e-Posta :
Şifre :


Estetik Cerrahide Etik Sorunlar

Plastik Cerrahi alanındaki devrimsel nitelikteki gelişmeler sayesinde, şekil bozukluğu yaratan doğumsal anomaliler, yanıklar ve kanser nedeniyle meydana gelmiş doku kayıpları olan hastaların tedavisinde çok ciddi yol alındı. Estetik cerrahiye olan ilgi ise, son yıllarda, özellikle batı kültürünün etkisi altındaki toplumlarda görünüm ve imaja verilen önemin yoğunlaşması ile artış gösterdi. Sağlık sektöründe, estetik cerrahinin popülerliği de, son zamanlarda tüketici talebini yansıtan bir artış gösterdi. Yazılı ve görsel basın, tüm dünyada, bugüne dek hiç olmadığı kadar insanların çekicilik, arzu edilme ve seksilik algısı bağlamında hırslanmasına yol açtı. Bunun sonucu olarak da, tüketim toplumlarında beden imgesinin önemi giderek arttı.
Estetik cerrahi uygulamaları, yaşam kurtaran değil, yaşam kalitesini artıran girişimlerdir. Estetik cerrahi uygulamalarının iki ana nedeni vardır: Birincisi, estetik cerrahi talep eden hastanın arzusunu yerine getirmek ve hastayı tatmin etmek; ikincisi de hastaların psikolojik ihtiyaçlarına çözüm bulmaktır... Bir estetik ameliyat gerçekleştirirken hastaların gerekçeleri, arzuları ve talepleri göz önüne alınmalıdır. Unutulmamalı ki, ameliyat sonrasında mutlu bir hasta elde etmenin en temel koşulu doğru hasta seçimidir.

Günümüzde estetik cerrahi, bir kimlik krizi ve etik ikilemler yaşıyor. Bu ikilemlerden biri şu: Acaba estetik cerrahi, pazar kurallarına göre yönlendirilen ve birincil amacı kazanç elde etmek olan bir dal mıdır, yoksa hastalara yararlı olma niyeti taşıyan ve sağlık sisteminin önemli bir yapıtaşı mıdır? Anlamsız ve gereksiz bir alt dal mıdır, yoksa geniş bir hasta grubuna gerçek ve ihtiyaç duyulan bir hizmet gerçekleştiren bir ana dal mıdır?

Aslında birçok ülkede, sokaktaki insanlar arasında da, diğer dal hekimleri arasında da, estetik cerrahinin boş, gereksiz, anlamsız işler ürettiğini, bu işlerle inanılmaz paralar kazandıklarını, hastaları için en iyi seçeneği arayacak gerçek bir hekim gibi davranmadıklarını ve yerleşmiş kurumlar tarafından kontrol edilmediklerini düşünen insanlar var. Halbuki, bugünkü tam adıyla Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi, kapatılamayan yaralara, çıkarılamayan tümörlere, doğuştan gelen veya sonradan olan şekil ve işlev bozukluklarına, insanların görünümlerinde takılıp kaldığı, bu nedenle gerek özel, gerek iş yaşantısında mutsuz olduğu sorunlarına çözüm bulan, yaratıcılıkta sınır tanımayan çok önemli bir bilim dalı... Plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanlığı, tıp fakültesi eğitimini izleyen ve 5-6 yıllık bir eğitim ile elde edilen bir uzmanlık dalı ve bugün ülkemizde 800 civarında plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanı görev yapıyor. Bu hekimler, deri tümörlerini çıkarıyorlar, meme kanseri hastalarında yeniden meme yapıyorlar, el yaralanmalarını mikrocerrahi yöntemlerle onarıyorlar, çene ve yüz kemiklerini plak vidalarla yeniden inşa ediyorlar, yanan hastalara günlerce pansuman yapıyorlar, doğuştan anomalili organları yeniden yapıyorlar ve tabii ki estetik girişimlerle insanların özgüvenlerini yerine getiriyorlar.

