Journal for Clinicians 'da yayınlanan raporlardır. 
Veriler Ulusal Kanser Enstitüsü, Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi ve Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi 'nden elde edilmiştir. 
Bu ABD 'de kanserden ölümün azaldığını vurgulayan son birkaç hafta içinde yayınlanan ikinci büyük rapordur. Bu ayın başlarında Kanserde Ulusal Durum Yıllık raporu kanser ölümlerinin azalmaya devam ettiğini söylüyor. Son iki dekattır süren kanser mortalitesindeki azalma sevindiricidir, ancak halen katedilmesi gereken çok yol var. İnsan papilloma virüsüne(HPV) 'ye bağlı kanser insidansı artmaktadır ve HPV aşılamasının potansiyel koruyucu etkisi vardır. 
Pankreatik kanserlere işaret eden yeni raporda pankreas kanserlerine bağlı ölüm oranlarının halen arttığı, en öldürücü kanser tiplerinden biri olduğu ve hastaların çoğunun tanıdan sonraki ilk bir yıl içinde öldüğü ACS Sağlık ve Gözetim Merkezi 'nden, Rebecca Siegel ve Ahmedin Jemal tarafından vurgulanmaktadır. Araştırmacılar, birincil korunma, erken tanı ve tedavisinde ilerleme eksikliğinin ve pankreas kanseri araştırmaları için ek çaba gereğinin altını çiziyor. 

Kanser Ölümlerinde Azalma 
 
Kansere bağlı rapor edilen ölümler 1991 'de 215,1/100.000 den, 2009 'da 173.1/100.000 'e inmiştir. Kanserden ölüm oranlarında ki en büyük azalma 4 temel kanser akciğer, kolorektal kanserler, meme ve prostat kanserinde görülmektedir. Bu dört kanserden ölüm tüm kansere bağlı ölümlerin yarısıdır, ama akciğer kanseri en kötüsüdür. 2013 te tüm erkek kanserlerinde %28, kadın kanserlerinde %26 ölüm beklenmektedir. 
Son iki dekattır kolorektal kanserler, prostat kanserleri ve kadınlarda meme kanserinde ölümler %40, erkeklerde akciğer kanserine bağlı ölüm %30 azalmıştır. 
Ölüm oranlarında ki bu büyük azalma akciğer kanserinde sigara içiminin azaltılmasına, kolorektal kanserler, prostat kanserleri ve meme kanserinde erken tarama ve tedavideki gelişmelere bağlıdır. 
 

Kaynak: Medscape Medikal Haberler
 
 

 
Kanser Epidemiyoloji ve Önleme Dergisi' nde , 27 Aralıkta yayınlanan ABD anketinin sonuçlarına göre, son on yılda kolorektal kanser dışında ki taramalar Healthy People 2010 (HP2010) kanseri taraması hedeflerini karşılamadı. Ancak, serviks kanseri dışında ki tüm kanser türleri için kanserden kurtulanlar hedefleri karşıladı.

ABD'de artmış kanser önleme çabalarına büyük bir ihtiyaç vardır, özellikle tarama en önemli önleyici davranışlardan biridir ve yaşam kalitesi açısından toplumdaki hastalık yükünü, kayıpları ve sigorta masraflarını azaltmaya yardımcıdır.
 
 
Dr Clarke, 'Ama buna rağmen, bizim araştırmamız kanseri taramaları için uyum oranlarının, toplumun sağlık görünümü açısından ciddi etkileri olacak biçimde azaldığını göstermiştir,' dedi.
 
Erken tanı ve sağkalımı uzatan daha etkili tedavilere rağmen, kanser halen ölümcül ve oldukça yaygın bir kronik hastalığın önde gelen nedenidir. 2011 yılında, Amerika Birleşik Devletleri kansere bağlı ölümlerin sayısı 570.000' i aşmıştır.
Bu çalışmanın amacı, bir bağlılık önlem olarak HP2010 hedeflerini kullanarak, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen bölgeye özgü kanserler için taramaya uyumun 10 yıllık eğilimlerini analiz etmektir. Katılımcılar 1997 ve 2010 arasında detaylı kanser tarama bilgileri bulunan en az 18 yaşında 174.393 yetişkinde, Ulusal Sağlık Araştırması tamamlandı. 
 
