e-Posta :
Şifre :


Cerrah Olmak

Gecenin karanlık sessizliğinde acı acı çalan bir telefon sesi ile uykumun kalın perdesi hafifçe aralanıyor.
Hiçbir telefon acı acı çalmaz aslında, ama bir cerrahsanız onun acı mı, tatlı mı çaldığını anlayabilirsiniz yıllar içinde. Israrlı bir şekilde devam ediyor o tanıdık monoton melodi. Artık yaşamımın bir parçası olan o bildik endişe ile aralamaya çalışıyorum gözlerimi ve her gece yanı başımda göreve hazır bir şekilde bekleyen telefonuma uzanıyorum. Ekrandaki ismi görünce endişem bir kat daha artıyor. Ev halkı uyanmasın diye bir an önce açmaya çalışıyorum telefonu uyku dolu gözlerle. Karanlıkta denk getirip açmak da kolay değil elbette, sesi giderek daha da artıyor sanki meretin, değil evdekileri, komşuları da uyandıracak neredeyse. “Alo…” Karşıda içimdeki endişeyi pekiştiren kasvetli, ama o saatte olabildiğince kibar bir ses, “Hocam, iyi geceler, rahatsız ediyorum bu saatte, Acil Servis’ten bir hasta danıştılar, aort diseksiyonu…” Kısa bir sessizlik anından sonra, iki sözcükten oluşan bir soru dökülüyor ağzımdan, “Saat kaç?”, cevap gecikmiyor; "3'ü 20 geçiyor hocam". Ne fark edecekse sanki saatin kaç olduğu, 03:00 ya da 05:00, gecenin bir vakti işte! Cerrah beyninin anlamsız bir anlık tepkisi! Bir an önce kalk, yüzünü yıka, kendine gel, giyin ve hastaneye git değil mi? Hasta hakkında biraz daha bilgi aldıktan sonra doğru hastaneye gidiyorum ve asıl gerilim filmi orada başlıyor. Benim için sıradan kötü bir gece belki ama bekleme salonundaki hasta yakınlarının gecesi çok daha kötü olacak, belki de yaşamlarındaki en kötü gece! Koşuşturma içinde stres giderek artıyor. İşte bu yoğun stres değil midir ki, cerrahı o saatte ayakta tutan ve belki de bu mesleğe bağlayan. Çelik gibi sert ve gergin, dayanıklı olmalı cerrah dediğin!

Yazıma böyle başlamak istedim, hemen her cerrahın kendi branşında benzerini defalarca yaşadığı bir olayla. Öncelikle böyle bir yazı yazmak için bana cesaret veren Sevgili Esra Öz’e çok teşekkür ediyorum, yıllardır bilimsel yazılar dışında bir şey yazmayan birisi için böyle bir yazı hazırlamak o kadar da kolay bir şey değil. Şimdi tekrar konumuza kaldığımız yerden devam edelim. Evet, cerrahlık, insanlık tarihinin en eski mesleklerinden biri, hatta sadece bir meslek değil, bir yaşam tarzı. Sözüm meclisten dışarı, “İnsanın aptalı doktor, doktorun aptalı cerrah, cerrahın aptalı beyin cerrahı olur” diye hemen herkesin bildiği ve biz hekimlerin de kendimizi tiye aldığımız bir söz vardır. Biz kalp damar cerrahları da rahatlıkla bu kategoriye girebiliriz ! Ama mesleğimizden de şikayet edip sızlanacak değiliz elbette, sonuçta kimse bizi kafamıza silah dayayarak zorlamadı branş seçimimizde. Oldukça zor ve uzun bir asistanlık dönemi yaşadık hemen hepimiz. Tuttuğumuz nöbetler inanılmaz sayılara ulaşmıştır çoğumuzun, o günlerde nöbetlerin fazlalığından şikayetçi olsak da, uzman olduktan sonra çoğu şeyi de bu nöbetlerde öğrendiğimizi fark ettik. Çömez asistanken nöbet listesine bakmaya bile gerek kalmazdı çoğu zaman, eğer hastanede değil de evimizde uyanmışsak o gün nöbetçi olduğumuzu bilirdik, günaşırı nöbet tuttuğumuz dönemlerde. Ailemiz, eşimiz, dostumuz bile kendilerini bu nöbet temposuna göre ayarlardı. Zaten ailemiz, dostlarımız, hatta kız arkadaşlarımızdan daha çok asistan arkadaşlarımızla geçerdi zamanımız. Nasıl erkeklerin askerlik anıları, kadınların doğum anıları bitmezse, biz cerrahların da mesleğimizle ilgili anıları bitmez. Hepimizin yolun ortasında tatilden dönmek, filmin ortasında sinemadan çıkmak, kızımızın okul gösterisine, oğlumuzun diploma törenine geç kalmak, hatta düğünümüzden önceki gece nöbet tutmak gibi anılarımız vardır asistanlık ve uzmanlık dönemlerimizde. Yaşamımızla ilgili kısa, orta, hatta uzun vadeli bir plan yapma şansımız neredeyse hiç olmadı yaşadığımız bu süreçte. Uykusuz geçen nöbetlerden sonra gün içinde çalışmaya devam ettik, hatta iki üç gece üst üste blok nöbet tuttuğumuz günler bile oldu. Ama dayanamayıp istifa eden bir iki arkadaşımız dışında, büyük çoğunluğumuz ideallerimiz uğruna bu zorluklara katlanmayı başardık, uzmanlık mertebesine ulaştık ve bugünlere geldik.