Günümüzde, hem özel hekimlikte, hem de akademik ortamda, estetik uygulamalarda cerrahi olmayan estetik uygulamalara doğru bir kayma var. Bugünkü uluslararası verilere baktığımızda tüm estetik işlemlerin % 65’ini cerrahi olmayan uygulamalar oluşturuyor. Hastaların estetik uygulamalara talebinin artması, dolgu, botulinum toksini, lazer gibi cerrahi olmayan uygulamalar için piyasada nakit akışının katlanarak artmasına sebep oldu. Bu da hekimlere genişlemiş bir iş ortamı sunuyor. Bu nispeten basit ve hizmet karşılığı ücret ödenen bir iş olması nedeniyle estetik işlemler, tıbbın altın yumurtlayan tavuğu olarak değerlendirilebilir. Tabii ki söz konusu sıcak para olunca etik sorunlar karşımıza çıkıyor. Son zamanlarda, toplumumuzda bir kavram kargaşası yaratılmaya çalışılarak estetikçi, kozmetik cerrah, saç ekim uzmanı, medikal estetik uzmanı, fasiyal plastik cerrahi uzmanı gibi Türkiye’deki yasalara uymayan uzmanlık dalları tanımlanmaya ve alanımıza ait işlemlerin başkalarınca yapılmasına imkan yaratılmaya çalışılıyor. Yetkinliği olmayan hekimler tarafından yapılan uygulamalar ciddi sorunlar ve beraberinde tartışmalar yaratıyor. Tıbbi uygulamaları düzenleyen yasaların çok net olmaması, denetim mekanizmalarının işlememesi, cezaların caydırıcı olmaması ve tıbbi uygulamalar ile güzellik amaçlı uygulamaların sınırlarının çok net olmaması, ne yazık ki, toplum sağlığını tehdit eden sonuçlara gebe... Bunun örneklerini sıklıkla yazılı ve görsel basında izliyoruz.

Yukarıda anılan uzmanlık sıfatlarının hiçbiri Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve YÖK tarafından tanımlanmış uzmanlık alanları değildir. Hastaların, estetik ameliyat olma talebiyle başvurduğu hekimin Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik cerrahi alanındaki uygulamalar için yetkin olduğunu gösterecek en doğru belge, Sağlık Bakanlığı tarafından verilen uzmanlık belgesidir ve bu belgeyi görmek istemek hastaların en doğal hakkıdır. Bunun yanı sıra, uzmanlık derneklerinin yeterlik kurulları tarafından her yıl yapılan sınavlarla yetkinliğini kanıtlayan uzmanlara belli bir süre için verilen Yeterlik Belgelerinin de hastalar tarafından sorgulanması da ayrı bir önem taşımaktadır. Günümüzde araştıran, daha çok soru soran, birden fazla plastik cerrahla görüşen ve sonuçta içine sinen ve en çok güven veren plastik cerraha ameliyat olan hasta sayısı giderek artıyor.

Estetik cerrahi ve etik
Estetik cerrahinin yaygınlaşması ile etik ilkelerin istismar edilmeye başlaması, son yıllarda belirgin olarak artmaya başladı. 1979 yılında Beauchamp ve Childress’in yayınladığı “Biyomedikal Etiğin İlkeleri”nde, sonradan çağdaş tıp uygulamalarının etik temelini oluşturan 4 ana ilkeden söz ediliyor: Bunlar, hastanın özerkliğine saygı, yararlılık, zarar vermeme ve hakkaniyet olarak sıralanabilir.

Hastanın özerkliğine saygı - aydınlatma
Normal şartlarda, yetişkin bir insan, ameliyat olup olmama konusunda karar verme hakkına sahiptir. Hastalara yeterli bilgi verilmiş olması şartıyla, bu hastaların arzularına saygı gösterilmelidir. Yeterli bilgi verilmesi, hekimin bilgilendirme ve aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesiyle olur. Burada bilgilendirme veya aydınlatmadan kastedilen, hekimin ameliyat sürecini, ameliyattan elde edilecek yararları, ameliyatın risklerini ve alternatif cerrahi ve cerrahi olmayan seçenekleri hastaya ayrıntılarıyla açıklamasıdır. Herhangi bir hastalığı olmayan estetik cerrahi hastaları için bu daha da önemlidir. Estetik amaçlı tıbbi ve cerrahi girişimler, insan sağlığı üzerinde çözümü zor veya uzun sürebilen istenmeyen etkilere yol açma riski olan, sağlıklı bir bireyin kendi kararı ve seçimi ile uygulanan ve bu nedenle ciddi etik sorunları barındıran tedavi yöntemleridir. Böyle durumlarda, hastanın özerklik hakkı ile hekimin önce zarar vermeme ilkesi çelişir. Cerrahlar hastaların beklentilerinin gerçekçi olup olmadığını anlamak durumundadırlar.