Araştırmacılar ayrıca 3.8 milyon ABD işçisini temsil eden 7528 kanserden kurtulan yanı sıra kanser öyküsü olmayan 100 milyondan fazla çalışan Amerikalılar 'ı temsil eden 119.374 yetişkinin verilerini analiz etti. 
ABD nüfusunun % 54.6 sı, % 50 olan HP2010 hedefi ile karşılaştırıldığında kolorektal tarama için HP2010 hedefi aştı. Ancak, genel ABD nüfusu meme, serviks ve prostat kanseri taraması için önerilen HP2010 hedeflerinize ulaşmakta başarısızdı. 
 
Serviks kanseri tarama oranı insan papilloma virüsü aşısındaki artmanın Papanicolaou'nun testlerindeki azalmaya katkıda olabileceğini düşündüren, 21 yaş ve üstü kadınlarda, 18 yaşında ve daha büyük olanlardan daha yüksek bulundu. Prostat spesifik antijen (PSA) taraması yaptıran , 50 yaş üstü erkeklerin oranı 1999' dan 2010' a yaklaşık% 20 oranında azalmıştır, araştırmacılar bunun PSA taramasının etkinliği hakkında artan soruların bir yansıması olabileceğini önermektedir. 
 
Genel nüfus aksine, serviks kanseri dışında kanserden kurtulan hastaların hepsi HP2010 hedefini karşılamıştır, ancak yaşayan serviks kanseri hastalarında kanser taramaları son on yılda% 78 oranında düşmüştür. Genel nüfus ile karşılaştırıldığında, kanser hastalarında yüksek tarama oranları vardı, ama son 3 yıldır kanser taramalarına katılan kanseri tanılı hastalarda da bir düşüş oldu. Kanser tanılı hastalarda tarama oranları beyaz yakalı ve servis mesleklerinde çalışanlar da , mavi yakalı mesleklerde çalışanlardan daha yüksek bulunmuştur.
 
Çalışma Sınırlamalar ve Etkileri
 
Kanser hastalarında, genel nüfusa göre daha yüksek kanser tarama oranları vardır. Bununla birlikte, ulusal tarama oranları istenilenden daha düşüktür ve kanser öyküsü ve mesleğe göre eşitsizlikler vardır. 
Bu çalışmanın sınırlamalar tarım sektöründe istihdam edilen kanser hastası örneklem büyüklüğünün analiz için çok küçük olduğu, serviks kanseri için yapılan taramanın Papanicolaou testinin ne türde (sıvı tabanlı veya cam smear) yapıldığına dair bir veri eksikliğidir. 
Taramalardaki bu düşüş eğilimi gelecekte meme kanserleri ve serviks kanserleri mortalitesi üzerine negatif etkisi yanı sıra prostat kanseri geç teşhisi ve buna bağlı artmış morbiditeyle ilişkili olabilir. Çalışmanın yazarlarına göre, ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü ile Amerikan Kanser Derneği ve diğer tavsiye organları arasındaki anlaşmazlıklar on yıl boyunca kanser taramalarındaki düşüşe katkıda bulunmuş olabilir. On yılda işçi sigorta oranlarındaki düşüşte ayrıca, bir faktör olabilir.
 
Çalışmanın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.
 
Kaynak: Medscape
 

Erken meme kanserli kadınlarda, tüm meme radyoterapisinden sonra uzun dönemli kardiyak toksisite riski, mastektomi ile karşılaştırıldığında, 25 yıllık verileri kapsayan çalışma sonuçlarına göre artış göstermemektedir.
  
Çalışmanın sonuçları Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı' nda sunulmuştur. İlave olarak, 25 yılda mastektomi ve lumpektomi+radyoterapiyi kapsayan meme koruyucu tedavi(MKC) alan kadınlarda sağkalım sonuçlarıda benzer bulundu.  
 
Çalışma Filedelfiya Pennsylvania Üniversitesi, Abramson Kanser Merkezi'nde yapıldı. 
 