Son yıllarda, genel olarak hekimlik mesleği ve hekimlerin çalışma koşullarında yaşanan olumsuzluklar, bizim moral ve motivasyonumuzu bozmakla kalmıyor, aynı zamanda halkın gözündeki hekim imajını da giderek zedeliyor. Medyada hemen her gün bir sağlık çalışanının hasta yakınları tarafından şiddete maruz bırakıldığını görüyoruz. Hatta hepinizin bildiği gibi, ne yazık ki ölümle sonuçlanan şiddet olguları bile yaşadık son dönemlerde. Cerrahlar sağlık çalışanlarına yönelik bu şiddetten nasibini en çok alan hekim grubu. Nedenini tahmin etmek zor değil elbette, insanüstü bir canlı olan cerrahın hata yapma lüksü yoktur! Hastanızın yaşamı konusunda özveri ile en büyük riski almak, hasta yakınları ile doğrudan muhatap olmak ve en kötüsü onlara acı haber vermek zorunda kaldığınızda, o hiçbir hekimin yapmak istemediği konuşmayı yapabilmek zor, gerçekten çok zor işler. Ama sonuçta hasta haklarının olduğu, ama hekim haklarının olmadığı bir ülkede yaşıyoruz, ne yazık ki.

Evet, ne demiştik; her şeye rağmen, her gece, gecenin bize nasıl sürprizler hazırladığını bilmeden uykuya yatmaktır cerrahlık. Emeğimizin karşılığını almıyor ve hiçbir zaman alamayacağımızı biliyor olsak da, bir insanı yaşamda tutabilme ve çektiği acılara çare olabilme düşüncesinin bile paha biçilmez olduğunun farkındayız. Bu da bu mesleği gönül bağıyla sürdürebilmemiz için gerçekten büyük güç veriyor bize…

Bıçağı ele aldıklarında
Cerrahlar
Çok dikkatli olmalılar
Çünkü ince kesiklerin altında
Kımıldanır durur suçlu: Yaşam!
Emily Dickinson

Bu yazı Med-Index özel içeriği olup tüm hakları saklıdır. Kaynak göstererek dahi olsa, izin alınmadan tamamen veya kısmen kopyalanması yasaktır. Kullanım izni için lütfen site yönetimi ile temasa geçiniz.

Tarih : 06.09.2013

Kategori: Kalp Damar Cerrahisi

Etiketler: Kalp-damar cerrahisi

Yorumlar:

Henüz bu haber ile ilgili bir yorum yazılmamış