Günümüz tıbbının merkezinde, artık hastanın sözlü ve yazılı olarak bilgilendirilmesi, aydınlatılması ve bunların yapıldığına dair imza alınması var. Buna aydınlatılmış onam diyoruz. Estetik cerrahi, tıbbi uygulama hatalarında yüksek risk taşıyan dallardan biridir. Özellikle A.B.D ve Avrupa ülkelerinde yıllardır yaşanan tıbbi uygulama hatalarına bağlı davaların son yıllarda ülkemizde de giderek arttığını görüyoruz. Genellikle tıbbi uygulama hatasına bağlı davaların büyük kısmı teknik hatalar nedeniyle değil, yanlış hasta seçimi ve hekim-hasta arasındaki yetersiz iletişimden veya iletişim kopmalarından dolayı açılıyor. Bu nedenle hastanın yazılı onamı, hekim-hasta arasındaki ilişkinin en temel yapıtaşını oluşturduğu ve mesleki korunmayı sağladığı için çok büyük önem taşıyor.

Yararlılık
Sağlık çalışanlarının, hastaların yararını gözetecek şekilde davranması ilkesidir. Bilimsel kanıtlara dayanarak tedavi uygulama bunun temel dayanak noktasıdır. Birçok hasta, görünümlerinde gerçekten var olan şekil bozukluklarının bilincinde olup, ağrı, sosyal içe çekilme ve çeşitli rahatsızlıklar duyabilirler. Bu hastaları, hastanın özsaygısını ve benlik imgesini düzeltmek için ameliyat etmek, yararlılık ilkesi açısından kabul edilebilir bir davranıştır ve bu grup hastalar estetik cerrahiden fayda görürler.

Bazı hastalar ise, gerçek psikolojik sorunları olan hastalardır, cerrahi girişimle tedavi edilmeleri söz konusu değildir. Bunların başında gelen Beden Algı Bozukluğu insanların var olmayan ya da çok hafif olan kusurları ile sürekli uğraşmaları ve ısrarla cerrahi olarak düzeltilmesini talep etme girişimleri ile kendini belli eden psikiyatrik bir sendromdur. Dismorfofobi ve aşırı narsizmde benzer sağlık sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hastaların beklentileri gerçekçi ve ulaşılabilir değildir. Sonuca bağlı olmaksızın, mutlu olma şansları yoktur; dolaysıyla hastaya yararlı olma şansı da olmadığı için yararlılık ilkesi ile çelişir.

Zarar vermeme
Bir hekim, hasta yararının tersine veya hastaya zarar verecek bir davranış veya harekette bulunamaz. Bir cerrah, hastaya yarar sağlamayacağına inanıyorsa, gerçekçi beklentileri olmayan ve ciddi sağlık sorunları olan hastalarda ameliyatın ve anestezinin olası riskleri, işlemin yararına ağır basıyor ise, cerrahi girişimde bulunmayı reddedebilir. Hiçbir cerrah sadece kişisel maddi çıkarları için ameliyat kararı vermemelidir. Cerrahi girişimler, sadece tam donanımlı, ileri yaşam desteği imkanı bulunan ve sağlık otoriteleri tarafından ruhsatlandırılmış merkezlerde yapılmalıdır.

Hakkaniyet
Sağlık en temel insan hakkıdır ve her bireyin tıbbi bakıma ulaşabilirliği eşit olmalıdır. Estetik girişimler açısından da tıbbi bakım herkes için eşit olmalıdır, zira estetik cerrahi ihtiyacı ve talebi artık toplumun tüm sınıflarında olabilmektedir. Ancak, dünyanın hiçbir yerinde estetik cerrahi uygulamalarının geri ödeme sistemleri tarafından karşılanması söz konusu olmadığı için, toplumun her kesiminin estetik girişimlere ulaşabilmesi mümkün değildir... Kamu hastanelerinde klinik ihtiyaçlara göre istisnalar olabilir, ancak özel sektörde sadece parası olanlar ameliyat olabilmektedir.

Ergen hasta
Estetik cerrahide diğer bir etik ikilem, ergenlik dönemindeki bireyleri ameliyat edip etmeme konusunda yaşanmaktadır. Ergen bireylerin de estetik ameliyata ihtiyacı olabilir. Ancak soru şu: Henüz fiziksel gelişmesi ve psikolojik olgunlaşması tamamlanmamış bir bireye, estetik ameliyat uygulanmalı mıdır? Herhangi bir karar vermeden önce, ergen hastanın deformitesinin ağırlığı, psikolojik ve duygusal olgunluğunun derecesi ve sonuçla ilgili beklentilerinin ne olduğu çok dikkatli değerlendirilmelidir. Damgalayıcı özelliği olan, çocuğun psikolojik durumunu olumsuz etkileyen, derslerine, özel yaşantısına odaklanmasını engelleyen deformitelerde ameliyat kararı verilebilir.