25 yıldan sonra, farklı iki tedavi kolundaki sağ kalım eğrileri farklılaşmaya başladı ve MKC grubunda sonuçlar daha kötüydü. Ancak MKC grubundaki sağ kalımdaki hafif düşüşten kardiyak toksisite sorumlu değildi. 
Çalışma sonuçları 102 yaşayan meme kanserli hastaların  50' isinden toplandı. Çalışmanın sponsoru Ulusal Kanser Enstitüsü' dür. 50 hastanın 26' sı MKC tedavi grubunda, 24' ü modifiye radikal mastektomi(MRM) grubundaydı.  
50 hastada toksisite de mutlak fark yoktu. Çalışmada detaylı kardiyak öykü ve fizik muayene, kardiyak laboratuvar testleri, anatomik ve fonksiyonel anormalliklerin tespiti için üç boyutlu kardiyak MRI( manyetik rezonans görüntüleme,  stenotik koroner hastalık ve koroner arter kalsiyum skorunun değerlendirilmesi için BT anjiyografi verileri toplandı. 
Çalışmada herhangi bir kardiyak morbiditenin modern tedavi planlamalarıyla azalmış olabileceği belirtilmektedir.  Klinisyenler tedavide CT smülasyon ve üç boyutlu konformal radyoterapi tekniklerini kullanmışlardır. Günümüzde yürütülen yeni bir benzer çalışmada sonuçların daha iyi olabileceği belirtilmiştir, çünkü daha yeni radyoterapi tekniklerinde daha fazla kardiyak koruma mümkündür.  
Bu çalışma MRM ile MKC' yi karşılaştıran ilk çalışmadır. Kardiyak toksisitenin görülebilmesi için daha uzun dönemli veriler daha değerli olacaktır.

Orijinal Çalışma:
Bu orijinal NCI çalışmasında, 1979 ila 1986 yıllarında tedavi edilen, Evre I ve II meme kanserli 247 hasta MRM veya MKC tedavisi (tüm meme ve/veya lenf nodları 45 ila 50.4 Gy, 15 ila 20 Gy BOOST) alanlar olarak randomize edildi. 
İlave olarak, hastaların %40' ı olan nod pozitif gruba aksiller diseksiyon ve 6 ila 11 kür doksorubisin-adriyamisin kemoterapisi aldı. Hastalar 1985' ten sonra tamoksifende aldılar. 
25 yıldan sonra sağ kalım eğrilerindeki farklılık meme kanseri radyoterapisine bağlı geç dönem pulmoner toksisite ile ilişkili olabilir mi diye bakıldığında, iki tedavi grubunda pulmoner toksisite büyük ölçüde benzerdi. 

Kardiyak Verilerin Detayı:

MKC grubunda sağ ya da sol meme radyoterapisi alanlarda CT anjiyogramda aterosklerozda farklılık yoktu.Zirve dolum noktası ve diastolik volümü kapsayan, diastolik fonksiyonlar iki grupta benzerdi. Medyan koroner arteriyel kalsiyum skoru da iki grupta  benzerdi. Hiçbir hastada myokardiyal fibrozis görülmedi ve her gruptan bir hastada perikardiyal kalınlaşma görüldü. MKC grubundaki hastalarda, kardiyak yapı ve fonksiyonlar sağ ve sol meme tümörlerinde benzerdi.Çalışma da herhangi bir ticari sponsorluk ilişkisi yoktur. Çalışmanın sonuçları,  Amerikan Radyasyon Onkolojisi Derneği(ASTRO) 54.Yıllık Toplantısı'nda 29 Ekim 2012 tarihinde poster olarak sunulmuştur. 
Kaynak: Medscape

Uzmanların tahmini, İngiltere'de kanserin yol açtığı ölümlerin 2030'da yüzde 17 azalacağı yönünde. Verilere göre, 2010 yılında yüz binde 170 olan kanserden ölümlerin, 2030'da yüz binde 142'ye düşeceği tahmin edilmekte.

En yüksek düşüş de, yüzde 43 ile yumurtalık kanseri vakalarında olacak. En fazla ölüme yol açan akciğer, meme, bağırsak ve prostat kanserlerinde de düşüş bekleniyor.

Bilim insanlarına göre bu durumda, sigara kullanımının azalmasıyla hastalığın teşhis ve tedavisinde sağlanan ilerleme etkili.