Estetik cerrahinin ekonomik yönü
Estetik cerrahi ve tıbbi estetik girişimler, sağlık endüstrisinde önemli bir kazanç kapısı haline geldi. Çünkü bu tedaviler karşılığında parayı ödeyen, tüketicinin kendisi, yani hastadır. Burada da standart ekonomik kurallar geçerli, yani her kar amaçlı kuruluş gibi ekonomik baskılara duyarlı bir sistem yürümekte... Bu da sadece estetik cerrahi ve tıbbi estetik girişimler yapan hekimlerin bazı çıkış yolları aramasına yol açabiliyor. Bunlardan biri reklam kullanımının artması... Öte yandan, rekonstrüktif işlemler için geri ödeme miktarlarının azalması, bu ameliyatları yapan cerrahların gelirlerine katkısının az olması, piyasada katı bir rekabete ve fiyatlandırma baskısına yol açıyor. Buna ek olarak, estetik işlem yapan, ancak plastik cerrah olmayan hekimlerin, hatta hekim olmayan kişilerin sayısının artması da büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bugün ne yazık ki, artık bu işi sadece plastik cerrahlar yapmıyor, sahibi hekim olsun olmasın, her gün yeni estetik merkezleri açılıyor. Öte yandan, yararlılık ve dürüstlük zorunluluğu göz önüne alındığında, bir hekimin klinik olarak yararı kanıtlanmamış bir ürünü tavsiye etmesi, ticaret yapması, pazarlama aracı olarak hekimlik unvanını kullanması etik olarak kuşkulu bir durum yaratıyor.

Bu rekabetçi ortamda, tıbbi ve cerrahi estetik uygulamaları yapan hekimlerin ayakta kalabilmek için üç strateji seçeneği bulunuyor. Bunlardan birincisi ve belki de en çok uygulananı indirim yapma, bir diğeri farklılık yaratma ve sonuncusu da belli bir konuya odaklanmadır. İndirim yapma konusu çok tartışmalı bir konu; etik açıdan bakıldığında farklılık yaratan ve belli bir konuya odaklanan hekimin o konuda derinleştiği ve deneyimini artırdığı, hastayı daha çok tatmin eden bir hizmet sunduğu, meslektaşlarından daha çok hasta yönlendirildiği ve dolayısıyla daha çok hastaya ulaşabildiği göz önüne alındığında, daha doğru bir yaklaşım olarak görülüyor.

Pazarlama-Reklam-Medya
Peki, bir hekim sunduğu hizmeti hastalarına nasıl anlatmalı, onlara nasıl ulaşmalı? Hekimlerin reklam yapması yasak ama kural tanımayan bazı hekimler, bazı özel hastaneler, medikal firmalar ve cihaz üreticileri, ürünlerini doğrudan son kullanıcıya pazarlamanın dayanılmaz cazibesini keşfettiler. Son yıllarda, estetik cerrahinin pazarlama stratejileri çok yaratıcı hale geldi. Estetik cerrahi büyüyen bir iş kolu ve hekimlerin kendilerini kabul ettirebilmek için reklam yapma ihtiyacı da büyüyor. Olası hasta grubundan pay alma kaygısı ve güdüsü, tüketim toplumlarında beden imgesinin giderek daha fazla önem kazanması ve yazılı ve görsel basın tarafından pompalanması, estetik cerrahları etik çelişkilere itiyor.

Reklam verme mi? Toplumu bilgilendirme mi?
Estetik cerrahide reklamlar, genellikle girişimlerle ilgili riskleri vurgulamıyor, küçük gösteriyor, hatta gizliyor. Halbuki, özellikle estetik cerrahide tıbbi hata riskini artıran bir çok durum sıklıkla karşımıza çıkabiliyor. Hastanın gerçekçi olmayan beklentileri, hastanın ameliyat öncesi fiziksel ve duygusal sağlık durumunun iyi olmaması, sigara, ilaç ve diğer maddelerin kullanımı, ameliyatın yeterlik sahibi olmayan ya da deneyimsiz cerrahlar tarafından yapılması, uzun süren cerrahi girişimler veya birden fazla girişimin aynı anda yapılması gibi durumlarda ameliyat sonrası ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Günümüzde çok değişik reklam araçları ile karşılaşıyoruz. Gazete, dergi veya broşürlere ilan vermek artık demode oldu. Onun yerine gazete veya magazin dergilerinde boy göstermek, ünlü bir kişiyi ameliyat etmek veya ismini kullanmak, dolaylı olarak ismini kullandırmak, para karşılığında televizyon şovlarına çıkmak, yazılı ve görsel basında öne çıkan taktikler... Günümüzde internet çok daha önemli bir araç haline geldi. İnterneti kullanmayan hekimin ayakta kalması çok zor görünüyor. Bugün hekim arayışında olan insanlar mutlaka internetten araştırma yapıyorlar, hekimlerin veb sayfalarını inceliyorlar, forum sayfalarından soru soruyorlar. Bu yüzden internet arama motorlarında öne çıkmak için para ödeme, forum gruplarında övgülü ya da örtülü reklam yapma ve internet siteleri üzerinden yapılan promosyonlar da internet üzerinden hasta payını artırmaya yönelik olarak uygulanan bir strateji haline geldi. Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım ağlarını etkin kullanmak, toplumu bilgilendirmek için de, reklam için de sık başvurulan bir yöntem... Tüm bunların estetik cerrahinin popülaritesini artırdığı da bir gerçek...

Şu da bir gerçek ki, web sayfalarından doğru bilgilendirme yapılması hem hastalar için bir ihtiyaç, hem de hekimin toplumsal görevi... Bunu yaparken bilimsel verilere dayalı bilgilerin, tedavi sürecinin, tedavi ile ilgili risklerin doğru aktarılması gerekiyor. Özellikle estetik cerrahide önemli bir bilgi kaynağı olan ameliyat öncesi ve sonrası fotoğrafların web sayfasına yerleştirilmesi, bir yandan hastaya karar aşamasında önemli bir katkı sağlarken, diğer yandan hekimin reklamı gibi algılanmaktadır. Aslında ülkemizde yasalar böyle bir uygulamaya izin vermiyor. Ancak, bu konudaki sorun, yurtdışı kaynaklı benzer sitelerde bunlara kolaylıkla ulaşılabilirken; ülkemizdeki kısıtlamalar nedeniyle, plastik cerrahların bunu yapamaması, ama plastik cerrah olmayanların kural tanımaz bir şekilde yapmaya devam etmesidir. Rekabet ve Reklam kurullarına, Tabip Odalarına, İl Sağlık Müdürlüklerine yapılan şikayetlere verilen basit ve yıldırıcı olmayan cezalar nedeniyle bu konuda bir türlü sonuç alınamıyor ve karmaşa sürüp gidiyor.

SON SÖZ
Estetik ve rekonstrüktif işlemler arasında keskin bir sınır yok. Karmaşık rekonstrüktif işlemler, estetik amaçla uygulanabileceği gibi, aksine estetik teknikler de rekonstrüktif bir işlemin sonucunu daha da iyileştirmek için kullanılabilir.İyi estetik cerrahlar, aynı zamanda rekonstrüktif işlemleri de iyi yapabilen cerrahlardır. Estetik yeteneklerini iyi kullanan cerrahlar, rekonstrüktif ameliyatlarda da en iyi sonuçları alırlar.Gerçekte, estetik cerrahi olarak adlandırılan işlemler, yıllar boyunca mükemmellik arayışı içinde gerçekleştirilen karmaşık rekonstrüktif işlemlerin uzantısıdır. Dolayısıyla, plastik cerrahinin üzerindeki “sadece iyi para kazanan ve ıvır-zıvır işlerle uğraşan naylon cerrahlar” imajını, uzmanlık alanımızı etik ve ahlaki değerlerle donatarak yok etmemiz gerekiyor.

Öte yandan, bu ilkelere bağlı kalarak, estetik alanında pazarlama ve reklam kampanyaları yapan rakiplerle baş etmek nasıl mümkün olabilir? Bunun için, öncelikle bunun bir kısa mesafe koşusu değil bir maraton olduğunu kabul etmek gerekir. Sadece hastalara karşı değil, mesleğimize ve meslektaşlarımıza karşı da kendimizi temsil ederken dürüst ve ahlaklı olmak, önce insan olmak en önemli erdem... Hipokrat’ı hatırlamalı, “hekim” olmalı, hasta güvenliği değerlerini en önde tutmalı... Bunu yaptığınızda, uzun vadede ne kadar iyi, yetenekli ve ahlaklı bir hekim olduğunuzu, reklam ve pazarlama stratejisi ile ulaşabileceğinizden daha fazla insan duyacaktır.

Bırakalım, bizi hastalarımız konuşsun...





Bu yazı Med-Index özel içeriği olup tüm hakları saklıdır. Kaynak göstererek dahi olsa, izin alınmadan tamamen veya kısmen kopyalanması yasaktır. Kullanım izni için lütfen site yönetimi ile temasa geçiniz.

Tarih : 12.09.2013

Kategori: Tıp Etiği ve Hukuk, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahisi

Etiketler: Tıp etiği, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahisi

Yorumlar:

Henüz bu haber ile ilgili bir yorum yazılmamış